YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Sırrı Sakık'tan çarpıcı açıklamalar
BDP'li Sırrı Sakık, "Kürt sorunu biterse derin devlet tarihin çöplüğüne gömülür" dedi.
Sırrı Sakık'tan çarpıcı açıklamalar
25 Ocak 2013 / 11:10 Güncelleme: 25 Ocak 2013 / 11:17

 

Sırrı Sakık, Kürt sorunuyla ilgili dikkat çekici açıklamalarda bulundu.
 
1993 yılındaki ateşkes süreci içinde yer aldığını ve rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile görüşmeleri olduğunu anlatan Sırrı Sakık, ateşkes olduğunu belirterek "Özal Talabani ile görüştükten sonra bizimle de görüştü. Siz bölgeye gidebilirsiniz, bu ateşkes sürecini uzatabilirsiniz. Yanınıza DYP ve ANAP'tan da milletvekili alabilirseniz, Kürt kökenli veyahut Türk kökenli olup vicdan sahibi olanlar, bu süreci birlikte götürebiliriz. Yani bir projesi vardı. Ateşkes sürecinde, gittik Şam'a. O dönemde süre konulmadan süresiz bir ateşkes ilanı vardı. Biz oradaydık, bir gün sonra rahmetli Özal'ın ölüm haberini aldık. Öcalan da vardı. Aynen Öcalan şunu söyledi: 'Bunu öldürdüler. Bu devletin genlerinde bu var. Barışı kim istiyorsa, ona karşı bir direnç vardır ve yok ederler.' Zaten döndüğümüzde bu haberler yayılmıştı. O gün bugündür de halen Özal'ın o sürece katkı sunduğundan dolayı; bir ekip olarak yanı Eşref Bitlis'ten Adnan Kahveci'ye kadar o dönem birlikte konuşup tartışan ekipte kim vardı ise hepsi o dönemde yani 93'de yaşamlarını yitirdi." dedi. 
 
"Dişe dokunur diyalog ve müzakereler Ak Parti döneminde hayata geçti"
 
O dönem Tansu Çiller ile Süleyman Demirel'in de Kürt sorununa yönelik söylemleri olduğunu hatırlatan Sakık, Ankara'dan zılgıt yedikten sonra onlarında söylemlerini değiştirdiklerini ifade etti. Demirel hem Başbakan hem de cumhurbaşkanı iken her gün Fırat'ın kenarında onlarca faili meçhul cinayetler işlendiğini anlatan Sakık, ama en dişe dokunur diyalog ve müzakerelerin AK Parti döneminde hayata geçtiğini vurguladı.
 
Geçmişte yaşanan hadiselerden dolayı Kürtler ile devlet arasında, PKK ile devlet arasında ciddi bir güven bunalımı olduğunu belirten Sakık, PKK'nın barış istemediği görüşlerine ise katılmadı. Türkiye'de 2004'e kadar 5 yılın heba edildiğini anlatan Sakık, Türkiye'de ne zaman silahlar susuyorsa Kürt sorununun 'yok hükmünde' sayıldığına dikkat çekti.
 
2006 yılında kendisinin ve Ahmet Türk'ün de bulunduğu bir görüşme sürecinin başladığını ifade eden Sakık, şöyle devam etti: "Bunlardan sayın Başbakanın da haberi vardı, sayın Cumhurbaşkanının da haberi vardı. Yani taa 2011'lere kadar gelen o sürecin ilk adımlarını biz birlikte attık. Yeniden bir çatışmasızlık ortamı yaratıldı, görüşmeler devam etti. 2007 seçimlerine gidildi. Türkiye yeniden siyaseten dizayn edildi, AK Parti iktidar oldu. Sayın Başbakan yine Başbakan oldu, sayın Gül o 367'ye rağmen Cumhurbaşkanı oldu. Onun cumhurbaşkanlığın da bizim de desteğimiz oldu. Çünkü bu görüşmeler devam ediyordu ve bizlere de taahhütler vardı, sorunun çözümüyle ilgili. Taa 2011'e kadar geldi. 2011'de biranda her şey alt üst oldu. Yani efendim, Silvan baskını, bilmem ne. Bunlar aslında mazeret bulma. Bu görüşmeler devam ettiğinde, dünyanın dört bir tarafında da aynen masada oturulduğu anlar da yine kayıplar olmuştur, insanlar ölmüştür ama hiç kimse masayı terk etmemiştir."
 
"Kürtler bu ülkenin öğrencileri değil ki her gün sınava tabi tutulsun"
 
90 yıllık Cumhuriyetin sürekli sorunu Kürtlerle mücadele ederek çözmeye çalıştığını anlatan Sakık, şimdiye kadar bütün yöntemlerin denendiğini, tek denenmeyen yöntemin ise müzakere olduğunu ifade etti. Bu sürecin artık mücadele değil müzakere süreci olarak görülmesi gerektiğini belirten Sakık, "Ayın üçünde arkadaşlarımızın İmralı'ya gidişi, bir müzakere sürecinin başlamasıdır. Bu gidiş bir 'milat' olarak algılanmamalı, çünkü öncesi var. Daha öncesinden bir kaç ay görüşmeler var, konuşmalar var." diye konuştu. 
 
Bu kadar konsensüsün oluştuğu bir coğrafyada hiç kimsenin bunu elinin tersiyle heba etmeye hakkı bulunmadığının altını çizen Sakık, Salı günlerinin polemiklerine kurban edilmesine kimsenin hakkı olmadığını kaydetti. Hassasiyet bekleyenlerin karşı tarafa da o hassasiyeti göstermesini isteyen Sakık, "Diline, söylemine dikkat etmelidir. Yani bütün testlerden Kürtleri geçirmek istiyorlar. Kürtler şu sınavdan geçecek mi; şu hassasiyete dikkat edecek mi? Ya Kürtler bu ülkenin öğrencileri değil ki her gün sınava tabi tutulsun." şeklinde konuştu. 
 
"Ergenekon bizim katillerimiz"
 
Kürt siyaseti yapanların Ergenekon davasına yeterince destek verip vermediğine yönelik bir soruya Sakık, kendilerinin Ergenekon'un mağduru olduklarını belirterek Ergenekon'da eli kana bulaşmışları teşhir edenlerin de kendileri olduğunu ve bunların kendi katilleri olduğunu kaydetti.
 
Dava Silivri'de görülmeye başlayınca davaya müdahil olmak istediklerini ama yargının Kürt coğrafyasında işlenen cinayetleri yok hükmünde saydığını anlatan Sakık, bu konudaki duruşlarının ortada olduğunu vurguladı. Mecliste araştırma önergeleri verdiklerini dile getiren Sakık, yöneticilerinin götürülüp infaz edildiğini ifade etti. Kendisinin de mağdurlardan biri olduğunu belirten Sakık, yüzlerce cinayetin tanığı olduğunu söyledi. Sakık, "Benim yakın akrabalarımı tütün deposuna koyup, baba 3 oğul kızını yakan budur ve bunlarla ilgili bir dava bile açılmadı." dedi. 
 
"Biz tarihimizle, geçmişimizle yüzleşmeliyiz"
 
Ergenekon'un Kürt ayağına ilişkin bir soruya ise Sakık, Ergenekon'un ve JİTEM'in içerisinde PKK'dan kopup gelen itirafçılar bulunduğunu ifade etti. Bunların hepsinin birer tetikçi olduğuna dikkat çeken Sakık, geçmişte yaşanılanlarla ilgili Mecliste bir komisyon kurulmasını istedi: "Kimin nerede ne yaptığını; adı PKK, adı Ergenekon, adı devlet, adı kim ne derse; kimin ne günahı varsa bu komisyonlar tespit eder. Ya o tarihte biz, tarihimizle, geçmişimizle yüzleşmeliyiz. Kim nerede, ne yaptı? 33 asker nasıl öldürüldü? O 93 barış sürecinde Başbağlar olayı nasıl oldu, Muş'taki Altınova olayı nasıl oldu, Şırnak ve Cizre nasıl yakıldı? Buna benzer binlerce olay. 3 bin 500 köy nasıl yakıldı, 17 bin 500 faili meçhuller nasıl işlendi? Şimdi o, siyaset olayının bir görevi, onun için komisyonlar oluşturulmalı. Bunları araştırmalı ama bunlar yapılmıyor." diye konuştu. 
 
Mecliste Darbeleri Araştırma Komisyonu kurulduğunu hatırlatan Sakık, 28 Şubat, 27 Nisan'ın darbe olduğunu ve irdelendiğini ancak aradaki Mart ayının incelenmediğini söyledi. Mart ayında da Parlemanto'nun polis ve asker tarafından kuşatıldığını dile getiren Sakık, dokunulmazlıklarının kaldırılarak tutuklandıklarına dikkat çekti. Acı dolu yıllar yaşadıklarını ama 28 Şubat'ta tek tane insan bile tutuklanmadığını anlatan Sakık, Kürtler olunca tartışmaya değer bile bulunmadığını savundu. 
 
"Silahları ülkenin gündeminden çıkarmalıyız"
 
Silahların susturulması ve ülkenin gündeminden çıkarılması gerektiğinin altını çizen Sakık, herkesin güvencesinin Anayasa, hukuk ve demokrasi olması gerektiğini söyledi. Dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar örgüt üyeliğinden tutuklu insan bulunamayacağını dile getiren Sakık, "Hukuk yok bu ülkede. Yani bizim sığınabileceğimiz bir liman, yani hukuk olmalı, huzur olmalı, anayasa olmalı. Bunlar olduğu zamanda eminim ki hiçbir silaha da ihtiyaç duyulmayacaktır. Silahlı güçlerde, dağlara, yani sürekli silaha taptıkları için gitmediler. Türkiye'nin o koşulları, ret ve inkar politikaları, bu insanlar o alanlara itti." şeklinde konuştu. 
 
Bütün halkları kucaklayacak bir anayasa ile dağda silahı bulunanların hayata dahil edileceğini belirten Sakık, demokratik zeminde siyaset yapmanın kanallarının açılması gerektiğini ifade etti. Kürtlerin sadece silahların susmasını değil silahlara veda etmek istediğini anlatan Sakık, silahın bu ülkenin gündeminden çıkmasını istedi. 
 
"Ben kendimi Türk hissetmiyorum"
 
Demokratik zeminlerde alanların tıkanması halinde başka alanların prim yapacağına dikkat çeken Sakık, şöyle devam etti: "Geldiğimiz noktada Kürtlerin hala ana dilde eğitim hakkı var, eğitim talebi var ama bu hak yasalar düzeyinde, anayasada düzeyinde bir güvencesi yok. Biz vatana, bayrağa, tek vatana bir itirazımız yok. Ama biz bir millet, aynı millet değiliz ki. Yani sayın Başbakan kendisini Türk hissedebilir. O, onun sorunu ama ben kendimi Türk hissetmiyorum. Kimsenin de bunu bana dayatma hakkı yoktur. Ama şunu da söyleyeyim: Kürtlüğün Türklükten bir artısı var; böyle bir şeyde yok. Ama ben Kürdüm ana dilimde kendimi ifade etmek istiyorum. Bu haktır, yani Yaradan beni böyle yaratmışsa sizin kanunlarınız, yasanız, anayasanız benim bu hakkımı elimden alamaz."
 
BDP'nin bağımsız siyaset yapamadığı ve "Aklınızı kiraya mı verdiniz?" yönündeki eleştirilerin hatırlatılması üzerine Sakık, "Başbakanda her şeyi çok çok iyi biliyor. Çıkıp bunları söylüyor; işte görüşmeler sürer ama diyor ben Kürde değilde PKK'ya bomba yağdırıyorum diyor. Sayın Başbakan şimdi sen o PKK'ya yağdırdığın bombalar, ben Kürt kardeşime değil, o Kürt kardeşinin çocukları yani bunlar uzaydan gelmedi ki. Hepimizin benimde şu anda AK Parti'de milletvekili olanların da bir çoğunun yakınları dağda. Yani hepimizin ya çocuğu dağda ya kardeşi dağda ya da bir yakınımız dağda veyahut cezaevinde veyahut toprağın altında. Böyle bir realitemiz var. Yani bunu sizde iyi bilirsiniz. Bizim konumumuzu sizde iyi bilirsiniz. Yani niye bizi peki gelin, buyurun İmralı'ya gidin dediniz." karşılığını verdi. 
 
"Derin devlet Kürt sorunundan besleniyor"
 
Türkiye'de derin devletin bitip bitmediğine yönelik bir soruya da Sakık, "Valla ben tabiî ki dünkü bir derin devletin, yani 1990'ların 2000 yılların derin devletin bugünkü koşullarda çok diri olduğuna inanmıyorum. Ama her şeye rağmen devletin derinliklerinde, bunların bulunduğuna inanıyorum ama biz bunu yenebilecek güçteyiz. Yani Türkiye halkı artık onlara geçmişte olduğu gibi bu ülkede artık at oynatmaz. Onların böyle bir gücü yoktur. Yani emelleri olabilir, çabaları olabilir ama ben halkımızın bu konudaki sağ duyusu ve gelinen noktada ve hele hele bir Kürt sorunu da çözülürse varya beslendikleri tek noktada burasıdır. Bu sorun da çözülürse bunlar bu ülkede tarihin çöplüğüne gömülürler." değerlendirmesinde bulundu. 
 
"Hocaefendi'nin sürece çok çok büyük katkısı olacağına inanıyorum"
 
Fethullah Gülen Hocaefendi'nin açıklamaları konusunda ise Sakık, "Hocaefendinin son günlerdeki açıklamasını çok önemsiyoruz. Yani bir şeyi görmesi bizi umutlandırıyor. Ben geçen gün açıklamalarını ekrandan izledim. Evet bir öz eleştiri var; biz kardeşlerimize karşı haksızlık yaptık, artık yani bu sorunu çözmeliyiz. Bunlar çok önemliydi. Ben eminim ki bu coğrafyada iklimi alabildiğine yumuşatan sözlerdi. Artık bizim buradan bakmamız lazım. Dünü çok böyle deşerek bir birlik oluşturamayız. Biz gerçekten hepimiz kendi bulunduğumuz alanları bir kenara bırakarak bu ülkede barışı inşa etmeliyiz. Yani 'barışta sulh var, sulhta barış var' sözü çok önemli. Bu sözleri hayata geçirmeliyiz. Ben eminim ki Hocaefendi de ilk dönemler belli noktalarda devletin o egemen politikasının etkisi altında kalmıştır. Ama şimdi son dönemdeki açıklamalarını çok olumlu buluyoruz. Toplum tarafından da bir karşılığı olan açıklamalar. Böyle bakmalıyız, böyle değerlendirmeliyiz. Yani önemli bir şahsiyettir. Mesela bu sürece de çok çok büyük bir katkısı olacağına inanıyordum. Yani bu sürece katkı sunacak her insan, emin olun bu ülkede aziz olur."
 
 
CHA
SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler