YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"Vicdanı olan insan, katile katil der"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, televizyonlarda yayımlanan "Millete Hizmet Yolunda" konuşmasında, gündemdeki konularla ilgili değerlendirmelerde bulundu
"Vicdanı olan insan, katile katil der"
31 Ağustos 2013 / 19:45 Güncelleme: 31 Ağustos 2013 / 20:00

Ağustos ayının son haftasının Türkiye'de Zafer Haftası olarak kutlandığını, 26 Ağustos 1922’de Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın ordulara Büyük Taarruz emrini verdikten 5 gün sonra, 30 Ağustos’ta Türk ordularının kesin zafer kazandıklarını anımsatan Başbakan Erdoğan, "30 Ağustos zaferiyle, Türkiye adeta bir uçurumun kenarından dönmüş, işgalden kurtulmuş, kendisine yeni ufuklar, büyük hedefler çizerek geleceğe doğru emin adımlarla ilerlemeye başlamıştır. 91’inci yıl dönümünde, milletimizin 30 Ağustos Zaferi'ni bir kez daha yürekten tebrik ediyorum. Kurtuluş Savaşımızın tüm şehitlerini rahmetle, minnetle yad ediyor, başta Gazi Mustafa Kemal olmak üzere tüm gazilerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum" dedi.

Erdoğan, 26 Ağustos'ta milletçe bir başka önemli yıl dönümünün de idrak edildiğini hatırlaratak, şunları kaydetti:

"Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan, 942 yıl önce, 1071 yılında, Malazgirt Ovası’nda kazandığı büyük zaferle tarihin akışını değiştirmiş, bölgede yeni bir dönemin başlamasını sağlamıştır. Bugünlerde, bölgemizde yaşanan elim hadiselere ışık tutmak amacıyla, Malazgirt Zaferimiz üzerinde biraz olsun durmak istiyorum. Büyük Selçuklu Devleti’nin Sultanı Alparslan döneminde, yani yaklaşık 950 yıl önce, içinde bulunduğumuz coğrafya maalesef bugünkü gibi bir manzara arz ediyordu.

Burada özellikle hatırlatmak istediğim husus şudur: Sultan Alparslan’ın, Sultan Melikşah’ın, Selahaddin Eyyubi’nin, Nurettin Zengi’nin, Sultan Kılıçarslan’ın orduları, dikkatinizi çekiyorum, sadece Türklerden oluşan ordular değillerdi. Bu ordularda, evet, Türkler vardı, Türk komutanlar vardı. Ama bu ordularda, en az Türkler kadar, kardeşleri olan Kürtler vardı, Araplar vardı, bölgenin diğer tüm halkları vardı. Bölgede akan kandan, bölgedeki kaostan, husumetten, acıdan bizar hale gelmiş her halk, Selçuklu Sancağı altında toplanmak suretiyle, nizamı ve huzuru tesis etmek için mücadele veriyordu. Bu coğrafyanın, dağınık, zayıf, birbirine karşı husumet içindeki halkları, bir araya geldikçe güçleniyor, refah ve huzurlarını artırıyor, kardeşçe yaşıyor ve tarihin en büyük medeniyetlerini inşa ediyorlardı. Şunu biliniz ki dünya tarihinin en büyük medeniyetlerinden olan Endülüs Medeniyeti ve Osmanlı Medeniyeti, işte bu kaynaşmanın, dayanışmanın, birliğin, en önemlisi de kardeşliğin eseridir.

Bu bölge ne zaman kucaklaştıysa, ne zaman birbirine kardeşçe muamele ettiyse o zaman büyümüş ve büyük medeniyetler inşa etmiştir. Bu bölge ne zaman ki birbirine düşmüş, birbirine düşmanlık etmiş, kardeşinin kanını akıtmışsa o zaman kaybetmiş, zayıflamış, çok büyük acılar yaşamış, çok ağır bedeller ödemiştir."

Bölgemizde yaşanan büyük acılar tarihin tekrar etmesinden başka birşey değil

İstiklal Marşı'nın şairi Mehmet Akif Ersoy'un "Geçmişten adam hisse kaparmış; ne masal şey /Beş bin senelik kıssa, yarım hisse mi verdi / Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar / Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi" dizelerini okuyan Başbakan Erdoğan, bugün Türkiye'nin içinde bulunduğu bölgede yaşanan büyük acıların tarihin tekrar etmesinden başka birşey olmadığını söyledi.

Mısır'da yaşananlara dikkati çeken Başbakan Erdoğan, "Mısır’da, 6 binden fazla kardeşimiz 2 ay içinde şehit edildi. Onları, dışardan gelen düşmanlar, işgalciler, vandallar, barbarlar değil ne acıdır ki kendilerinden olan, kendi ülkelerinin vatandaşları, hatta kardeşleri katlettiler. Suriye’de aynı şekilde 2,5 yıl içinde 100 binden fazla insan hayatını kaybetti. Suriyeli kardeşlerimizi de dışardan gelenler değil ne yazık ki kendi içlerinden çıkan zalimler katletti.

Bugün Irak’ta kardeşin kardeşi katlettiğine şahit oluyoruz. Lübnan’da kardeşin kardeşi katlettiğine şahit oluyoruz. Filistin’de kardeşler arasındaki anlaşmazlığın mücadeleyi zayıflattığını görüyoruz. Kuzey Afrika’da, Asya’da, Arap Yarımadasında, mazlumların düşman çizmeleri altında değil kardeşlerinin kırbacı altında inlediklerini üzülerek müşahede ediyoruz" değerlendirmesinde bulundu.

"Türkiye Cumhuriyeti olarak sadece bu bölgenin birliği ve dirliği için mücadele veriyoruz; bu coğrafyadaki kardeşlerimize sadece nizam, huzur, istikrar, barış telkin ediyoruz" diyen Erdoğan, bu tasavvurla 26 Ağustos'ta Malazgirt’te, Selçuklu'nun torunlarının, Sultan Alparslan ve Malazgirt Zaferi’ni çok büyük bir coşkuyla kutladıklarını, Gençlik ve Spor Bakanlığının organizasyonuyla 81 ilden 15 bine yakın gencin, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz ve milletvekillerinin bir araya geldiğini anlattı.

Türkiye'nin bölgesinde her halka, her etnik kökene, her inanca ve her mezhebe eşit mesafede bulunduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, "Türk bizim kardeşimizdir. Kürt bizim kardeşimizdir, Arap bizim kardeşimizdir, Sünni de Şii de bizim kardeşimizdir. Biz Mısır’da seçilmiş bir iktidara karşı askeri darbe yapılmasına karşı çıkarken dengeleri, konjonktürü, çıkarları gözeterek değil tarihimizi, ecdadımızı ve ilkelerimizi gözeterek karşı çıktık. Biz Suriye’de zalim bir iktidarın halkına ölüm kusmasına karşı çıkarken, ilkelerimiz, ideallerimiz, değerlerimiz adına buna karşı çıktık" diye konuştu.

Sultan Alparslan'ın, Şam’a, Mısır’a iktidarı için, otoritesi için, dünyevi hırsları için değil kardeşlik için, birlik için, helalleşme ve kucaklaşma için sefere çıktığının altını çizen Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

"Şarkın en sevgili sultanı Selahaddin, Kudüs ve Mısır için canını ortaya koyarken, bunu güç için, kudret için değil kendi değerleri için, kardeşlik için yapmıştı. Selçuklu Sultanı Nurettin Mahmut Zengi’nin şu duasını burada özellikle hatırlatmak istiyorum. Mahmut Zengi, Yaradan’a aynen şöyle yakarmıştı: 'Ya Rabbi, zaferi Mahmut’a değil İslam’a nasip et. Mahmut kölen zafere layık değildir.' Malazgirt Ovası’nda, 26 Ağustos Cuma günü, cuma namazının hemen ardından Sultan Alparslan şöyle dua etmişti: 'Ya Rabb! Sen’i kendime vekil yapıyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve Sen’in uğrunda mücadele veriyorum. Ey Allahım! Niyetim halistir, bana yardım et, sözlerimde hilaf varsa beni kahret.'

İşte bu büyük dedelerimizin, ecdadımızın ettiği bu samimi duaların aynısını bugün milletçe bizler de ediyoruz. Sadece kendimiz için değil bütün kardeşlerimiz, bütün bölge için barış istiyoruz, huzur istiyoruz, refah istiyoruz. Ben için değil hatta biz için değil hepimiz için barış ve kardeşlik mücadelesi veriyor, herkesin dostça, kardeşçe yaşayacağı bir bölgenin inşası için ter döküyoruz. Tıpkı ecdadımızın yaptığı gibi, hem de bin yıl önce ve bin yıl boyunca yaptığı gibi Türk, Kürt, Arap, Sünni, Şii ayrımı yapmaksızın bir olmayı, iri olmayı, diri olmayı istiyor, bunun için samimi gayret gösteriyoruz.

Eğer bundan 942 yıl önce Sultan Alparslan’a, 'Senin Halep’le, Şam’la, Kudüs’le, Kahire’yle ne işin var' denilseydi, inanın Malazgirt Zaferi olmaz, Kayı Boyu Söğüt’e gelemez, Ortadoğu kendisini toparlayamaz, tarihin tozlu sayfalarında kaybolur giderdi. Eğer bundan 800 yıl önce, Sultan Selahaddin’e, 'Senin ne işin var Kudüs’le, sarayında otur, rahatına bak' denilseydi, inanın, bu coğrafyanın tarihi çok daha farklı olurdu. Ecdadımız, tarihimizin yüce şahsiyetleri, bizlere en çok da onuru, şerefi, insani ve vicdani değerleri miras bırakmışlardır. Onurlu, şerefli, kalbi ve vicdanı olan insanlar, Hakk’a Hak, zalime zalim, caniye cani, katile katil demekten asla çekinmezler."

"Türkiye, düşman değil yeni dostlar, samimi dostlar edinmiştir"

Başbakan Erdoğan, atalarından, ecdadlarından onurlu ve şerefli bir miras devraldıklarını ve gelecek nesillere aynı şekilde öyle onurlu, şerefli bir tarih miras bırakmak istediklerini belirterek, onun için dünyanın neresinde olursa olsun, Hakk’ı, adaleti savunduklarını, dünyanın her ülkesi, her halkı için doğruları yürekli şekilde dile getirdiklerini söyledi.

Türkiye’nin hadiseler karşısında dik, yürekli, cesur, samimi ve ilkeli duruşunun dünyanın her yerinde takdirle ve gıptayla karşılandığına işaret eden Başbakan Erdoğan, "Başta dünyanın mazlum ve mağdur halkları olmak üzere, insanların kalbinde Türkiye kendisine müstesna bir yer edinmiş, ilkelerinden taviz vermeyen tutumuyla milyarların takdir hislerine mazhar olmuştur. Bu zorlu süreçte Türkiye, düşman değil yeni dostlar, samimi dostlar edinmiştir. Türkiye dik duruşuyla, darbelere darbe, katliamlara katliam diyen cesur duruşuyla, dünyaya hem demokrasi dersi hem de insanlık dersi vermiştir" dedi.

Erdoğan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2 ülkenin süreci tıkaması neticesinde karar alamadığını, iş yapamaz durumda olduğunu vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Dolayısıyla 100 binin öldürüldüğü bir Suriye’de artık burada ortak hareket etmenin kararına vardık. Yani bugün bir gönüllüler koalisyonu olabilir. Ama burada artık bir adım atmanın zamanı gelmiştir. Çünkü burada ölümlerin durma zamanı gelmiştir. İnsani değerlere sahip çıkan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne sahip çıkanların el ele vermek suretiyle artık burada bir adım atmanın zamanı gelmiştir. 11 yıl boyunca olduğu gibi bundan sonra da ilkeli, kararlı, disiplinli duruşumuzu muhafaza edeceğiz. Hem ülke içinde hem bölgemizde barıştıran, kucaklaştıran, helalleştiren bir ülke olarak geleceğe ilerleyeceğiz."

"Demokrasi güçlendikçe Türkiye güçlenecek"

Türkiye'nin demokrasi ve kardeşlik gibi 2 önemli temel ilke üzerinde yükselmeye devam edeceğini vurgulayan Erdoğan, demokrasi güçlendikçe Türkiye'nin güçleneceğini, kardeşlik güç kazandıkça Türkiye güç kazanacağını dile getirdi.

Cumhuriyet'in kuruluşunun 90’ıncı yılının 30 Ekim'de milletçe idrak edileceğini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

"100’üncü yıla şurada sadece 10 yıl kaldı. İnşallah, 2023 yılında, Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100’üncü yılını çok farklı şekilde, çok farklı şartlarda kutlayacağız. 2023 hedeflerini tutturmuş, dünyanın en büyük 10 ülkesinden biri olmuş, müreffeh, barış ve kardeşlik içinde bir Türkiye inşa edecek, ardından da bir başka hedefe, 2053 hedefine doğru yol alacağız. İstanbul’un fethinin 600’üncü yıl dönümünü kutlayacağımız 2053 yılı Türkiye’nin hedef tarihlerinden biridir. Ardından, çocuklarımızın, torunlarımızın görebileceği, Malazgirt Zaferimizin 1000’inci yıl dönümü olan 2071’e de milletçe emin adımlarla yürümeye devam edeceğiz.

Güçlü bir ekonomiyle, çok büyük projelerle, ama en önemlisi de demokrasi ve kardeşlikle, inşallah bu hedeflerimizin hepsini tutturacağız. Kendimize inanırsak, ülkemize ve potansiyellerine inanırsak en önemlisi de birbirimize inanır, güvenir, birbirimizle muhabbetimizi artırırsak, hiç şüpheniz olmasın, tüm bu hedeflere ulaşır hatta bu hedefleri aşarız. Bu noktada şunu da tekrar hatırlatmak istiyorum: 942 yıl önce kazandığımız Malazgirt Zaferimiz, kardeşliğin ve dayanışmanın eseridir. 91 yıl önce 30 Ağustos’ta yazdığımız büyük destan, kardeşliğin ve dayanışmanın eseridir. İnşallah, kardeşlik ve dayanışma içinde, hep birlikte nice destanlar yazacak, nice başarılara imza atacağız. Bu zaferler haftasında, bir kez daha tüm şehitlerimizi, tüm gazilerimizi rahmetle, minnetle yad ediyor, mekanları inşallah cennet olsun diyorum."

"Türkiye çok daha hızlı ve istikrarlı şekilde hedefleriyle buluşacaktır"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Bölgemizde ne kadar büyük acılar yaşanırsa yaşansın, Türkiye olarak, kendi gündemimizle, kendi hedeflerimize doğru ilerliyor, büyük devlet refleksiyle hareket ediyoruz. İnşallah, Türkiye’nin de katkılarıyla, bölgede sorunlar çözüme kavuştuğunda Türkiye’nin ilerlemesi, kalkınması daha da ivme kazanacak, Türkiye çok daha hızlı ve istikrarlı şekilde hedefleriyle buluşacaktır" dedi.
Ağustos ayında yatırımların, hizmetlerin, reformların hiç durmadan, hiç duraklamadan, hiç ara vermeden devam ettiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, sanal gündemlere takılmadan, yapay gündemlere aldanmadan, Türkiye’nin gerçek gündemiyle ilgilendiklerini, Türkiye’yi belirledikleri hedeflere ulaştırmak için çok yoğun şekilde çalışmaya devam ettiklerini anlattı.

Erdoğan, ağustos ayında da birçok hizmeti, birçok eseri Türkiye'ye kazandırdıklarını yineleyerek, şöyle devam etti:

"Bu ayın hemen başında, 3 Ağustos tarihinde, İstanbul Küçükçekmece’de muhteşem bir eseri, tüm Türkiye’ye hitap edecek, tüm Türkiye’nin gurur kaynağı olacak çok büyük bir yatırımı, 35 bin kişi kapasiteli bir gösteri merkezini resmi olarak İstanbullularla, Türkiye ile buluşturduk. Ağustos ayı içindeki ikinci hizmet durağımız yine İstanbul’daydı. İstanbul’da yine tüm Türkiye’nin geleceğini, hatta Avrupa’nın, Asya’nın ve Afrika’nın geleceğini de yakından ilgilendiren bir eser üzerinde yoğunlaştık. Türkiye’nin 150 yıllık rüyası olan Marmaray Projesi’nin işletmeye açılması arifesinde test sürüşlerini gerçekleştirdik.

Marmaray, İstanbul’un binlerce yıllık geçmişinde, bu geçmişin dünya tarihine altın harflerle yazılan 470 yıllık Osmanlı döneminde, ardından 90 yıllık Cumhuriyet tarihimizde, 157 yıllık demiryolu tarihimizde eşi benzeri bulunmayan bir projedir. Yüzeyin 60 metre derinliğinde, dünyanın en derin batırma tüp tüneliyle iki kıtayı birleştiren Marmaray projesiyle bir raylı ulaşım sistemi kurmanın ötesinde, adeta bir sanat eseri inşa edildi. Doğu Asya’dan Batı Avrupa’ya, Pekin’den Londra’ya kesintisiz ulaşım sağlayacak bu proje, Modern İpek Demiryolu’nun da altın halkasını oluşturuyor. Bakü-Tiflis-Kars hattı yanında, tamamlanan ve yapımı devam eden Yüksek Hızlı Tren hatlarıyla ülkemizi Asya-Avrupa koridorunda en avantajlı ülke haline getiriyoruz.

Test sürüşleri ve diğer ince işlerin tamamlanmasının ardından, inşallah fevkalade bir durum olmazsa 29 Ekim 2013 tarihinde, Cumhuriyetimizin 90’ıncı kuruluş yıl dönümünde, Ayrılıkçeşme-Kazlıçeşme arasında Marmaray’ı halkımızın hizmetine sunacağız. İnşallah, o gün geldiğinde, coşkulu bir kutlamayla, coşkulu bir merasimle bu heyacanı, bu gururu hep birlikte yaşayacağız. Ve yine inşallah fevkalade bir durum olmazsa Eskişehir-İstanbul etabını da Yüksek Hızlı Treni de bitirmenin şu anda gayreti içindeyiz."

"Ranta, yağmaya asla izin vermeyeceğiz, rıza göstermeyeceğiz"

Başbakan Erdoğan, 17 Ağustos 1999’da Gölcük’te büyük bir deprem yaşandığını ve Türkiye'nin, milletin çok acı bir tecrübe edindiğini hatırlatarak, bu depremde hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, ailelerine ve millete sabırlar diledi.

Türkiye'nin deprem kuşakları üzerinde bulunan bir ülke olduğuna dikkati çeken Erdoğan, bu nedenle millet olarak, devlet olarak bu şuurla hareket etmek gerektiğini, deprem sonrasına ilişkin tedbirlerden evvel deprem olmadan önce alınacak tedbirlere yoğunlaşmak gerektiğini ifade etti.

Hükümet olarak bu şuurla hareket ettiklerini ve "deprem değil çürük bina öldürür" anlayışıyla hazırlıkları yürüttüklerini, tedbirleri bu yönde aldıklarını kaydeden Erdoğan, bu kapsamda Türkiye genelinde kentsel dönüşüm projelerini başlattıklarını ve bu projeyi kararlılıkla sürdürdüklerini belirtti.

Sağlıksız, çürük, en küçük sarsıntıda yıkılması muhtemel binaları tek tek tespit edildiğini, sahipleriyle anlaşılarak yıkıldığını, yerlerine sağlıklı, sağlam, depreme dayanıklı binalar inşa edildiğini anlatanBaşbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Kentsel Dönüşüm Seferberliğimizin ilk adımını 5 Ekim 2012'de attık 35 ilimizde afetlere dayanıksız 3 bin 169 bina, 6 bin 404 bağımsız bölüm ve 34 hizmet binasının yıkımını gerçekleştirdik. Ardından, bu yıl 6 Nisan’da İstanbul’da yaptığımız törenle Türkiye genelinde 33 bin 529 bağımsız bölümün dönüşümünü başlattık. Bu ay içinde, 17 Ağustos depreminin 14’üncü sene-i devriyesinde Bursa’da 3’üncü Büyük Kentsel Dönüşüm Projemizi başlattık. Bursa ile 46 ilimizde, toplam 87 bin 628 konutun dönüşümünü başlattık. Bu seferberlik inşallah dalga dalga yayılacak. Türkiye genelinde, sağlıksız, çürük, afetlere dayanıksız tek bir ev, tek bir bina dahi kalmayıncaya kadar istiyoruz ki bu dönüşüm projeleri devam etsin. Halkımız bize bu konuda yardımcı olsun."

Güçlü Türkiye’nin bir yansıması olarak, güçlü şehirleri, sağlıklı çevreleri, sağlam konutları inşa etmeye devam edeceklerini vurgulayan Erdoğan, "Hiç kimseyi mağdur etmeyeceğiz. Hiç kimsenin hakkının yenmesine de göz yummayacağız. Ranta, yağmaya asla izin vermeyeceğiz, rıza göstermeyeceğiz. Tek bir derdimiz var: O da halkımızı daha sağlam konutlara, daha güzel bir çevreye, daha yaşanabilir şehirlere kavuşturmaktır. Sizin desteğinizle, sizin yardımlarınızla, sizin hayır dualarınızla bunu başaracak, hem şehirlerimizin çehresini değiştirecek, hem de insanımızın yaşam kalitesini yükselteceğiz" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, 24 Ağustos’ta da Rize'de yapılan merasimle 19 farklı eseri resmi olarak hizmete aldıklarını belirterek, Rize Merkez’de, Çamlıhemşin’de, Çayeli’nde, Güneysu’da, Hemşin’de, İyidere’de yapımı tamamlanan okul, pansiyon, eğitim tesisi ve yurtları hizmete açtıklarını, Rize’ye 60 milyon lira tutarında hizmetle eser kazandırdıklarını kaydetti.

"Büyük devlet refleksiyle hareket ediyoruz"

30 Ağustos Zaferi'nin kutlandığı gün, zaferin sevk ve idare edildiği başkent Ankara’da çok önemli ulaşım projelerinin açılışını da yaptıklarını hatırlatan Erdoğan, Ankara Büyükşehir Belediyesince inşa edilen 2 viyadük, 19 kilometrelik yan yol, tam 17 alt ve üst geçiti de Ankaralıların katıldığı coşkulu bir törenle resmi olarak hizmete soktuklarını söyledi.
Ağustosta Türkiye'ye kazandırdıkları tüm yatırımların, tüm hizmetlerin, tüm eserlerin hayırlı olmasını dileyen Erdoğan, şöyle konuştu:

"İçeride kalkınmak, ilerlemek, daha bayındır hale gelmek için yoğun bir mücadele verirken, diğer yandan dış politikada Türkiye’nin çok daha itibarlı bir konuma yükselmesi için de var gücümüzle çaba harcıyoruz. Bu kapsamda, yurt dışı temaslarımıza da ağırlık veriyoruz. Ağustos ayının 15’inde, bu amaçla, kardeş ülke Türkmenistan’a bir çalışma ziyareti gerçekleştirdik. Ziyaret programımız çerçevesinde Türkmenistan Devlet Başkanı Sayın Berdimuhammedov ile verimli görüşmeler yaptık. Yaptığımız görüşmelerde, ülkelerimiz arasındaki mevcut ekonomik, ticari ve kültürel ilişkileri gözden geçirdik. Bir Türk firmasının aldığı gerçekten çok büyük yatırımın, büyük bir liman projesinin temelini attık. Ayrıca önümüzdeki döneme ilişkin olarak başta ekonomi, ulaştırma, ticaret ve turizm alanları olmak üzere gerçekleştirilebilecek işbirliği imkanları hakkında görüş alışverişinde bulunduk."

Erdoğan, Türkiye’de, birçok devlet adamını da ağırladıklarını, başta Slovakya Cumhurbaşkanı İvan Gasparoviç ve Güney Kore Başbakanı Chung Hong Won ile bir araya geldiklerini ifade etti.

Mısır ve Suriye’deki gelişmeleri değerlendirme amacıyla yürüttükleri telefon diplomasisine, ağustosta da yoğun biçimde devam ettiklerini anlatan Erdoğan, Fransa, Almanya, Yunanistan, Rusya, İngiltere, Malezya, Katar, İtalya, Pakistan, Hollanda, Danimarka, Endonezya lideriyle Ayrıca Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile telefon görüşmeleri yaparak, gerek Mısır’da gerek Suriye’de durumun ciddiyetini ve derhal bir şeylerin yapılması gerektiğini muhataplara ilettiklerini söyledi.

Bu çerçevedeki uluslararası temaslarımız, önümüzdeki süreçte devam edeceğini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bölgemizde ne kadar büyük acılar yaşanırsa yaşansın, Türkiye olarak, kendi gündemimizle, kendi hedeflerimize doğru ilerliyor, büyük devlet refleksiyle hareket ediyoruz. İnşallah Türkiye’nin de katkılarıyla, bölgede sorunlar çözüme kavuştuğunda, Türkiye’nin ilerlemesi, kalkınması daha da ivme kazanacak, Türkiye çok daha hızlı ve istikrarlı şekilde hedefleriyle buluşacaktır.

Bu vesileyle bir kez daha, itimadınız, desteğiniz, özellikle de hayır dualarınız için her birinize tek tek teşekkür ediyorum. Ailelerinizle, sevdiklerinizle, dost ve kardeşlerinizle, sağlık ve afiyet içinde günler geçirmenizi temenni ediyorum. Yeniden kavuşuncaya, yeniden buluşuncaya kadar sizleri Allah’a emanet ediyor, hepinize sevgi ve saygılarımı sunarken bölgemizde barışın egemen olduğu kanın ve ölümün durduğu bir dünyayı Allah’tan niyaz ediyorum."

 

AA

 

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler