![]() Tarhan Erdem |




Bakan Ali Babacan, “Mayısa kadar (Uluslararası Para Fonu) IMF’yle görüşmeye ara verdiklerini” açıkladı. Bazı görüşlerini şöyle ifade etti: “Bundan sonra, 6 aydır olduğu gibi kendi orta vadeli programımız çerçevesinde devam edeceğiz. Dünyadaki ve Türkiye’deki şartlara bakarak her hafta, her ay durum değerlendirmesi yapacağız. Türkiye’nin artık kendisine güvenmesi ve bunu sadece söylemle değil uyguladığı politikalarla da göstermesi gerekir.”
Bu söylenenler, IMF’yle görüş ayrılıklarımız dışında nedenlerimiz bulunduğunu da gösteriyor. Bilindiği gibi bundan üç dört ay öncesinde, görüş ayrılıklarının gelir idaresinin yapısı, belediyelere ayrılan bütçe payı ve harcama önlemlerinin büyüklüğü olarak belirtilmişti.
Dün sabah, banka çevreleri kararın piyasalara olumsuz etkileyeceğini söylediler. İlk tepkiler beklendiği
gibiydi; dolar ve faiz yükseldi, borsa düştü; öğleye kalmadan piyasa toparlandı. Aynı saatlerde İstanbul Ticaret Odası Başkanı Murat Yalçıntaş ‘Milat’ olarak tanımladığı karar sonrasında ‘popülist’ davranışlar beklemediğini açıkça söylüyordu.
Fransızcadan dilimize gelen ‘populist’ kelimesi Ayverdi Sözlüğü’nde, “halk kalabalıklarının duygu ve düşüncelerini okşayan davranış ve tutum” olarak tanımlanıyor; bu tanımı ‘halkın hoşuna gidecek’ olarak da kısaltabiliriz.
Sayın Yalçıntaş’ın, IMF’siz seçim dönemlerinde hükümetlerin ‘halkın hoşuna gidecek’ politikalar
uygulayabilecekleri ihtimalini kabul ederek böyle konuştuğunu sanıyorum.
Bilindiği gibi, seçimlerde oy verme eğilimini ilk önde etkileyen neden ekmek parasıdır. Hükümet son iki yılda yaşanan ekonomik sıkıntıların, vatandaşın oyunu iktidarın aleyhine etkilediğini iyi bilmektedir.
İktidar partisi önümüzdeki 15 ay içinde ekonomide genişleme ve büyüme görüntüsü verecek yollar bulamaz mı? Böyle bir genişleme sağlanabilirse Ak Parti propagandacıları halka, ‘Son iki yıl dünyadaki krizin sonucu ekonomimiz daralmıştı, biz bunu iyi yönettik, şimdi 2006 ve 2007’deki hızı yakaladık, ya da yakalamak üzereyiz’ diyecek ve iktidar lehine oluşan siyasal havanın da yardımıyla seçimleri kazanacaktır.
Bu nedenle iktidar partisi, ‘ekonomik sıkıntılardan kurtuluyoruz, işsizlik azalıyor’ izlenimini vermek için her yolu mubah görebilir! Belki, seçim döneminde ekonominin kurallarını görmezliğe gelebilmesini ahlaki de bulmaktadır.
İşte bu düşüncelerle iktidar partisinin, böyle bir yolu deneme serbestliği kazanmak için IMF ile görüşmeleri kesmiş olduğu düşünülemez mi?
Açıkçası, Ak Parti’nin IMF’yle birlikte olduğundan daha da serbest olduğu bu dönemi nasıl kullanacağını
merak ediyorum! Ekonomiyi, seçimleri düşünmeden mi yönetecek, yoksa halkın hoşuna gidecek kararlar
uygulayıp, seçim sonrası için, ‘O gün bakarız’ mı diyecektir?
Hangi yolu uygulayacağını tahmin etmek zordur! Bugüne kadar aksini görmediğimiz için her açıklanan karar sonrasında muhalefetin, bütün tedbirleri ‘seçim ekonomisi’, ‘halka hoş görünme politikaları’ olarak değerlendireceği beklenir. En güvenilir kaynak bence, Radikal’in kutuplaşmaya ‘er yazılmamış’ ekonomik yazarlarıdır.
Ben onları ve olayları izleyerek görüşlerimi sizlerle sık sık paylaşmaya çalışacağım.
Yazılım ve Teknik Destek: CM Bilişim - Görsel Tasarım: Capitol Medya































