MİLLETİN 24 HAZİRAN REFLEKSİ

3 Kasım 2019’da yapılması öngörülen Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili genel seçiminin 24 Haziran 2018 tarihine alınması farklı yorumlamalara açık olsa da yakın siyasi tarihimizde ilk defa bir seçim siyasi mülahazaların ötesinde milli hassasiyetlerden kaynaklanan zorunluluklar sebebiyle erkene alınmış oldu. Yani erken seçim kararını alan siyasetçiler siyasi değil siyaset üstü davrandılar. Siyasi boyutta işin ilginç tarafı ise 3 Kasım 2019 tarihine kadar koltuğu garantilemiş olan iktidarın MHP’nin bu teklifine evet diyerek siyasi riskleri de göze almış olmasıdır. O zaman muktedir devlet aklının her türlü siyasi kazanımları bir kenara bırakıp seçimi 24 Haziran’a almak istemesindeki sebep nedir? İşte bu soruyu cevaplayabilmek için sebeplere siyaset üstü ve makro bakmak gerekir.

Öncelikle 24 Haziran inisiyatifinin geniş bir siyasi tabana sahip olduğunu görmek lazım. Bu siyasi tabanın oluşturduğu geniş seçmen kitlesinin desteği aslında 24 Haziran seçimiyle amaçlanan önemli sorun alanlarının çözümü yönündeki siyasi iradenin de meşruiyetini oluşturuyor. Bu gün Türkiye sadece küresel ve bölgesel dinamiklerden etkilenen bir ülke değil tam tersine ve daha fazla bölgeyi ve küreyi de etkileyebilecek potansiyele sahip bir ülkedir. Özellikle ülke dışı dinamikleri etkileyebilme potansiyeli Türkiye’ye yönelik tehditlerin niteliğinde de bir takım değişmelere yol açmıştır. Bu değişmelere bağlı ortaya çıkan yeni tehdit biçimlerinin 24 Haziran refleksinin de temel argümanlardan birini oluşturduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Geçmişten günümüze tehdit formasyonunda neler değişmiştir diye soracak olursak iç ve dış tehdit odaklarının sayısı ve çeşidi artmıştır. Bundan 5-6 yıl önce bilinmeyen veya çok az bilinen örgütler bu gün daha güçlü bir şekilde sahnedeler. Ayrıca zaman içinde bunların arasında güçlü ve organik ilişkiler tesis edilmiştir. Kısmen veya doğrudan küresel etkilere sahip dünyanın en büyük üç terör örgütü olan FETÖ, PYD/PKK ve DAEŞ’in yurt içindeki ve yurt dışı bölgesel/küresel bağlantıları ile bu üç örgüt arasındaki irtibat ve ilişkiler göz önüne alındığında, örgütsel kimyaları ve mekânsal ilişkileri daha iyi değerlendirilebilir. Bunlar adeta bir makinenin dişlileri gibi senkronize ve uyumlu biçimde tehdit üretmektedirler. Ve geçmişte olduğu gibi günümüzde de hep aynı odaklar tarafından beslenmektedirler, artık işin gizliliği de kalmamıştır. Ayrıca başta PKK olma üzere terör örgütlerine sağlanan ciddi teknik ve teknolojik desteği ele geçirilen silah, araç, gereç ve kullandıkları malzemelerden anlamaktayız.

Diğer bir husus içerideki şer odakları darbe alıp güçsüzleştikçe dışarıdaki tehdit unsurlarına daha fazla yardım ve destek sağlanmakta ve PYD/PKK örneğinde olduğu gibi bunlara meşru-kurumsal kimlik kazandırılmaya çalışılmaktadır. Böylece kazanacakları uluslararası siyasi kimlikleri ile birlikte Türkiye üzerinde çoklu etkilere sahip terörist örgütler üretilmeye çalışılmaktadır. 2019 yılında PYD/PKK için Pentagonun talep ettiği bütçe 300 milyon dolardır. Sadece TSK’daki itirafçı FETÖ’cülerin sayısı 3700’ü geçmiştir. Başta FETÖ’cüler olmak üzere yurt dışındaki vatan hainlerini beslemek için milyon dolarlar harcanmaktadır. Bunlarla birlikte Türkiye’nin ekonomisi, toplumsal algısı ve diğer kurumsal değerlerine yönelik yürütülmek istenen operasyonları da görmek gerekir.

Konunun bir de dış boyutu var tabiki. 14 Nisan 2018 Cumartesi günü ABD-İngiltere-Fransa koalisyonunun kimyasal bahaneyle Suriye’ye yaptığı operasyonun arkasındaki büyük resimde de yine Türkiye vardır. Böylece Suriye’de daha fazla kuvvetle ve daha güçlü şekilde konuşlanabilme zemini oluşturdular. Ve bu koalisyona ait askeri gücün büyük bir bölümü Fırat’ın doğusu, Rakka-Deyri Zor hattının kuzeyindedir. Yani ileride kurmak istedikleri “Sentetik Kürdistan’dalar”. Şimdilerde Suudi Arabistan ve birtakım körfez ülkelerini de Suriye denklemine dahil etmeye çabalıyorlar. Buradan Akdeniz’e geçecek olursak savaş gemileri, savaş uçakları, uçak gemileri, denizaltılar vb. koalisyona ait çok önemli bir savaş gücü şu an Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğal gaz yataklarının üzerinde bulunuyor. Ege’de Yunanistan ve Ege denizine her geçen gün daha fazla gelen batılı savaş gemileri. Özellikle İngiltere’nin müdahalesiyle karışan Ermenistan, patlamak üzere olan Ukrayna, sorun çıkaran Kosova. Yani çevrilmeye çalışılan Türkiye ve ayak seslerinin her geçen gün daha net duyduğumuz Türkiye’yi Kuşatma Planı adım adım işletilmekte.

İşin güvenlik boyutunda daha söylenebilecek çok şey var ama hal böyleyken Türkiye’nin sürece kayıtsız kalması veya sınırlı davranması kafasını kuma gömmek olur. Zira bu durum hem çok ciddi belirsizlikler oluşturmakta hem de iç ve dış şer planlarının kesişim noktası 2019’a işaret etmektedir. Ve içerideki FETÖ’cü hainlerin bugün için en büyük beklentisi abilerinin oluşturduğu siyasi yapı/yapıların kendilerini dışarı çıkarmasıdır. Doğal olarak buna yönelik sinsi planlar yaptıklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Ayrıca 2019’u hedefleyen hücresel terör hareketlerinin ivmelendirilmeye çalışıldığını bilmek de gerekir. İşte tam bu noktada seçimin 24 Haziran’a alınması şer odakları üzerinde stratejik baskın etkisi yarattı. Önümüzdeki yaklaşık iki aylık sürede yeniden plan yap, ya da mevcut planları modifiye et, alt yapı oluştur vs. çok zor. Çünkü reaksiyon zamanı kalmadı. Artık ne içeridekilerin ne de dışarıdakilerin bu kısa süreçte taktik etkili, mahdut hamleler dışında güvenliğimize yönelik kullanabilecekleri fazla bir seçenek yok. Bunun ötesinde devletimizin bu tür tehditleri yok edecek gücü ve kudreti mevcuttur. Yakın geleceğe sâri belirsizlikler kalmamıştır. Ne olacağı bellidir. Muktedir iktidarıyla, birlik beraberlik içinde geleceğe yürüyen Türkiye’mizin içinde olacağız.

YORUM EKLE