YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Ahmet Hakan alışkındır böyle durumlara!
08 Ekim 2015 07:17

Belki aranızda bilmeyenleriniz vardır, yaklaşık kırk gündür Ankara’nın siyasî atmosferinden uzakta ve teknolojik aletlerin uzağında geçirdim günlerimi. Ankara’ya ve teknolojik aletlerin atmosferine bir girdik ki, neler olmuş neler! Olanların birçoğunu bir kenara bırakarak sadece Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan Coşkun’un yediği dayak üzerinden koparılmaya çalışılan fırtına üzerinde duralım. Çok önemli ve enine boyuna ele alınması gereken olaylar da yaşanmış ben teknolojik aletlerden uzakta günlerimi geçirirken. Onların da ele alınması kesinlikle gerekiyor. Fakat takdir edersiniz ki hepsine şöyle bir değinmek için bile günde birkaç defa değiştirmek gerekiyor yazıyı! Buna ise şimdilik hem imkânımız yok, hem de ihtiyaç! Onun için Hürriyet yazarıyla idare edin artık!

Ahmet Hakan’ı 1987 yılının Şubat ayında tanıdım. Bursa İlahiyat’ta talebeydi o zaman. Muradiye’de Pöstekici Sokak 10 numarada bekâr evinde kalıyorlardı. O evde iki ay boyunca Bursa İlahiyat’ta başlayan ve o güne kadar Türkiye’nin en uzun süreli başörtüsü eylemi organize edilmiş, hatta eylemde başörtülü kızların ertesi gün, ya da sonraki günlerde fakültenin erkek talebeleri karşısında izleyecekleri politikalar bile müzakere edilmişti! Eylem merkezi sayılabilecek birkaç öğrenci evi vardı. Eski Zaman tesmiye ettiğimiz gazete adına başörtüsü eylemlerini izliyordum ve doğal olarak merkez kabul edilen bu öğrenci evlerinde misafir oluyordum!

Neyse… Niyetim Ahmet Hakan’ın İlahiyat talebeliği günlerini anlatmak değil. Hatta onun başörtüsü eylemlerindeki tavrı ve katkısını da anlatmak değil. Ahmet Hakan’ın bir karakter özelliğini hatırlatmak için o günlere gittim! Pöstekici Sokak 10 numarayı da zaten onun için andım!

Öğrenci evleri nasıldır bilirsiniz. Bursa – Muradiye’deki öğrenci evi de binlerce öğrenci evinden bir evdi nihayetinde! Fakat o evin bir ayrıcalığı vardı. Her şeyden önce o ev edebiyatın konuşulduğu, şiirlerin okunduğu, kitapların tartışıldığı bir evdi ve müstakil, kargir bir evdi. Evin bir bahçesi de vardı. Üstelik bahçede kocaman bir incir ağacı vardı. Eski evlerde olduğu gibi tuvaleti de evin bahçesindeydi. Hemen her öğrenci evinde pişirilen yemekler pişirilirdi o evde de. Yemekler yenir, çay içme faslıyla birlikte Ahmet Hakan’ın anlatacağım özelliği devreye girerdi! Çayla birlikte mebzul miktarda sigara içilirdi tabii ki! Edebiyatın konuşulduğu, şiirlerin okunduğu bir bekâr evinde, bir öğrenci evinde kalınır da tütün içilmeden olur mu hiç?!

Hele bir de Bursa’da mukim edebiyat sevdalısı tanıdıklar da gelmişse evin oturulan büyükçe odası tilki inine dönerdi! Sigara dumanından göz gözü görmez hale gelirdi! Mebzul miktarda sigara tüketildiği için ortama tahammül ancak sık aralıklarla sigara yakmakla sağlanabilirdi! Genellikle de sigarayı yakmak için gerekli teçhizattan biri olan kibrit Ahmet Hakan’ın elini uzatıp alabileceği bir mesafede olurdu. Sigara yakmak isteyen için en büyük talihsizlik de kibritin Ahmet Hakan’a yakın bir yerde bulunması olurdu. En büyük talihsizlik, çünkü kibriti istediğiniz andan itibaren bir densizlik yapmışsınız gibi Ahmet Hakan’ın sitemleriyle karşı karşıya kalmanız işten bile değildir: “Bu evde bütün işleri bana yaptırıyorsunuz” cümlesiyle başlar, artık o günkü psikolojisine göre sitem ve fırçaların dozu değişirdi! Elini uzatıp bir kibriti alıp size doğru atmaktan erinirdi adeta! Hayatta tanıdığım büyük tembellerden biriydi bizin anlayacağınız!

Ahmet Hakan’ın belki de içerden katılarak yer aldığı en büyük eylemlerden biriydi Bursa İlahiyat’lı kızların başörtüsü eylemi! Şubat’ta başlayan başörtüsü eylemi 6 veya 7 Nisan’da Ulucami’nin karşısındaki postaneden mağdur öğrencilerin AİHM’ye müracaatı ile sona ermişti. Başörtüsü eylemi bittikten sonra Ankara’ya, daha sonra Eski Zaman olarak adlandıracağımız gazeteye döndüm. Fakat İlahiyat’lı kızlar mağduriyetlerinin giderilmemesi üzerine Ahmet Hakan’ın da aralarında bulunduğu bir grupla birlikte Ulucami önünde Mayıs sonu yahut Haziran’da bir başka eylem başlattılar! Açlık grevi falan da yapıldı galiba o eylemde! Hikâyenin sonunu hepiniz biliyorsunuz. AK Parti Hükümeti’ne kadar başörtüsü sorunu Türkiye’nin kanayan yarası olarak devam etti. Ahmet Hakan’ın hikâyesini de hepiniz biliyorsunuz aslında! Başörtüsü eylemlerinden Hürriyet’te tırnak içinde “İslâmcılar”a saldırı ve patronu Aydın Doğan’ı her ne yaparsa yapsın ölümüne savunmak!

