YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"Tepkiler beni çok mutlu etti"
Erzurum’daki imamdan Adıyaman’daki hocadan bile tebrik telefonu aldım...
"Tepkiler beni çok mutlu etti"
19 Nisan 2010 / 07:41 Güncelleme: 19 Nisan 2010 / 09:25

Öyle bir konuşma yaptı ki, içten, derin ve duygulu, herkesi hem şaşırttı hem de kalpleri fethetti. Anadolu’nun en ücra köşelerinden tebrik yağdı. AK Partili bakanlar bir kez teşekkür etti, yetmedi, bir kez daha etti. Sadece o kesimden değil, en sert laiklerden de geldi benzer tebrikler. İşte Deniz Baykal’ı en çok sevindiren de bu...

BAYKAL, “O konuşmadan sonra gelen tebriklerden gördüm ki, biz müthiş bir toplumuz. Din ve siyaset konusunda zannettiğimiz kadar gerilimli bir çatışma ortamı içinde değiliz. Türkiye’de ciddi bir kutuplaşma yok” diyor. Cümleye dikkat, Türkiye’de siyasetin yönü değişiyor. CHP’nin de, AK Parti’nin de, herkesin de...

Kutlu Doğum Haftası, ülkemize de kutlu geldi. Kutuplaşmanın soğukluğu dışında hiçbir şey hissetmediğimiz bu siyasi ortamda, CHP Genel Başkanı öyle bir konuşma yaptı ki, hilafsız herkesin kalbi ısındı! Hem ona, hem gündeme, hem de Türkiye’nin en iski partisine...

Peki Baykal ne diyor bu tepkilere, Kutlu Doğum'daki konuşması partililer tarafından nasıl karşılandı? Vatan gazetesinden Mine Şenocaklı sordu, CHP lideri yanıtladı... İşte o röportaj;

O kadar yoğun bir ortamda beni kırmamıştı, küçük de olsa bir hediye almalıydım. Tatlı tatlı konuşacaktık, tatlı olmalıydı hediyem, The Marmara Patisserie’den bir kutu çikolata almaya gittim. Telaş içinde, uçağı kaçırma riskine rağmen... Bir tatlı sürprizle de orada karşılaştım. Çalışanlar beni tanır, “Bu sefer nereye?” diye sordu Zübeyde. Ben “Baykal ile röportaja” der demez, gözleri parladı, “Ne güzel... Onu çok seviyoruz. Bizden de selam söyleyin!” dedi. O sırada Tolga Usta kulağına bir şeyler fısıldadı Zübeyde’nin... Benim paket tamamdı, onlar bir küçük paket daha hazırlamaya başladı, “Bu da bizden Baykal’a” diyerek... Sırasını bekleyen bir hanım girdi bu kez söze, giyim-kuşamından belli ki laik, “Ne güzel konuştu, gördünüz değil mi? Din konusunda da ne kadar bilgiliymiş” diye... Sohbete kalacağım da, uçak beklemez, koştura koştura yetiştim.

“DİYANET İŞLERİ BAŞKANI BİZZAT GELEREK DAVET ETTİ”


Ankara’da sohbete başlamadan birer çikolata yedik önce, özellikle o küçük paket çok memnun etti Baykal’ı... “İstanbul’a geldiğimde mutlaka uğrayıp teşekkür edeceğim” dedi. Ve başladık sohbete...

Yine siyaset konuşacaktık, ama bu kez özellikle Kutlu Doğum Haftası ve onun herkesi şaşırtan İslam, Kuran ve Hz. Muhammed bilgisi üzerine konuşalım istedim. Ama Baykal o günkü konuşmasına pek uygun bir cevap verdi; “İcap etti, konuştum. Zaten üzerine çok yazıldı, çizildi, hem de çok güzel şeyler... Ben bu konunun fazla tadını çıkarmaya hevesli değilim. İçten bir konuşmaydı, içten kalsın! Ne olur siz de anlayış gösterin.”

Ben bir kez daha denedim şansımı... Hiç kişiselleştirmeden biraz konuşturabildim. Öğrendim ki bizzat Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu CHP Genel Merkezi’ne giderek davet etmiş Baykal’ı... Konuşma sonrasında Devlet Bakanı Faruk Çelik’in tebrik ettiğini biliyorduk, ama Erzurum’daki imamdan, Adıyaman’daki hocalardan tebrik aldığını duymamıştık. Her açılan tebrik telefonunun, sadece bu ortamı yumuşatan hoş sözlere değil, aynı zamanda derin din bilgisine olan şaşkınlıkla son bulduğunu da öğrenmiş oldum. Daha fazla uzatmak istemedi, ben de ısrar etmedim. Sadece küçük bir mesajla bitirdi sözlerini; “Bu konuşma sonrasında Türk halkının mutabakat içinde olduğunu, bölünmüş bir toplum olmadığını gördüm. Çok mutlu oldum.”

Ve geldik yine siyasi gündeme... Anayasadan TOBB’un çıkışına, Mayıs ayında yapılacak CHP Kurultayı’ndan Kürt meselesine hepsini birer birer yatırdık masaya...

* Deniz Bey, ben özellikle Kutlu Doğum Haftası’ndaki konuşmanızla başlamak istiyorum sorulara... Çok ciddi bir teolojik alt yapınız olduğunu gördük. Herkes merak ediyor, nereden geliyor bu bilgi?

Ben bu konuya çok fazla girmek istemiyorum. Yaşandı, bitti... Ben bu konudaki özelliklerimi değil, siyasi düşüncelerimi, anlayışımı ön plana çıkarmayı tercih ediyorum. Özel yaşamımı, iç dünyamı paylaşmaya çok hevesli değilim. Bunu da korumaya çalışıyorum. Çünkü içinde bulunduğumuz şartlarda bu giderek güçleşiyor. Bence bunu ölçüsünde tutalım. Bakın, icap etti bu konuları orada konuştum. O konunun etrafında tekrar tekrar açıklamalar yapmak uygun olmaz diye düşünüyorum.

Ama herkes o kadar şaşırdı ve memnun oldu ki! Hz. Muhammed’i en iyi bilen insanların bile içten alkışlarını aldınız...

Tamam ama benim tekrar onun etrafında dönüp dolaşmam siyasi mizacıma da, kişisel mizacıma da uygun değil... Ben bu konunun fazla tadını çıkarmaya hevesli değilim. Siz de anlayış gösterin.

Peki en azından şunu sorabilir miyim? Biliyoruz ki, eğer Antalya’daysanız bayram namazını dedeniz Şeyh Ahmet Tekeli’nin 1920-1930 yılları arasında gönüllü imamlık yaptığı Tekeli Mehmet Paşa Camii’nde kılıyorsunuz. Ramazan ayında orucunuzu tutuyorsunuz...

Bunları bilen biliyor, konuşmayalım ne olur! Ben sadece şunu söyleyebilirim bu konuda, bu konuşmadan sonra aldığım olumlu tepkiler beni olağanüstü mutlu etti. Gördüm ki, bu toplantıda bulunuyor olmam ve yaptığım konuşma toplum tarafından geniş bir onayla karşılandı. Bundan hiç şüphem yok... Ama bunun da ötesinde o konuşmanın ortaya koyduğu anlayışın, yorumun Türkiye’de zannettiğimizden daha geniş bir toplum kesimi tarafından sahiplenildiğini, paylaşıldığını gördüm. Birdenbire şunu hissettim ki, biz aslında zannettiğimizden çok daha büyük bir mutabakatın üzerinde duruyoruz. Bizim halkımızda tahmin ettiğimizin ötesinde geniş bir anlayış beraberliği var. Ve bu anlayış beraberliği mezhepleri aşıyor. Sünni, Alevi, Caferi ayrımı gözetmeden, her mezhepten insan bu yorumu, bu anlayışı, bu konuşmayı sahipleniyor. Bu beni özellikle sevindirdi. Laiklik konusu Türkiye’de çok tartışılan bir konu. Bu tartışmanın çeşitli noktalarında bulunan, birbiriyle dar tartışmaların içine giren insanlar var. Ama memnuniyetle şunu gördüm ki, bu konuşma, bu anlayış o tarafların tümünden onay almıştır. Bu anlayış Türkiye’de laikliği tartışan insanlar tarafından da, laikliği sahiplenen insanlar tarafından da, toplumumuzun bu konularda iddia sahibi en ileri entelektüel kesimlerinden de, Anadolu’nun en ücra yerlerindeki vatandaşlarımızdan da, Adıyaman’daki hocalardan da, Erzurum’daki camii imamlarından da güç almıştır, destek almıştır. Herkes sahiplenmiştir bu konuşmayı. İşte bu büyük bir toplumsal mutabakattır.

* Sizi en şaşırtan tebrik nereden geldi?


Şaşırtan demiyelim de, böyle bir tablonun ortaya çıkması beni çok mutlu etti. Özellikle bu konuşmanın birdenbire bu kadar yaygın bir şekilde insanlara ulaşabileceğini zannetmiyordum. Çünkü naklen yayını yapılmamıştı, ertesi gün televizyonlar verdi ve sonra birden internette dolaşmaya başladı.

* Haberlerde geniş yer verildi ama...


Tabii ama konuşmanın tümünün dediğim gibi Anadolu’nun en ücra yerlerindeki insanlar tarafından da sahiplenildiğini görmek beni gerçekten çok mutlu etti

Saçlarım felaketti neyse ki toparlandı!.

Berbat bir zatürree dört hafta ne yazı yazmama izin verdi, ne de gündemi takip etmeme... Bu yüzden Baykal’ı görünce çok şaşırdım. Bir değişik göründü gözüme, daha genç, daha yakışıklı, daha dinç... “Bu nasıl oluyor? Her seferinde biraz daha gençleşiyorsunuz?” dedim, cevabı foto muhabiri arkadaşım Özer verdi; “Deniz Bey, saç stilini değiştirdi” diye... Tabii ki kararı o vermemiş! “Berberimin emrivakisi... Öyle kısa kesti ki, felaketti. Herkes ‘Ne bu hal?’ diyordu. Berbere ayıp olmasın diye ‘Alışırsınız’ diyordum. Neyse ki toparlandı” dedi. Mesele sadece saç değil aslında, önce Anayasa çıkışı, ardından Kutlu Doğum Haftası konuşması... Onu gençleştirenler, enerji yükleyenler sanki bunlar... Diyeceğim, Kurultay’a yine zıpkın gibi geliyor haberiniz olsun... 

Hala daha “Erdoğan’ı bu ülkenin başına sen musallat ettin” diye suçlanIyorum


* Peki bu konuşma CHP’nin bir değişim içinde olduğunun bir göstergesi mi? Bundan sonra daha farklı bir CHP mi göreceğiz?


Tabii CHP kamuoyunun giderek daha fazla dikkatini çeken bir parti konumunda. Eskiden insanlar peşin hükümlüydü. O hükümler çerçevesinde de CHP hakkındaki yanlış fikirlerini sorgulama ihtiyacını hissetmezlerdi. CHP’yi olduğu gibi değil de, algıladıkları gibi değerlendirirlerdi. Ama Türkiye’de son yıllarda yaşananlar dikkatlerin CHP’ye yönelmesine yol açtı. CHP’nin izlediği politikalar ve Türkiye’nin içine girdiği gerginlikler, sorunlar, insanlarda CHP’ye daha bir merakla, ilgiyle, “Ne yapıyor bunlar?” diye bakma ihtiyacını doğurdu. Bakınca da geçmişte gözden kaçırdıkları pek çok noktayı gördüler tabii. “Bak o da var, bu da var” gibi... Yani biz yenileniyoruz, değişiyoruz ama bizdeki değişimin, yenilenmenin yeni yeni fark ediliyor olmasının bizim dışımızdan kaynaklan sebepleri de vardı. Şimdi bu ikisi üst üste gelmeye başlıyor. Bir defa toplum değişiyor, tarihin akışı değişiyor, Türkiye’nin önündeki sorunlar değişiyor. Çok doğal olarak bu hepimizi etkiliyor. Biz de bu büyük değişimin bir parçası olduğumuzu biliyoruz ve bu değişime bilinçli olarak hem destek vermeye çalışıyoruz, hem de kendimizi bu değişimin içinde tutmak için gereken adımları atıyoruz. Mesela bir süre öncesine kadar herkes düşünürdü ki, CHP sekter bir partidir, dayatmacı bir partidir, dediği dediktir, uzlaşmazdır... Böyle bir algılama vardı bizimle ilgili.

* Bu algılamalarda haklı taraflar da yok muydu sizce?

Elbette bu algılamaların doğru olduğu yerler vardı. Çünkü bizim gerçekten belli ilkeler konusunda kararlı, ısrarlı bir tutumumuz vardır, bu doğru. Ama sanki bunu CHP’nin genel bakış tarzı gibi algılayıp, bizi işbirliği ve diyalog konusunda hevessiz, gönülsüz, uzlaşmaz gibi görme ve anlama eğilimi vardı. Bu doğru değildi. Düşünün, 2002 seçimlerinden sonra ben Başbakan’ın siyasi haklarını alması için öncülük yapmış insanım. Niye? Çünkü bir seçim yapılmış, Erdoğan’ın genel başkanı olduğu parti yüzde 34 oy almış. Ama parlamentoda 3’te 2 çoğunluk alan partinin genel başkanı milletvekili olamıyor, parlamentonun dışında kalıyor. Niye? Çünkü öyle bir düzenleme var. Olabilir ama o doğru, demokratik ve halkın iradesine saygılı bir düzenleme değil. Bunu ben 2002’de düşündüm, değerlendirdim ve onlar böyle bir talepte bulunmaktan çekinirken, “Yok böyle olmaz, bunu düzeltmemiz lazım” dedim.

“HALKIN OYUNA SAYGILIYIM”

* Tabanınızdan da çok tepki aldınız.


Evet. Suçlandım... Hâlâ o suçlamalar devam ediyor. Ama bu doğru ve hiç kuşku duymadığım bir olaydı. Herhangi bir pazarlık, bir siyasi alışveriş söz konusu olmadan ben ilke tutum olarak bunu benimsedim. Sonuçta bu konuda harekete geçtik ve gereğini yaptık. Bu doğruydu... Ama hâlâ zaman zaman bana, “Erdoğan’ı bu memleketin başına sen getirdin, sen musallat ettin” derler... Hatta daha ötesini söyleyenler de var. Hayır, bu yanlış. Ben halkın oyuna saygılıyım, halkın oyu kime parlamentoda çoğunluk vermişse vekili de orada olacak. Aksi doğru değil. Bir insanın, suç işledi diye hayatı boyunca en temel insanlık hakkı olan siyaset yapma hakkından yoksun bırakılmasını kabul etmemiz mümkün mü? Biz idamı kabul etmiyoruz, bir insanın siyasi hak bakımından katledilmesini nasıl kabul ederiz? Şimdi buraya geliyor herkes ama biz bunu 2002’de söyledik. Şimdi “CHP uzlaşmacı değil” diyorlar, peki bu uzlaşmacılık değil mi? Ben rakibimin önünü açmışım... Arkasından çok uzun süren AB’ye uyum sürecinde yasal ve anayasal düzenlemeler de CHP’nin desteği ile çıktı. Destek verirken bir an bile tereddüt etmedim. Niye? Çünkü bunlar gerekli diye düşündüm. Bazen yanlışlarını da uyardım. O zaman bizimle yakın, sıkı ilişki içinde oldular, bir araya geldik, tam bir uyum ve işbirliği ile çalıştık. Ama yine eleştiriliyorduk; “Bunlar muhalefet yapmıyor, bunlar ülkeyi iktidara teslim ettiler!” diye... Biz 2005’e kadar böyle geldik... Ama 2005’ten sonra AKP’nin politikalarında çok temel yanlışlıklar, olumsuzluklar ortaya çıkmaya başladı. Ve biz bu yanlışlıklar karşısında uyarılarımızı yaptık. Hatırlarsanız, “Sevgili vatandaşlarım bu gidişin sonu kötü. Bu gidişe izin vermeyin, el koyun!” dedim. Ve bu gerginlikler başladı... Ama bugün ne kadar haklı olduğumuz da ortaya çıktı.

Laik ve dindar diye bölünmüş bir toplum değiliz, biz öyle sanıyoruz


* Tepkiler beni çok mutlu etti dediniz...

Evet. Şu bakımdan mutlu etti, biz aslında bu konularda bölünmüş bir toplum değiliz. Ama öyle bir toplum olduğumuzu zannediyoruz. Aslında biz laiklik derken de aynı şeyi söylüyoruz, laikliğe karşı çıkarken de... Herkes İslamiyet’in Peygamberimiz ve Kuran etrafında doğru ve özüne uygun bir yorumunu paylaşmaya hazır. Onu bekliyor, onu istiyor. Yani siyasetin dışında, İslamiyet’i doğru ve ahlâklı bir yaşam biçimi olarak anlamaya hazır ve çoğu insan da öyle yaşıyor... Eksiğiyle, noksanıyla, hatasıyla sevabıyla... Müthiş bir toplum olduğumuz anlaşılıyor. Bunun ötesindeki tartışmaların yapay olduğu, gerginliklerin bir büyük toplumsal temele dayanmadığı izlenimini aldım. İşte bu beni çok mutlu etti. Yani Türkiye’de biz din ve siyaset konusunda zannettiğimiz kadar gerilimli bir çatışma ortamı içinde değiliz. Bu konuşmayla benim yansıtmaya çalıştığım anlayışın, bu kadar geniş bir paylaşıma kavuşmuş olması bana bu umudu verdi. Sevindirici bir olay da, birbiriyle tartışan, çekişen siyasi partiler olarak böyle bir anlayış karşısında dostane sıcak bir buluşmayı gerçekleştirebilmiş olmamızdı. O da güzeldi. Devlet Bakanı Sayın Faruk Çelik gerçek bir samimiyetle, içtenlikle kutladı beni. “Ankara’ya geldim, sabaha kadar bekleyemedim, tekrar kutlamak istiyorum” dedi. Ve bunu çok içtenlikle yaptı. Bu çok hoş bir şey. O gün iki farklı siyasi partinin mensubu gibi değil, aynı düşünceleri paylaşan, aynı anlayışın Türkiye’de doğru bir biçimde sunulmasını savunan insanlar olarak birbirimize bakıyorduk. Aynı şekilde Meclis Başkanı’nın tavrı da öyleydi... Tabii bu da çok sevindirici...

* Fehmi Koru, ’Sen nasıl bir adamsın böyle’ demiş...

Evet. Kutlu Doğum’dan daha önce, Konya’da Şeb-i Aruz törenlerindeydik. Yine bir konuşma yapmıştım. İlk o zaman hayretini böyle ifade etmişti. Tabii ben de çok memnun oldum, bakışına, yaklaşımına... Eksik olmasın sonra yazdı. Ve bu konuda aramızda hafif şakalarla karışık bir diyalog oluştu.

* Peki parti içinden de şaşıranlar çok oldu mu?

Hayır. Beni tanıyanlar bu tarafımı bilirler tabii... Daha çok dışarıdan tebrik aldım. Ama partili arkadaşlarım da bu konunun böyle değerlendiriliyor olduğunu görmekten mutluluk duymuşlar, onu benimle sevinçle paylaştılar. Bakın, bizim dinimizin önemini, değerini, gerçekten anlamamıza ihtiyacımız var. Yani birbirimize klişe lafları tekrar ederek değil, İslamiyet’in derinliğini, önemini kavrayarak önce özümsememiz, sonra da paylaşmamız lazım. Bu anlamda İslamiyet’in yeniden yorumlanmasına değil, özünün doğru anlaşılmasına ihtiyaç var.

DÖKME SUYLA DEĞİRMEN DÖNMEZ !
 // BATUHAN
Sn.Baykal size oy veren sivil halkın din ile sorunu yoktu onları kendi inançlarında göstermeyenlerin dayatması vardı sizde onlara alet oldunuz.Durduk yerde AK Parti bu oyları kimlerden aldı o anadolu insanı bağrına bastı ve yürüttü.Şimdi oylama arafesinde bu imaj değişikliği sizin deneyimli oyunlarınızın bir eseri yakında çarşafa dönecek bekliyoruz.Asıl azmaz bal kokmaz kokarsa yağ kokarmış aslı ayran olduğu için.Yinede bize sen lazımsın hep sen kal....
19 Nisan 2010 11:09
SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler