YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Ateşe sürükleyen felaket: Gıybet
Ateşe sürükleyen felaket: Gıybet
28 Haziran 2015 10:19
Kolaylıkla yaptığımız gıybet; İnsanı dünyada sıkıntıya, ahirette ateşe sürükler.

Kıymetli dostlar, Maalesef hepimizin çok kolaylıkla yaptığımız bir günahımız var ki; o da GIYBET. Rabbim inşallah bu Ramazan Ayı'nın hürmetine bizleri bu illetten muhafaza eder. Gıybetin bize vermiş olduğu maddî ve mânevî necâsetinden muhafaza olunmuş olarak bayrama çıkanlardan oluruz.

Gıybet, dedikodu, arkadan çekiştirme, boş sözler, iftira gibi insanı sözle âdeta helâke yani cehennemi bir hayata sürükleyen, âhiretteki ateşi bırakın, dünyada bile sıkıntıdan yakasını kurtaramayacak hâle getiren kötü bir sıfattan, bahsedeceğiz.

ALLAH TEâLâ, ARKADAN KONUŞMAYI YASAKLAMIŞTIR

Gıybet kelimesi gayb'den geliyor.
Yani GIYBET, orada mevcut olmayan, hazırda bulunmayan bir adamın hakkında ilerigeri konuşmaktır. Eğer bu söylediklerimiz doğru ise ve bu doğru onun hoşuna gitmeyecek şeyler ise bu gıybet olur. Bir insanın ayıbını, ayıp sayılacak şeylerini onun olmadığı mecliste konuşmak, orada olduğu zaman ki konuşamayacağın şeyi konuştuğun zaman, bunun adı gıybettir.

Dedikodu ve Gıybet küçük bir iş olsaydı, Cenâb-ı Hakk yasaklamazdı. Allah Teâ lâ Hucurât Sûresi ayet 12'de, " ... bir kısmınız, bir kısmınızın gıyâbında kötülüğünü de söylemesin ..." buyuruyor.
Bu şekilde ki Gıybet yapmayı Hucurât suresinde bizzat Allah Teâlâ yasaklamıştır.
Onun hoşlanmayacağı bir şeyi velev ki övgü bile olabilir, söylemesin.

Kardeşinin yüzüne karşı söyleyemeyeceğin bir şeyi, yüzüne karşı söylendiği zaman hoşlanmayacağı hatta hoşlanacağı bir şey dahi olsa yine de arkasından konuşmamak lazım.

Gıybet; arkadan çekiştirdiğimizde hakikatları söylemektir; söylediklerimiz hakikat değil ise onun adı iftira olur.

İFTİRA: Bir kişi hakkında kötü düşünmek, zandır. Zannın şakası dahi yasaktır.

Bir kişi hakkında kötü düşünce beslemek, o kötü düşünceyle beraber o kişiyi kendi dünyamızda, içimizde yargılamak Allah tarafından kati sûretle men edilmiştir.

RAMAZAN AYI NEFSİMİZİ YUKARIYA TAŞIMAK İÇİN FIRSATTIR

Dostlar, başkalarının günahlarını merak etmek masum bir şey değildir.
Ramazan ayı kişinin nefs-i emmâreden yani düşük olan o nefisten yukarıdaki nefs mertebelerine çıkması için bir fırsattır.

Bizim çok basit zannettiğimiz, bir insan hakkındaki zanlarımız ve o kötü zanları beslemek, o kötü zanların peşine düşerek casusluk yapmak, gizli kapaklı ilişkileri merak etmek aslında bizim içimize yılan gibi çöreklenmiş olan, o kötü nefsin sıfatıdır.

Kenan Rifâi Hazretlerine birileri sormuş; "Efendim biz sizi biliyoruz ki, siz ehl-i beyti çok seversiniz. Fakat bir defa yezid'e lanet ettiğinizi işitmedik, niçin?" Kenan Rifâi Hazretleri ise; "Ben içimdeki yezid'le meşgulüm." demiş.

Yani bizim görevimiz şeytana lanet etmek değil. Bizim bütün görevimiz ne kadar ilahi emir varsa onları uygulayarak kendi kendimizi adam etmemiz, kendi kendimizi yola getirmemizdir.
Başkalarını hor ve kötü taraflarını göstermeye çalışmak, nefsimizin bize bir oyunudur.

Zülkif (as)'a sordular; "Ruh var mıdır, yok mudur?" Zülkif (as) ise; "Ben size ruh var ya da yoktur demeyeceğim. Ruhun varlığı veya yokluğuyla ilgilenmeyin, içinizdeki kötülükleri temizlemekle ilgilenin, esas mesele budur." diyor.

Biz yanımızda olmayan bir kişinin gıyabında konuşmakla, o kişiye haksızlık boyutunu, günah boyutunu düşünmeyelim sadece; esas yapmamız gereken işi yapmıyoruz. Su-i zan ederken kendimizle meşgul olmayı bırakıp, o zanlarla meşgul oluyoruz.

Kendi nefsimizde ne hatalar var diye, kendi nefsimizin casusluğunu yapacag?ımıza başkasının ayıbıyla meşgul oluyoruz. Bulduğumuz zamanda sanki bir işe yarayacakmış gibi onun gıyabında arkasından konuşuyoruz. Hâlbuki arkamızda bizi tepelemek üzere bekleyen, yılandan habersiz olarak yaşıyoruz.

YÜKSELMEK İSTEYEN TIRMANMAK ZORUNDADIR

* Dostlar, nefs-i emmâre dediğimiz şey içimizdeki yılandır. Esfel-i sâfilin, nefs-i emmârenin en son mertebesidir, en aşağısı yani. Aşağı doğru yürümek kolay gelir insana. Nefis, günahına pişmanlık duymuş nefis mertebesi olan levvâmeden itibaren yükseklerdedir.

* Yükselmek istiyorsan tırmanmak zorundasın, biraz terleyeceksin, yokuş çıkacaksın. Hepimiz dağcıyız, içimizdeki o tepeye, o zirveye yükselmek için yaratılmışız, fakat biz daima iniş aşağı yürümeyi seviyoruz, çünkü o kolay. Bırak kendini yuvarlanır gidersin aşağıya, hiç zahmeti yoktur.

* Hz. Mevlânâ'nın temsili olarak söylediği gibi; Nefsin senin altındaki binektir. Ruh onun üstündeki süvâridir. Sen, o atı kendi hâline bırakırsan, seni ahıra götürür. Eğer süvâri, ata hâkim olursa âhire gider.' diyor. Yani en son menzile gider diyor. En son menzil de, cennettir.

* Ayeti kerimenin devamında burada dikkati çekecek, Kur'ân-ı Kerim'de nadir olan bir vasıflandırma var; "Sizden herhangi biriniz ölmüş kardeşinin etini yemeyi sever mi?" diyor. Muhabbeti de kullanıyor burada, "sever mi" diyor. "İğrenirsiniz, değil mi?" diyor. İğrenç bir tabloyla temsil ediliyor.

*Gıybet, Kur'ân-ı Kerim'de beyan edilirken ölü kardeşinin etini yemekle aynı gibi zikrediliyor.

* Niçin insanların etini yemekten iğreniyorsunuz da, onların hâlini arkadan çekiştirmekten iğrenmiyorsunuz? Bu iğrenç bir şeydir.

BU KAN, YEDİKLERİ İNSAN ETİNDENDİR

* Peygamber Efendimiz (sas) bir gün sofrada otururken sahabeden iki kişi geliyor. Efendimiz (sas) buyur ediyor ama onlar oruç olduklarını beyan ediyorlar. Bunun üzerine Efendimiz (sas), "şuraya, tükürün bakalım." diyor.

* Tükürdüklerinde bir bakıyorlar ki, kan tükürmüşler. Efendimiz (sas) kolay kolay ifşâ etmez, kimsenin ayıbını yüzüne vurmaz ama burada mûcize gösteriyor. Peygamber Efendimiz (sas); "Oruç olduğunu söyleyen bu iki kardeşiniz, az önce bir din kardeşlerini çekiştirdiler. İşte yere tükürdükleri bu kan, yedikleri insan etindendir." buyuruyor. Yani bir de bu işi oruçlu iken yaparsak daha fazla günaha gireriz. Hep sevapların çoğaldığını söylüyoruz,
ama günahta katlanır. Hatta edilen yeminler bile derece derecedir.

İçimizdeki Ambarı Delen, Nefs-i Emmâre Faresi

Sevgili dostlar, Ramazan ayındaki güzelliklerde en az bire yedi yüz olarak Allah tarafından ikram ediliyor, ihsan ediliyor ama bu şunu da düşündürüyor beraberinde, demek ki böyle rahmeti ilahiyyenin coştuğu, böyle yakınlığın olduğu bir zaman da günahlara daha da dikkat etmek lazım. Bilhassa oruçluyken gıybet katlana katlana sahibine zarar verebilir ve bu zarar da bazen telâfisi mümkün olmayan bir hâle gelebilir.

Bakın Hz. Mevlânâ Celâleddini Rûmî Efendimiz ne buyuruyor

"Bunca sene ibadet ediyorsun, bunca sene amel ediyorsun; fakat ibadet ambarındaki buğday nerede?" dedikten sonra şöyle bir şey söylüyor; "Çeşmenin başına, güldür güldür akan suyun başına tenekeyi koyuyorsun; su akıyor ve teneke doluyormuş gibi sesler çıkıyor... Tenekeyi kaldırdın mı; Bakıyorsun boş, niye? Çünkü tenekenin altı delik. Teneke delik olduğu için de, konulanların hepsi o gözeneklerden akıp gidiyor."

Hz. Pir, tenekedeki bu delikleri, günahlara benzetiyor ve ağızdaki delik, gözdeki delik diye de misâl veriyor; Gözün harama bakışı, ağzın gıybet edişi... Ramazan gibi gürül gürül feyz akan bir mevsimde; tenekenin içi boşalıyor!..

Dikkat edin dostlar, Hz. Mevlânâ Efendimiz zâhire ambarı diyor. "Sen zâhire ambarını dolduruyorsun. Fare de delmiş onu, hepsini akıtmış. Bakıyorsun ki, sen ondan istifade edemeden bitmiş."

Gönlümüzü bir taraftan ibadetle sevapla nurla doldurmaya çalışıyoruz, fakat içimizdeki ambarı delen, o nefs-i emmâre faresi hepsini boşaltıyor.

Hz. Pir Mevlânâ Efendimiz (ks), "önce zâhire koyacağın ambarı tamir et, o delikleri kapat. Delikleri kapatırsan yavaş yavaş koysan bile, dolar o ambar neticede." diye buyuruyor.

AYET-İ KERİME

Ey iman edenler, zannın çooğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli şeylerini araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bundan iğrenip-tiksindiniz. (O hâlde gıybetten de tiksinip) Allah'tan korkupsakının. Hiç şüphesiz Allah Tevvab'dır (tevbeleri kabul edendir), Rahim'dir (rahmetiyle çok esirgeyendir)." Hucurât -12

HADİS-İ ŞERİF

* Resûlullah (sav) buyurdular ki: "Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?" "Allah ve Resulü daha iyi bilir!" dediler. Bunun üzerine: "Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!" açıklamasını yaptı. Orada bulunan bir adam: "Ya benim söylediğim onda varsa, (Bu da mı gıybettir?) dedi.
Aleyhissalâtu vesselâm: "Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de bühtanda (iftirada) bulundun demektir." Tirmizi, Müslim

* "Gıybet edeni dinleyen de günahta ortaktır." Taberâni

SORDUM-ÖĞRENDİM

Estağfurullah ben gıybet ettim demekle insan kurtulur mu?
Hayır, gidip helâlleşmek lazım, çünkü kul hakkına giriyor. Bir insanın malını çalmakla hâlini çalmak arasında hiçbir fark yoktur.

Helâl edeceği bilinse, ana babanın gıybeti câiz mi?
Câiz değildir, günahtır, helâlleşmek gerekir.
Ana baba hakkını helâl etse de, gıybet etmek günah olduğu için, ayrıca tevbe etmek de gerekir.

DUA

Allahümme yâ muhavvilel havli vel ahvâl, havvil hâlenâ ilâ ahsenil hâl. ? Ey, hâlleri iyiden kötüye, kötüden iyiye çeviren Allah'ım, bizi sevdiğin hâle çevir. Âmin.

 

AHABER/FATİH ÇITLAK

YAŞAM Kategorisindeki Diğer Haberler