YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Başmüşavir’den Al Haberi!
24 Haziran 2015 11:13

Ruşen Çakır’a gösterilen hassasiyet Yakup Köse’ye gösterilmedi!

Onbirinci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e 12 yıl boyunca Başmüşavirlik yapmış Ahmet Sever’in hatıralarını okurken birkaç ayrıntı “çocuktan al haberi” denilmesine benzer bir cümle kurmamıza vesile oldu: Başmüşavir’den al haberi!

Bir önceki yazımızda 200 sayfa boyunca Abdullah Gül’ün ne kadar makbul ve itibarlı bir siyasî şahsiyet olduğunun kanıtlanmaya çalışıldığını belirtmiştik. Başmüşavir’in 12 yıllık hatıralarına bakınca adeta “keşke hükümetin başından hiç ayrılmasaydı da Türkiye yıldızı parlayan ülke olmaya, huzur için örnek gösterilecek ülke olmaya devam etseydi” cümlesini kurmaya hazır hâle geliyorsunuz! Anlatılanlardan hareketle Gül’ün hem Başbakanlığı, hem Dışişleri Bakanlığı, hem de Cumhurbaşkanlığı döneminde kadrinin kıymetinin bilinmediği kanaatine sahip oluyorsunuz! Üstelik bu kadir kıymet bilmeyenler patiyi birlikte kurdukları dava arkadaşlarıdır! Bu kadar da hakşinaslıktan uzaklık olamaz diyor ve bu kadir kıymet bilmeyen dava arkadaşlarına en az Gül kadar siz de kızıyorsunuz! Sizin bu kanaate varmanızı temin eden ise 12 yıl Başmüşavirlik yapmış birinin anlattığı tanıklıkları!

12 yılı kapsayan hatıralar arasında bilgi açısından doğruluğundan şüphe ettiğiniz birkaç olay olmasına rağmen, anlatılanların doğruluğunu tartışacak değiliz. Mesela Hakan Fidan’ın TİKA Başkanı olarak atanmasını Başbakan olarak Abdullah Gül’ün yaptığı bilgisi yer alıyor hatıralar arasında. Başmüşavir, Hakan Fidan’ın Başbakan olarak Abdullah Gül tarafından keşfedilip bürokrasiye kazandırıldığını anlatıyor. TİKA Başkanı olarak atanmasının da Abdullah Gül tarafından yapıldığını söylüyor. Muhtemelen doğrudur! Biz Fidan’ı kimin keşfettiği ile ilgilenmiyoruz. Fakat Abdullah Gül’ün 2003 Mart ortasında Başbakanlık'tan ayrıldığını biliyoruz. Başbakanlığı döneminde TİKA Başkanı olarak Savaş Şafak Barkçın’ı atadığı bilgisine sahibiz. Barkçın’ın TİKA Başkanı olarak bağlı olduğu Bakan Beşir Atalay’ın çalışma tarzına tahammül edemediği için mide kanaması geçirdiğini, mide kanamasından sonra görevden affını istediğini, bunun üzerine Hakan Fidan’ın isminin gündeme geldiğini biliyoruz. TİKA Başkanlığı’ndan affını istedikten sonra ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a dış politika danışmanı olduğu bilgisini de henüz unutmadık. Muhtemelen Başmüşavir’in verdiği bilgi doğrudur, Mart ortasında Başbakanlıktan ayrılmadan önce Hakan Fidan’ın atamasını yapmıştır! Biz tarihleri karıştırıyor olabiliriz! İnsan olarak hafızamız nisyan ile malul çünkü!

Neyse meselemiz bu değil zaten.

Başmüşavir, anlattığı hatıraları arasında Ruşen Çakır’la ilgili bir olayı özellikle zikrediyor. Cumhurbaşkanı olarak Abdullah Gül olaya müdahil oluyor ve Ruşen Çakır gözaltına alınmaktan son anda kurtuluyor. Anlatılanlara göre Nedim Şener – Ahmet Şık’tan önce Ruşen Çakır paralel savcılar tarafından gözaltına alınmak istenmiştir. İstihbaratı alan Ruşen Çakır, Başmüşavir’i arayarak görüşmek ister ve Ankara’ya gelerek meseleyi anlatır. Başmüşavir, meseleyi Cumhurbaşkanı’na aktarır. Araştırılır ve Ruşen Çakır’ın istihbaratı doğru çıkar. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı devreye girer ve paralel savcıların gözaltına alması engellenir. Nedim Şener – Ahmet Şık hakkında bu engelleme işinin nasıl başarılı olamadığı meselesi biraz muğlâk, hatta muallâkta kalsa da Cumhurbaşkanı’nın basın özgürlüğü karşısındaki cevvalliğine sevinmekten öte bir tavır takınmak gelmez elinizden. Hatta aklınıza 28 Şubat silindirinin altında kalan yaşı en küçük hükümlü Yakup Köse’nin ismi gelmez. 28 Şubat sürecinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile birlikte mağdur olmuş, idamla yargılanmış bir imam hatip öğrencisi hakkında bir şey yapıp yapmadığı konusunda bir bilgi sahibi değiliz. Çünkü Başmüşavir bu mesele hakkında herhangi bir bilgi vermez! Fakat şu çıkarımda bulunabiliriz: Bu konuda anlatılacak bir şey yoksa demek ki Cumhurbaşkanı bu mesele hakkında herhangi bir adım atmamıştır. Adım atıldıysa bile Başmüşavir bu meseleyi hatıraları arasında zikretmeye değer görmemiştir!

Bazı muhabirlerin Cumhurbaşkanı’nın uçağıyla dış gezilere nasıl olup da katılabildiği ise Başmüşavir’in anlattığı birkaç olayla açıklığa kavuşmuş oldu. Ruşen Çakır’ın Cumhurbaşkanı’nın uçağına alınarak Köşk tarafından korunduğu kanaati oluşturulmaya çalışılması girişimi üzerinde durmayacağız. Onun zaten özel olarak korunduğunu Ahmet Sever’in anlatımlarından biliyoruz. Hürriyet gazetesinin Başbakanlık Muhabirliğini yapan Turan Yılmaz’ın Cumhurbaşkanı’nın bir dış gezisine katıldığını ve oradan haberler geçtiğini görünce o dönemde biraz da taaccüp ederek izlemiştim. Başmüşavir’in hatıraları arasında bu taaccübümün cevabını da buldum: Hürriyet gazetesinin Başbakanlık Muhabiri olan Turan Yılmaz’ın Başbakanlık Takip Kartı iptal edilmiş ve Başbakan’ın faaliyetlerini takip edemez hale gelmişti. Refahyol Hükümeti zamanından Turan Yılmaz’ı Cumhurbaşkanı’nın tanıdığı gerekçesiyle Cumhurbaşkanı’nın faaliyetlerini izlemesini temin eden Takip Kartı verilmişti ve Köşk tarafından Başbakanlığa karşı korumaya alındığını göstermek için de Cumhurbaşkanı’nın gezilerine götürülmüştü! Bu tavır da basın özgürlüğüne verilen önemle izah ediliyor! Tabii ne Abdullah Gül’e, ne de Başmüşavir’e Refahyol Hükümeti döneminde bazı bürokratlar hakkında Yeni Şafak gazetesinde yaptığımız haberler yüzünden Kabine’nin bir Bakanı tarafından bizim Başbakanlığa girişimizin yasaklandığı dönemde bu basın özgürlüğünün nerede olduğunu soracak değiliz! Turan Yılmaz o dönemde de Hürriyet gazetesinin Başbakanlık muhabiriydi. Ve Hürriyet gazetesinde yalan haberler (asparagas falan demiyorum, doğrudan yalan) yazdığı halde Cumhurbaşkanı’nın bu Hürriyet sevgisini anlamakta zorluk çektiğimi belirtmek istiyorum sadece! Yalan yazdığını nereden biliyorum? Hemen anlatayım:

Ben de o dönemde Yeni Şafak gazetesinde Başbakanlık Muhabirliği yapıyordum. Bu dönemde bazen, gazetede Bahadır isimli bir arkadaşımız vardı, Başbakanlığa onunla birlikte gelirdik. Taş Bina’nın merdivenlerinde Başbakan Necmettin Erbakan’ın binadaki çalışması bitinceye kadar beklediğimiz çok oldu. Bahadır ile birlikteysek ve Başbakan özellikle de Arap dünyasından bazı misafirleri kabul etmişse, binanın merdivenlerinde beklerken Turan Yılmaz yakınımızdaysa, üstelik de bizim konuştuklarımızı duyacak bir yerdeyse Bahadır’a bir işaret çakmak, ya da Bahadır’ın bana bir işaret çakması yeterli olurdu! Biz Bahadır’la başlardık Başbakan’ın Arap dünyasından kimleri kabul ettiği, kimlerle muhtemelen hangi konuları müzakere ettiği üzerine konuşmaya başlardık. Zikrettiğimiz isimler arasında da çok büyük bir ihtimalle 1997 yılından en az 500 – 600 yıl önce ölmüş bazı âlimlerin isimleri de geçerdi. Mesela (sadece örnek olsun diye söylüyorum) ismi ortalama Türk vatandaşı tarafından pek bilinmeyen İbn Serrac – İbn Tufeyl gibi isimlerden söz ederdik. Başbakan Erbakan ismini zikrettiğimiz bu isimlerle mesela o günlerde hangi mesele revaçtaysa onunla ilgili müzakereler yapmış olurdu! Ertesi gün Taş Bina’nın merdivenleri üzerinde Bahadır ile nelerden bahsetmişsek hepsinin süslenmiş olarak Hürriyet gazetesinin manşetinde Turan Yılmaz imzasıyla çıktığını görür ve gülerek okurduk! Yüzyıllar önce âlem –i bekaya göçmüş mübarek zatların 1996 – 1997 yılında Ankara’ya gelerek Başbakan Necmettin Erbakan ile görüşüp müzakereler yapan isimlerini merak ediyorsanız Hürriyet gazetesinin Turan Yılmaz imzalı manşetlerine bakıp öğrenmek her zaman mümkün. Çünkü gazetenin arşivi bildiğim kadarıyla henüz yok olmadı! O dönemde Devlet Bakanı olan Abdullah Gül’ün muhtemelen çok canını yakan haberlere de imza atmıştır Turan Yılmaz.

Yazıya nereden başladık ve nereye geldik!

Dün Kızılay’daki kitapçılarda gördüm kitabın 30. baskısı süslüyordu kitapçı raflarını! Bu kadar kısa zamanda bu kadar çok baskı öyle her kitaba nasip olmaz!

Neyse Başmüşavir’in hatıralarının üzerinde durmaya devam edeceğiz…

Yazarın Önceki Yazıları
Bugün 30 Temmuz 2016 30.07.2016Meclise saldırı Devleti yok etmeyi amaçlıyor! 29.07.2016Anadolu Ajansı destan yazdı 26.07.2016Medya ikili oynadı! 25.07.2016Kim bu fuatavni? 22.07.2016Fısıltı gazetesi kuryesi kimin kuryesiydi? 20.07.2016Bu bir darbe değil, İMHA HAREKÂTIYDI! 18.07.2016İnsan bu kadar mı ucuz! 29.02.2016Kanal D haberleri ya da insan bu kadar mı ucuz? 22.02.2016Merhametten maraz doğdu işte! 19.02.2016Aşk –ı Hece’de muhabbet vardı 22.01.2016ODTÜ’de namaz hep sorundu 15.01.2016ODTÜ’den Amerikancı yetişir 13.01.2016Geçen gün ömürdendir 12.01.2016Hece bunu hep yapıyor! 11.01.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.