YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Yüzde 40'ların çok üstündeyiz
CNN Türk televizyonunda canlı yayımlanan ''Ne Oluyor?'' programında gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Bülent Arınç, seçimle ilgili iddialı konuştu. Arınç, partisinin oy oranlarına ilişkin, ''Biz yüzde 40'ların çok üstündeyiz, buna inanın
Yüzde 40'ların çok üstündeyiz
17 Temmuz 2010 / 08:58 Güncelleme: 17 Temmuz 2010 / 09:04

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''demokratik açılımın, çok olumlu, çok doğru ve çok iyi tespit edilmiş bir mesele olduğunu'' bildirerek, ''Ama maalesef iç politikaya kurban edildi'' dedi.

Bülent Arınç, CNNTürk televizyonunda canlı yayımlanan ''Ne Oluyor?'' programında gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Başbakan Erdoğan'ın parti liderleriyle görüşmesi kapsamında MHP ve BDP ile görüşmemesine ilişkin bir soru üzerine Bülent Arınç, bu partilerle kapıların tamamen kapalı olduğunu belirterek, ''Yani Oktay Vural ya da Emine Ayna mantığıyla ortaya çıkılırsa bu görüşmelerin yapılması mümkün değil. Ama partilere bu zihniyet ve üslup hakim olduğu sürece bunlarla görüşmenin bir faydası da yok. Bu görüşmeler yapılmadığı sürece AK Parti bundan bir şey kaybetmez, hükümet de bir şey kaybetmez. Ama iki partinin tabanında müthiş tepkiler var'' dedi.

Genel başkanların veya grup başkanvekillerinin milletvekillerinin üslubunu tayin ettiğini anlatan Arınç, şöyle konuştu:

''Şimdi nezakette, kibarlıkta insanların özel hayatlarını veya gizli kalması gereken konularda... Bahçeli'yi hep örnek alırım. Şimdi böyle bir kişi, yanında birisinin bağırması, çağırması, hakaret etmesi karşısında kolundan çekip de (otur bakalım aşağıya) deyiverse üslup bir anda değişir. Birilerinin önü açılırsa kötü örneklerle siyaset meydanları ve ekranlar dolarsa onu temizlemek zor oluyor. Bu bizden yapılırsa biz bunun önüne geçeriz.

Genel Kuruldaki görüşmelerde milletvekili arkadaşlarımız sabır üstüne sabır tazeliyorlar, bunlara cevap vermeme noktasında. Cevap verseler kavga çıkacak, zaman zaman olduğu gibi.''

''BAYKAL'A ÖZLEM İÇİNDE DEĞİLİM''

''CHP Genel Başkanlığına Kemal Kılıçdaroğlu'nun seçilmesinden sonra CHP'de siyasi bir üslup değişikliği görüyor musunuz?'' şeklindeki soruya Arınç, ''Henüz tam değil'' yanıtını verdi.

''Kılıçdaroğlu'nun seçtiği grup başkanvekilinin kürsüye çıktığında sadece bağırdığını'' ifade eden Arınç, şöyle devam etti:

''Ben CHP'deki Genel Başkan değişikliğini fevkalade olumlu buluyorum. Partiye bir dinamizm kazandırdığını da görüyorum. Bunu CHP'nin propagandasını yapmak için söylemiyorum. Herkesin gördüğünü ben de görüyorum diyorum. Ama onun CHP'yi dönüştürme noktasında veya CHP'ye yeni siyaset alanları açma konusunda ya da hep alıştığımız için daha önceki genel başkanın üslubu, hedefleri, vizyonu tavrı konusunda çok farklı hale gelmediğini hala görüyorum. Yani bir lider, çevresiyle ekibiyle belli olur. İstanbul'a il başkanı yaptıkları kişiyle burada görevlendirdikleri bazı kişilerin geçmişten kalan bazı izleri fazlasıyla taşıdığını söyleyebiliriz. Ama bu haliyle bile ileriye dönük bir ümit veriyor.''

