27 Mart 2017 Pazartesi
  • Altın144,263
  • BIST90.383
  • Dolar3,6117
  • Euro3,9021
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,5095
  • İstanbul8 °C
  • Ankara6 °C
  • İzmir11 °C
  • Konya7 °C
  • Adana14 °C
  • Antalya14 °C
  • Diyarbakır6 °C
  • Bursa8 °C
  • Kayseri5 °C
  • Kocaeli8 °C
  • Şanlıurfa7 °C
  • Gaziantep1 °C
  • İçel15 °C
BATI MEDENİYETİNİN ÇÖKÜŞÜNE HAZIR OLUN
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
“Mesele sağ-sol değil, komünizm ile mücadele idi”
“Mesele sağ-sol değil, komünizm ile mücadele idi”
“Mesele sağ-sol değil, komünizm ile mücadele idi”
05 Nisan 2008 / 16:47 Güncelleme: 05 Nisan 2008 / 00:00


Dünden Yarına Belgeseli Yapımcılarından Cüneyt Polat Alparslan Türkeş’in damadı emekli subay Hamza Hamit Homriş ile Türkeş’in hayatı üzerine bir söyleşi yaptı.


“MİLLİ ŞEF DE  İSTESE BUNLARIN BİR SUÇU YOK!”



  • Alparslan Türkeş ile nasıl tanıştınız?

Hamit Homriş: Alparslan Türkeş hem benim başbuğum hem babamdır. Rahmetli başbuğumu tanımam epey eskiye dayanır. 1944 Turancılık olayında sanıklar tutuklandığında İstanbul sıkıyönetim mahkemesine sevk edileceklerdi. O mahkemenin başkanı da benim rahmetli babam Şahap Homriş! Sonradan da 12 Eylül’de bütün ülkücülerin avukatlığını yaptı. O zaman askeri hâkim. Ordu komutanı çağırıyor babama diyor ki bu davaya sen bakacaksın. Dosyaları veriyor. O zamanki sıkıyönetim kanunu daha farklı şimdikinden. Babam dosyaları inceledikten sonra komutana; “Efendim, bunlarda bir suç unsuru yok. Bunlar da Türk milliyetçisi, biz de Türk milliyetçisiyiz” diyor. Fakat ordu komutanıaynı zamanda sıkıyönetim komutanı “ Şahap bunu milli şef böyle istiyor” diyor. “ Sen buna bir daha bak” diyor. Babam da sert ve vatanına milletine bağlı bir adamdı. Tekrar ordu komutanına çıkıp diyor ki “ Komutanım burada bir suç yok, Dava açmamıza gerek yok. Milli şef de böyle istese yok.” Buna karşılık komutan; “Şahap Türkiye’nin her yeri İstanbul değildir” diyor. Yani seni süreriz demek istiyor. O da “bu bayrağın dalgalandığı her yerde görev yaparım komutanım” diyor. Bir hafta içinde Erzurum’a tayin oluyor. Her nasılsa tutuklu sanıklar bu hadiseyi duyuyorlar. Yani bir askeri hâkimin reddettiğini davayı ve Şahap Homriş adını hiç biri unutmuyorlar. Çünkü böyle bir davaya bakmayı reddedince diğer mahkeme üyeleri de etki altında kalıyor. Aradan seneler geçiyor, 1960 ihtilali oluyor. 1960 ihtilalinde babam o zaman Başbakanlık kanunlar ve kararlar tetkik dairesi üyesi. Kanunlar meclise gelmezden önce bu daireye gelir, onlar da kanunun lafzına, yazım şekline bakarlar! 60 ihtilali olunca rahmetli başbuğum başbakanlık müsteşarı olmuştu. Dolayısıyla da fiilen başbakanlığı yürütüyordu. Başbakanlıkta çalışanların isim listesini istiyor. Bakıyor Şahap Homriş! Bana Şahap beyi çağırın diyor. Babam tanımıyor tabi o sanıkları, bilmiyor kim olduklarını. “Ben 44’deki Üsteğmen Alparslan Türkeş benim” diyor babama.


27 Mayıs’ta halk evleri kapatıldı. Yerine Türk kültür dernekleri kuruldu. Türk kültür dernekleri genel başkanlığına da babam geldi. Hatta o kültür derneğinin genel merkezi de o zamanki meclis başkanı Refik Koraltanın evini yapmışlardı. Rahmetli başbuğum o zaman kurmay albay olarak birçok yerde konferanslar veriyordu. O konferanslar verildiği dönemde ben orta ikideydim. Bazılarına babam beni götürürdü. Ben de rahmetli başbuğumun sözlerinin yarısını anlardım, yarısını anlamazdım ama dinlerdim. Aileler arasında bir konuşma, görüşme de oldu. Subay çıktıktan sonra 1969 senesinde onun küçük kızı Selcan hanımla evlendik.


“TÜRKEŞ HER ZAMAN ORDUNUN YANINDA OLMUŞTU”




  • 12 Mart Muhtırasına karşı Türkeş nasıl tutum takınmıştı?

Homriş:12 Mart dönemi çok karışık bir dönem. Birçok genç subay, tümen komutanı seviyesinde subayları tutuklandılar. Bunların sol bir darbe yapacağı söylendi. Hatta o dönemde eski milli birlik komitesi üyesi general bile tutuklandı. Cumhuriyetin temelleriyle oynama harekâtına kalkışmaya karşı bir harekâttır bu! O günde rahmetli başbuğum ordunun yanında olmuştu. Ve olayları çok yakından takip etmişti. Darbe girişiminde bulunanların büyük bir tutuklamaya gidecekleri, büyük ihtimal rahmetli başbuğumu da tutuklayacaklarına dair bilgiler geliyordu.


“MESELE SAĞ-SOL DEĞİL, KOMÜNİZM İLE MÜCADELE İDİ”



  • 12 Eylül öncesi çatışmaların anlamı ne idi?

Homriş: O dönem Sovyetler birliğinin başını çektiği beynelmilel komünizmin dünya çapında faaliyetler gösterdiği bir dönemdir. Beynelmilel komünizm ülkemizde, Afganistan dâhil malum birçok dünya ülkelerinde; ülkelerin içinden yaptığı propagandayla, insanları yanına çekmeye ve komünizm rejiminin o ülkelerde geçerli olmasını sağlamak istemişlerdir. Bu öyle bir dönemdir ki Türk milletinin var olması veya olmaması noktasına gelmiştir. Dolayısıyla MHP o dönemde Komünizme karşı Türk milletinin direncini sağlamaya gayret etmiştir. Bu meseleye sağ-sol kavgası diye bakılmıştır. Ama bu yanlıştır. Biz Afganistan’a dönerdik lafını hepimiz duymuşuzdur. O zaman Sovyetler Birliğinde Brejnev doktrini var. Doktrinin bir maddesi de şudur; “komünizmin kabul edildiği ülkede, komünizm tehlikeye düşerse, Sovyetleri imdat diye yardıma çağırma hakkı verilmiştir” Afganistan bu şekilde işgal edilmişti. Türkiye de komünizmin pençesine düşmüş olsaydı, Sovyetler birliği komünizmi kurtarmak için Türkiye’ye müdahale hakkını kendinde bulabilecekti. Bu açıdan bakıldığında o tarihte yaşananların bir sağ sol savaşı olmadığını görüyoruz. Bu, Türk milletini komünizm belasından kurtarma mücadelesiydi. Bu durum anlaşılmadığı için 12 Eylül’de başta rahmetli başbuğum olmak üzere bütün arkadaşlarımıza iddianameyle söylenen şey; “devletin polisi askeri varken size ne oluyordu oldu” gerekçesiyle suçlandık.



  • 12 Eylül sürecinde Türkeş’e nasıl muamele gösterildi?

Homriş: Rahmetli başbuğum 5 sene 35 gün fiilen hapiste yattı. Bütün arkadaşlarımız işkence gördü. Sonunda hemen hemen hepsi beraat etti. Üzerimizden silindir gibi geçildi. Hâlbuki Sovyetlerin Türkiye’de komünizmi yerleştirememesinin önündeki engel MHP idi. Türk milliyetçilerinin bu kötü muameleyi hak etmediklerini düşünüyorum. Neticede herkes aklandı doğrudur. Ama çok büyük eziyetler çekildi. Rahmetli başbuğumu hemen hemen her gün; askeri mevki hastanesinde tutuklu olarak bir odada yatıyordu, ziyaret ettim. Talimatlarını aldım. Orada bir kere daha inanılmaz çelik gibi bir iradesinin olduğunu, asla hiçbir şeyden yılmadığını fiilen görerek yaşadım. Onun o ayakta duruşu ve direnci, bizlere de moral oldu.


“BAŞBUĞDAN HABERSİZ BAZI ARKADAŞLARI KULLANDILAR”



  • 12 Eylül döneminden önce Ülkücüler kullanıldı mı?

Homriş: Bir hatıramı anlatarak söyleyeyim. 12 Eylül’den sonra rahmetli başbuğum tutuklu mevki hastanesindeydi. Bir akşam konseyi temsil eden bir kurmay albay ve birkaç kişi orada rahmetli başbuğumu ziyaret ettiler. Ve kendisine yurt dışında bazı konularda yardım etmesi için teşkilatlarına emir vermesini rica ettiler. O da “Ben burada tutukluyum. Telefonum yok. Kimseyle görüşme şansım yok. Ben gidip de Avrupa’da ki insanlara, milliyetçilere, ülkücülere nasıl emir vereyim. Fiziken bu mümkün değil” dedi. Ayrıca “Ben içerideyken hiçbir arkadaşım da böyle bir şeye tevessül etmez, etmemesini de zaten isterim” dedi. Böyle bir deneme vardı. Rahmetli başbuğumun isteği ve haberi olmadan onun hapiste olmasından yararlanarak bazı arkadaşları kullandılar.! Hem hapiste tutuyorsun, hem yardım istiyorsun gibi bir tezat içindeydiler. Bu tip şeylere rahmetli başbuğum son derece karşıydı. Devletin kendi kuruluşları vardır. Ama gördük ki bir takım insanlar hakikaten kullanılmış.



  • 1980 sonrası kurulan partilere MHP’den katılımların olmasına Türkeş kırıldı mı?

Homriş: Başbuğumuzdan izin almadan ANAP ve BTP’ye bazı arkadaşlarımız gittiler. Ama hepsi de başbuğumdan izin aldıklarını söylediler. Tabi başbuğum da bunlara bir şey demedi. Başbuğumuz MÇP’yi kurmadan önce Muhafazakâr Partiyi kurdurdu. Sonra ANAP’ın bir kongresi vardı. O kongre öncesinde yine mevki hastanesinde o zaman ANAP içinde bulunan, bakanlık da yapmış olan milliyetçi, ülkücü kökenli insanlar geldi ve Turgut Özal’a karşı rahmetliyi kongrede aday çıkarmayı ve onu devirmeyi teklif ettiler. Onlara başbuğum: “ Bir genel başkanı böyle kongrede filan deviremezsiniz. Hayal âleminde olmayın. Bir genel başkandan sonra siz tekrar genel başkan olmak istiyorsanız, o genel başkanın yanında bulunun” diyerek kırgınlığını göstermişti.



  • Alparslan Türkeş’in ayırt edici özellikleri nelerdi?

Homriş: Başbuğumun çelik gibi bir iradesi vardı. Hiçbir şeyden yılmaz, hiçbir şeyden korkmazdı. Alparslan Türkeş ne zaman duracağını, ne zaman yürüyeceğini bilen, çok iyi tartan ve nerede gözü karalık yapılacağını bilen bir dehaydı. Başbuğumun parti genel başkanı olmaktan öte bilge lider yapan bir özelliği vardır. O da Allah vergisi azmi, iradesi, zekâsı ve iyi ahlakından sonra önemli bir özelliği okuma yazma inceleme ve öğrenmedir. Ben birçok kez bir gecede 500 sayfaya yakın bir kitabı bitirdiğini bilirim. Konuşmalarını yazardı. Kitapları okurdu. Bunlara nasıl vakit bulurdu yani bu kadar yakınında olarak şaşırıp kalırdım. Onun en önemli özelliklerinden birisi de kendisini sürekli olarak geliştirmesidir. Mesela Ankara’da görevliyken binbaşı olarak hukuk fakültesine devam etmiştir. ABD’ye ateşe olarak NATO daimi temsilciliğinde ekonomi tahsili yapmıştır. Yani hep okuyan, hep inceleyen, sentez yapan bir insandı. Türkiye’deki pek çok tarihçiden, çok daha iyi Türk ve dünya tarihini bilirdi. Pasarofça antlaşmasının tarihini bildiği gibi maddelerini de bilir, siyasi etkenlerini de anlatır. Ayni bu gün hangi tarihçi anlatabilir? Bu manada da korkunç bir hafızası vardı. Hayatını anlattığı gazeteci Hulusi Turgut beyin kaleme aldığı “Şahinlerin Dansı” kitabı için inanamadığım şeyler anlattı rahmetli başbuğum. Mesela 44 olaylarında gardiyanının ismini biliyor. Kepsutlu İsmail onbaşı dedi. Kepsutlu olduğunu da biliyor. Benim o şaşkınlığımı görmüş, çekim bitti gülerek bana dedi ki; “şaşırdın değil mi oğlum” dedi. Başbuğum şaşırdım dedim. “hiç şaşırma oğlum ben bu işe ömrümü verdim” dedi. Evinde de son derece çocuklarıyla torunlarıyla ilgili, herkesin, herkesle konuşur, sohbet eder. Dersi olanın dersini sorar. İmtihan eder. Herkesle ilgilenir. Dışarıdaki hayatında da içerideki hayatında da bu saydığım özelliklerine ilaveten, böyle çok şefkatli tarafı vardı. Rahmetli kamuoyunda bazı yerlerde çok sert filan deniyor. Sert tarafı da vardı ama çok şefkatli, herkesin hatırını soran çok insancıl tarafı olan biriydi. Çevresindeki insanları imtihan ederdi. Mesela bir gece başbuğumla yürüyüşte iken bana “kuzey kutbunu göster” dedi. Büyük ayı, küçük ayı, herkes bilir bunu askerliğin alfabesidir bu. Ben heyecandan tam tersini gösterdim ve bir türlü kuzeyi bulamadım.



  • Türkeş, Türk dünyasına nasıl bakıyordu?

Homriş: Başbuğum 27 Mayıs’ta Dış İşleri Bakanlığında Türk dünyasıyla ilgili bir müdürlük kurdurmuştu. Yani bunun önemini o zamandan bilen uzak görüşlü bir liderdi. 1944’te Turancı dediler. Irkçı, kafatasçı hep söylenen suçlamalar buydu. Ama ne zamanki Sovyetler birliği dağıldı, Türkiye’de pek çok insan burada da Türkler yaşıyormuş dedi. Onun bakış açısı hep şuydu; milli kültürümüzü dış Türklerle birleştirmek. Yani kültürel olarak, ekonomik olarak her manada! Dil çok önemli. Türk alfabesi kullanılsın ki, Türkçe anlaşalım. Bu manada tabi çok büyük gayretleri oldu. Ayrıca bunu gerçekleştirmek içinde ömrünün son zamanlarında TÜDEV diye bir vakıf kurdu. Burada Türk kurultaylarını yapıyordu. Bu çalışmalarından Türkiye’dekiler nasıl ona hep, kötü bir iş yapıyormuş gibi kafatasçı, ırkçı gibi algılıyorsa da, yurt dışındaki Türkler ise bu çalışmaları çok iyi algıladılar ve bütün o Türk devletlerinde -Sovyetler birliğinden öncesini bahsediyorum- çocuklarına Alparslan adını verdiler. Türkeş adını verenler çok oldu. Emel Sayın hanımefendi, 80’den önce, Azerbaycan’a giderdi. Bir gün Bahçelievler’de ki genel merkezimize gelen iki kişi, “Türkeş beyin resimlerinden istiyoruz” demişler. Oradaki arkadaşımız neden istiyorsunuz diye sorunca, “Biz Emel Sayın hanımefendinin saz heyetindeyiz. Geçen hafta Azerbaycan’a gittik. Bakü’de akşam konserden sonra odamızın kapısı çalındı. Türkiye’den gelmişiniz diye bizi öptüler, kokladılar. Türkeş beyin resimlerinden verin bize demişler. Bunu isteyen adamın Türkeş’ten de haberi yok. Resim zaten yok. Bizde resim falan yok. Ne bilelim falan deyince de, bayağı sıkıştırmışlar. Hatta biraz tartaklamışlar da nasıl olmaz diye. Onun üzerine demişler ki ya hu Türkiye’ye gidince bunu alalım”. Çünkü bir daha gideceklermiş Azerbaycan’a!



  • Türkeş iktidara gelebilseydi Sovyetler’e harp ilan eder miydi?

Homriş: Rahmetliyi suçladıkları bir şey de işte iktidara gelirse kılıcı çekip Sovyetlere savaş ilan edecek. Türkiye cumhuriyetini tehlikeye atacak diye. Hâlbuki hiçbir zaman öyle bir şey olmamıştı.



Bir gün kendisini ziyarete gelen profesörlerden biriyle arasında şu diyalog geçmişti:


-Sovyetlere savaş ilan ederek, Türk ülkelerini kurtaracağınız veya ona gayret edeceğiniz söyleniyor


Türkeş: Benim esas mesleğim nedir?


-Efendim kurmay albaysınız.


Türkeş: Peki size bir şey sormak istiyorum. Sovyetlerin doğu sınırında kaç tane tümeni var biliyor musunuz?


-Bilmiyorum efendim.


Türkeş: Ben asker olarak biliyorum. Rakamda yanılabilirim ama 58 tane tümeni var. Türkiye’nin toplam kaç tümeni var? Rakamda yine yanılabilirim, işte 10 tane var. Ben deli miyim?


-Efendim öyle söylüyorlar.


Türkeş: İşte her söylenene inanmayın demek için söylüyorum bunu


Ama ne kadar haklı olduğu, Sovyetler yıkıldıktan sonra özellikle belli oldu. Ve Türkiye buna hazırlıksız yakalandı. O bölgelere ben de gittim. Avrupalılar ve ABD’liler oraya bizden çok önce gelmişlerdi.



 

YAŞAM Kategorisindeki Diğer Haberler