YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
'Evet'ler nasıl 'hayır'a dönüşüyor?
'Evet'ler nasıl 'hayır'a dönüşüyor?
14 Aralık 2009 09:02
"Çiftler zihinlerindeki 'hayır'ları nikahtan sonraki 5 aya saklıyor"

Birbirini görüp severek, anlaşarak evlenen çiftler, daha birkaç ay geçmeden sorunlar yaşamaya başlıyor.

Evlenen çiftlerin yarısının birkaç yıl içinde boşanma aşamasına gelmesi "Problemler nereden kaynaklanıyor?" sorusunu gündeme getiriyor. Nikah masasında mutlulukla söylenen 'evet'ler, ne oluyor da kısa sürede 'hayır seni istemiyorum'a dönüşüyor? Aile danışmanı uzman psikolog Hasan Ali Göncü, bu soruya çok kısa bir cevap veriyor: "Çünkü çiftler en başta zaten evet, demiyor. Zihinlerindeki hayır'ları nikahtan sonraki üç beş ayın sonuna saklıyorlar."

Göncü'ye göre, çiftler, evlilik süreci başladıktan sonra kabullenmedikleri birçok şeyi göre göre nikah masasına oturuyor. Çünkü kendilerine ait öncelikleri dile getirirlerse bu işin baştan kopacağını düşünüyor veya duygusallığı bozmak istemiyor, hallederiz sanıyorlar veya bir noktadan sonra geri adım atamıyorlar. Evlilik hazırlıkları yapılırken, ev tercihleri yapılırken, alışverişler, düğün yeri gibi konulardaki sürtüşmeler, akla yatmayan şeyler olsa bile örtülüyor. Onaylamadığı birçok şey olsa bile süreç başladıktan sonra dönmek sanki daha büyük bir hata ve ayıpmış gibi buna cesaret edemiyorlar ama belli süre geçtikten sonra bunun faturasını ödüyorlar. Bir deftere yazılan, dürüstçe konuşulmayan birçok mesele sonradan açığa çıkıyor. Hasan Ali Göncü, evlilikte ilk sorunların eşini kendine göre değiştirme isteğinden kaynaklandığını söylüyor. Herkes eşinin sevmediği yönlerini değiştireceğine inanarak evleniyor. Değiştiremeyince de 'benim evlendiğim insan bu değil' diye şikayetler başlıyor. İnsanların aslında hayalleriyle evlendiklerini ifade eden Göncü, "Herkes hayalindeki insanı, hayalindeki evliliği ve evi kurmaya çalışıyor. Evlilik öncesi dönem, sinema salonunda film izlemeye benziyor. Oradaki atmosferden dışarı çıkınca işine gücüne koşturan insanlarla karşılaşıyor, gerçek hayatla yüzleşiyorsun. Sonra birbirlerine 'sen benim evlendiğim kişi kadın/ erkek değilsin' diyorlar. Hayır oydu ama sen o yönlerini hiç görmedin, düşünmedin." diyor.

Evlilik sürecine başlarken çiftlerin duygusallık ile mantığı dengelemekte zorlandıklarını belirten Göncü'ye göre, ya tamamen mantık evliliği yapılıyor, eğitimi, geliri, aile yapısı tutuyor öyleyse uygundur, deniyor ama duygu tarafı ihmal ediliyor ya da mantıki uyumlar göz ardı edilip sadece birbirini sevme ve arzulama hali önemseniyor. Ama ilk 5 ayın ardından duygusal tatminler de yaşandıktan sonra herkesin kendi kişiliği, kendi yaşam standartları, kültürleri, aile anlayışları, ailelerinden aldıkları değerler ortaya çıkmaya başlıyor.

Evlendikten sonra ilk kabul edilmesi gereken şey ise, evlenmeden önceki hayat ile sonrakinin farklı olacağı. Çünkü iki taraf da farklı bir aileye dahil oluyor, akrabaları çoğalıyor ve karı-koca, gelin-damat gibi yeni roller üstleniyor. Bu rollerin farkına varıp ona göre davrananlar sorun yaşamıyor ama bu rolleri yokmuş gibi hayatını evlilik öncesine benzer yaşamaya çalışanların ilişkileri gerginleşiyor.

Önce temel insanÎ değerler geliştirilmeli

Günümüzde evlilik ilişkilerinin güç mücadelesine döndüğüne dikkat çeken Hasan Ali Göncü, bu durumu şöyle yorumluyor: "Kadına da, erkeğe de yaratılışından farklı roller veriliyor. Her iki tarafın var olan potansiyelinin çok üstünde bir şeyler yapması bekleniyor. Özellikle kadınlara her işin üstesinden gelebileceği fikri pompalanıyor. İnsanlar eşlik, kocalık, babalık, annelik kimliklerini içinde taşıyor ama fıtratının ötesindeki beklentiler bu düzeni bozuyor. Evlilik doğal haline dönerse sorun kalmaz aslında. Evlilik kurslarına, ana-baba okullarına da gerek kalmaz. İnsanlar önce kendi üzerine düşen, fıtratına uygun rolleri yerine getirsin. Onun üzerine daha ne yapılabilir diye okullar açılabilir ama bir binanın temeli sağlam olmalı. Bu okullarda var olmayan temel üzerine dekor yapılmaya çalışılıyor. Bu temel, insani değerlerle, ahlak ile, eğitimle, dini-manevi bilgilerle oluşur. Kişinin bunlarla örülmüş bir kişilik yapısı yoksa tavsiyeler işe yaramaz. Temel insani değerlere sahip olan biri ise zaten karşısındakinin ihtiyacını anlar. Bu değerlerden yoksun kişiye ne kadar eğitim verseniz de evliliğe dair bir şey kazanamaz. Mutlu olmak istiyorsanız önce temel insani değerlerinizi, manevi duygularınızı, merhametinizi içinizde büyütün. Merhamet duygusu kuvvetli bir insanın eşine kötü davranması, ihtiyaçlarını isteklerini göz ardı etmesi mümkün mü?"

Zaman
 

YAŞAM Kategorisindeki Diğer Haberler