Arınç, ''Genel Başkan değişiminin AK Parti için bir katkısı var mı? Çünkü bir muhalefet eksikliğinden hep şikayet ettiğinizi biliyorum'' sözleri üzerine, ''Rakibimiz güçlü olsun diyorum, temenni ediyorum'' dedi.

''Deniz Baykal'ı özlüyor musunuz?'' sorusuna da Arınç, ''Hayır böyle bir özlem içinde değilim. O da beni özlemiyordur umarım'' karşılığını verdi.

''RAHMETLİ ECEVİT'İ ÖZLÜYORUM''

Bülent Arınç, bir siyasetçi olarak Bülent Ecevit'i özlediğini de belirterek, şunları kaydetti:

''Rahmetli Ecevit, ne kadar kızarsa ne kadar kendisine ters gelen bir olayla karşılaşırsa karşılaşsın, nezaketi elden hiç bırakmazdı. Dinlerken onu, saygı görürdünüz. Şimdi onu özlüyoruz. Lider olarak Mecliste bu yok. Hem demokrasi ve özgürlükler konusunda, siyasi nezaket konusunda Ecevit'in başka şeylerine sahip çıktıkları gibi buna sahip çıksalar. Mesela ben isterdim ki DSP'li 6 milletvekili Anayasa değişikliğini Anayasa Mahkemesine götüren CHP belgesine imza atmasaydılar. Rahmetli Ecevit sağ olsaydı atar mıydı, atmaz mıydı? Bunu bilmiyorum. Ama Ecevit'in halka gidilecek bir noktada bir engel oluşturmayacağını şahsen düşünüyorum.''

''ANKET OLSAYDI AHMET TÜRK ÇIKMAZDI''

Arınç, ''Barış ve Demokrasi Partisi olmadan bir çözüm mümkün görünür mü sizin için? BDP'nin bir şekilde bunun içinde olmasını sağlamak mümkün müdür ya da BDP ne yapmak istiyor, size göre...'' sorusuna karşılık şunları söyledi:

''BDP'siz bir çözüm olabilir. Çünkü şüphesiz bağımsız seçildiler ve içerİde bir grup kurdular. Parti kapandı, yeniden grup kurdular. Sayın Ahmet Türk genel başkanlığa devam edebilseydi, çok daha iyi bir muhatapla çok daha iyi bir noktaya geleceğimizi şahsen düşünüyordum. Bizim Anayasa Mahkememizin kararları biraz enteresandır. Yani bir parti kapatılacaksa 'yasaklanması gereken kişiler kim olsaydı' diye bir anket yapsanız Ahmet Türk çıkmazdı mesela, başka biri çıkardı.

BDP ile bu sorunları konuşmanın ve sorunun çözümüne olumlu katkılarının olmasının faydalı olacağını düşünüyorum ama böyle bir şeye yanaşmadıkları, böyle bir sorumluluğu almadıkları ve adres olarak başka yerleri gösterdikleri, örgüt ve İmralı'yla irtibat ve ilişkilerini devam ettirdikleri sürece denklemin dışında kalırlar ve bu da çözüm için çok fazla zarar vermez.''

''ORTADA BİR GERÇEK VAR''

Bakan Arınç, terörle mücadele konusundaki özel birliklerin kurulmasına ilişkin bir soru üzerine de ''İkinci bir ordu mu kuruluyor?'' şeklindeki haberlere üzüldüklerini dile getirdi.

Birilerinin böyle başlık atmakla ''bir taşla on kuş vurmayı'' hesapladığını ifade eden Arınç, ''Hayır tek ordumuz var bizim. Yapılacak her şey bu ordunun içinde, yeni düzenlemelerle yapılacak. Bizim yedeği olan başka bir kurumumuz yok'' dedi.

Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Sadece belli görevler için yetiştirilecek, diyelim beş sene çalışacak ve gözünü budaktan esirgemeyecek, yani sınır güvenliğiyle birlikte sızmalara karşı mücadeleye karşı bütün teçhizatıyla hazır olacak böyle bir birliğe ihtiyacımız var.

İsterseniz buna nitelikli uzman erbaşlar diyelim. Ortada bir gerçek var. Ya bir çukurun içinde ya bir tepenin üstünde... Kendilerinin inip eşkıya kovalayacak bir çabası yeterli değil. Çünkü oraya ancak helikopterle ulaşılabiliyor. Bir başkası dağlık bir yerden sınırın geçmesi nedeniyle girişlere engel olunamıyor. Yani sizin taburunuz var, alayınız var, tugayınız var. Öbürleri kendi özel kıyafetleriyle yani diyelim ki o yörenin kıyafetleriyle ellerinde gelişmiş silahlarla hayatı sadece mağarada yaşamak, zamanı gelince eylem yapmak ve sonra da bildikleri yoldan kaçmak olan bir grupla mücadele ediyorsunuz. Bunun için özel bir çabaya, eğitime ihtiyaç var. Aynı onlar gibi yaşayabilecek, onlar gibi vurabilecek, mücadele edebilecek bir ekip.''

DEMOKRATİK AÇILIM SÜRECİ

Demokratik açılım sürecine ilişkin bir soru üzerine de Arınç, bütün sorumlulukların hükümette olduğunu ve hükümetin de bu sorumlulukları bilerek çalıştığını ve sekiz yıldan bu yana her seçimde de halkın desteğinin AK Parti'nin arkasında olduğunu söyledi.

''Dolayısıyla bizim bir şeyden korkarak, endişe ederek, sağa sola bakarak yolumuzu tayin etmemiz mümkün değil'' diyen Arınç, doğru bildiklerini yaptıklarını ve yapmaya devam edeceklerini kaydetti.

Arınç, şöyle konuştu:

''Ancak demokratik açılım, daha güzel ifadeyle milli beraberlik veya kardeşlik projesi, çok olumlu, çok doğru ve çok iyi tespit edilmiş bir meseleydi ama maalesef iç politikaya kurban edildi. İç politika da muhalefetin tavrıdır. Yani muhalefetin kendi dönemlerinde başaramadıkları, sonuçlandıramadıkları ve zaman zaman 30 yıldır 'nerede hata yaptık& deyip sorulduğunda, herkesin hatalarını saydığı bir zamanda buna destek vermeleri gerekirdi, vermediler. Bu işle doğrudan ilgili olduğunu söyleyen partinin desteği bile olmadı. Dolayısıyla AK Parti bu konuda yalnız kaldı ve ama buna rağmen işe devam etti.''

Arınç, Anayasa değişikliği ve referandum sürecine ilişkin bir soruya, şu yanıtı verdi:

''Halka gittiklerinde herkes 'evet' çıkacağını biliyordu, CHP de biliyor, MHP de biliyor, DSP de biliyor. Halka gitmeyi Anayasa Mahkemesinde engellemeyi düşündüler, halbuki Anayasa Mahkemesinin gök yarılmadıkça, bilmem ne çakmadıkça, referanduma Mecliste 'hayır' oyu kullanan bir partinin referandumun sonucundan 'evet' çıkacağını bildiğini söylemek istiyorum. Eğer ki Anayasa Mahkemesinde engellenseydi hiç milletin karşısına geçip de 'evet', 'hayır' demelerine gerek kalmayacaktı, bu CHP açısından çok daha önemliydi tabii, şimdi Anayasa Mahkemesi şekil bakımından bakarsa reddecekti, çünkü şekil noksanlığı yok bildiğimiz kadarıyla, bir de referandumla ancak yasa haline gelecek iddiası var ki boş iddia değil, ben de bunu savundum, çünkü referandumun tarihi belli, o tarihte yapıldıktan sonra, Resmi Gazete'de yayımlanacak, siz dava açarsanız bile ondan sonra açmanız mümkün hale gelecek. Üçüncüsü de esasa girerse de esasa müteakip bir iptal sebebi yok, diye düşündük. Şimdi birinci konuyu açtılar, 'biz buna bakabiliriz' dediler, ikinci konuya girdiler şekil bakımından 'hiç bir eksiklik yok' dediler, CHP'nin talebini reddettiler ama üç veya beş üyenin iştiraki ile işin esasına girdiler, teklif edilemez maddeler kapsamı içerisinde hiç aklımıza gelmeyecek formül buldular, bir iki cümleyi çıkardılar, 'ha şimdi temizlendi' dediler referandumun yolunu açtılar. Yani ölümü gösterip sıtmaya razı olmak mı dersiniz, pragmatik bir karar mı verdi dersiniz? Yani iptal edemedi, etmesi de mümkün değildi, dolayısıyla dikkat çeken bazı hususları anayasal denetim içine aldılar ama işin özü ve esası bunun içinde kaldı, referandum yolu açık kaldı, halk iradesine gidiyor bundan memnun mu olmak gerekir, çok karışık duygular içindeyim....''

''KALAN MADDELER BİLE ÇOK ÖNEMLİ''

Arınç, ''Meclis Başkanı karara tepki gösterirken, 'Anayasa Mahkemesinin Anayasa ihlaline bir çare bulunmalı, bunun bir yaptırımı olmalı' şeklinde konuştu, önümüze Anayasa Mahkemesinin yapısı ile bir çalışma gündeme gelebilir mi? Bu müdahaleden sonra paketin ruhunu nasıl yorumluyorsunuz?'' sorusu üzerine şunları söyledi:

''Pakette yaptığımız değişiklikler fevkalade önemli, biz görüşmeler sırasında 8'inci madde kabul edilmeyince, kendi aramızda toplandık, bu çok önemli maddeydi, bu olmadıkça, referandumun veya diğer maddelerin bir kıymeti var mı? Bir çok arkadaşımız 'yok' dedi, sonra hepimiz kalktık oy birliği ile Başbakanımızın da olduğu bir yerde, 'bizim için sadece 8'inci madde değil, bütün maddeler önemlidir'... Bütün maddeler iptal edilse bir tane bile kalsa referanduma gideceğiz, bunu halk oylamasına sunacağız. Ve getirdiğimiz düzenlemelerin hepsi halkın bütün kesimlerine hitap ediyor, işin özü referandumun içinde kaldı, yani Anayasa Mahkemesinin çekip çıkardığı maddelerin dışında kalan maddeler bile Türkiye için çok önemli maddeler'' yanıtını verdi.

''BU BİR SEÇİM DEĞİL''

Arınç, ''Referandumla ilgili olarak 'yüzde 60 evet' oyu beklediğinizi söylemiştiniz bu düşüncenizi koruyor musunuz, son gelen rakamlar nasıl?'' şeklindeki soruya karşılık şunları söyledi:

''Yüzde 60 olmasa bile 59 olur, 'evet' oyu çıkacak, yürekten inanıyorum.  Bu milleti ne kadar tanıyorsam,  bu milletin içinde ne kadar yaşamışsam, derdine, sevincine ne kadar ortak olmuşsam, ortak değerleri ne kadar paylaşmışsam, yıllardan beri en az 40 yıldan beri siyasetin içerisinde tanıyabildiğim kadarıyla bu millet kendisi için yapılan bu iyi düzenlemeleri reddetmez.. Diğer partilerin durumuna acıyorum, 'hayırda hayır vardır' bu 'hayır' demek için yeterli bir şey değil, bu basit demagojik bir söz, hayırlı işte de 'evet' denir. Yani biz bu sözlerle halkın 'hayır' oyu vermesini hiç bir zaman temin edemeyiz. Yani buna oy verdiğimiz zaman açlık bitecek mi, çiftçi şöyle mi olacak, böyle mi olacak? peki 'hayır' verdiğiniz zaman mı olacak bunlar, çok basit sözler... Herkes bu Anayasa'da neler değiştiğini biliyor, sadece birileri duymak ve bilmek istemiyor. Öbürü sadece kategorik olarak 'hayır diyeceğiz' diyor, 'niçin hayır' diye kendi tabanı sorguluyor, bunun bir cevabı yok, kesin itaatle, bağlılıkla veya birilerinin çok kullandığı tabirle biatla bu işler olmaz, göreceksiniz tabanlar bunlara 'evet' diyecek, az veya çok, ve mutlaka hayırlar az olacaktır. Çünkü psikolojik olarak da 'evet' daha yumuşaktır, daha sevecendir. 'Hayır' olumsuzluktur, negatifliktir, niye 'hayır' diyeceğiz. Evet 'hayır' diyebilen bir Türkiye'ye ihtiyacımız var, gerektiği zaman diklenip, başını dik tutarak 'ben teslimiyetçi bir politika içerisinde değilim, haddini bil' 1 Mart tezkeresinde dediğimiz gibi, 'Dur bakalım, hayır demesini de biz biliriz. Burası Meclis, burada milli irade var', dediğimiz için çok şey kazandık biz, birileri kızacak şimdi bana tabii çok şey kaybettiğimizi söyleyenler de var. Ama ben çok şey kazandığımıza inanıyorum...''

Arınç, ''rakam 59-60 civarında yani'' diyen bir gazeteciye karşılık da ''Ağanın eli tutulmaz, 60'ın üstünde olursa 'niye bu oldu' mu diyeceğiz'' dedi.

''UMUDA YOLCULUK BAŞLAYACAK''

Arınç, ''Evet veya hayır durumunda, siyasi manzara bundan nasıl etkilenir'' şeklindeki bir soruyu da ''Bu bir seçim değil...YSK diyecek ki referandum 'evet'le sonuçlanmıştır, sayısal olarak bakarsa bir anayasal değişikliğin onaylandığını göreceğiz, Türkiye'de yeni bir dönem başlayacak, umuda yolculuk başlayacak...'' diye yanıtladı.

Arınç, ''Evet çıkması diğer partileri nasıl etkiler?'' şeklindeki soruya da, ''Herhalde olumsuz etkiler, 'hayır' çıkarsa onları olumsuz etkiler, 'evet' çıkarsa da tersinden, yani bir genel başkan, bütün tabanına 'hayır diyeceksin' diyecek, tabanı onu dinlemeyecek, az da olsa 'evet' oyu kullanacak, bir genel başkan 'hayır oyu kullanın' diyecek, tabanı yüzde 20'si yüzde 25'i 'evet' oyu kullanacak. O genel başkanın, genel başkanlığından şüphe edilir ve yargılanır, sorgulanır, eski gücünü muhafaza edemez, bence bugünden itibaren 'evet'e dönmeleri lazım'' yanıtını verdi.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, partisinin oy oranlarına ilişkin, ''Biz yüzde 40'ların çok üstündeyiz, buna inanın''  dedi.

Bülent Arınç, CNN Türk televizyonunda canlı yayımlanan ''Ne Oluyor?'' programında gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. 

Arınç, bir gazetecinin muhalefet partilerinin referandumu, hükümete karşı bir güven oylamasına karşı dönüştürmeye çalıştığına ilişkin sözlerine 'halkın kafasına karıştırmaya gerek olmadığı'' karşılığını verdi.

Arınç, ''Partinizin sık sık kamuoyu yoklaması yaptırdığını biliyoruz, son rakamlar nelerdir?'' şeklindeki soruya karşılık, ''Seçimle ilgili biz 40'ların çok üstündeyiz, buna inanın. CHP açısından değerlendirdiğiniz de CHP, Sayın Deniz Baykal ile yüzde 20-22 bandına yerleşmişti. Kılıçdaroğlu'yla yüzde 25-26'ları gördü ama yüzde 30'ları 32'leri görmedi...'' dedi.

''ÇOK İYİ NİYETLİ BİR İŞ OLMADIĞINA YÜREKTEN İNANIYORUM''

Arınç, ''Suikast iddiaları ve yapılan soruşturmalara ilişkin'' bir soruya karşılık da şunları kaydetti:

''Bu konu üzerinde ben bugüne kadar pek çok defalar konuştum, yani olayı çok karikatürize eden siyasetçiler de oldu, ''kozmik odalar kozmik patates çıktı' diye, grup toplantısında Sayın Baykal'ı hatırlıyorum, pek patates olmadığı anlaşıldı, buna benzer çok hadiseler oldu... Anlaşıldı ama gören gözler bunu bilir, bugünlerde yayınlanan pek çok kayıtlarda da pek çok iddialarda da gerçi yüksek tirajlı gazetelerin büyük bir kısmı bunu paylaşmasa da bazı televizyon ekranları herhalde korktukları için bunları yayınlamasalar da, bir şeyler olduğunu, birilerinin bir şeyler yapmak istediğini, bunun için organize hale gelmiş olduklarını hissediyoruz, görüyoruz, duyuyoruz, bu çok şey değil, herkesin hissetmesi gereken bir şey ama buna sadece benimle ilgili bunlar pek çok kayıtlardı ama sadece benimle ilgili hadise olarak olaya bakmamak lazım, öylesine vahim olaylar ve iddialar var ki benimle ilgili iddia sadece bunlardan birisi.

Ben kendi şahsımı, nefsimi, hayatımı, emniyetimi elbette düşünürüm ama Türkiye'de olan bitenlere, yapılması istenenlere bakılırsa benimle ilgili olan olay belki onların en küçüklerinden bir tanesidir, o tarihte ben Manisa'daydım. Olduğunu duydum geldim, bununla ilgili açıklamaları da yaptım yüreklilikle samimiyetle daha doğrusu sonra zor bir süreç başladı, aramalar, aramalardan ne çıktığını bilmiyoruz, aramalara hakimler zor sokuldu, şartlar ağırlaştırıldı, bunları basından takip ettik, ben ne savcıyı tanırım ne hakimi tanırım, kendim de yıllardan beri hukukla iç içeyim, yani 'benim şöyle bir olayım var, ne yapıyorsunuz desem?' bunun yanlış anlaşılacağını, birileri tarafından kullanılacağını bilirim, o savcı da beni görse tanımaz, ben de görsem tanımam doğrusu. Hiç bir şekilde irtibatım olmadı, ne yaptığını da bilmiyorum. Ama duyabildiğim, hissedebildiğim şeyler şüphesiz, hayatıma kastedebilecek bir eylem değil, o günkü olan olay, yani bulunmuş iki kişi, üzerlerinden farklı hüviyetler çıkmış, kiralanmış araçlarla bir adres tespitine yönelmiş bir eylem gibi, önce inkar edildi sonradan da bizzat Sayın Genelkurmay Başkanı 'işte dışarıya bilgi sızdırdığı iddia edilen birisi ile ilgili olarak bir inceleme yapıyorlardı, talimatı da ben vermiştim' dedi. O zaman anlaşıldı ki bir eylem var. Bu bana yönelik mi bir başkasına yönelik mi onu ancak yargı çözecek, o zaman savcının bulabildiği veya mahkemeye sevk ederken kullandığı deliller yine gazetelerde yer aldı, sayı sekize çıktı bildiğim kadarıyla, Sayın Hayati Yazıcı, Sadullah Ergin ve Meclis Başkanıyla da bağlantılı bir istihbarat olduğu söylendi...

Şimdi ben sabırla bekliyorum, sabırla bekliyorum ne olacak savcı elindeki delilleri yeterli görürse bir amme davası açacak, yeterli delilleri bulmazsa takipsizlik kararı verecek, delilleri buldu dava açtı diyelim, ya beraat ya mahkumiyet kararı verecek. Ben bekleme noktasındayım, ben Sayın Başbuğ gibi çok merak da etmiyorum, çünkü benimle ilgili olduğu söylenen, benim başıma geldiği iddia edilen bu olayın onlarcası, belki yüzlercesi başkalarının başına geliyor. Burada Bülent Arınç'ın ağırlığı nedir ben o tarafta değilim. Ben Türkiye'de bir insan nasıl böyle bir eylemle irtibat kurulabilir onun merakı içerisindeyim, diyelim ki mahkeme beraat verdi, takipsizlik oldu ve dosya hukuk açısından kapandı, mesele bitmiştir benim açımdan, ne müdahil olurum ne arkasını takip ederim ama içimdeki kuşku devam eder. Çünkü ben bu olayın içerisinde çok iyi niyet olmadığına ve yapılmak istenenin de çok iyi niyetli bir iş olmadığına yürekten inanıyorum. Ne yapayım ki kalbim böyle söylüyor...''

SAADET PARTİSİ'NDEKİ GELİŞMELER

Bülent Arınç, Saadet Partisi'nde son dönemde yaşanan gelişmelere ilişkin soruları yanıtlarken, geçmişte kendilerinin de içerisinde yer aldıkları bu siyasetle ve izlenen yöntemle Türkiye'de bir sonuç alınamayacağını, ülkeye hizmet verilemeyeceğini ortaya koyduklarını ve Saadet Partisi ile yola devam etmek yerine yeni bir ekip, program ve vizyonla Türkiye'nin gerçeklerine uygun, ''halk için siyaset yapma'' anlayışını kabullenerek AK Parti'yi kurduklarını söyledi. Arınç, ''Şimdi dönüp bakıyorum biz çok hayırlı, doğru, iyi bir iş yapmışız. Çünkü bunun halktaki karşılığını gördük ve ilk seçimde iktidara geldik. 8 sene geçti iktidardayız'' dedi.

Geçmişte kendi başlarına gelenin Numan Kurtulmuş'un da başına geldiğini ifade eden Arınç, Kurtulmuş'un kendi özgün fikri olan, mevcut siyaseti iyi okuyan, çevresinde çok değerli insanlar bulunan bir kişi olduğunu belirtti. Arınç, şunları kaydetti:

''Yüzde 10'luk barajı aşar mı, iktidar ortağı olur mu onu bilmem. Böyle bir şey reel politikada görünmüyor. Ama ilkeli ve kendi özgün siyasetini takip eden ve başarıya doğru yol almış olan bir siyasetçi tipi. Bunu Sayın Erbakan'ın ve Erbakan'ın yakın arkadaşlarının kendi sistemleri içerisinde kabullenmesi mümkün değil. Biz o yapıyı çok iyi biliriz. Çok iyi insanlardır. Her birine aşırı sevgimiz ve saygımız vardır, hiçbir kötülük de görmedik ama kendi dünyalarında bu siyaset anlayışının yüzyıllar boyu devam edebileceğini, netice almanın önemli değil, bu siyaseti yapmanın, Milli Görüş için çalışmanın ibadet olduğunu söylüyorlar. Kabul edersiniz etmezsiniz, onların defterinde kitabında iki adaylı kongre yok. Tek liste var ve listeyi belirleme yetkisi de sadece bir şahısa ait. Böyle bir yapının dışına çıktığınız anda bünyede karmaşalar olacaktır.''

Yaşananlar karşısında iki tarafın da işinin zor olduğunu belirten Arınç, ''Sayın Erbakan, saygınlığını devam ettirmesi açısından bir bilen noktasında, kendisine sorulan, görüşü alınan, eli öpülen, herkesin saygı duyduğu bir insan olarak yerinde, ağır olması gerekirken politikaya, siyasete, partinin iç işlerine bu kadar müdahale etmesi onu çok yıpratacaktır. Böyle bir yıpratma sonucunda 'genel başkan oldum, partide ben artık istediğimi yapabilirim' düşüncesi de Numan Bey için çok gerçekçi görünmüyor'' diye konuştu. (A.A.)

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler