YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Rezalete 'demokratikleşme' diyorlar
MHP lideri Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında gündemi değerlendirdi. Bahçeli'nin hedefinde hükümet ve Başbakan Erdoğan vardı. Bahçeli yine zehir zemberek açıklamalar yaptı...
Rezalete 'demokratikleşme' diyorlar
17 Kasım 2009 / 10:52 Güncelleme: 17 Kasım 2009 / 12:51

MHP Büyük Kongresi'nin ardından ilk grup toplantısında konuşan Devlet Bahçeli'nin dinlemeyle ilgili eleştirilerini dile getirdi. MHP lideri, "AKP en temel hakları bile baskı altına almıştır. Kendi vatandaşlarını tehdit gibi gören siyaset anlayışıyla Türkiye'nin yönetilmesi mümkün değildir." diye konuştu... Bahçeli'nin gündeminde tabi ki sadece  dinlemeler yoktu. Bahçeli konuşmasının büyük bir bölümünü demokratik açılıma ayırdı. Hükümeti bombalayan Bahçeli'nin sözleri yenilir yutulur cinsten değildi...

İşte Bahçeli'nin konuşmasından satır başları...

Başbakan Erdoğan'ın ısrar ve inatla sürdürdüğü bölünme modelleri arayışları Türkiye'yi çok ciddi risklerle dolu, karanlık bir dönemin başına itmiştir. PKK açılımın ilk sayfası bu toplantılarla nihayet aralanmıştır. Merkezinde kanlı terör örgütünün siyasallaşmasının bulunduğu kanlı bir oyunun işaretlerini vermiştir.

PKK açılımının barış ve huzurla, kalkınma ve kardeşlikle hiçbir şekilde alakası olmadığı anlaşılmıştır. Başbakanın siyasi proje olarak sahip çıktığı bu sürecin etnik bölücülerin taleplerini taksitler halinde karşılama ihtiyacında olduğu gün gibi açıktır.

Adına utanmadan demokratikleşme denilen bu yol haritasıyla PKK'nın talepleri canlancanak ve sözde demokratik cumhuriyete ulaşılacaktır. Bu sözde üç aşamalı yıkım haritası Anayasamızda ifadesini bulan devletin üniter yapısını tasfiye etmeyi hedeflemektedir.

Yıllardır Türk milleti üzerinde kumar oynayanların maksadının ayrıştırma ve çatıştırma ortamına sürüklemek olduğu bütün gerçekliğiyle ortaya çıkmıştır. Bu yıkım politikası yıllardır dağdaki ve şehirdeki bölücülerin hedefi olan üniter yapısı sulandırılmış ve değerlerinin içi boşaltılarak milli birliği parçalanmış, çok milletli ve çok parçalı etnik kimlikler cumhuriyeti olarak yeniden belirlenmiştir. Bin yıllık kardeşliğin oluşturduğu milli birlik ve bütünlüğünün yol ayrımına gelinmiştir. Millete ait değerleri eleştirerek, bu yolla millet varlığından milli kimliği zayıflamış şaşkın yığınlar yaratmak ve bütün bu rezaleti demokratikleşme kisvesi ardından milletin gözünü boyamaktır.
 
İnanç istismarıyla iktidara gelenler şimdi de kimlik istismarıyla kafalarındaki kabile kültürü canlandırmaya çalışmaktadır. AKP'nin ilkel siyaset anlayışını MHP'nin kabul etmesi mümkün değildir. PKK açılımı konusunda 13 Kasım 2008 günü Meclis'te yapılan görüşmelerde yıkım politikasının taşeronu olan Başbakan muhalefeti karalamıştır.
 
Bunlardan birincisi merhum başbuğumuzun anılarına gönderme yaparak kafa karıştırmaya çalışılmaktadır. Merhum Türkeş Bey hayatının hiçbir safhasında ihanete göz yummamış ve alçaklığa prim vermemiş, 80 yıllık ömrü şerefli ve haysiyetli bir hayatın izlerini taşır.
 
Türk milletini dilimleyerek bütünleştirmeye çalışan bu bakışın milliyetçiliği değerlendirmesi olsa olsa eksiğini kapatmaya çalışmış olacaktır. Kimlik arayışı bitmeyen Başbakan Erdoğan'a hangi millete ait olduğunu sormak en tabi hakkıdır. Şehitler üzerinden geçindiğimizi söyleyen ve terör durursa tükeneceğimizi idda eden temelsiz ve ahlaksız yaklaşımlardır.
 
Başbakan Erdoğan öfke nöbetine girmiş ve partimizle ilgili edep ve adaba sığmayan çirkinlikler sergilemiştir. Başbakan elinde gelse şehit cenaze törenlerine müdahale edecek ve cenazede saf tutanları kamu gücüyle dağıtacaktır. Yapmak istediği budur.
 
Bu manzara katile 'sayın' şehide 'kelle' diyen ve çürümeye başlayan bir zihniyetin etrafa yaydığı ve mide bulandıran kokusudur. Hiç kimse MHP'nin şehitleri istsmar ettiğini iddia edemez. Ama şehadete duyarlı her vatandaşımız gibi parti mensuplarımız elbette bu elemi paylaşacak dini vecibesini sonuna kadar yerine getirecektir.
 
Buradan soruyorum: Özellikle son yıllarda PKK'lı cenazelerin belediye imkanlarıyla kaldırılırken Başbakan Erdoğan'ın bu durumdan şikayetçi olduğunu duydunuz mu? Türk Milleti çok şükür ki can vermiş evladına sırtını dönecek kadar vefasız ve duyarsız değildir.
 
Bilinmelidir ki milletimizin şehidine sahip çıkmasına, ne başbakan ne de okyanus ötesi dayatmalar ve ne de İmralı'nın gücü asla yetmeyecektir. Başbakan Erdoğan son açıklamalarında suç üstü yakalanmanın telaşıyla ahlaki ve vicdanı tüm ögelerini kaybetmiştir.
 
Vicdanını teslim etmemiş hiçbir milletvekili bu suçun ortağı olmak istemeyecektir. Bu yıkım projesini tanıtmak ve kendisini savunmak için yurt gezileri düzenleyen Başbakan Erdoğan'ın Anadolu'da gezmesi irtifa kaybettiğinin açık göstergesidir. Erdoğan'ın her alanda olduğu gibi terörle mücadeledeki sicili de karanlıktır.
 
Erdoğan'a tavsiyemiz bir boy aynasına bakmasıdır. Bu aynada İmralı canisiyle kolkola giren, terörden medet uman, Barzani'nin önünde eğilen, teröre teslim olan ve etnik bölücülüğün yansıması olan bir başbakan olacaktır. Bunun şahidi bu alandaki şaibeli geçmişidir. Böyle birinin bizi şehit cenazesi gelsin diye beklemekle, çığırtkanlık yapmakla alçakça suçlaması haddi değildir.
 
Ya haddini bilecektir, ya da hak ettiği karşılığı misliyle bir gün görecektir. Kendisine sözlü olarak uyarımız budur. Erdoğan etnik kökeni ve ana dili nedeniyle insanların horlandığını ayrımcılığa maruz kaldığını söyleyerek bölücülerin ağzıyla konuşmuş ve Türk milletine topyekün hakaret etmiştir.
 
Türk milleti diyemeyen Erdoğan, bölücülüğün önünü açmaya kararlı olmuştur. Milli birlik ve kardeşlik yalanlarının söylendiği Başbakan ve arkadaşlarının trajedisinin sergiilendiği bir orta oyunudur. Büyük Atatürk'ün 'yurtta sulh cihanda sulh' sözlerini bile Türkiye'nin bölünmesine yorumlayan Erdoğan'ın Ermenistan'a, Barzani'ye ve Rumlar'a teslim olmayı 'cihanda sulh' olarak kabul eden çarpık ve sakat bir anlayışa sahiptir.
 
Başbakan Erdoğan'ın bir milat olarak gördüğü 13 Kasım, teröre teslim olarak bölücü taleplerin karşılanması, AKP'nin bölme partisinin olduğu tescili, teröristlerden barış elçisi, İmralı'dan barış mimarı çıkartmıştır. Tarih 13 Kasım'ı böyle yazacaktır. Türkiye 13 Kasım'ın figüranlarını böyle anacaktır.
 
Türk Milliyetçiliğini yasak alan haline getirmeye çalışan ve MHP'yi hedef alan Başbakan Erdoğan boş sözlerle kahramanlık taslamaya çalışmıştır. MHP söyleyeceğini söylemiştir,bugün de bu görüşlerin arkasındadır. Halep oradaysa arşın buradadır. Erdoğan arkamızdan kaç kişi geleceğini merak etmektense kader anı geldiğinde kaç kişiyle nereye kaçacağını şimdiden düşünmek durumdadır.
 
Başbakan Erdoğan şahsımla ilgili olarak 'Ben Bahçeli'den memnunum' demiştir. Sonuçta fikirlerini beğenmesem de sayın Erdoğan memleketin bir evladır. Allah kimseyi Washington'un, Erbil'in, Erivan'ın memnun olacağı bir adam yapmasın...
 
Açılımlarla AKP'nin artık ülkemize büyük zararlar verdiğini görmek zorundayız. Üretimde bir kıpırdanma, işsizlikte bir azalma krizde bir gerileme henüz ortaya çıkmamıştır. Ekonomiden kaynaklanan sıkıntılar geri plana itilmiştir. İnsanımız geçim ve gelir düzeyini iyileştirme amacından gün be gün uzaklaştırılmıştır.
 
Eğer gerekli ve yeterli önlemler alınmazsa ekonomik sistemin derinliklerine saplanmakta ve üretim sistemini işlemez hale getirme riski büyüktür. Çalışan ve üreten sektörün belini doğrultamaması Başbakan Erdoğan'ın dikkate almadığı kriz yüzünden çok zor bir duruma girmiştir.
 
2008 yılının Kasım ayından bu yılın Eylül ayına kadar dışarıya yaklaşık 18 milyon dolar kaynak aktarılmıştır. Üretimin girdiği darboğazın aşılması iç talebi canlandırmakla mümkün olabilecektir. Kapasite kullanımı artmadıktan sonra özel sektörün yatırım yapmasını beklemek, işsizlik faciasının üstesinden gelmek çok zor olacaktır.
 
AKP Hükümetinin kuşku götürmez beceriksizliği hayat şartlarını daha da zorlaştırmaktadır. Zamlara yüklenen AKP açıklarını kapatmaya çalışmaktadır. Ekonomik kriz köylerden şehire kadar derece derece dağılmaya başlamıştır. Esnaf perişan, işçi ve memur yorgun ve bitkindir.
 
AKP zam olmuş, vergi olmuş ve vergi halinde sağanak halinde vatandaşımızın üzerine yağmıştır. Üretimin durması ve bir türlü toparlanamaması işsizlik oranı ve işsiz miktarını devamlı yükseltmektedir. Üretmeyen bir ekonominin doğal olarak istihdam artışını sağlayamaması normaldır. Bu kusurda AKP'den başkasına ait olmayacaktır.
 
Milletimiz bu gidişin hesabını ilk seçimde AKP'ye ödecektir. Bundan asla şüphem yoktur.
 

 

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler