YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Türkiye'nin onaylamadığı barış yaşayamaz
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin Suriye'nin geleceği konusunu kesinlikle İsrail'le konuşmayacağını söyledi.
Türkiye'nin onaylamadığı barış yaşayamaz
19 Nisan 2013 / 07:06 Güncelleme: 19 Nisan 2013 / 07:08

CNN Türk'te yayımlanan, "Ankara Günlüğü" programına katılan Davutoğlu, gündemde yer alan konulara ilişkin açıklamalarda bulundu.

Türkiye'nin, komşularından hiçbirinin geleceğiyle ilgili konuyu İsrail'le görüşmeyeceği belirten Davutoğlu, "Bugün de yarın da daha sonra da bu tutum geçerlidir. Türkiye, Suriye'nin geleceği konusunu kesinlikle İsrail'le konuşmaz" dedi.

Davutoğlu, Türkiye'nin 90'lı yıllarda olduğu gibi İsrail tarafından belirlenen politikaların destek unsuru olmayacağına işaret ederek, 90'lı yıllarda Ortadoğu'da Türkiye'nin hiçbir platformda, barış sürecinde sözü olmadığını ancak artık o günlerin geride kaldığını kaydetti.

İsrail'in Türkiye'den özür dilemesi

Artık Ortadoğu'da kendi politikasını ortaya koyan, kendi ilkeleriyle harekete eden ve bu konuda da netice alan bir Türkiye olduğunun altını çizen Davutoğlu, "Türkiye bu anlamda Ortadoğu'nun merkez aktörüdür. 'X' ülkesi, Türkiye'nin artan gücü dolayısıyla, 'onunla iyi geçinmek durumundayım. Ortada da Suriye diye bir başka kriz var' diyorsa, bu onların meselesidir" değerlendirmesinde bulundu.

Davutoğlu, son 10 yılın dış politikasını en iyi tanımlayan cümlenin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından Davos'taki "one minute" çıkışı sonrasında, "Bundan sonra Türkiye şu veya bu ülkeyi kaybedersem ne olur diye düşünmeyecek. Başka ülkeler 'Türkiye'yi kaybedersem ne olur' diye düşünecek" yönünde ifadeleri olduğunu anımsatarak, "Herhalde İsrail'deki belli çevreler, üç yıl bunu düşündüler ve Türkiye'yi kaybetmenin bedelinin ne olabileceğini açık ve net gördükleri için, bu sonuca ulaştılar" dedi.

ABD Başkanı Barack Obama'nın neden Ankara'ya gelerek, "İsrail 'apologize' değil de 'regret' dese ne olur, kabul ediverin" diye Türkiye'ye baskı yapmayı düşünmeyip, tersine İsrail'e gidip neden baskı yapma ihtiyacı hissettiğini soran Davutoğlu, "Bunu Obama'ya söyleten şey, Washington'da Türkiye yanlısı büyük lobilerin olması mı Hayır, İsrail yanlısı lobiler daha fazla. Tersini yapabilmiş olsaydı, Washington'daki siyasi itibarı çok daha fazla olabilirdi. Çünkü Kongre'de, herhalde böyle bir durumdan memnun olacak çok sayıda etkin çevreler vardı" diye konuştu.

Bu olay karşısında Türkiye'nin tavrının en başından beri çok açık ve net olduğunu söyleyen Davutoğlu, "O zaman dedik, 'üç şart olmadan 1 yıl değil, 10 yıl değil, 100 yıl geçse, hiçbir Türk büyükelçisini hiç kimse Tel Aviv'de görmeyecek'. Özür ki bunun en sembolik, en ağır yönüydü. Kararlı tutumumuz sayesinde bu netice alındı. Kimse bunun arkasında başka gerekçeler aramasın" ifadesini kullandı.

Mavi Marmara saldırısı

Filistin'e insani yardım götürmek amacıyla yola çıkan Mavi Marmara gemisine yapılan saldırı konusunda ise Davutoğlu, şunları söyledi:

"Mavi Marmara'da giden, şehit olan kardeşlerimiz, oraya şahsi bir hırs ya da para kazanmak için gitmediler, şöhret sahibi olmak için de gitmediler. İnsanlık onuru adına yola çıktılar. Bunun bütün dünya tarafından algılanışı bu. Belli çevreler hariç, dünyada herkes bu insanları, insanlık onuru adına yola çıkmış ve canını feda etmiş kişiler olarak değerlendiriyor. Onların aziz ruhaniyetlerine saygı göstermemiz lazım. Açık bir uluslararası ihlalle şehit edildiler. Biz onların hukukuna sahip çıktık."

Mavi Marmara saldırısında şehit olanların ailelerinin, en yakınlarını kaybettiklerini ve hiçbir şeyin onların acısını dindiremeyeceğinin altını çizen Davutoğlu, kendisinin de 6 günlük bir çocuğunu kaybettiğini ve acısını hale hissettiğini bildirdi. Bu bakımdan ailelerin acısının anlaşılması ve tutumlarının doğru takdir edilmesi gerektiğini belirten Davutoğlu, "Aileler onurlu bir tavır sergilediler ve 'bizim için özür ve Filistin'e dönük ambargoların kalkması esastır' dediler. Bu da ailelerin asil duruşunu gösteriyor" değerlendirmesinde bulundu.

Davutoğlu, Türkiye'nin İsrail'den tazminat talebi konusundaki ısrarının nedenini ise "İsrail'in, yaptığı bir eylem dolayısıyla bedel ödemesi gereken herhangi bir ülke olduğunu göstermek için tazminat konusu önemli. Yoksa 'herhangi bir eylemi 'X' ülkesi yaptığında bedeli var, İsrail yaptığında yok' anlayışı yerleşirse, Ortadoğu'da barış olmaz" ifadesiyle açıkladı.

Ailelerin hükümetin tutumuyla ilgili herhangi bir eleştirel yaklaşımları ya da tazminat alınmasına karşı çıktıkları gibi bir tavrın olmadığını dile getiren Davutoğlu, "Zaten aileler, 'tazminatla Filistin'de, Gazze'de bir eser yaparız' diyorlar. Ailelerle bizim aramızda bir görüş ayrılığı varmış gibi bir tutum doğru değil. Ailelerimizle temaslarımız sürecek. Biz onların hukukunun takipçisiyiz. Türk diplomasisi 3 yıl mücadele etti, 33 yıl, 333 yıl olsa, yine mücadele eder" dedi.

İsrail ile karşılıklı olarak büyükelçilerin yeniden atanması konusunda ise Davutoğlu, "Sözlü özür dilendi, tazminat da deklare edildi, bunun tamamlanması lazım. Filistin'de hayatın normale döndüğü, insani yardımın rahatlıkla girebildiği bizzat gözlendikten sonra, normalleşme süreci adım adım ilerleyebilir" diye konuştu.

Filistin meselesi

Başbakan Erdoğan'ın gelecek ay yapacağı Filistin ziyaretine ilişkin de değerlendirmede bulunan Davutoğlu, "Gönül ister ki Başbakanımızın ziyareti öncesinde, Sayın Mahmud Abbas ile Halid Meşal arasında yürütülen diyalog belli bir aşamaya gelir, belli bir olgunluğa ulaşır. Biraz da buna şans vermek için ziyaret tarihin gelecek ay belirlenen tarihe ayarlandı" dedi.

Davutoğlu, ideal olanın, böyle bir uzlaşı ile bütün Filistin'in Erdoğan'a ev sahipliği yapması olduğunu ve bunun sağlanması için bütün görüşmelerin sürdürüleceğini belirterek, "Yoksa Sayın Abbas tarafından bize bu konuda iletilmiş herhangi bir rahatsızlık söz konusu değildir. Gazze de Filistin devletinin bir parçası, Sayın Abbas, Gazze'nin de devlet başkanı" ifadesini kullandı.

Türkiye'nin illa ve mutlaka ara bulucu olmak için kimsenin peşinden koşmadığını anlatan Davutoğlu, "Türkiye Somali-Somaliland, Sudan-Güney Sudan, Eritre-Etiyopya, Filipinler'de son derece etkin bir ara buluculuk rolü üslendi. Gerektiğinde dünyanın herhangi bir köşesinde bir ihtilafı çözmek, kanın dökülmesine engel olmak için din, mezhep, etnik kimlik ayırt etmeden gece gündüz çalışırız. Bu Filistin ise gecemizi gündüzümüze katar, yine çalışırız" değerlendirmesinde bulundu.

Filistin-İsrail sorununda önemli olanın kimin ara bulucu olacağı değil, meselenin çözülmesi olduğunu kaydeden Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Bir barış olacaksa bunun tarafların eşitliği, Filistinlilerin onurunu koruyacak bir barış olması lazım. Bir barış olacaksa, Kudüs'ün Filistin'in başşehri olduğu ve ebediyen de başşehri kalacağı, Doğu Kudüs'ün, yaşayabilir sınırlar içinde, Filistin devletine dayalı bir barış olması. Barış olacaksa Filistin halkının bütün bölgeyle entegre olabileceği, ablukadan çıkacağı bir barış olması lazım. Böyle bir barışı kim yaparsa, kim sağlarsa, biz buna sadece destek veririz. Türkiye'nin üstüne bir görev düştüğünde ise çekinmeden yaparız. Ancak herkes şunu bilmeli ki Türkiye'nin 'evet, bu iyi bir barıştır' demediği bir barışın, bölgede yaşama şansı yoktur."

Çözüm ihtimali

Davutoğlu, Filistin-İsrail meselesinde çözüm ihtimalini güçlendiren ve engel olan unsurların bulunduğunu bildirerek, şunları söyledi:

"Güçlendiren unsurlar, artık uluslararası toplum ve bölgedeki aktörler, 22 yıldır patinaj yapan bir barış sürecini benzer yöntemlerle devam ettirmenin limitlerine gelindiğinin farkındalar. O bakımdan, özellikle Sayın Obama'nın ikinci dönemi olduğu göz önüne alındığında, uluslararası toplumun daha hızlı hareket etmesi mümkün, bu olumlu tarafı. Olumsuz tarafı ise maalesef hala İsrail'de iki devletli çözümü benimsiyoruz deme cesaretini göstermiş bir başbakan ve hükümet yok, parçalı bir koalisyon hükümeti var. Batı Şeria'yı kendi toprağı gibi gören, kutsal topraklar olarak gören ve terk etmek istemeyen aşırı sağcı unsurlar hükümette bulunuyor, yerleşimlerin devam ettiği bir tablo var. Dolayısıyla İsrail'e böyle bir iradenin getirilmesi için, çok ciddi uluslararası baskının uygulanması lazım."

Filistin tarafında da parçalanmış bir otorite olduğunu, bu durumdan çıkılması gerektiğini belirten Davutoğlu, "Biz, Filistin uzlaşısının, muhtemel bir barış öncesinde olmasını istiyoruz. İsrail üzerine yeterince baskı uygulamadan Filistin tarafına dönüp, 'barış yap' deyip, İsrail'in tayin ettiği prensipler etrafında bir barış olabileceğini düşünmek, bir barış niyetine sahip olmamak demektir. Hep söylenir, 'İsrail'in var olma hakkı'. Peki Filistin'in var olma hakkı konusunda açık bir deklarasyon neden söz konusu değil " değerlendirmesinde bulundu.

 

AA

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler