YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Açık insanlara baskı yapan karşısında beni bulur
Açık insanlara baskı yapan karşısında beni bulur
Açık insanlara baskı yapan karşısında beni bulur
18 Şubat 2008 / 10:34 Güncelleme: 18 Şubat 2008 / 00:00

Üniversitelerde başörtüsü yasağını kaldıracak olan anayasa değişikliği teklifi Meclis’ten geçti. AK Parti ve MHP’nin işbirliğiyle Anayasa’nın 10. ve 42. maddesinde değişiklik yapılmasını öngören yasa teklifi, Cumhurbaşkanının onayına sunulacak. Yasanın onaylanmasıyla birlikte üniversitelerde uygulanan başörtüsü yasağı kalkmış olacak. Yasanın ana muhalefet partisinin konuyu Anayasa Mahkemesi’ne götürüp götürmeyeceği, götürse bile bunun nasıl sonuçlanacağı bilinmez; ancak başörtüsü tartışmalarının bir süre daha devam edeceği kesin. Şüphesiz bu tartışmaların odağında ise başörtüsünün siyasal simge olduğu ve türbanın serbest kalması durumunda üniversitelerde öğrenciler arasında kutuplaşmalara ve çatışmalara yol açacağı endişesi yer alıyor. Ancak üniversitede okuyan kız öğrenciler aynı kanaatte değil.


Kimi üniversite rektörleriyle bazı siyasetçiler, başörtüsü serbest olursa kampüslerde ‘kutuplaşma ve çatışma’ olacağını iddia ediyorlar. Kimileri kısıtlamaya girileceğini, kimileri mahalle baskılarının artacağından endişeliler. Peki gerçekte bunları yaşayacağı düşünülen başı açık, örtülü genç kızlar bu konu hakkında ne düşünüyorlar. İddialara benzer şeyler yaşıyorlar mı yada yaşayacaklarını düşünüyorlar mı? Aslında bu soruların cevabı açık onlar halinden oldukça memnun. “Hocalarımız merak etmesin, biz kavga etmeyiz” Diyorlar. Bazı başı açık ve örtülü kızlara yönlendirilen soruları ve onların samimi olarak verdikleri cevaplara bakınca bütün bu konuşulanların aslında ne kadar gereksiz olduğunu ve onların nasıl güzel geçindiklerini göreceksiniz.


ARAMIZDA KUTUPLAŞMA YOK BUNDAN SONRA DA OLMAZ

Gonca İncik, Başkent Üniversitesi 2. sınıf öğrencisi. Başı açık. Kendi tabiriyle ‘modern denebilecek’ tarzda giyiniyor. Üniversitelerde başörtüsüne serbestiyet getirecek yasayla ilgili tartışmaları yakından takip ediyor. Çatışma ya da kutuplaşma iddialarına gülerek cevap veriyor: “Ailemde başı kapalı olanlar var. Yine okulumda çok sayıda başörtülü arkadaşım var. Aramızda bugüne kadar böyle bir durum vaki olmadı, bundan sonra da olmaz, olamaz. Nasıl bu ülkede insanlar mini etekle dolaşabiliyorsa aynı şekilde başını kapatarak da dolaşabilmeli ve okuyabilmeli.” Gonca İncik’e göre üniversite rektörleri zihinlerindeki korkuları, önyargıları öğrencilere mal ediyor. Ne kendisi ne de kendisi gibi düşünen başı açık arkadaşları, başlarını örten arkadaşlarından rahatsız oluyor. “Kuzenim okula giderken peruk takmak zorunda kalıyordu. İstemeye istemeye gidiyordu okula.” sözleriyle başörtülü öğrencilerin üniversite ortamında yaşadıklarını anlatıyor.

Gazi Üniversitesi’nde yüksek lisans yapan Yeliz Ersan’a göre insanların başını açarak onun düşüncelerini değiştirmek mümkün değil. “Başını açsak değişiyor mu? Hayır. Peki şu an çatışma yaşanıyor mu? Hayır. Eğer bir çatışma olacak ise onları üniversitenin dışına atarak bu kamplaşmaya zemin hazırlayabiliriz. İşte o zaman bu daha kötü olur.” diyen Ersan, okulunda şimdiye kadar başörtülü öğrenci arkadaşlarıyla hiçbir sorun yaşamadığını dile getiriyor.

BASKI OLACAĞINI DÜŞÜNMÜYORUZ
Gonca İncik, üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılması halinde, örtülü olmayanlara baskı yapılacağı yönündeki vehimlere kesinlikle katılmıyor. Ona göre, başörtülü arkadaşları en az diğerleri kadar açık fikirli ve hoşgörülü. Hatta başı açıklarla konuşamadığı pek çok hususu onlarla paylaştığını söylüyor: “Benim için onların siyasi görüşü önemli değil. Başlarını örtüp örtmemeleri de. Arkadaşları ve dostlukları önemli. Herkesle aynı siyasi görüşten olmak zorunda değiliz.” Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Öncesi 3. sınıf öğrencisi Fatmanur Harput, başörtülü öğrencilerin kendileri üzerlerinde baskı kurmalarına ihtimal vermiyor. “Gerçekten aramızda hiçbir fark yok. Onlar demekten bile rahatsız oluyorum. Çünkü birbirimizden farkımız yok. Artık topluma korku salıp insanları karşı karşıya getirmenin modası geçti.” diyor.

Yeliz Ersan da aynı görüşte. Ona göre üniversitelerde ‘kapalı insanların sayısı artarsa baskılar gelir’ şeklindeki kaygı yersiz. Başörtüsü ‘özgürlük alanı’ olarak nitelendirilen üniversitelere zenginlik katan bir unsur aslında: “Bence başı açık kapalı ayrımı bitmeli. Artık sağcı-solcu, açık-kapalı, inançlı-inançsız gibi Soğuk Savaş döneminin ürünü korkuları aşmalıyız. Bunlar birer zenginliktir. Zaten üniversiteler özgürlükçü ortamlar değil mi? Bugüne kadar bu yönde en ufak bir baskı görmedim. Bundan sonra göreceğimi de hiç düşünmüyorum. Bu konuda bazı hocalarımızda korku ve endişeler var. Ama bize sorarlarsa olmadığını anlayacaklar.”

AÇIK İNSANLARA BASKI YAPAN KARŞISINDA BENİ BULUR
Erzurum Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü öğrencisi Rümeysa Cengiz, birilerinin başörtülü olmaları nedeniyle kendileri üzerinden korku yaymasını şiddetle karşı çıkıyor. Ona göre geçmişte kötü örnekler yaşanmış olabilir. Ama iyi elmaları çürük elmalardan ayırmak gerekiyor: “Başı kapalı insanlar da baskılara maruz kaldı. Ama bu hiçbir zaman bir çatışmaya ya da baskı yaşanmadı.” Cengiz, bu konuda herkesin rahat olmasını istiyor. “Eğer başı açıkların örtünmesine yönelik bir baskı ya da şiddet olursa her şeyden önce bizi bulurlar karşılarında. Nasıl örtünmeyi kendimize hak görüyorsak açık olmak da aynı hak bana göre.” diyor. Başörtüsüyle ilgili bir kesimde bazı endişelerin olduğu bir gerçek. Rümeysa Cengiz de bu noktada empati yapıyor: “Bence bunların hepsi aşılır. Endişelerin yersizliği kısa sürede ortaya çıkar.”

İNSAN BİLMEDİĞİNİN DÜŞMANIDIR
Başı açık ya da kapalı öğrenciler arasındaki ilişkiler hiç de tasvir edildiği gibi limoni değil. Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü’nde okuyan Reyhan Araydın, birbirlerini açık ya da kapalı diye ayırmadıklarını söylüyor mesela. Çok küçük bir kesimin sahip olduğu önyargılardan dolayı başörtülü öğrencilerle sorun yaşadığına inanıyor: “Hatta arkadaşlar şaşırıp ya ‘siz kapalı mıydınız’ diye soruyorlar. Sizi böyle bilmiyorduk dediklerinde biz de sizler gibi soluk alıp veren insanlarız diye esprili cevapları veriyoruz. İnsan bilmediğinin düşmanıdır ya da en azından korkar derler ya, aynen öyle. Başörtülülerden korkanların bizi tanımadıklarını düşünüyorum.”

Üniversitelerdeki başörtüsü konusu yıllarca politik ya da ideolojik istismarlara alet edildi. Özellikle geçmiş yıllarda bazı politikacılar başörtülüler üzerinden ‘savunma siyaseti’ yaparken bazıları ise buna karşı çıkarak oy devşirmeye çalıştı, çalışıyor. Üniversite yönetimleri ise daha çok ideolojik ve keyfi sebeplerle başörtülü öğrencilerin okula girmelerine engel oldu. Ancak öğrenciler bugün bunun farkında. Gonca İncik’in bu anlamda söyledikleri hayli düşündürücü: “Bence birileri sırf tartışma çıkarmak için böyle iddialarda bulunuyor. Öğrenciler arasında böyle bir sıkıntı yok. Birileri bizim sırtımızdan bir yerlere gelmek istiyor. Birileri iktidar mücadelesi veriyor. Kimsenin ayağına başına bakmadan, zengin mi fakir mi demeden onlara eğitim vermesi gerekmiyor mu? Niye benim eğitim alanıma müdahale ediliyor ki?”

MAHALLE YA DA AİLE BASKISI İDDİALARI ÇOK KOMİK
Başörtüsü takanlara yönelik bir iddia ise ailelerinin baskısı, siyasi simge ya da para için örtündükleri yönünde. Ancak öğrencilerin anlattıklarına bakılırsa bunun böyle olmadığı da ortada. Hatta bu yöndeki soruları saçma bulmuyorlar. Çünkü, onlar inançlarından dolayı örtünüyor. Başörtülerinin ‘siyasi simge’ olarak anılmasından ise son derece rahatsızlar. Zira hemen hepsi başörtüsünün ibadetlerinin bir parçası olarak görüyor. Reyhan Araydın, “Bana zaman zaman, siz bunu para için yapıyorsunuz, size İran’dan para geliyor, diyorlar. Ben de ‘şakayla bazen keşke gelseydi’ diyorum. Madem bu kadar stresi çektik. Bu kadar psikolojik sıkıntılar yaşadık. Hiç olmazsa para alsaydım diyorum. Bu konuda Allahın emri var. Çok şükür bunu anlayabilecek kadar da akla sahibim. Ama öyle değil işte. Ayrıca hiçbir siyasi bir sebebi yok.” Reyhan, mahalle ya da aile baskısı gibi tezleri de çok komik buluyor. Örneğin iddiaların aksine ailesi ve arkadaşları onun açılmasını bile istemiş. Çünkü bir şekilde onun okumasından yanalarmış: “Geleneklerine bağlı bir ailem var. Örtünmeye karar verdiğimde babam beni karşısına alıp üç kere ‘Kızım iyi düşündün mü?’ diye sordu. Şu an açılsam kimse karışmaz. Herkes okumamdan yanaydı. Bazılarının dediği gibi eğer aile baskısıyla olsaydı onlar için bir fırsat olurdu yasaklar.”

Zehra Süslü de kendi isteğiyle kapanmaya karar vermiş. Babası doktor olan Süslü, Ankara’da bilgisayar mühendisi olan ve bir özel şirkette çalışan ağabeyinin yanında kalıyor. Yakınları arasında kapalı olan da var açık olan da:”Ben kendi irademle başımı örttüm. Ama arkadaşlarımın çoğunun başı açık. Onlar benden daha çok üzülüyor. Sizin gibi iyi insanlara neden böyle davranıyorlar diye üzülüyorlar. Birileri kendi ideoloji ve vehimlerine bizi kurban ediyor. İdeolojik olarak başörtümüzden dolayı bize karşı olan çok az sayıdaki insan dışında böyle bir sıkıntımız yok Allaha şükür. Bizimle ilgili yapılan yorumlara gülüp geçiyoruz.”

AKSİYON
YAŞAM Kategorisindeki Diğer Haberler