YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"TEKEL işçilerine 1 ay süre"
"TEKEL işçilerine 1 ay süre"
02 Şubat 2010 13:07
"Gerekenin azamisini, fazlasıyla yaptık''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TEKEL işçileriyle durumlarına ilişkin dün yapılan görüşmeyi değerlendirirken,  ''Allah, Allah... Dün geldiler şimdi tekrar 'İstemezük, biz bunu da kabul etmiyoruz.' Kusura bakmayın. Biz, yapılması gerekenin azamisini, fazlasıyla yaptık'' dedi.

Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın, partisinin geçen hafta yapılan grup toplantısında işçiyi, memuru, yoksulu, çiftçiyi, işsiz öğretmeni, 4-C'liyi, herkesi ''bir anda kurtardığını'' söyledi.

''Bir kere sayın Baykal'ın toplumun bu kesimlerini hatırlamış olmasından çok büyük bir memnuniyet duyduğumu ifade etmek isterim. Bu da bir ilerlemedir'' diyen Başbakan Erdoğan, ''Nihayet, bu Türkiye'nin gerçek gündemine dönüş sinyalidir. İşçinin, memurun, ataması yapılmayan öğretmenin, yoksulun, emeklinin sorunlarını sayın Baykal maşallah bir anda çözüyor. Sırtında yumurta küfesi yok. Daha evli de değil, bekar'' şeklinde konuştu. Erdoğan, şunları kaydetti:

''20 bin öğretmenin atamasını yapıyor, her aileden bir kişi iş sahibi yapıyor, 4-C'yi kaldırıyor. Formülün ne? Formül yok. İşte bu 'kim ne veriyorsa ben beş mislini veriyorum' anlayışının tezahürüdür. Sayın Baykal'ın söylemi, o sağcı o popülist siyaset söylemine tamı tamına denk düşen bir söylemdir. Bu popülist tavır, Türkiye'nin ekonomisini on yıllar boyu felç etmiştir. Bu popülist tavır hiç bir derde şifa olmamış, tersine ülkede her kesime ağır bedeller ödetmiştir. Belli mağdur kesimlere mavi boncuklar dağıtan siyaset anlayışı, o mağdurların ahını almış ve 3 Kasım'da sandıkta bunlar tarihe karışmıştır. Şu rakamları sayın Baykal'a hatırlatmak isterim; 2003 yılından bu güne kadar 158 bini kadrolu, 70 bini sözleşmeli olmak üzere 228 bin öğretmenin atamasını bu iktidar gerçekleştirmiştir. Milli bütçemizin birinci sırasına iktidarımız döneminde yedi yıldır Milli Eğitim Bakanlığı oturmuştur. En fazla personeli her zaman Milli Eğitim Bakanlığına vermişizdir. Bunlar hiç bir dönemde olmuş şeyler değil. Bu yıl 40 bin yeni kadrolu öğretmen alımı yapıyoruz. Tüm bu atamaları bütçe imkanlarını zorlayarak yapıyoruz. Eğitimi her şeyin önünde tutuğumuzu, artık bu işin içinde, gerçekçi yaklaşım sahiplerinin hepsi biliyor ve bunu bundan sonra da aynı şekilde tutmaya devam edeceğiz. Çünkü, buradan asla sapma yapamayız. Fakat tabii ki bu öğretmenlerimizi bizler yurt dışından getirmiyoruz, uzaydan ithal etmiyoruz. Bu ülkenin çocukları içinden, gençleri içinden atama yapıyoruz. Fakat bir taraftan mezuniyetler, bir taraftan da tabii ki bütçemizin bu işe vereceği cevap, bunlar önemli. Devlet yönetimi ciddiyet ister. Hele hele ekonomi yönetimi çok daha büyük ciddiyet ister.''

 TEKEL İŞÇİLERİ

Ankara'da ''TEKEL işçilerinin bir kısmının'' 6 haftadır eylem yaptığını belirten Başbakan Erdoğan, 1992-2003 yılları arasında 14 bin işçinin özelleştirmeler nedeniyle kıdem, ihbar ve iş kaybı tazminatlarının ödenerek işlerinden çıkarıldıklarını anımsattı.

2004 yılında işçi sendikalarıyla yaptıkları müzakerelerin ardından, işçi sendikalarının talebi doğrultusunda, onlarla birlikte çalışarak 4-C uygulamasını başlatıklarını hatırlatan Erdoğan, ''Onlarla birlikte başlattığımız bu süreci şimdi aynı sendikalar inkar ediyor. '4-C'nin gündemden çıkarılması lazım, 4-C kölelik anlayışıdır' diyorlar, aynı kişiler. Bu nasıl bir dürüstlük? İşe ciddiyetle yaklaşmamız lazım. Biz 'özelleştirmelerden dolayı kimse işinden olmayacak. Hatta bizden önce işini kaybetmiş olan 14 bin işçiyi de 4-C kapsamına alacağız' dedik ve aldık Bu iktidar mı işçiye karşı?'' diye sordu. Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Şu anda TEKEL'de, bakın çalışan demiyorum, istihdam edilen işçi sayısı 10 bin 850 kişidir. Biz bu arkadaşlarımıza her ay yaklaşık 40 milyon TL ödüyoruz. Sendikalarla görüşmemiz oldu. Dediler ki 'bir altı ay bize müsaade. Bu altı ayı atlatalım ondan sonra problem yok.' Gerek Türk-İş Başkanı, Gerek Tek Gıda-İş Başkanı, gerek bir başka sendikacı arkadaşımız ve Maliye Bakanı Kemal bey, birlikte oturup konuştuk; 'bakın, bunları artık kapatıyoruz. Bundan sonra artık böyle bir süreci devam ettirmemiz mümkün değil...'

Bu olay, bir özelleştirme olayı değildir. Bu özelleştirmenin dışında elimizde kalmış olan tütün yaprak depolarının tamamen tasfiyesi, kapatılması olayıdır. Özelleştirme başka bir olaydır, buraların kapatılması başka bir olaydır. Yani biz, 2 yıldır bu işçi kardeşlerimize, buralar çalışmadığı halde, bir kaç yer hariç, oralar da tütün yaprak işlemesi devam ediyor, hatta Haziran'a kadar da Diyarbakır, Manisa gibi illerimizde, hatta İzmir dahil olmak üzre bu süreç devam edecek. Belki oralarda 500-600 kişi Haziran'a kadar bunu devam ettirecekler. Ama diğerlerinde bu işi bitirdik, kapattık. Kapatılan bir iş yerinde sadece ihbar, kıdem tazminatını verirsiniz, işi bitirirsiniz. İş hukukunda, çalışma hayatında böyledir. Bunu sendikalar da gayet iyi bilir. Zaten bizimle de konuşurken 'böyle mi arkadaş, böyle...' Ama biz, 'burada da iyi niyet göstergesiyle bu kardeşlerimizi yine 4-C kapsamına alalım, bu rakamları ödeyelim' dedik.''

''DÜRÜST KULLANMAK ZORUNDAYIZ''

4-C'lilerin ücretlerinde yapılan iyileştirmeleri anlatan Başbakan Erdoğan, 4-C'lilerin sosyal güvenlik ve özlük haklarının korunacağını, sağlık noktasında en ufak bir mahrumiyetin söz konusu olmadığını kaydetti. Erdoğan, şunları söyledi:

''Şimdi ne diyorlar? Yazılı ve görsel medyaya sesleniyorum; ülkem, milletim adına kendilerine teessüf ediyorum, dürüst davranmadıkları için. Biz emanetçiyiz. Biz, bu milletin, tüyü bitmemiş yetimin parasının emanetçisiyiz. Bunu dürüst kullanmak zorundayız. Dedikleri şu: Günlerdir aç, susuz, bir simidi paylaşarak yiyorlar... Olay, ajite ediliyor. İşte fırınlardan, bakkallarda ekmekler geliyor, ekmekleri alıyoruz, paylaşıyoruz, o şekilde yiyoruz. Eğer onlar TEKEL işçisiyse dün itibariyle hepsinin maaşı takır takır ödenmiştir. Ayrıca, dün saat 15.00 itibariyle de kıdem ve ihbar tazminatları hepsinin hesabına yatmıştır. Asgarisi 20 bin liradan, azamisi 80 bin küsüre kadar tutan, ortalamada 40 bin lira olmak üzere kendilerine kıdem ve ihbar tazminatı hesaplarına yatmıştır. Nasıl oluyor da bu bir simidi paylaşarak yiyorlar? Nasıl oluyor da bir ekmeği paylaşarak yiyorsun? Hala maaşını alan insan durumundasın.

Şimdi biz bir ay daha kendilerine şu hakkı tanıyoruz; Şubat sonuna kadar 10 bin küsür TEKEL işçisi müracaat etmek suretiyle 4-C'den istifade edecektir. İlköğretim mezunlarını 772 lira, lise mezunları 856 lira, üniversite mezunları da 938 olmak üzere maaşlarını alacaktır. Ha bundan sonra artış olacak mı? Tabii olacak.

Ama biz bu defa ne yaptık? Geçen hafta Perşembe günü kendileriyle görüştük. Bakan arkadaşlarım yanımdaydı. Baktık ki orada sadece bir kıdem tazminatı noktasında sıkıntıları var, bir iki konu daha söylediler. Dedim ki 'bakın şimdi biz kıdem tazminatlarının devamı noktasında eğer yasal bir mani yoksa bunun üzerinde arkadaşlarım çalışsın. Ama yasal mani varsa, biz şu anda kıdem ve ihbar tazminatlarınızı vereceğiz ama yeni bir süreci başlattığımız için yeni süreci kıdem tazminatı alacak şekilde düzenleyeceğiz.' Bunu da artı olarak şimdi ayrıca getiriyoruz. Allah, Allah... Dün geldiler şimdi tekrar 'istemezük, biz bunu da kabul etmiyoruz.' Kusura bakmayın. Biz yapılması gerekenin azamisini, fazlasıyla yaptık.''

"BİR KEZ OLSUN ADALETİ, HALKIN HAKKINI, HUKUKUNU SAVUN"

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ortada karanlık iddialar, çirkin, kirli bir senaryo bulunduğunu belirterek, ''Ancak bu vahameti umuda dönüştüren, bu senaryonun açık açık tartışılması, her boyutuyla masaya yatırılması, özgürce eleştirilebilmesi, en önemlisi de hukukun konusu olabilmesidir'' dedi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın bu plan ve iddialar karşısındaki tavrını eleştiren Erdoğan, ''Sayın Baykal, bu planların, iddiaların tek hedefi, AK Parti iktidarı değildir, Türk demokrasisidir, sivil siyasettir, milli iradedir. AK Parti'yi gözden düşürecek, devre dışı bırakacak karanlık hesaplar, sanma ki senin önünü açar, seni iktidara taşır. Bırak bu tür ucuz hesaplar yapmayı da bir kez olsun demokrasiyi, hukuku, sivil siyaseti savun'' diye konuştu.

Erdoğan, ''Türkiye'de bir şeylerin değişmeye, hem de ciddi, köklü ve umut verici şekilde değişmeye başladığını'' belirterek, ''Sadece son 2 hafta içinde yazılan, çizilen, konuşulan, tartışılan mevzulara bakın. Sadece onlar bile Türkiye'nin ne kadar değiştiğini, ne kadar özgür bir ülkeye dönüştüğünü, demokratikleşme yolunda nasıl bir mesafe kaydettiğini ortaya koyuyor'' dedi.  

Ortada karanlık iddialar, çirkin, kirli bir senaryonunu bulunduğunu ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

''Ancak bu vahameti umuda dönüştüren, bu senaryonun açık açık tartışılması, her boyutuyla masaya yatırılması, özgürce eleştirilebilmesi, en önemlisi de hukukun konusu olabilmesidir. Türkiye tek yürek halinde bu meseleyi konuşurken anamuhalefet partisinin her zaman yaptığı gibi meselenin üzerine örtmeye çalıştığına, meseleyi farklı yerlere çekmeye çalıştığına da ibretle şahit oluyoruz. Sanki demokrasinin tarafı değilmiş gibi, sanki sivil siyasetin tarafı değilmiş gibi, sanki hukukun tarafı değilmiş gibi perdeleme yapmaya, çarpıtma yapmaya devam ediyor. Sayın Baykal, bu planların, bu iddiaların tek hedefi, AK Parti iktidarı değildir. Bunun altını çiziyorum; Türk demokrasisidir, sivil siyasettir, milli iradedir. AK Parti'yi gözden düşürecek, devre dışı bırakacak karanlık hesaplar, sanma ki seneni önün açar, seni iktidara taşır. Bırak bu tür ucuz hesaplar yapmayı da bir kez olsun demokrasiyi, hukuku, sivil siyaseti savun. Sayın Baykal, bir kez olsun adaleti savun, halkın hakkını, hukukunu savun. Maalesef bunu medya içinde yapanlar da var. Bakıyorsunuz Sayın Baykal işaret fişeğini yakıyor, hemen arkasına onun vagonları durumunda olanlar var, takılıp duruyorlar. Hemen anında... Ertesi gün bakıyorsunuz aynı istikamette yazıp çizmeye başlıyorlar. Meselenin tartışılıyor, konuşuluyor olmasından rahatsızlık duyanlar var tabii... Konuyu farklı noktalara taşımak isteyenler var. Onların tam tersi uçta yer alıp, Hükümeti yine söylüyorum, gaza getirmeye çalışanlar var.''

''DEVLETİN KURUMLARIYLA ÇATIŞMAYA GİRMEMİZİ ARZU EDENLER VAR''

Erdoğan, devlet ciddiyeti ve sorumluluk çerçevesinde hareket etmek zorunda olduklarını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Yani devletin kurumlarını gaza getirmeye, bizim devletin kurumlarıyla çatışma içine girmemizi arzu edenler var. Yani biz Silahlı Kuvvetlerimiz ile şöyle bir güleryüzlü olarak oturup konuştuğumuzda, 'Aa, burada bir şey var.' Polisimizle şöyle oturup dertleştiğimizde, aynı sofrada bir yemeği paylaştığımızda 'Hayırdır ya, bir gelişme mi var? Böyle olmaması lazım' gibi yaklaşımlar var. Bunları anlamak mümkün değil. Niye rahatsız oluyorsunuz? Bu ülkenin bütün kurumları bir ve beraber. Bu ülke demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak daha ileri seviyelere ulaşmayı, yaklaşmayı amaç edinmemeli mi? Bundan niye rahatsız oluyorsunuz? Ama biz onlar kadar sorumsuz davranamayız. Çünkü biz sırtımızda yumurta küfesi taşıyoruz. Hassas olmak, sağduyulu olmak, serinkanlı davranmak durumundayız. Milletimizin kazanımlarını, ülkemizin selametini hassas bir şekilde korumak, gözetmek durumundayız. Bizim hassasiyetimizi; AK Parti'nin iktidarını sürdürmekle izah etmek, son derece yanlış olur. Bizim hassasiyetimiz, milli iradenin, demokrasinin, hukukun kurumsallaşmasına, sistemin çağdaş standartlarına ulaşmasına yöneliktir. Bu bir koltuk kavgası değildir, bu bir demokrasi ve hukuk mücadelesidir, bu kişisel bir ikbal mücadelesi değildir. Bu, Türkiye'yi aydınlık geleceğe ulaştırma, Türk milletinin hak ve hukukunu geliştirme mücadelesidir. Biz aynı hassasiyeti, aynı soğukkanlılığı siyaset alanlarında görmek istiyoruz. ''

''BAYKAL'IN TAVRI TARİHE KARANLIK BİR LEKE OLARAK KAZINACAK''

Erdoğan, tüm bu ve benzeri iddialar karşısında CHP Lideri Baykal'ın takındığı tavrın, ''tarihe karanlık bir leke olarak kazınacağını, asla unutulmayacağını ve siyaset tarzlarına konu olacağını'' belirterek, şunları kaydetti:

''Gerek 'Ergenekon' davası konusunda, gerek darbe iddiaları konusunda, Sayın Baykal'ın kullandığı şu tanımlamaları affınıza sığınarak burada hatırlatmak isterim; 'skandal, fiyasko, safsata, tuzak, pusu, intikam operasyonu, Cumhuriyet ile hesaplaşma, abuk subuk işler, deli saçması, masal bunlar, geri zekalıların bile inanmayacağı şeyler, Aşk-ı Memnu dizisi...' Bu sıfatlar ve tanımlamalar niçin kullanılıyor? Çete iddiaları niçin kullanılıyor? Yargıda olan bir dava için kullanılıyor, darbe iddiaları için kullanılıyor. Biliyorsunuz, bununla da kalmadı, çok daha ileri gitti ve çetelerin avukatı olduğunu ilan etti. Arkadaşları gidip mahkemede avukatların sıralarında duruşma izledi. Danıştaya saldıran, orada cinayet işleyen saldırganın savunulduğu tarafta, CHP'nin ne işi var? Her fırsatta 'Atatürk'ün Partisiyiz' diye övünüyorlar. Madem öyle, Atatürk'ün partisini o sıralara taşımaya ne hakkınız var? Evet, Türkiye tarihi bir dönüm noktasında bulunuyor ve hiç kuşkunuz olmasın, tarih kimin, nerede durduğunu, neyi savunduğunu ve hangi tarafı tuttuğunu da mutlaka kaydedecektir.''

AA

 


 

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler