![]() Selahattin Serçe |




Lümme-i Şeytaniye…
İnsan kalbindeki şeytana ait siyah nokta.
Alimlerin tasvirine göre, şeytanın gönül sarayındaki üssü, kalp eşkiyasının gizli karargahı, fısıltı ve vesveselerini yaydığı merkez.
İşte burada mevzilenen şeytan, sürekli olarak insanı gözetler, bütün bedensel ve ruhsal fonksiyonlarını takip ederek bulduğu her fırsatta ona karanlık telkinlerde, yönlendirmelerde, müdahalelerde bulunur.
Tek amaç, insanı saptırmak, doğru ve güzelden uzaklaştırmak, felakete sürüklemektir.
Bu uğurda, nefis de şeytana içerden işbirlikçilik eder.
Bu karanlık işbirliği, şeytana, insanın bütün bedensel ve ruhsal fonksiyonlarına hükmedebilme, bu fonksiyonları ortaya çıkaran ihtiyaç, arzu, duygu ve düşünce gibi insanda var olan unsurları kullanabilme olanağı sağlar.
İrade nefse, idare şeytana geçer.
İnsan bazen yanlış olduğunu bilse de, şeytanın telkin ve kontrolünden çıkmakta, nefsin istek ve arzularını frenlemekte zorlanır.
Bundan kurtulmayı başaranlar için ise şeytanın daha sinsi bir hilesi vardır.
Yanlışı doğru gibi göstermeyi veya doğru olan bir şeyi yanlış yerde, yanlış şekilde kullandırmayı dener.
Bu da “şeytanın sağdan yaklaşması”dır.
En zoru da budur.
Çünkü böyle bir durumda insan doğruyla yanlışı birbirinden ayıramaz hale gelir.
Önlem alınmazsa, kalpteki o karanlık nokta giderek büyük ve zamanla tüm kalbi sarar.
Kararmış bir kalp ise gönül sarayının tümüyle şeytanın karargahına dönüşesi demektir.
***
Peki, çare?
Var elbet. Ona geleceğiz.
Ama önce bütün bunları niye anlattık, onu söyleyelim:
Bugünün Türkiye’sini ve olan-bitenleri daha iyi anlatabilmek için.
***
İnsanın olduğu gibi, devletlerin de “Lümme-i Şeytaniye”si vardır.
Bugün hukukun kozmik odada ne aradığını…
Milleti “kafes”lere tıkmayı, çoluk çocuğumuzu denizaltılarda havaya uçurmayı, karanlık suikastler gerçekleştirmeyi hedefleyen eylem planlarını nerelerde, kimlerin hazırladığını…
Yeraltından fışkıran cephanelikleri…
Birilerinin bu cephaneliklere niye “boru” dediğini…
Seçilmiş iktidarları devirmeyi planlayan darbe girişimlerinin arkasında kimlerin olduğunu… Ordumuzun, milletten aldığı tankı, topu, tüfeği nasıl olup da defalarca bu millete çevirdiğini…
Türlü çeşidi peşpeşe gelen askeri darbelerin kime ne kazandırdığını…
Bingöl’de, Dağlıca’da, Aktütün’de, Tokat’ta ve daha başka yerlerde, askerlerimiz göz göre göre neden şehit olduğunu…
Yıllardır şunca aydınımızı kimin katlettiğini…
Başbakanlarımızı, bakanlarımızı, gençlerimizi darağaçlarına kimlerin gönderdiğini…
Gençlerimizden nasıl katiller üretildiğini…
Kürt ve Türkün, Alevi ve Sünninin nasıl ve neden birbirine düşman edildiğini…
Bu milletin özünde, nefret, kin, düşmanlık olmadığı halde, bütün bunlardan nasıl olup da çözümsüzmüş gibi görünen sorunlar üretilebildiğini…
Cumhuriyetin, kendi halkıyla ve onun değerleriyle çatışan prensipleri nasıl kendisine şiar edinebildiğini…
Anlamak istiyorsanız, lütfen yukarıdaki satırları yeniden okuyun.
***
Yakın tarihimizdeki bütün karanlığın arkasında, devletin kalbindeki Lümme-i Şeytaniye vardır.
O karanlık noktada mevzilenen şeytan, hep vesvese verdi. Hep karanlık telkinlerde bulundu. Ve karanlık, kimi zaman öyle büyüdü ki, bütün irademizi, idaremizi elimizden aldı; bütün değerlerimizi, inançlarımızı istismar etti, kendi emelleri için kullandı.
Maddi manevi servetlerimizi çar-çur ettirdi.
Karanlık odalarda, milletten gizli kırmızı kitaplar yazdı.
O odalarda, özel insanlar yetiştirdi.
Sonra onları içimize saldı.
Ordumuzun, siyasi partilerimizin, sivil toplum örgütlerimizin köşe başlarına, aydınlarımızın arasına yerleştirdi.
Yeraltında, yerüstünde örgütler kurdu.
Düşmanlar tayin etti.
Milletimizi birbirine kırdırdı.
Kan döktürdü, kin ektirdi.
Özgürlüğümüzü çaldı.
Onun yerine, işbirlikçisi nefislerimize esareti özgürlük diye yutturdu.
Hukukumuza, demokrasimize kastetti.
Çünkü karanlığının her şeyi kuşatmasının önünde en önemli engelin, hukuk, demokrasi ve özgürlükler olduğunu çok iyi biliyordu.
***
Türkiye 10 yıl önce, tümüyle devletin kalbindeki bu Lümme-i Şeytaniye’nin karanlığına yuvarlanmanın eşiğindeydi.
Bu ülkeyi gayya kuyularına sürüklemek isteyenlerin hesapları ondan sonra da sürdü elbet.
Ancak milletin sağduyusu ve tercihleri oyunu bozdu.
Zulmetin sultanları, ellerindeki karanlık planlarla ortada kalakaldı.
Hangi felaketlerin eşiğinden döndüğümüzün ayrıntıları ise günden güne ortaya çıkıyor.
Türkiye karanlıklardan aydınlığa çıktıkça, tarihi yüzleşme devam ettikçe daha çok şaşırmaya da hazır olun.
***
Peki, devletin Lümme-i Şeytaniye’si nerededir?
Yeraltında mıdır?
Yerüstünde midir?
Neresidir şeytanın vesvese karargahı?
Özel Kuvvetler midir?
Genel kuvvetler midir?
Resmi midir?
Gayrı resmi midir?
Localar mıdır?
Hukukun ışığı, karanlık odalara girdi.
Lümme-i Şeytaniye’nin her yana yaydığı karanlıklar, bir uçtan aydınlanmaya başladı.
Sıra elbet karanlığın en koyu olduğu yere de gelecek.
Ama bunun aslında çok önemi yok.
Çünkü Lümme-i Şeytaniye, hiçbir zaman tümüyle yok olmaz.
Önemli olan, o noktanın küçültülebildiği kadar küçültülmesi, oradan fısıldayan şeytanın sesinin, kısılabildiği kadar kısılmasıdır.
Kritik soru, bunun nasıl başarılacağıdır.
***
Çare yine Lümme-i Şeytaniye’nin de bulunduğu kalbin kendisindedir.
Çünkü kalpte şeytanın karanlığı fısıldadığı noktanın yanında, meleklerin aydınlığı fısıldadığı, bir başka nokta daha vardır.
O noktadan gelen ışığı büyütenler, Lümme-i Şeytaniye’nin tuzaklarına karşı güvende olurlar.
Ülkemiz için o aydınlık nokta, milletin derin sağduyusudur.
Işığı büyütecek olan ise, kesintisiz demokrasi, eksiksiz hukuk ve halkıyla barışık açık bir rejimdir.
04.01.2010
Yazılım ve Teknik Destek: CM Bilişim - Görsel Tasarım: Capitol Medya
































KURULU DÜZENE TERS DÜŞEN Bİ ŞEYLER OLUNCA PEÇE SIYRILIVERDİ VE İŞİN İÇ YÜZÜ ÇIKMAYA BAŞLADI
ZAMANINDA ALINAN KÖŞELER AÇIĞA ÇIKMAĞA VE BAŞLADI YAVAŞ YAVAŞ HER ŞEY İFŞA OLMAYA BAŞLADI...