Allah mekânını cennet eylesin merhum Necmettin Erbakan’ın Başbakanlığı döneminde 28 Şubat Postmodern Darbesiyle karşı karşıya kaldığımız günlerde Ahmet Hakan’ı Kanal 7 ekranlarında yine tırnak içinde “bir mübarek zat” olarak gördük! O günlerde merhum Erbakan ile akrabalık tesis etmeye çalıştığına dair, Erbakan’ın ise “herkes haddini bilecek” anlamında bir tavır içine girdiğine dair söylentiler dolaşıma sokulmuştu. Doğrudur değildir, onu biz bilemeyiz! Bilebilecek olanların başında Ahmet Hakan’ın kendisiyle birlikte Aykut (Zahit) Akman geliyor! İşin doğrusunu ikisinden birisi anlatırsa ancak o zaman bilebileceğiz gerçeği! Çünkü taraflardan biri beka âlemine göçtü. Gerçeğin konumuzla ne alakası var denilebilir. Doğrudan alakası yok tabii ki! Fakat Ahmet Hakan’ın ayağının kaydıran olayların başında bunun geldiği rivayetleri dolaştı uzun süre ortalıkta!

Sonra ne olduysa oldu, Kanal 7 ekranlarında muhafazakâr ve samimi insanların bir “evliya” olarak gördükleri Ahmet Hakan, Çanakkale’nin Biga ilçesi yakınlarında bir trafik kazası geçirdi! Trafik kazası olur olmaz, neredeyse anlık iletişim sağlanarak Türkiye bu kazadan haberdar edildi! İstanbul’dan helikopter kaldırıldı, kaza yapılan yerden Ahmet Hakan ile Mustafa Çelik’i alarak İstanbul’a getirdi! Mustafa Çelik’e bir şey olmamıştı bereket! Fakat Ahmet Hakan helikopter ile getirildiği İstanbul’da hemen Vatan Caddesi’nde bulunan Vakıf Gureba Hastanesi’ne kaldırılmış ve cerrah Turan Çömez’in becerikli ve şefkatli ellerine teslim edilmişti! Birlikte kaza geçirdikleri arkadaşına bir şey olmamıştı, ama Ahmet Hakan dalaksız kalmıştı! Müşfik cerrahımız Turan Çömez maalesef Ahmet Hakan’ın dalağını almak zorunda kalmıştı! Ameliyat sonrasındaki görüntüleri belki hatırlayanlarınız vardır: Nekahat döneminde olan Ahmet Hakan hastanenin yatağında yatmaktadır, ama kendisine uzatılan mikrofona zorla bir şeyler söylemeye çalışmaktadır! Fakat ne hikmetse sesindeki bitkinlik yüzünde pek görünmemektedir! Dalak operasyonunun sonucu mu? Halen yürürlükte midir bilmiyorum, ama o dönemde dalaksız erkekler ne yazık ki askere alınmamaktadır! Her Türk erkeğinin düşlerini süsleyen askerlikten muaf hale gelmiştir! Askerlikten çürüğe çıkarmışlardır Ahmet Hakan’ı!

Kadim kültürlerin tamamında beden bir bütün olarak ele alınır ve bu bedende meydana gelebilecek herhangi bir aza eksikliğinin bedenin tamamını etkilediği, üstelik dengeyi bozduğu anlayışı hâkim bir düşüncedir. Dalaksız kalan Ahmet Hakan’da da dengenin bozulduğu ve bu denge bozukluğunun ancak 4 – 5 yıl sonra kendini izhar ederek belirgin hale geldiği yorumları da yapılabilir! Fakat bu da bizim uzmanlık alanımız dışında olduğu için doğrusunun ne olduğunu tabii ki biz bilemeyiz! Benim bilgisine ve hekimliğine güvendiğim bir mübarek kadın vardı: Aidin Salih. Fakat modern zamanların evliya ruhlu bu hekimi de ne yazık ki geçtiğimiz yıl Kasım ayının başında aslî mekânına göç edenler arasına katıldı. Onun için bu konuda da doğru bilgiyi kimden alabileceğimizi maalesef şimdilik bilemiyoruz! Belki bize doğru bilgiyi ameliyatı gerçekleştiren müşfik cerrah Turan Çömez verebilir! Fakat o da Ergenekon Davası’ndan gözaltına alınmak istenince soluğu İngiltere’de almıştı! İngiltere’den döndü mü? Onu da şimdilik ben bilmiyorum!

En heyecanlı yerinde yazıyı bitirmek zorundayız maalesef! Öyle görünüyor ki meseleyi devam ettireceğiz.

Yazarın Önceki Yazıları
Bugün 30 Temmuz 2016 30.07.2016Meclise saldırı Devleti yok etmeyi amaçlıyor! 29.07.2016Anadolu Ajansı destan yazdı 26.07.2016Medya ikili oynadı! 25.07.2016Kim bu fuatavni? 22.07.2016Fısıltı gazetesi kuryesi kimin kuryesiydi? 20.07.2016Bu bir darbe değil, İMHA HAREKÂTIYDI! 18.07.2016İnsan bu kadar mı ucuz! 29.02.2016Kanal D haberleri ya da insan bu kadar mı ucuz? 22.02.2016Merhametten maraz doğdu işte! 19.02.2016Aşk –ı Hece’de muhabbet vardı 22.01.2016ODTÜ’de namaz hep sorundu 15.01.2016ODTÜ’den Amerikancı yetişir 13.01.2016Geçen gün ömürdendir 12.01.2016Hece bunu hep yapıyor! 11.01.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.