Milli markamız 'İnanmış insan'

Yine böyle uzun bir turnedeydim! 

Dün gibi hatırlıyorum da Erzincan üzerinden Tunceli’den geçip Elazığ’a ulaşmıştık! Daha doksanların başıydı! Mevsim kış olsa gerek ki biz karlı yolları aşarak gelmiştik Elazığ’a! 

Gecenin bir vakti Elazığ’a varınca öğrendik olan bitenleri, zaten olan bitenleri bilsek Erzincan’dan yola çıkmazdık ! 

Olan biten şuydu, ABD “Çöl kalkanı” adı altında Irak’a karşı bir savaş başlatmıştı! Tamam savaşın çıkacağının farkındaydık da, hangi gün hangi saatte başlayacak kestiremiyor, olan bitenden de anında haberdar olamıyorduk! 

Sizleri bilmem ama bendeniz daha o zamanlar pc nedir bilmiyordum! “Cep telefonunu”ise değil dünyamda rüyalarımda bile yoktu! 

Durun hemen öyle yoklar, yokluklar ülkesinden bahsediyorum da sanmayın! Bir kere televizyonlarımız renkliydi, hatta TRT2 kanalı açılmakla kalmamış özel kanallarımız bile vardı! Tamam savaşı maç seyreder gibi tekrar pozisyonlarla seyredemiyorduk ama en azında genel görüntü içerisinde bir şeyler de görebiliyorduk! 

O dönemin en moda, en havalı sözü de “bir koyup beş alacağız” lafıydı! Ne kadar koyduk bilemiyorum ama bildiğim bırakın bire beş almayı, on binlerce canı, milyarlarca dolar milli geliri feda ettik! 

Sebep neydi? 

İnanır mısınız sebebi bir çırpıda yazamadım! 

Bu savaş, liderleri yedi yuttu da ben sebebi bir çırpıda hatırlayıp yazamadım! 

Irak Devlet Başkanı Saddam, Kuveyt’e girmiş ve olanlar da olmuştu! Nasıl olmasın, bir anda Saddam dünya petrol rezervinin yüzde 20’sine hakim olmak üzereydi! Oysa ki Saddam farkında değildi, başkanlığını yaptığı devlet bile o taksimatın öyle olması için icat edilmişti yüz yıl öncesinde! Yani adamlar o sınırlar öyle olsun diye, kendilerine yardım eden, uşaklık eden Şerif Hüseyin ve ailesine müstemleke valisi statüsünde bile olmayan makamlar icat etmek için devletçiklerin sınırlarını cetvellerle çizmişlerdi! O toprakların asıl sahibinin başına dün Şerif Hüseyin, şimdilerde de Abdullah Öcalan bela edilmiştir! 

Hatırlıyorum da, “Çekiç güç “ diye bir şey vardı ve “o çekiç bizim tabutumuza çivi çakıyor”diye feryat edenler seslerini duyuramamışlardı! Paramızla aldığımız silahları eşkiyaya karşı kullanamazdık! Meğer adam haklıymış! Biz adamı bizim ortağımız sanmıştık da adama en güzel yerlerden arsalar vermiştik. Dede mirası topraklarımız talan ediliyor biz çaresizce içimize kan akıtıyorduk! Tam da o yıllar tek başımıza dünyayı değiştirecek gücü kendimizde bulduğumuz yıllardı! Onun içindir ki, bir iki yıl sonrasında da parti kurmuştuk! 

Bir yanda Karabağ, diğer yanda Çeçenistan... Kendimizce biz hepsine yeterdik yetmesine de, ah onların elindeki silahlardan bizde de olsaydı! Tamam biz şahin torunuyuz, gerekirse yumruklarımızla da savaşırız! 

Ne bileyim işte, o dönemde nefis istiyor! 

İşte o günlerde, kurduğumuz partimizin genel başkanı merhum Muhsin Başkan ile Ankara Necatibey Caddesi Bilecik Apartmanı kat 3’te Irak’taki kardeşlerimize ve topraklarımıza sığınan kardeşlerimize yardım topluyorduk! Her ne kadar dede toprağımızın talanına dur diyemiyorsak da karınca kararınca bir şeyler yapmanın gayretindeydik! 

Şimdi Mardin’deyim! 

Tam da 18 Mart 1915’in 103.yılında, “Zeytin Dalı” operasyonun 57. gününde askerimizin al bayrağımızı Afrin Hükümet Binasına asmasını elimdeki cep telefonumdan canlı seyretmekteyim! 

57. gün 57. Alay! 

Karşımda Mezopotamya ovası ve kulaklarımda merhum Muhsin Başkan’ın daha 90’larda dediği sözler çınlıyor! 

“Ahmet can, ne kadar bombalarlarsa bombalasınlar, daha onların teknolojileri, inanmış insanın karşısına koyacakları silahı icat edemedi”! 

Bugünkü bu zafer, bizim milli yerli, hiçbir teknolojinin icat edemeyeceği silah markamızın zaferidir! O markamız da, “İnanmış insan”! 

YORUM EKLE