YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Anadolu Düşerse Sünni İslâm da Düşer
04 Temmuz 2015 08:57

Anadolu kelimesinin güneşin doğduğu yer anlamına geldiğini öğreneli çok olmadı. Kelimenin ilk iki hecesinden hareketle semantiği yapılırdı bizim ilk gençlik yıllarımızda, doğruluğu ile ilgilenenimiz çıkmazdı. Kelimenin aslının, kökeninin hangi dilden geldiğine bakmaksızın bir anlam evreni oluşturulurdu ve bu anlam evreni sorgulanmazdı. Doğruluğu, yanlışlığı ile ilgilenen pek olmazdı. Zaten o yıllarda ne etimoloji bilirdik, ne de semantik. Halen kelimenin etimolojisi ya da semantiğiyle ilgilenenlerin olduğunu sanmıyorum. İlgisi olanların da i’rapta mahallinin olduğu şüpheli görünüyor. İşte bu güneşin doğduğu yerde özellikle son 9 – 10 yıldır çok ciddi, çok kanlı bir savaş yaşanıyor. 2006 yılı Mayıs ortası bu savaşın kanlı bir safhaya geçişinin dönüm noktasını oluşturuyor. Meselenin ne olduğu üzerine başta Celal Kazdağlı – Alper Tan – Tamer Korkmaz olmak üzere çok sayıda kişi (bu cümledeki çok kelimesini birden fazla anlamında alın!) kalem oynattığı için benim ayrıca ele almamı gerektirecek yeni bir durum söz konusu değil! 2006 yılı Mayıs ayı ortasında dönüm noktasını oluşturan durumun bilindiğini varsayarak devam edeceğiz yazıya.

Savaş dünya beşten büyüktür diyen anlayışı saf dışı bırakmak için yürütülüyor. Bu anlayış kendi içinde muhteşem bir özgüvene işaret ediyor çünkü. Böylesi bir özgüvene sahip yöneticiler her zaman denetlenme ve belli bir hizada tutulmaya her zaman direnmişlerdir, direnmeye de devam edeceklerinin işaretlerini verirler. Son 9 – 10 yıl öncesine kadar Müslüman kimlik ve kişilikleri baskın olan insanları devletin sinir uçlarından uzak tutmak için elinden geleni ardına koymayan eski müesses nizam, bu anlayışını değiştirmişe benziyor. Artık devletin sinir uçları Müslüman kimliğine bakılmaksızın teslim edilecek, ama bu savaşı yürüten eski müesses nizam sahipleri, devletin en hassas birimlerinin teslim edileceği bu kişilerin en azından sözünü ettiğimiz özgüvene sahip insanlar olmamasını tercih ediyorlar. Dünya beşten büyüktür diyebilen bir anlayışa sahip olmasın, hatta meşruiyetini kendi dışında başka merkezlerde arayan bir anlayışa sahip olsun da, isterse başı secdeden hiç kalkmasın, isterse bir kucak sakalla dolaşsın! Hatta isterse aklını ilkokul mezunu bile olmayan bir şeyhe teslim etsin! Tüm bunları tercih edebilecek duruma gelinmiş olmasına rağmen, dünya beşten büyüktür diyen anlayışa sahip yöneticileri alt etmeleri pek mümkün görünmüyor. Gaybı ancak Allah bilir, ama dünya beşten büyüktür diyenlere yapılan duaları da Allah görür!

Sultan İkinci Abdülhamid’e atfedilen bir karar alma tavrından bahsedilir. Doğru olup olmadığı konusunda bilgi sahibi değiliz. Bu bir şehir efsanesi de olabilir. Hatta dönemin birçok aydınının kaleme aldığı hatıratlarda Sultan İkinci Abdülhamid’in bu karar alma tavrından bahsedilse bile bu bir şehir efsanesi olabilir. Tıpkı tasavvuftaki menakıplar gibi bunun da doğru olması gerekmiyor. Biliyorsunuz menakıpların doğruluğu değil, sıradan insanın metafizik soyutlamalar gerektiren, hatta metafizik bakış açısını zorunlu kılan karmaşık gibi görünen meseleleri rahatça anlayabilmelerinin anahtarını verir. Sultan İkinci Abdülhamid’in önemli hadiseler karşısında karar alma aşamasındayken devreye soktuğu bu karar alma tavrı da menakıba benzer bir işlev görebilir! Anadolu toprakları üzerinde yürütülen savaşı izah etmede bir anahtar işlevi görebilir! Sultan İkinci Abdülhamid ne zaman önemli bir konuda karar alacak olsa kimi zaman İngiltere Sefirinin, kimi zaman Rusya Sefirinin, kimi zaman da her iki sefirin o konudaki kanaatlerini öğrenir, ardından da kararını İngiltere yahut Rusya, yahut da her iki ülke Sefirinin kanaatlerinin tam zıddı bir karar alır ve uygulamaya geçirirmiş! Bu iki ülke Osmanlı’nın lehine bir şey düşünemeyecekleri için, her defasında da Sultan İkinci Abdülhamid tam isabet kaydeder ve Osmanlı için en hayırlı kararı almış olurmuş! İngiltere ve Rusya’nın kanaatlerinin zıddı bir karar alırsanız, kendiliğinden Osmanlı için en hayırlı kararı almış olursunuz zaten! Muhtemelen Sultan İkinci Abdülhamid’in karar alırken iradesini etkileyen en önemli etkenlerden biri bu durumdu! Bilgi sahibi değiliz, sadece aktarılan birtakım hatıraların çizdiği resme aşinayız!

Daha önceki yazılarda yakın hedef olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Beştepe Külliyesi’nde yalnızlaştırma siyaseti yürütüldüğüne dikkat çekmiştik. Bu hedeflerini gerçekleştirebilmek için de olmadık yolları deniyorlar. Sahaya sürmedikleri pek bir unsur kalmadı sanki! Henüz tam olarak sahaya sürülememiş bir kesim var, bunu görmezden geliyor değiliz: İslâmcı Özel Harpçi gazeteciler! Bu kesim üzerine bu yazıda durmak yerine bir sonraki yazıya bırakalım bu konudaki kanaatlerimizi!

Cumhurbaşkanı biliyorsunuz dünya beşten büyüktür sözünü ilk defa ve olabileceği kadar gür bir şekilde dile getiren siyasetçidir. Cumhurbaşkanı’nın sahip olduğu özgüven ise söylemeye bile gerek yok, düşmanlarını titretecek kadar kavi. Beştepe Külliyesi içine hapsedilebilir ve yalnızlaştırılabilirse ondan sonrasının kolay olduğu kanaatinde olan eski müesses nizamın eski sahipleri 7 Haziran seçimlerinde istedikleri kesin sonucu alamadıkları için seçim sonrasında hep bir ağızdan ve koro halinde önce Meclis Başkanlığı seçimini AK Parti’nin kaybetmesi için dökmedikleri dil kalmadı. Fakat başkan adaylarından birinin Deniz Baykal olması, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin HDP ile ilgili ilkeli tavrını kesin ve geri dönüşü olmayacak şekilde gür bir sesle kamuoyuna karşı dillendirmesi bu oyunu bozdu! Hep MHP’den fedakârlık beklenmesi de oyunu bozan unsurlardan biri oldu! Bunu şunun için söylüyoruz: Eğer CHP ve HDP Meclis Başkanlığı seçiminde MHP’nin adayını destekleme kararı alsalar ve bunu kamuoyuna açıklasalar bile Bahçeli’nin HDP karşısındaki ilkeli tavrını değiştirebilecek değillerdi! Bahçeli aslında 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin çatı adayını Meclis Başkanlığı için aday göstererek olmazlardan birini de bariz bir şekilde göstermiş oldu! Deniz Baykal da zaten olur da çatı aday hakkında bir ittifak oluşabilir kaygısı taşıdığı için muhtemelen başkanlığa aday oldu. Olmazlardan her biri AK Parti’yi dışarıda bırakarak siyaset cephesinde herhangi bir şeyin yapılamayacağının delili olarak çıkıyor karşımıza! AK Parti’yi denklem dışı bırakarak ne Meclis Başkanı seçebilirsiniz, ne koalisyon hükümeti kurabilirsiniz, ne de siyasî bir şey yapabilirsiniz. Hem Baykal, hem de Bahçeli açıkça bunu gösterdiler, hem tabanlarına, hem de Türkiye’ye! AK Parti’yi devre dışı bırakarak yapmaya çalışacağınız her şey Türkiye’yi tekrar seçime götürecektir. Hem de hızla gidilecektir bu seçime!

Önümüzdeki hafta koalisyon görüşmeleri başlayacak. Koalisyon görüşmeleri başlamadan bir cephe oluşturuldu ve bu cephe ille de CHP’nin de içinde bulunacağı bir koalisyon diye adeta yırtınıyor! Kamuoyuna yansıyan cepheye bir bakar mısınız lütfen: TÜSİAD, Doğan Medyası, Paralel Yapının Medyası, Paralel Yapı Mensupları, Kandil’deki Şahin Kanat ve Onların Türkiye’deki Siyasî Temsilcileri.

CHP’li koalisyonun iyi olacağını yırtınırcasına dile getiren bize kabul ettirmeye çalışan İngiltere gibi, Amerika gibi, İsrail gibi ülkeler de var tabii. Onları görmezden geliyor değiliz! Hatta CHP’li bir hükümette dışarıdan Bakan olabileceğini açıklayan biri de var hatırlarsanız: Kemal Derviş! CHP’li bir hükümet kurulursa Türkiye’ye tekrar güven sağlanırmış!

Yukarıda saydığımız cephenin içinde Türkiye’nin iyiliği için bir öneri getirebilecek herhangi bir kesim tanıyor musunuz? TÜSİAD mı? 2008 ABD ekonomik kriziyle birlikte hemen IMF’den acilen kredi almazsak battık gitti yaygaracılığını yapanlar da bu TÜİAD mensubu işadamları değil miydi? Doğan Medyası mı? Bu medyanın en büyük ortağı Alman Yahudi’si bir şirket değil mi? O şirketin birinci ve en önemli ilkesi her ne hal ve şartta olursa olsun İsrail’in çıkarlarını savunmak değil mi? Paralel Yapı mı? En hafifinden 1 Ocak 2014 tarihinde MİT TIR’larına baskın düzenleterek Türkiye’yi teröre destek olan ülke gibi göstermeye çalışmadı mı? En büyük sevdalarından biri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve onunla birlikte hareket siyasetçi ve bürokratları Lahey’de yargılatmak değil mi? Türkiye için yaptıkları en hayırlı faaliyet olarak beddua seansı düzenlemek değil mi?

Bu cephe Anadolu’yu düşürmeyi nihai hedef olarak koymuş önüne. Cephenin içinde yer alan ve fakat meşruiyetlerini başka yerlerde arayan Müslümanlar ise Anadolu’nun düşmesiyle birlikte İslâm dünyasında Sünni İslâm’ın da düşeceğinin farkında bile değiller. Anadolu toprakları savunulan son kalesidir İslâm’ın! Bu kale düşerse çok şey de düşer! Şunun şurasında fazla bir zaman kalmadı, 8 – 10 ay, bilemediniz 1 yıl içinde Anadolu düşmezse merak etmeyin bir daha kolaylıkla düşmez! Bir yıl daha dişimizi sıkamayacak kadar tahammül gücümüz kalmadı mı yoksa?

Yazarın Önceki Yazıları
Bugün 30 Temmuz 2016 30.07.2016Meclise saldırı Devleti yok etmeyi amaçlıyor! 29.07.2016Anadolu Ajansı destan yazdı 26.07.2016Medya ikili oynadı! 25.07.2016Kim bu fuatavni? 22.07.2016Fısıltı gazetesi kuryesi kimin kuryesiydi? 20.07.2016Bu bir darbe değil, İMHA HAREKÂTIYDI! 18.07.2016İnsan bu kadar mı ucuz! 29.02.2016Kanal D haberleri ya da insan bu kadar mı ucuz? 22.02.2016Merhametten maraz doğdu işte! 19.02.2016Aşk –ı Hece’de muhabbet vardı 22.01.2016ODTÜ’de namaz hep sorundu 15.01.2016ODTÜ’den Amerikancı yetişir 13.01.2016Geçen gün ömürdendir 12.01.2016Hece bunu hep yapıyor! 11.01.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.