YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
'Ölümü gösterip sıtmaya razı ettiler'
AK Parti Grup Başkanvekili Suat Kılıç, ''82 Anayasasına evet oyu verdik diye üzülmeyin, çünkü o günün karşılığında ölümün karşılığı sıtmaydı ve millet sıtmaya razı geldi. Bugün bu anayasa bu millete dar geliyor'' dedi.
'Ölümü gösterip sıtmaya razı ettiler'
26 Temmuz 2010 / 15:29 Güncelleme: 26 Temmuz 2010 / 15:41

Samsun Ticaret ve Sanayi Odası üyeleriyle kahvaltıda bir araya gelen Kılıç, TSO Toplantı Salonu'nda iş adamlarına seslendi.

Anayasa değişikliği paketinin 12 Eylülde oylanacağını hatırlatan Kılıç, Türkiye'nin önündeki referandum sürecinin partilere göre ayrıştırılacak bir mesele olmadığını savundu.

Muhalefet partilerinin referandumla ilgili ''hayır'' kampanyaları başlattığını anımsatan Kılıç, şunları söyledi:

''Eğer söz konusu Türkiye'de demokratik, sivil, özgürlükçü bir anayasa ise ve bu anayasaya hayır deniyorsa, bu hayırda hayır yoktur. Türkiye'nin önündeki referandum meselesi partilere göre ayrıştırılacak bir mesele değildir. Türkiye'nin zaten hata yaptığı yer tam da burası. Anayasa referandumlarının siyasal partilerin kendi çizgileri ve doğrultuları istikametinde değerlendirilmesi... Bu son derece yanlış bir yaklaşım. 2007 yılında 22 Temmuz tarihinde milletvekili seçimleri yenilendi. Bu seçimde AK Parti'nin aldığı oy oranı Türkiye genelinde ortalama yüzde 47. Yine 2007 yılında milletvekili seçimlerinden sadece 3 ay sonra bir anayasa referandumu yaptık, 'Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilsin mi seçilmesin mi' sorusu üzerine... 'Cumhurbaşkanını halk seçsin' diyenlerin oranı, yani AK Parti'nin getirdiği anayasa değişikliğinin kabulü yönünde oy kullananların oranı yüzde 69 çıktı. Arada 22 puanlık fark var. Bu şu demektir; hani birileri bizim insanımızla dalga geçiyor ya, oysa biz ne tahsili olmayan büyük adamlar tanıdık. Apayrı konu. Onların istediğini bu millet seçmediği zaman ya da referandum gibi oylamalarda istediği istikamette bu milletin oyu akmadığı zaman 'bidon kafalı' oluyoruz, 'göbeğini kaşıyan adam' oluyoruz ve aşağılanıyoruz. Ama o 'bidon kafalı' denilen insanlarımız partisine oy verme ile bir anayasa referandumunda doğru olanı tercih etme arasındaki ince çizgiyi o kadar net ve o kadar keskin bir şekilde ayırabilir ki bu feraset karşısında sadece saygıyla eğilmek düşer, başka bir şey değil.''


-''BU SEFER İKTİDAR MASAYA YUMRUĞUNU VURDU''-


Her askeri darbenin Türkiye'ye en az 10 yıl kaybettirdiğini söyleyen Kılıç, ''Biz millet olarak 1950'de Adnan Menderes ve arkadaşlarını başbakan yaptık, iktidara getirdik ama 1960'da yönetime el konulup onlar ipe götürülürken kılımızı bile kıpırdatmadık. 1960'ta bu millet sesini çıkartmadığı için 12 Mart 1971 muhtırası yaşandı, 12 Eylül 1980 darbesi yaşandı. 28 Şubat 1997'de bir kez daha yönetime müdahale edildi. 27 Nisan 2007'de cumhurbaşkanlığı seçiminde müdahale etmek istediler. Ama bu sefer iktidar, 'O kadar uzun boylu değil, herkes yerinde dursun' diye masaya yumruğunu vurdu. O günden bu yana başka bir zeminde devam ediyoruz'' diye konuştu.


-''BEDELİ NE OLURSA OLSUN...''-


Konuşmasında, Nazım Hikmet'in, ''Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmasak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa'' dizelerinden alıntı yapan Kılıç, şöyle devam etti:

''Birinin elini taşın altına koyması lazım, bedeli ne olursa olsun, birinin gövdesini taşın altına koyması lazım. Bedeli sizin iktidarınıza mal olur. Olursa olsun, yeter ki milletin önü açılsın. Her bir darbenin bu ülkeye kaybettirdiği en az 10 yıl var. Milletin seçilmiş siyaset yapan iktidarlarını cezaevlerine tıkacaksın, emekli askerlerden hükümet kuracaksın. Daha mı iyi biliyorlar ekonomiyi, daha mı iyi biliyorlar sağlık politikalarını, altyapıyı, üstyapıyı, böyle bir şey mümkün mü Allah aşkına? Sağı hedef alan darbelere, Türkiye'de sol sesini çıkarmamış, solu hedef alan darbelere sağ sesini çıkarmamıştır. En son 12 Eylül idaresi gelmiştir. Sağı da, solu da tokatlamıştır.''


-''BİZE DAYATILAN HER ŞEY GERÇEĞİN TA KENDİSİ OLMAYABİLİR''-


Kenan Evren'in 12 Eylül askeri darbesine ilişkin sözlerine de değinen Kılıç, şunları kaydetti:

''Bir televizyon programında Kenan Evren diyor ki, 'Bir solcu genci idama mahkum ettiysek asmadık, beklettik, dengeyi sağlamak lazımdı' diyor. 'Hemen sağcı, ülkücü bir gencin de idamını bekledik. Orada da idam kararını aldırdık sonra da ikisini birlikte astık' diyor. Bunun adı adalet olamaz. Bu hukuk değil. Bu yargı değil, bu mahkeme değil. Bu Hz. Ömer adaleti de değil. ''Adalet mülkün temelidir'' sözü sistemin temelidir. Bizim dünyamızda mülkten kasıt devlettir. Adalete dayanmayan bir devlet yapısının dört ayağı üzerinde durabilmesi asla mümkün değildir. Dünyada hangi sistem çöküşe sürüklenmişse önce adalet duygusunu kaybettikten sonra çöküş süreci başlamıştır. Adalet yoksa yok. 'Bir sağdan, bir soldan asarak adaleti temin ettik' diyor Kenan Evren. Bir de şunu diyor, 'Ama şartların olgunlaşmasını bekledik'. Nedir şartların olgunlaşması? Biraz daha kardeş kanı dökülsün, biraz daha sağcı, solcu genç ölsün, biraz daha sokaklar kan gölüne dönsün, bombalar patlasın, şartlar müsait hale gelsin. O zaman millet diyecek ki, 'Allah razı olsun, sen geldin kanı durdurdun'. Ama şu muhasebeyi bu millet yapmaya mecburdur. 12 Eylül sabahı, 'Asker yönetime el koydu' dendikten sonra duran kan, istenseydi 11 Eylül sabahı da dururdu. Asker aynı asker, silah aynı silah, ülke aynı ülke. Bize dayatılan her şey gerçeğin ta kendisi olmayabilir. 82 Anayasasına evet oyu verdik diye üzülmeyin. Çünkü o günün karşılığında ölümün karşılığı sıtmaydı. Ve millet sıtmaya razı geldi.''

Bugün bu anayasanın bu millete dar geldiğini vurgulayan Kılç, ''Sanayicinin özellikle sahip çıkmasını istiyorum. Eğer Türkiye'de herkese eşit çalışan bir adalet sistemi oluşursa Türkiye'de yabancı yatırımcıya da güven veren bir hukuk düzeni yerleşirse emin olun her şey daha güzel olacak'' dedi.


-BÜYÜME RAKAMLARI-


Suat Kılıç, ekonomiyle ilgili değerlendirmelerde de bulunarak, Türkiye'nin 2010'un ilk çeyreğindeki büyüme oranının yüzde 11.7 olduğunu, bu oranla dünyanın en gelişmiş 20 ekonomisi arasında ikinci sırada yer aldığını vurguladı.

''Birinci sırada Çin var. OECD ülkesi 31 ülke arasında Türkiye birinci, orada Çin yok. Bütün dünya ülkeleri, 180-190 ülke arasında Türkiye 5. Bunlar büyük rakamlar'' diyen Kılıç, şöyle devam etti:

''Ama kaçırdığımız bir fırsat var. Yargısı ile muhalefeti ile iktidarı ile bürokrasisi ile herkes aynı yönde adımlar atabilse Türkiye bambaşka bir Türkiye olacak. Nice yatırımların önü kesiliyor. Projeler bir yere geliyor ve tıkanıyor. Devam ettiremiyoruz. Mahkeme süreçlerini beklemek zorundasınız. Bunların getirdiği bir zaman kaybı ve maliyet var.''

İhracatta rekabetin önündeki en büyük engelin enerji maliyeti olduğunu, bunun için elektrik enerjisinde yerli kaynakları ithal fosil kaynaklara oranla artırabilmek istediklerini ifade eden Kılıç, ''Bunun yolu hidroelektrik santralleri, diğer taraftan adımını attığımız nükleer santral'' dedi.

TBMM'de 10 gün önce Türkiye ve Rusya'nın birlikte Mersin Akkuyu Nükleer Santrali'nin kurmasına ilişkin uluslararası sözleşmenin kabul edildiğini ve bu sözleşmenin kanun hükmünde olduğunu hatırlatan Kılıç, ''Artık ilk nükleer santralimizi kuracağız. Sinop'ta ikinci nükleer santrali kuracağız. Bu arada CHP imzaları topladı. Nükleer santral kurulmasına ilişkin Meclis kararını Anayasa Mahkemesine götürüyor. Çünkü Anayasa Mahkemesinin iktidar aleyhine olan hemen her kanunda kabul kararı alacağına inanıyorlar'' dedi.


-YABANCI SERMAYE YATIRIMLARI-


Türkiye'nin bugün bulunduğu noktadan çok daha iyi noktalara gelebileceğinin altını çizen ve bunun için dış yatırımlara ihtiyaç olduğunu belirten Kılıç, sözlerini şöyle tamamladı:

''Gücümüzün, kabiliyetimizin farkında değiliz. O yüzden zannediyoruz ki Türkiye'de yaşanabilecek en yüksek hayat standardı budur. Bırakın zirve noktasını daha yarı noktasına bile gelmiş değiliz. Daha fazlasına ihtiyacımız var, daha fazlasını hak ediyoruz. Türkiye'de bir tek Arap iş adamının tek seferde 2.7 milyar dolar yatırım sokmayı taahhüt ettiği rakam bu. Oysa 2001 yılında Türkiye'ye toplam yabancı sermaye girişi sadece 800 milyon dolar. 2001 yılında bütün yabancı sermaye birikimi 800 milyon dolar. Tek Başına bir iş adamının getirmeyi vaat ettiği yabancı sermaye miktarı 2.7 milyar dolar. Getirebildi mi, hayır. Danıştay, söz konusu satın alınması düşünülen arsa ile ilgili imar planının yürütmesini durdurduğundan dolayı. Peki biz nasıl büyüyeceğiz? Hani yağımızda kavrulalım diye bir söz var. Kendi yağıyla kavrulmak artık tarihe karışmıştır. Eğer 72 milyon nüfusu olan bir ülke iseniz bu 72 milyon nüfusun 42 milyonu 30 yaşının altında ise kendi yağınız ile kavrulma imkanınız yok demektir. Komşunun yağına ihtiyaç var. Komşunun yağı nedir, yabancı sermaye dediğimiz küresel sermaye birikimi dediğimiz uluslararası dolaşımda olan kaynaklardır. Bu kaynakları Türkiye'ye getirmedikçe Türkiye ekonomisinin istenilen hızda büyümesini, istihdam yaratmasını beklemek mümkün değil.'' AA
 

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler