11 Aralık 2017 Pazartesi
  • Altın153,471
  • BIST109.081
  • Dolar3,8229
  • Euro4,5053
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin5,1093
  • İstanbul14 °C
  • Ankara11 °C
  • İzmir16 °C
  • Konya13 °C
  • Adana18 °C
  • Antalya18 °C
  • Diyarbakır12 °C
  • Bursa16 °C
  • Kayseri12 °C
  • Kocaeli16 °C
  • Şanlıurfa14 °C
  • Gaziantep14 °C
  • İçel17 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Türkiye'nin demokrasiden başka gideceği yol yoktur
Türkiye'nin demokrasiden başka gideceği yol yoktur
Türkiye'nin demokrasiden başka gideceği yol yoktur
23 Şubat 2008 / 08:40 Güncelleme: 23 Şubat 2008 / 00:00


Sivil anayasa taslağını hazırlayan kurulun başkanı Prof. Ergun Özbudun, muhalefet partilerinin başörtüsü konusundaki tavrını eleştirdi. Özbudun ilginç bir gönderme yaptı: Özbudun, Berlin Avrupalı Türkler İnisiyatifi (BATI) tarafından Almanya'nın başkenti Berlin'de düzenlenen ''Yeni anayasa ne getiriyor - 1982 anayasası ve AB ülkelerinin anayasalarıyla mukayese'' konulu toplantıya katılarak, konuşma yaptı.


Özbudun, toplantıyı izleyen Alman Sol Parti Federal Meclis üyesi Hakkı Keskin'in, "Türkiye'de başörtüsü konusunun toplumu gereksiz yere böldüğünü, Türkiye'nin çözmesi gereken çok daha önemli sorunları olduğunu" söylemesi üzerine, ''Başörtüsü konusunda uzun yıllar tartışılsa bile bir uzlaşma sağlanabileceğini sanmıyorum. Muhalefet bu konuda kemikleşmiş. Yıllarca da bu konuyu tartışamayız. Bu kutuplaşmada başörtüsü diğer bir bahane. Kutuplaşma aslında her konuda var. Burada anlayış önemli. Sonuçta bizim yaptığımız sadece yeni bir düzenlemeydi, ancak hükümet ile ilgili şüpheler var'' dedi. "Başörtüsü konusunu bireysel bir özgürlük olarak gördüğünü ve üniversitelerde başörtüsü yasağının kaldırılmasına neden bu kadar tepki gösterildiğini anlayamadığını" ifade eden Özbudun, "üniversitelerde kılık kıyafet ile ilgili düzenlemenin, Türk toplumu içinde gereksiz bir tartışma başlattığını ve kutuplaşmaya yol açtığını" kaydetti. Özbudun, ''Türkiye'de bugün ciddi bir kutuplaşma var. Azınlık bir kesim, AK Parti'yi gizli bir ajandası olduğu, bir İslam devleti oluşturmak istediği gerekçesiyle eleştiriyor. Bu anayasa taslağını hazırlama görevini bize CHP verseydi, bu demokratik bir anayasa olarak alkışlanırdı. Bu nedenle tasarı haksız eleştirilere maruz kaldı. İçinde bulunduğumuz durumda tartışma reel değil, ideolojik boyutta sürdürülüyor. Empati ve iletişim eksikliği had safhada. Aileler bile kendi içlerinde kavga ediyorlar. Birbirimizi daha iyi anlamaya çalışmalıyız. Şunu kesinlikle bilmeliyiz ki, Türkiye'nin demokrasiden başka gideceği yol yoktur'' şeklinde konuştu. "Türkiye'nin AB üyesi olmasının da şart olduğunu" kaydeden Özbudun, Keskin'in, "Asıl sorun anayasa taslağını hazırlama görevinin size AK Parti tarafından verilmiş olması" demesi üzerine de ''Bu eleştirilerde önemli bir şey gözden kaçırılıyor. Bizim çalışmalarımız bir sürecin başlangıcıdır. Anayasa tasarısının son hali hükümet tarafından açıklandıktan sonra bu TBMM'de tartışılacak. Yani hiçbir şey tepeden indirilerek empoze edilmeye çalışılmıyor. Bizimki bir hazırlık çalışması. Biz kendimizi bir bilim kurulu olarak nitelendirdik ve tümüyle bağımsız çalıştık'' dedi.


Berlin Azerbaycanlılarla Dayanışma Derneği Başkanı Bahattin Kaya'nın, "üniversitede başörtüsüyle okuyacak kızların daha sonra nasıl iş bulacaklarını" sorması üzerine de Özbudun, ''Bir siyasi sistem her türlü talebi karşılayamaz. Devlet tek istihdam kaynağı da değil. Bu kızlar üniversiteyi bitirdikten sonra özel sektörde de çalışabilirler'' diye konuştu. Özbudun, eski AB Komisyonu üyesi Michaele Schreyer'in, anayasa taslağında dine atıfta bulunulup bulunulmadığını sorması üzerine, ''Bize başörtüsü tartışması yetiyor. Tanrı ya da Allah sözcüğünü anayasa taslağına koysaydık dünya alem başımıza yıkılırdı'' dedi. "Türkiye'de din özgürlüğünün ülkede yaşayan herkes için geçerli olduğunu, yeni anayasa taslağıyla da buna dikkat çekildiğini, din derslerinin bile seçmeli olarak verilmesinin öngörüldüğünü" ifade eden Özbudun, ''Türkiye hiçbir zaman bir İran olmayacaktır. Ne AK Parti yönetiminde, ne de diğer bir partinin yönetiminde'' ifadesini kullandı.


"Türkiye'de 1982 yılında hazırlanan anayasanın bir felaket olduğunu belirten Özbudun, ''Bu olağanüstü bir durumda, olağanüstü şartlar altında hazırlanmış, devlet otoritesini öngören, bireysel hakları kısıtlayan, demokratik olmaktan çok uzak bir anayasaydı'' şeklinde görüş belirtti. "Bu nedenle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yeni bir anayasa taslağı hazırlama talebini memnuniyetle karşıladığını ve bu taslağı 2, 3 ay gibi bir süre içinde yoğun çalışmalar sonucunda hükümete ilettiklerini" ifade eden Özbudun, "Erdoğan ve diğer hükümet yetkililerinden bu taslağı destekledikleri yönünde açıklamalar yapıldığını" kaydetti. "Yeni hazırlanan anayasanın çok daha sivil ve demokratik bir anayasa olduğunu" belirten Özbudun, "1982 anayasasıyla cumhurbaşkanına tanınan çok sayıda yetkinin azaltıldığını ve cumhurbaşkanlığının yeniden sembolik bir konuma getirildiğini" söyledi. "Anayasanın temel ilk 3 maddesinde hiçbir değişiklik yapılmadığına" işaret eden Özbudun, "anayasa taslağının laikliğin altını oyduğu ya da bir din devleti kurulmasının önünü açtığı şeklindeki iddiaların doğru olmadığını, aksine laikliği daha da güçlendirdiğini" belirtti.


"Türkiye'nin, en fazla partinin kapatıldığı ülkelerden biri olduğunu" da ifade eden Özbudun, "bunun önlenmesi amacıyla savcılığın, daha önce kapatılması düşünülen partilere ihtarda bulunmasının öngörüldüğünü" anlattı. Özbudun, "anayasa taslağıyla pozitif ayrımcılığa da kapı açtıklarını, sakatlar ve yaşlılar için özel tedbirler alınmasının ayrımcılık kapsamına girmemesinin öngörüldüğünü, Alman anayasasından esinlenerek insan haysiyeti ve onurunun korunmasına da önemle vurgu yaptıklarını" kaydetti.


Toplantıda konuşan Prof. Dr. Alparslan Yenal da 1982 yılı anayasasını demkoratik olmadığı gerekçesiyle eleştirerek, "Türkiye'deki türban tartışmalarını, mevcut diğer önemli sorunlardan dolayı gereksiz gördüğünü" söyledi. "Türkiye'deki ekonomik durumun, yurt dışından görüldüğü kadar parlak olmadığını" savunan Yenal, "ülkedeki ekonomik büyümeye rağmen, özellikle gençler arasındaki işsizliğin çok yüksek düzeyde olduğunu" belirtti. "Ekonomik gelişmelerin henüz dar gelirli insanlara ulaşmadığı" görüşünü dile getiren Yenal, "Türkiye'ye büyük miktarlarda yabancı sermaye girmesinin de istihdam yaratmadığını" kaydetti.


Yenal ayrıca, "Türkiye-AB ilişkilerinde de bir duraklama dönemi yaşandığını, ancak bunun sadece Türk hükümetinin hatası olmadığını, bu konuda Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıktıkları için Sarkozy-Merkel faktörünün de önemli rol oynadığını" dile getirdi.

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler