YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
İsmet İnönü ile Atatürk'ün arası neden bozuldu?
Cumhuriyet tarihinin en çok tartışılan konularından biri olan Atatürk ile İsmet İnönü'nün arasının neden bozulduğuna dair bilinmeyenler gün yüzüne çıkıyor.
İsmet İnönü ile Atatürk'ün arası neden bozuldu?
29 Temmuz 2014 / 19:12 Güncelleme: 29 Temmuz 2014 / 19:18

Mustafa Kemal, 1937’de arasının iyice açıldığı İsmet İnönü’yü Köşk’te görmek istemediği için başka isimler üzerinde yoğun uğraşlar verildi. Hatta Refik Saydam’ın Ankara Garı’nda İnönü’ye “Seni öldürecekler” dediği bile söylenir. Ama İnönü, 348 vekilin oybirliğiyle Türkiye’nin ikinci Cumhurbaşkanı oldu.

Mustafa Kemal, Cumhurbaşkanı olduktan sonra 3 Mart 1924’te Hilafet kaldırıldı. Halife Abdülmecid, cebine 2 bin İngiliz lirası konularak, Silivri yakınlarında bir trene bindirildi ve İsviçre’ye sürgüne gönderildi. Aynı yıl yeni bir Anayasa yapıldı.

1924 Anayasası çok partili hayata da izin veriyordu. 1925 yılında Şeyh Sait ayaklanması patlak verdi. Hükümet Kürtlerin üzerine çok sert yürüdü. Şeyh Sait ve arkadaşları Diyarbakır’da darağacına çekildi. Örgütlü muhalefetin dağıtılması için güzel bir fırsat çıkmıştı, Takrir-i Sükûn Kanunu ve İstiklâl Mahkemeleri çalışmaya başladı. Bu vesileyle rejime, bütün muhaliflerinden kurtulma fırsatı doğdu.

İzmir suikastı

Cumhuriyeti İttihatçılar “c takımı” kurmuştu. Enver Bey’in başını çektiği “a takımı” yok olmuş, “b takımı” hâlâ ayakta ve kurucu babalara göre, Cumhuriyet için hâlâ tehlike arz ediyorlardı. İzmir suikastı onların da devre dışı bırakılması için bir fırsat olarak kullanıldı. Eski İttihatçılar’dan Maliyeci Cavit Bey, Dr. Nazım, Hilmi ve Nail beyler idam edildi. İzmir suikastı davası önemli siyasi sonuçlara yol açtı. Basın zaten susturulmuştu. Bütün muhalif basın organları ve kuruluşları ya yasaklanmış ya da kapatılmıştı.

Muhalifler dağınık bile olsa yine de varlığını sürdürüyordu. İzmir suikastı davası ve İstiklâl Mahkemeleri kanalıyla Meclis’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’ndan arta kalan milletvekili grubuyla eski İttihatçılar tasfiye edildi. Milli Mücadele’yi veren grup parçalanmış, Mustafa Kemal’in yanında kalanlar diğer grubu yargılamaya başlamıştı. Yargılamalar sonucunda muhaliflerin sesi tamamen kısıldı. Böylece “Tek Parti Cumhuriyeti” resmen kuruldu. Sıra Kemalist devrimlerdeydi

Güdümlü demokrasi deneği

1924’le 1934 arasında geçen on yıl zarfında devrimler tamamlandı. Tevhid- i Tedrisat Kanunu’nun kabul edilmesinden şapka giyme zorunluluğuna, tekke ve zaviyelerin kapatılmasından yeni medeni kanuna, Latin harflerinin benimsenmesinden kadınlara seçme ve seçilme özgürlüğüne, Soyadı Kanunu’ndan “efendi, bey, paşa” gibi lâkap ve unvanların yasaklanmasına kadar bir sürü devrim birer yenilik olarak halkın hayatına girdi. Mustafa Kemal gibi bir otorite bile, bütün bu yenilikleri 10 yıl gibi uzun bir süreye yaymak zorunda kaldı.

Mustafa Kemal’e göre 1920’li yıllar devrim yılları, 1930’lu yıllar ise devrimin halka benimsetilmesi yılları olacaktı. Ama hiç hesaba katılmayan 1929 dünya iktisat buhranı bütün planlarını bozdu. Halk savaştan çıkmış, aç, sefil ve perişandı. Üstüne üstlük ekonomik bir kriz de gelmişti. Devlet ceberuttu. Yenilikleri halka benimsetmede özellikle İnönü devletin bütün baskıcı gücünü kullanıyordu. Her an bir yerlerde bir patlama olabilirdi. Mustafa Kemal, çıktığı yurt gezilerinde bu tehlikeyi gördü. Halka nefes aldıracak bir muhalefet partisinin gerekliliğini hissetti. Bunun üzerine 1930 yılında Fethi Okyar’a, tarihçi Cemil Koçak’ın “yapay ve güdümlü bir demokrasi deneyi” olarak nitelendirdiği Serbest Fırka adında bir muhalefet partisi kurdurdu.

İlişki 1937'de bozuldu

Mustafa Kemal’e göre, İsmet Paşa bürokrat zihniyetli, baskıcı ve titiz bir devlet adamıydı, onun için liberal bir adam olan Okyar onu dengeleyecekti. Serbest Fırka kısa sürede halkın büyük ilgisine mazhar oldu. Ve Türkiye tarihine bundan sonra damgasını vuracak “irtica” tartışmaları tekrar alevlendi. Serbest Fırka’ya “mürtecilerin” yerleştiği propagandası yapıldı; kuruluşundan 99 gün sonra Mustafa Kemal’in emriyle Serbest Fırka kapatıldı.

Mustafa Kemal ile İsmet İnönü’nün daha milli mücadele yıllarında başlayan siyasi birliktelikleri 1937 yılında bozuldu.

İnönü Cumhuriyet’in ilanından itibaren, arada 1 yıllık Fethi Okyar dönemini saymazsak, 1937 yılına kadar kesintisiz Başvekillik yapmıştı. Tarihçi Cemil Koçak’a göre, Atatürk ile İnönü arasındaki anlaşmazlıkları 3 ana başlıkta toplamak mümkün.

Birincisi, Atatürk’ün İnönü başkanlığında kurulmuş olan hükümetin icraatlarına sürekli karışması, müdahale etmesi... Ki bu müdahaleler bazı bakanları görevden almalara kadar uzuyordu.

İkincisi, dış politika konusundaki anlaşmazlıktı. Özellikle Hatay konusunda. Atatürk Hatay’ı, kendi sezgisiyle anavatana katmanın mümkün olduğunu düşünürken, İnönü bu konuda aynı fikirde değildi.

Üçüncüsü, uygulanan ekonomik politika konusunda kendini gösteriyordu. Atatürk baştan beri devletçi bir politikanın başarısına inanmıyordu ve liberal bir ekonomik politikadan yanaydı. İnönü ise Atatürk’ün aksine sanayileşmenin devlet eliyle başarılacağına inanıyordu. Mustafa Kemal Çankaya’da aktif siyasetin içindeydi. Ona göre dümende kendisi vardı, İnönü ise sadece aldığı kararların uygulayıcısıydı. İnönü’nün katı devletçi politikaları hoşuna gitmiyordu. Bu yüzden İktisat Vekili’ni görevden alıp yerine büyük umutlar bağladığı İş Bankası Umum Müdürü Celal Bayar’ı atadı. Bu durumdan son derece rahatsız olan İnönü, bir gece Çankaya sofrasında ipleri kopartırcasına, “Bu ülke daha ne kadar sarhoş masasında idare edilecek?” diyerek Atatürk’e isyan etti. Bu isyan her şeyin başı ve sonu oldu. İnönü’nün önce sağlık nedenleriyle bir süre dinlenmesine, sonra da kesin surette Başvekillik’ten ayrılmasına karar verildi. Yerine 26 Eylül 1937’de Celal Bayar Başbakan olarak atandı. Böylece İnönü döneminde bütün hazırlıkları tamamlanmış olan Dersim katliamını hayata geçirmek Celal Bayar’a nasip oldu.

‘Seni öldürecekler' uyarısı yapıldı

Cumhuriyet’in ilk yıllarında büyük siyasi sorunları çözmek için İnönü’yü tercih eden Atatürk, bu kez de ekonomik sorunları çözmek için Celal Bayar’ı tercih ediyordu. İnönü başvekillikten istifa etti. Siyasal yaşamın tamamen dışına çekildi. Pembe Köşk’e kapandı. Hâlâ Malatya milletvekiliydi ancak ne basının karşısına çıkıyor, ne de sokakta kimse ona rastlıyordu. Herkes ilişkisini kesmişti. Hatta onunla ilişki kurmak, evine gitmek, onunla görüşmek büyük cesaret isteyen bir iş haline geldi. Bir söylentiye göre de İnönü bu hayatı kendi seçmiş, kendi kendini siyasetten tecrit etmişti. Bu arada Atatürk’ün hastalığı ilerledi. Yavaş yavaş yeni bir Cumhurbaşkanı arayışı başladı. 13 yıl boyunca Başbakanlık yapmış, parti, ordu ve bürokrasiyi çok iyi tanıyan İnönü’nün aday olmaması için yollar arandı.

Cumhurbaşkanı olabilmek için milletvekili olma zorunluluğu vardı. İnönü’nün önünü kesmek için onu Washington’a büyükelçi olarak atamak istediler ancak o bu görevi kabul etmedi.

Cumhurbaşkanlığı Meclis Başkanı Abdulhalik Renda’ya teklif edildi, o da reddetti. İnönü’nün, hastalığı iyice ilerlemiş olan Atatürk’ü son bir kez görmek amacıyla İstanbul’a gitmesi için azılı rakibi Dahiliye Vekili Şükrü Kaya tarafından trende yeri bile ayrıldı.

Ancak Ankara Garı’nda eski bakanlardan Refik Saydam, “Paşam gitme, seni öldürecekler. Ama ille gideceksen önce benim cesedimi çiğne” dedi ve muhtemel bir suikastın önüne geçmiş oldu. (İttihatçılar’da eski bir gelenekti, birisiyle baş edemezsen onu ortadan kaldır.)

(Bu arada hâlâ alttan alta anlatılan bir dedikoduya göre, Atatürk son demlerinde İnönü’nün neden gelip kendisini son bir defa görmediğini sormuş, yanındakiler de İnönü’nün öldüğünü söylemişler. Bunun üzerine Atatürk’ün mirasından İnönü’nün çocuklarının okul masraflarının karşılanmasını vasiyet ettiği söylenir. Bu iddia, dediğim gibi hep bir söylentiden ibaret kaldı.)

Bu sırada Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak, Cumhurbaşkanlığı için Atatürk’ün Fevzi Çakmak’ı işaret ettiğini açıkladı. Bu kez herkes büyük bir umutla Çakmak’a yöneldi ancak Fevzi Paşa da ömrünün sonuna kadar ordunun başında kalmak istediğini söyledi. Böylece Şükrü Kaya ve arkadaşlarının İnönü’ye karşı bütün arayışlarının sonuna gelindi.

Gelişmeleri pempe köşkten takip etti

10 Kasım 1938’da Atatürk öldü. Bütün ülke Atatürk’ün ölümüne ağlarken, 11 Kasım 1938 günü saat 9.30’da Celal Bayar parti grubunda, “Cumhurbaşkanı adayımızı belirlemek için gizli oylama yapalım. Herkes kimi Cumhurbaşkanı görmek istiyorsa serbestçe yazsın” dedi. Bayar bir isim işaret etmemişti. Böylece İnönü’nün önündeki bütün engeller ortadan kalktı.

Yapılan oylamada İnönü 348 milletvekilinin oybirliğiyle Türkiye’nin ikinci Cumhurbaşkanı seçildi. İnönü gelişmeleri Pembe Köşk’te takip etti. Ne CHP Grup toplantısına, ne de kendisini Cumhurbaşkanı seçen TBMM toplantısına katıldı. Ama İnönü’ye destek veren Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ile Birinci Ordu komutanı Fahrettin Altay, Meclis’teki toplantıya izleyici olarak katıldılar.

Cumhurbaşkanı olabilmek için milletvekili olma zorunluluğu vardı. İnönü’nün önünü kesmek için onu Washington’a büyükelçi olarak atamak istediler ancak o bu görevi kabul etmedi.

Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı Yunus Nadi, 13 Kasım 1938 tarihli “Yeni Cumhurreisimiz İsmet İnönü” başlıklı yazısında, “Yeni Türkiye’nin ikinci Cumhurreisi olan İsmet İnönü’ye ikinci Atatürk demekte tereddüt etmeyiz” dedi.

Yeni hükümeti kurma görevini İnönü tekrar Celal Bayar’a verdi. Azılı düşmanları Dahiliye Vekili Şükrü Kaya ile Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Aras yeni kabineye giremedi. 54 yaşındaki İsmet İnönü, “Ebedi Şef” Mustafa Kemal Atatürk’le anlaşmazlığa düşüp Başbakan olarak veda ettiği Meclis’e, bu kez “Milli Şef” olarak geri döndü.

 

HABERTÜRK

20:58
 // CAPSGİLLER
Olum İsmet! Real Madrid yener dedin, yenildi. Hem de 3 0
Üzülme paşam, yeni kupon yaparız.
Yürü git! Bir daha da bana yaklaşma!...
29 Temmuz 2014 20:58
YAŞAM Kategorisindeki Diğer Haberler