YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Aşk –ı Hece’de muhabbet vardı
22 Ocak 2016 09:11

Muhabbet kelimesi bilenleriniz biliyor hubb kök kelimesinden geliyor. Hubb kök kelimesinin ise çok yüzeysel olarak dikkat çekecek olursak bildiğimiz anlamda sevgi – aşk kelimeleriyle karşılanan hali anlatmak için kullanıldığını hatırlatmaya gerek var mı bilmiyorum! Muhabbet kelimesinin başına getirilen mim harfini ister ism –i mekân mimi olarak alın, isterseniz karşılıklı olma halini pekiştiren mim olarak alın durum fark etmiyor. Kelimenin işaret ettiği bir sevgi – aşk halinin mekânı olma halini, bir sevgi – aşk halinin karşılıklılığı durumunu tespit ediyorsunuz.

İşte bu muhabbet kelimesinin işaret ettiği anlamları pekiştirdiğine şahitlik ettiğimiz bir akşamı idrak ettik Hece Dergisi’nde. Hece Dergisi bilenleriniz biliyor 1990’lı yılların ikinci yarısından çıkmaya başlayan ve Ocak ayında 229’uncu sayısını okurun hizmetine sunmuş önemli bir edebiyat dergimiz. Ömer Faruk Ergezen’in sahipliğini üstlendiği ve bugüne kadar mali açıdan herhangi bir sıkıntı yaşamadan çıkmasına hamilik ettiği bu edebiyat dergimiz, edebî kanonun görmezden gelmeye devam ettiği yapısını korumaya devam ediyor. Yine bilenleriniz biliyor bir yılı aşkın bir süredir Hece Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini yaşayan en önemli hikâyecilerimizden Rasim Özdenören yapıyor.

Burada daha önce de dile getirdiğimiz gibi Hece Dergisi ve Ömer Faruk Ergezen bunu hep yapıyor: Dostları aynı masa etrafında topluyor, dost yüreklerin aynı içtenlik ve sıcaklıkla bir şey hakkında çarpmasına vesile oluyorlar. O şey kimi zaman bir dostun başarısı, mesela bir ödül alması, kimi zaman yine bir dostun imza günü oluyor. Kimi zaman da, dün akşam olduğu gibi dostları türkülerin sıcaklığında muhabbet içinde ağırlamak oluyor.

Hece Dergisi Muhabbet Akşamları ismi altında yeni bir etkinlik başlattı. Üstelik bu ismi önceleyen bir de Aşk –ı Hece gibi bir tamlama da var! Aynı cümlede aşka işaret eden iki farklı kelimenin ne işi var derseniz, hemen hatırlatalım bildiğiniz gibi muhabbet kelimesi su gibi duru Türkçemizde bir de sohbet etmeyi, sohbet edilen mekânı çağrıştıran bir başka anlamda da kullanılıyor! Akşamın ismi tam olarak şu şekilde sunuluyor: Aşk –ı Hece Muhabbet Akşamları. Bizlere bu akşamı tüm zenginliğiyle yaşatanların başında ise hem hanende, hem sazende olarak şair dostumuz Erdal Çakır’ı hemen zikretmek gerekiyor. Daha önce burada zikir kelimesinin nelere işaret ettiğini, anamızın ak sütü gibi temiz Türkçemizde hangi anlamlarda kullanıldığını dile getirdiğimiz için yeniden bu meseleye girmeyeceğiz. Hemen söyleyelim zikir kelimesinin işaret ettiği tüm anlamlarda kullanıyoruz Erdal Çakır’ı zikretmeyi! Yine hanende olarak Hakan Karaca’yı, Şükrü Karatepe’yi anmadan geçmek olmaz. Bir de Ömer Faruk Ergezen var tabii ki. Ömer Faruk hem hane sahibi olarak, hem de hanende olarak zikredilmeyi hak ediyor. Bazı türkülerde ise hanende bu akşamı şereflendiren herkes idi diye hatırlatmak gerekmiyor tabii ki!

Muhabbet akşamı için evlerinde kurabiye, börek gibi yiyecekleri tüm hünerlerini ortaya koyarak hazırlayıp getiren hanımefendileri unutmamak gerekiyor. Onların hünerli ellerinden sofraya getirilenler ise hem damaklarımızı tatlandırdı, hem de kendileri hakkındaki minnetlerimizi çoğalttı.

Aşk –ı Hece Muhabbet Akşamları’nın ilkinde 30’un üzerinde türkü söylendi. Derbeder havayı çok sevdiğini bildiğim Erdal Çakır, derbederden çok farklı ayaklarda dolaştı. Garip Ayağı’ndan başlangıç yapan Erdal, ardından Kerem Ayağı’na geçti. Kerem’den ise bozlakErdal’ın tercihi. Muhabbetin sonuna ise iki derbeder saklamıştı. Son olarak söylediği iki türkü de hem söylenmesi, hem de bağlama icrası açısından en zor türkülerdendi: Ben Kendimi Gülün Dibinde Buldum – Gül Kuruttum Gül Kuruttum. İlk türkü Kütahya yöremizden bir türkü ve merhum Hisarlı Ahmet’ten derlenmiş. Merhum Hisarlı Ahmet’in hem sala, hem gazel – kaside tarzını çocukluğumdan hayal meyal hatırladığımı ilk defa merhumdan sala dinlediğimde tespit etmiştim. Ben Kendimi Gülün Dibinde Buldum türküsünü merhumun yorumundan da dinleme bahtiyarlığına sahip olduğumu biraz da övünerek söyleyebilirim sanırım.

hece1-001.jpg

Merhum Hisarlı Ahmet’in sala – gazel – kaside tarzını çocukluğumun geçtiği kasaba irisi ilçede Ramazan akşamları mahallemizin camisinden okunan elveda ilahilerinden hatırlıyorum. Çocukluğumun Ramazan akşamlarında, üstelik sadece Ramazan’ın üçüncü 10 günlük diliminde, onu da imsak öncesi okunan salalarda duyardık bu tarzı. Mahallemizin gönüllü ve fahri müezzini (aslında müezzin de denilemez, çünkü sadece sala okurdu, ezan okutulmadığı gibi camimizde müezzinlik falan da yaptırılmazdı!) Ramazan’ın son 10 günü başladığında ne yapar eder imsak öncesi salayı okur ve salanın arasına her defasında da Süleyman Çelebi merhumun mevlüdünden mevlütlerde okunmayan Efendimizin irtihaliyle ilgili kısmın birkaç bölümünü okurdu. Özellikle Efendimizin dilinden “kuzularım size olsun elveda” mısraını söylerken her defasında ağladığını sanırdım. Ağlar mıydı, yoksa sesinin rengi mi öyleydi, yoksa daha sonra keşfettiğim merhum Hisarlı Ahmet’in tarzından kaynaklanan bir haldi de ben o hali ağlamak olarak algılıyordum emin değilim. Ben çocuk halimle 30 Ramazan 30 gün özellikle salaları fahri müezzinimiz okursun isterdim, ama galiba benden başka da bu okuma tarzını beğenen yoktu! Onun için olsa gerek son 10 günde imsakta hiç kimse gelmeden camiye gelir ve imsak salasını okur, araya da mutlaka elveda faslını eklemeyi ihmal etmezdi. Bazı sahurlarda ondan önce birileri gelirdi herhalde ki, imsak salasını başkaları okurdu. O salayı duyduğumda uğradığım hayal kırıklığı ise kelimelerle izah edilebilecek gibi değil.

Neyse. Gül Kuruttum Gül Kuruttum türküsü ise bilenleriniz biliyor Hatay yöremizin çok güzel bir türküsü. Bu arada her iki türkünün de Hicazkâr makamında olduğunu da dün akşam öğrendim. Ben her iki türküyü de Segâh makamında sanıyordum. Muhtemelen derbederin en çok sevdiğim türküleri arasında yer alan “Yeşil Yaprak Arasında Kırmızı Gül Goncesi” türküsünden kaynaklanan bir yanlış bilgiydi benimki. Ben bu türküyü segâh sanıyorum, ama bakarsınız o da hicazkâr çıkabilir!

Hiçbir sanatçı peş peşe 30’un üstünde türküye hem sazendelik, hem de hanendelik etmemiştir muhtemelen. Fakat Erdal Çakır dün akşam Aşk –ı Hece Muhabbet Akşamları için 30’un üzerinde türküye hem sazendelik, hem de hanendelik etti. Tabii, neredeyse türkülerin hemen hepsine eşlik eden Hakan Karaca da hanendeliğiyle eşlik etti. Hece’nin banisi Ömer Faruk Ergezenrağbet” olması halinde Muhabbet Akşamları’nın devam edeceği müjdesini de verdi. Bu arada Muhabbet Akşamları’na katılmayı aklından geçirenlerin unutmaması gereken birtakım kuralları var bu muhabbetlerin:

  • Alkış ve tekbir yasaktır.
  • Türkülere eşlik etmek serbesttir.
  • Kurumsal veya Kişisel kayıt kesinlikle yasaktır.
  • Program başladığında kişilerin telefonlarını sessize almaları rica olunur.
  • Telefonla veya kendi arasında konuşmak isteyen arkadaşların anlayışına sığınıyoruz.
  • Bu kuralların değiştirilmesi dahi teklif edilemez.

Bu kurallar ise hem organizasyonu tertip eden, hem de bu akşam için bir program kitapçığı hazırlayan Hakan Karaca’ya ait. Değiştirilmesi teklif bile edilemeyen kurallar bu kurallar.

Şimdi şevkle Muhabbet Akşamları’nın ikincisini, hatta üçüncüsünü bekliyoruz!

Yazarın Önceki Yazıları
Bugün 30 Temmuz 2016 30.07.2016Meclise saldırı Devleti yok etmeyi amaçlıyor! 29.07.2016Anadolu Ajansı destan yazdı 26.07.2016Medya ikili oynadı! 25.07.2016Kim bu fuatavni? 22.07.2016Fısıltı gazetesi kuryesi kimin kuryesiydi? 20.07.2016Bu bir darbe değil, İMHA HAREKÂTIYDI! 18.07.2016İnsan bu kadar mı ucuz! 29.02.2016Kanal D haberleri ya da insan bu kadar mı ucuz? 22.02.2016Merhametten maraz doğdu işte! 19.02.2016ODTÜ’de namaz hep sorundu 15.01.2016ODTÜ’den Amerikancı yetişir 13.01.2016Geçen gün ömürdendir 12.01.2016Hece bunu hep yapıyor! 11.01.2016Bilgemiz Aliya için Hece’den özel sayı 04.01.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.