YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Genç odası Türk ailesini hackledi!
Genç odası Türk ailesini hackledi!
Genç odası Türk ailesini hackledi!
06 Nisan 2008 / 08:26 Güncelleme: 06 Nisan 2008 / 00:00

Türkiye, geçtiğimiz hafta aile içi cinayet haberleriyle sarsıldı. Ankara, Konya ve Bursa'da üç annenin, çocukları tarafından öldürülmesi, toplumun ruh sağlığını gündemin ilk sıralarına taşıdı.


Uzmanlara göre son hadiseler, aile yapısındaki bozulmalara işaret ediyor. Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürü Doç. Dr. Ayşen Gürcan, anne-baba ve çocuk arasındaki bağın azaldığını vurguluyor. Aile içi iletişimsizlik ve çözülmenin sebeplerini sıralarken de ilginç bir örnek veriyor. Mobilya sektörünün öne çıkardığı 'genç odası' konseptinin çocukları aileden kopardığına dikkat çeken Gürcan, 'pederşahi' usulden 'veledşahi' sisteme geçildiğini belirtiyor. İnternet, cep telefonu ve televizyonla baş başa yaşayan gençlerin, özel odadan çıkartılarak ortak kullanım alanına dahil edilmesini istiyor. Ülkenin her yerinde konut inşa eden TOKİ'yi de eleştiriyor: "Evlerin mutfağını daracık yapıyorlar, bu da Türk ailesini mutsuz ediyor."


SALİH ZENGİN'İN ROPÖRTAJI


Genç odası Türk ailesini hackledi! 


Geçen hafta gazetelerin üçüncü sayfası, birinci sayfalara taşındı. Ankara’da Başak Aydıntuğ (21), Konya’da Benal Sönmez (33) ve Bursa’da Sunay Yıldız (25) annelerini bıçaklayarak öldürünce, gözlerimizi bu sosyal vakalara çevirdik. Bu üç olay da kana bulanan Türk aile yapısına işaret eder nitelikteydi.


Günümüzde pek çok riskle karşı karşıya kaldığı sürekli dillendirilen Türk ailesinin yaşadığı değişim ve dönüşümü, bu konudaki en yetkin isimlerden birisiyle, Türkiye Aile ve Sosyal Araştırmaları Genel Müdürü Doç. Dr. Ayşen Gürcan’la konuştuk. Türk ailesinin direncinin azaldığına işaret eden üç çocuk annesi Gürcan, aile içi iletişimsizlik ve çözülmenin nedenlerinden birisinin de ‘mobilya sektörü’ olduğunu söylüyor. Bir Türk icadı olan ‘genç odası’ konseptinin çocuğu aileden kopardığına dikkat çeken Gürcan, bunun da Türk aile yapısını şekillendiren ‘pederşahi’ usulden ‘veledşahi’ usule geçiş sürecini hızlandırdığını söylüyor. Genç odalarında bulunan internet, cep telefonu ve televizyon gibi bireysel kullanım ve mülkiyet imkanı veren teknolojiyi ‘genç odası’ndan çıkartıp ortak kullanım alanına dahil etmek gerektiğini ifade eden Gürcan, “TOKİ bile mutfağı daracık evler yaparak Türk ailesini mutsuz ediyor. Evler ortak kullanım alanlarına göre yeniden dizayn edilmeli.” diyor. Çocuklar annelerine bıçak çekip öldürürken bunun sebepleri üzerine kafa yormayan medya Başbakan Erdoğan’ın “Üç çocuk yapın” sözünü günlerce tartıştı. Hatta bu çağrı Ak Parti’ye kapatma davası açan Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın iddianamesine bile girdi. Gürcan, Başbakan’ın ‘üç çocuk yapın’ çağrısına da destek çıkılması gerektiği görüşünde: “Aile planlamasının uygulandığı aileler eğitimli, geliri yüksek ve kaliteli yaşama sahip olanlar. Başbakanımız ‘Üç çocuk yapın’ derken bunu üç çocuğu olanlara demedi, yapmayanlara söyledi. Türkiye’de 2020 yılından sonra genç nüfus sayısı azalacak. Nitelikli insanlara ihtiyaç duyacağız…”


Gazetelere bakınca dehşete kapılmamak elde değil! Bir hafta içerisinde üç genç kız, annesini bıçaklayarak öldürdü. Ankara’da Başak Aydıntuğ (21), profesör annesi Olcay Tiryaki’nin boğazını kesti. Ardından Konya’da açık öğretimde okuyan ve yine ruhsal sorunları nedeniyle tedavi gören Benal Sönmez (33), Sebahat Gülbeyaz’ı bıçakla parçalara ayırdı. Son olarak da Bursa’da Sunay Yıldız (25), uykudaki annesini bıçaklayarak öldürdü. Sizce gençlere ve ailelere neler oluyor?


Toplumda olagelen ama olağan olmayan olaylar da bir aile üzerinden gerçekleşir. Ancak bir olayın aile içinde oluyor olması, müsebbibinin aile olmasını gerekli kılmaz. Yani bir kız evladın annesini katletmesinin arka planında ailenin oynadığı rol ne kadar etkili olabilir? Arka planda bir şeyler arıyorsak, bunu aile içine değil, aileyi aile olmaktan çıkartan başka unsurlara bakmak gerekir diye düşünüyorum.


Aileyi aile olmaktan çıkaran o unsurlar nelerdir?


Sanallaşan hayatlar; hayata, değerlere, hatta en yakınlarına bile yabancılaşma… Çocuk yetiştirmede birinci mesuliyet ailede olsa bile, çocuğun kendini biçimlendirmesinde arkadaş, okul çevresi, TV ekranı ve internet ortamı etkili. Her şey bir film karesiymiş gibi “gelecek ve geçecek” şekilde algılayan bir nesil geliyor. 80’li yıllardan bu yana bu ortamı sağlayan-besleyen değişimler geçiriyoruz. Özellikle çocuklarımıza rol model sunmada eğer yetersiz kalıyorsak, onun kendi rol modellerini internetten veya TV ekranından bulması hiç de zor olmayacaktır.


Yani modernleşiyoruz derken…


Modernleşiyoruz derken, aileyi göz ardı ediyoruz. Ailenin temel görevinin biricik (hele tek çocuklu ailelerde) evladının tüm somut ihtiyaçlarını gidermekten geçtiğini sanan düşünceden bir an önce kurtulmak lazım. Gerçek anlamda reel yaşantılar sunan ortamlarda sıkça birlikte olmak, beraber eş-dost ziyaretlerine gitmek, çevresindeki hakiki rol modellerle karşılaşmasını sağlamak ebeveynler olarak ilk başta yapmamız gerekenler olacaktır.


Hepsi bu mu?


Değil. Kültürü sadece değerlerde bulamayız. Kültür önce metadan başlar, dile girdiğinde yerleşmiş demektir. ‘Genç odası’ mobilyasını dünyada ilk biz ürettik. Dünya şu an hızlı bir şekilde buna yöneldi. Ailenin çözülmesini hızlandırdı bu sektör. Günümüzde yaşam unsurunu belirleyen yaşlılar değil çocuklar olmaya başladı. Pederşahi’den veledşahi’ye geçiş yaşandı. Ben anneannemle yaşadım ve onun odasında tarih vardı. Bizim hiç odamız olmadı. Şimdi kent yaşamına girdiğiniz andan itibaren bir yaşlı odası tanımı yok. Hatta TOKİ yaptığı evlerde buraları yatak odası 1, yatak odası 2 diye tanımlıyor. Çocuğu merkeze alan yaşam biçiminin riskleri vardır. Yaşlıda bir tecrübe ve edinim varken bunu çocuğa bırakırsanız yerini doyumsuz istekler alır.


Çocuğun özne olması aileye zarar veriyor yani?


Çocukerkil ailelerde ebeveynler çocukları için büyük fedakârlık gösteriyorlar; ama ilişki biçimleri, geleceğe yönelik beklentileri ve mutlulukları da risk altına giriyor. Kendi başına odada büyüyen çocuk ileride aile kurmaya kalktığında aileye dönük sorgulamalara başlıyor. Geç evlenmeler, evlenmeme talepleri artıyor. Ya da evlense bile en küçük sorunda boşanma yolunu seçiyor. Çocuklarımıza bir aile ağı içinden çıkartıp, hatta onları başköşeye koyup, onlara bir mülkiyet alanı açarak üzerimizdeki yüklerinden kurtulmak adına yapayalnız odalarında bırakmak, onları dış unsurların etkisine bırakıvermek anlamı taşır. Oysa ailede “yük olmak” değil, “yükü almak” esastır.


Ne yani genç odalarını mı kapatmamız lazım?


Genç odalarını kaldıramıyorsak, kapılarını kaldıralım. ‘Girilmez’ yazısı filan da yazılıyor bir de… Bilgisayar, cep telefonu, televizyon gibi bireysel kullanım, mülkiyet imkânı veren teknolojiyi odadan çıkartmak lazım. Kesinlikle ortak kullanım gerekiyor. Şimdi çocuğumuza cep telefonuna kaçta mesaj geldiğinden haberimiz yok. Ok yaydan çıktı. Saçını süpürge etmek, onun her istediğini yapmak değildir.


Ebeveynler çocuğuyla arkadaş olamaz mı?


Bu kabul edilmeyecek bir şeydir. Çocuğun arkadaşı vardır. Çocuğun asıl anne babaya ihtiyacı vardır. Çocuğa odaklanan her şey aileyi sıkıntıya itecektir. Hele tek çocuklu ailelerde bu risk daha fazladır. Bizim aile yapımız, üç jenerasyon bir arada otursa bile hiçbir zaman geniş bir aile olmadı. Türk evlerine gidin her bir oda bir hanedir. Network’ü çok kuvvetli bir aile yapımız var. Bu yüzden güçlüyüz.


Ne demek network’ü güçlü olmak?


Kültürü dilde buluruz. Türk dilindeki aile isimlendirmelerini dokuz dil ile karşılaştırdık. Bizde 41 isim çıktı. Bunun 23’ü tamamen network’e ait isimler: Baldız, görümce, bacanak, enişte, elti… Bunun diğer dillerde karşılığı yok. Bilginin ismi varsa oturmuş demektir. Diğer dillerde ‘kardeşimin kocası’ şeklinde sıfat olarak geçiyor.


Tek çocuğun riski nedir?


Düşünsenize, torununuzun ne dayısı ne teyzesi olacak. Evlendiği kişi de tek çocuksa, o torunun halası ve amcası da olmayacak. En kötüsü senin cenazende kime sarılacak? Şimdi birçok arkadaşım kuzenini kardeş yapmaya çalışıyor. Tek çocuğu büyük bir evcilik oyunu gibi görüyorum. Tek çocuğun yetişme koşullarında onların sosyal becerileri maalesef gelişmiyor.


Yani Başbakan Erdoğan, birçok kesimden tepki de alan ‘Üç çocuk yapın’ çağrısında haklı mı?


Nüfusun kendini yenileme sayısıdır üç. Bugün aile planlamasının uygulandığı aile tipi eğitimli, geliri yüksek ve kaliteli yaşama sahip olan aileler. Başbakanımız ‘Üç çocuk yapın’ derken üç çocuğu olanlara demedi zaten, yapmayanlara söyledi. Yapmayanlar kimler? Bu nüfusun kaliteli kesimi. Oy potansiyeli olarak, suç oranları, işsizlik diye bakmayın buna. İşsizlik sorunundan ziyade kaliteli insan sorunu var Türkiye’de. Bütün nüfus politikaları göstermiştir ki, nüfusa hükmetme becerisi göstermiş bir ülke yoktur.


Başbakan’ın böyle acil çağrı yapmasını gerektirecek kadar tehlikede miyiz?


2000 yılı itibarıyla ideal gruptayız. Böyle kalırsak iyi. Çalışma nüfusumuz yoğun, ancak doğurganlık azalmaya başladı. Yani 2020’den sonra işler tersine dönmeye başlayacak. 2020’de çalışan nüfus ve yaşlı nüfus birbirine yaklaşmaya başlayacak. Genç nüfusun olmaması demek, toplumun yok olması demek. Nüfus projeksiyonlarında 23-30 arasındaki jenerasyon yaşını şimdiden hesaplayamazsanız sonrasına müdahaleniz mümkün olmaz. Biz 2050’leri planlıyoruz. Türkiye bu tehditle karşı karşıya değil bir zihniyetle karşı karşıya. Geleceği gören bir liderin bu noktadaki projeksiyonu diye bakıyorum buna. Batı ülkelerinin yaşadığı temel sorun budur zaten. Japonya, İsviçre, Fransa’da çocuk yapmaya teşvik var. Bakımevlerinde, çocuk evlerinde, kadın sığınma evlerinde, beş yıldızlı hizmeti sağlayın, hiçbiri en kötü ailenin verdiği huzuru veremiyor.


Eğitim ve gelirimin artması, evlilikleri ve çocuk sayısını azaltıp yaşlı nüfusu da artırıyor. Batı’nın yaşadığı sancıları bizde mi çekeceğiz?


Evet. Batı’nın zaten hiç nüfus artısı sorunu olmadı. Sadece gelişmekte olan ülkelere baskı yaptılar. Oysa insan gücü teknolojiden her zaman güçlüdür. Teknoloji üretim yapamaz ama insan gücü yapar. Ekonomik kaynaklarla nüfusun birbirine zıt olarak algılanma olgusu teorisinin tersine döndüğü ispat edilmiştir. Nüfus arttıkça kalkınmanın ya da ekonomik gelişmenin düştüğü ülkeler yoktur. Bu bir yanılgıdır. Nüfusun olsun yeter ki! Bunu ülkenin gücü haline getirebilirsiniz. Doğurganlık oranı 2’nin altı demek nüfusunuzun artık yaşlanması demek.


Devletimizin 1960’lardan sonra uyguladığı nüfus politikası yanlış mıydı ki, denizi tüketip karayı bu kadar erken gördük?


Bu politikalar 1980’lerden sonra katılığını kaybetti. Biraz daha kadın ve özürlüye dönük politikalar geliştirilmeye başladı. Yanlıştan ziyade istenilmeyen yerde etkili olmuş politika… Nicelikten ziyade niteliği önemseyerek politika yapılabilirdi ama nüfus üzerine nüfuz etmek çok zordur.


Sokakta bu kadar çocuk ve işsiz genç nüfus varken üç çocuk da nereden çıktı deniyor ama?


Dezavantajlı gruplarda nüfus politikasını uygulamak zaten zordur, bu grup üzerinde başarılı olmuş ülkede yoktur. Eğitimli insanların ortalama çocuk sayısı birin altına düştü. Bu geliri ve eğitimi yüksek kişilere yönelik bir çağrıdır. Nüfus politikası gibi önemli bir konunun ülkenin beyin takımı, karar mekanizmaları ve medyası tarafından hâlâ 1960’ların paradigmalarıyla (az çocuk, çok çocuk, bakacağın kadar çocuk) tartışılıyor olması, toplumumuz için önemli bir zaman kaybıdır.


Başbakan’ın üç çocuk önerisini az bulduğunuza kanaat getireceğim neredeyse?


Bir tekilliktir, iki partnerliktir, üç grup yani toplumdur. İlişkiler açısından üç idealdir. Tekil çocuk, duyuları olmayan çocuktur. Network’ü kuvvetli olan aile sağlıklı ailedir. Çocuk eğitiminde en büyük yanlışımız 7 yaşına kadar onun her dediğini yapıp sonra doğru yanlışı öğretmeye çalışmamız. Oysa evdeki disiplinin sınırları 7 yaşına kadar öğretilir. Biz yanlış ve ters uyguluyoruz. Aş eren hanıma uygulanan proje gibi çocukların her dediğini yapıyoruz.


Yani hep online olunacak?


Evet aynen öyle. Hatlar hep açık olacak.



TOKİ'nin ev dizaynı Türk ailesini mutsuz ediyor


Mutfağı daracık evler, Türk ailesini mutsuz ediyor. TOKİ bu noktayı dikkate alarak yeni ev tasarımı ortaya çıkarabilir. En az kullanılan salonu bu kadar geniş yapmanın mantığı ne? Depo niyetine kullandığımız küveti niye koyarsınız? Ortak kullanım alanlarını ona göre yeniden dizayn etmek gerekiyor, yeni bir mimarî tasarımına ihtiyaç var.



Aile içi şiddet yoktur; şiddet varsa aile yoktur zaten


Bana göre aile içi şiddet yoktur. Şiddet varsa orada aile yoktur. Aile sıcaklık, yuva ve huzur demektir. Şiddet ise soğuk katı ve keskindir. Yaptığımız araştırmada gelecekte huzurevinde yaşamak isteyenlerin arasındaki şiddet ve geçimsizliğin yüksek olduğunu görüyoruz. Ayrıca şiddet kavramını paradigma olarak yeniden tanımlamak lazım. Mesela yalan söyleyen çocuğunuz ağzına vurmanız batı literatüründe şiddettir. Ama bizde anne bunu geleceği düşünerek şefkat için de yapabilir.ZAMAN

YAŞAM Kategorisindeki Diğer Haberler