YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Netenyahu ile ne konuştuğunu açıkladı
AK Parti Grup Toplantısı'nda konuşan Başbakan Erdoğan, İsrail yönetiminin Türkiye'den "özür" dilediği görüşmelere ilişkin bilgi verdi.
Netenyahu ile ne konuştuğunu açıkladı
26 Mart 2013 / 12:04 Güncelleme: 26 Mart 2013 / 13:52

Partisinin TBMM Grubu’nda konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasının başında 4 yıl önce hayatını kaybeden Muhsin Yazıcıoğlu’nu anarak başladı.

Yazıcıoğlu’nun eksikliğinin şu günlerde daha da fazla hissedildiğinin altını çizen Başbakan Erdoğan, “Göksun ilçesi yakınlarında helikopterinin düşmesi sonucu kaybettiğimiz Muhsin Yazıcıoğlu kardeşimi hasretle anıyorum. Türk siyasi hayatının inancıyla, dava adamlığıyla, üslubuyla, çilekeş, örnek şahsiyetlerinden birisi olan Muhsin kardeşimin eksikliği şu günlerde çok daha derin şekilde hissediliyor. Ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum” diye konuştu.

Başbalan sözlerine şöyle devam etti:

Hafta sonu yüksek hızlı trenle Eskişehir'i Konya'ya bağladık. 29 Ekim'de inşallah Eskişehir'i YHT ile İstanbul'a bağlayacağız. 3'lü hat Ankara, Konya ve Eskişehir'i Yüksek Hızlı Tren hatlarıyla birbirine yakınlaşmış oldu.

Yıl sonuna doğru planımız 29 Ekim, Marmaray ile birlikte Eskişehir İstanbul YHT hattını hizmete açacağız.

Ardından Bursa geliyor. Bursa'yı da bu hatta eklemek suretiyle Osmanlı'nın ilk başkentini de YHT ile buluşturacağız.

Ardından Sivas, YHT ile bu hatta bağlanacak. Konya'yı Eskişehir'e bağlayarak Yunus Emre dostları ile Mevlana dostlarını birbirine yakınlaştırmış olduk. Nasreddin Hoca Sivrihisar sınırlarında doğmuş, Akşehir'e gitmiş, orada vefat etmiştir. Nasreddin Hoca'nın eşeğine ters de kat ettiği yolu vatandaşlarımız YHT ile koltuğa düz de otursa ters de otursa kat edecekler.

2013 Kültür Başkenti Eskişehir

Eskişehir Türk Dünyası Kültür Başkenti… Hafta sonunda yapılan törenle Eskişehir 2013 için Türk dünyasının kültür başkenti oldu. Pazar günü Eskişehir’in 4 ilçesini ziyaret ettim.

Osmanlı’nın kuruluşuna liderlik etmiş ilçeler.
Oradaki hanım kardeşlerimiz ‘Başbakanım Osman Gazi’den bu yana buraya gelen ilk lider sizsiniz’ dediler.

Mihalgazi ve Sarıcakaya, bir vadi ama yolu falan virajlı. Şimdi oralarla ilgili Ulaştırma Bakanlığı bir çalışma yapacak.

Mihalgazi ve Sarıcakaya’nın beyaz yaşmaklı kadını topraktan rızkını çıkarıyor. Ciddi bir seracılık yapılıyor.

Ekonomi dersi verebilirler. O denli de ‘istihdam için neler yapmamız lazım’ dendiğinde elinize bir dosya sıkıştırırlar, o derece yani Çifteler ilçesinin de demokrasi tarihimizde farklı bir yeri var. 1948’de Menderes arkadaşlarıyla ilk mitingini orada yapmış. O günün şartlarında 20 bin kişiye hitap etmiş. Oradan o çıkış 50’de iktidarı getirmiş.
60 yıl sonra Çifteler’de yine öyle umut dolu bir miting gerçekleştirdik Sivrihisar’da da katılımın yüksek olduğu bir mitingimiz oldu

Mavi Marmara'ya saldırı ve İsrail'in özrü

Geçtiğimiz hafta içinde ülkemiz, milletimiz ve bölgemiz için 2 önemli olay oldu. İlki Nevruz ve devam eden çözüm süreci. 22 Mayıs 2010’da Gazze’ye insani yardım ulaştırmak için Mavi Marmara gemisi yola çıktı. Bu gemide 36 ayrı ülkeden insan vardı. Bu yardım gemisi 31 Mayıs’ta Akdeniz’de İsrail devletinin saldırısına uğradı ve silahsız olmalarına rağmen 9 kişi şehit oldu. Bu olaylar yaşandığına kalabalık bir heyetle Şili’deydik. Temaslarımızı kestik ve Türkiye’ye döndük O zaman danışmanım Nabi Bey’e süratle bir ekiple birlikte İstanbul’dan STK’larla Tel Aviv’e gideceksiniz, hapishanede hastanede kim varsa 24 saatte alıp geleceksiniz dedik. Uluslararası hukuk nezdinde olayı tam bir kararlılık içinde takip ettik Mavi Marmara’ya yapılan saldırının ardından İsrail’in belki farklı hesapları vardı onu bilemem. Belki bu olayın da unutulacağını sanıyorlardı. Ancak İsrail bu sefer farklı bir yapıyla karşılaştı

Ak Parti hükümeti olarak bu saldırı karşısında susmadık.

Apology yerine üzüntü diyelim dediler, olmaz dedik

Arayı nasıl düzeltebiliriz diye toplantılar yaptılar. 3 şart öne sürdük Bu devlet onurludur, gururludur, bu milletin evlatları şahsiyetlidir. Onların kılına gelen zararın hesabını sormak zorundayız dedik Ricacı olarak gelen devlet başkanları, dışişleri bakanları oldu. Hepsi de hiçbir itirazi cümle kullanmadan geri döndüler. Takipten yorulmadık. Bu olayın ardından İsrail’e bu 3 şartı sürekli tekrar ettik. Onların da ileri gelenleri oldu. Onları da devreye soktular.
Özür, tazminat ve Filistin’e ambargonun kalkmasını istedik. Apology kelimesi yerine ısrarla üzüntü, üzüntü verici kullansak olmaz mı dediler. Kesinlikle olmaz dedik.

"Onunla konuşmak istedim"

BM Genel Kurulu’nda yaptığım konuşmada da aynısını söyledim. ABD Başkanı Obama, İsrail’e yaptığı temaslar öncesinde Kerry bize geldi. Kerry ile yaptığım görüşmede bu konunun etraflıca ele alarak değerlendirmesini yaptık. Ne gibi bir çerçeve oluşturalım ki bu işi çözelim dedik. Obama’nın Ortadoğu’ya gelişinde önümüze yine bir metin geldi. O metinde yine kabul edemeyeceğimiz bazı şeyler vardı. Dedik ki ‘hayır’ Biz burada Filistinli kardeşlerimizin hak ve hukukunu bir kenara koyamayız, onun da bu anlaşmaya derç edilmesi lazım dedik.

İsrail’den ayrılırken Obama, Netenyahu ile birlikte havaalanından beni telefonla aradılar. Önce Netenyahu’nun sesini aldım. Ben Sayın Obama’nın sesini özlemiştim. Önce kendisiyle görüşeyim dedim. Kendisiyle görüştük. Obama’nın şahitliğinde bu görüşmeyi gerçekleştirerek bu işi bitirdik. Sonra ABD hemen açıklamasını yaptı, sonra İsrail açıklamasını yaptı. Hepsi yazılı metinlerde ve telefon kayıtlarımızda. Sonra biz açıklamamızı yaptık. Eşeği sağlam kazığa bağlamak lazım Netenyahu özür diledi Nisan ayı içinde olabilir. Filistin, Gazze, Batı Şeria’ya bir ziyaretle buradaki ambargonun ne durumda olduğunu yerinde tespit etme imkanımız olur

Sürece göre de adımlarıımızı ona göre atacağız. Elbette ki bu özür şehitlerimizi geri getirmeyecek. Filistin'li şehit kardeşlerimizi geri getirmeyecek. Ancak şehitlerimizinn hatırası için bu özür çok önemli. Şehitlerimizin kanının yerde kalmadığını burada vurgulamak istiyorum.

Bu gelişmeden sonra Hamas lideri Halid Meşal'i aradım. Çok duydulandıklarını söyledi. Ben de kendisine inşallah en kısa sürede Gazze'ye giderek, mazlum Gazze'li kardeşlerimizle kucaklaşacağımızı söyledim.

"Mavi Marmara olayının acısını yüreklerimizde hissettik. Ama hep soğukkanlılıkla ve itidalle hareket ettik. Boyun eğmedik ama haklı olduğumuz bir davada haksız duruma düşecek bir tavrımız da olmadı. Onun için hukuk dedik, BM dedik. Biz isterdik ki; muhalefet de bizim yanımızda olsun. Ama ne yazık ki bunu göremedik. Başta CHP olmak üzere muhalefet ülkesinin , milletinin yanında olmak yerine gitti saldırganların yanında saf tuttu. CHP Başkanı 'Biiz olsaydık Mavi Marmara'yı göndermezdik' dedi. İsrail ile aynı kelimeleri kullandı. Biz İsrail'e Tevrat'tan 'Öldürmeyeceksin' emrini hatırlatıınca, biz İsrail'den yanıt beklerken yanıt CHP'den geldi. Bu olayı bizim dış politikamızın büyük başarısızlığı olarak lanse ettiler. Hiiç şaşırmadık. Bunların dış politikadan anladığı boyun eğmektir, el pençe divan durmaktır, görmezden gelmektir.

"CHP de özür dilemeli ama..."

Bunlardan özür filan beklemeyin. İsrail özür diledi ve diler. Ama CHP özür dilemez. Ben bir Başbakan olarak Dersim olayıyla ilgili özür diledim. CHP Genel Başkanı'ndan kendi memleketiyle ilgili olayda tek kelime demedi. Diyemez. Bunların tarihinde özür dilemek yoktur. Pişkinlik vardır ama pişmanlık yoktur. Türkiye günlerdir CHP'nin açıklama yapmasını, İsrail gibi özür dilemesini bekliyor. Ama onlar pişkinliğin dibine vurarak Dışişleri Bakanı hakkında gensoru verdiler. Ama onu da yanlış verdiler, enerji ile ilgili bir konuda Dışişleri Bakanı hakkında gensoru verdiler.

"Sen kimi vuruyorsun?"

Türkiye'nin büyük bir ekonomisi, güçlenen bir demokrasisi var. Ama Türkiye'nin vizyonuna ayak uyduramayan küçük bir muhalefeti var. Muhalefetin de bu sevinci paylaşmasını yürekten temenni ediyorum. Yavru muhalefetin genel başkanı Bursa'da bir miting yaptı. Ben, küfürlere, hakaretlere cevap vermeyeceğim.

MHP'ye gönül veren kardeşlerime bir şey hatırlatmak istiyorum. Kalabalıktan bir grup, sayıları önemli değil, bir slogan atıyor. "Vur de vuralım, öl de ölelim"... Bu Genel Başkan da çıkıyor, son derece sorumsuz bir şekilde "Merak etmeyin onun da zamanı gelecek" diyor. Siyasi sorumluluk taşıyan insana bu ifade yakışır mı? Senin teröristin kötü, benim teröristim iyi mantığıdır bu... Sen kimi vuruyorsun? Zamanı gelecek derken neyi ifade ediyorsun?

Bu ülkenin karşılıklı bir özgüven ve barış içinde yaşamaya ihtiyacı varken sen bu sözleri nasıl söylüyorsun? Bunların dili ayrıştıran bir dildir. Birlik ve bütünlüğe hizmet etmez. Bölüp parçalamanın dilinden anlayan bir siyaset yapıyorlar. Çünkü bu ülkede terör biterse MHP'nin istismar alanı kalmayacaktır. Bu ülkede acılar sona ererse MHP'nin kulllanacağı dil de kaymayacak. Türkiye huzura doğru ilerlediği için MHP son derece huzursuz.

Çözüm süreci ilerlerken birileri bundan ciddi şekilde rahatsız oluyor. Bir kısmı aşırı sol, bir kısmı terör örgütüne silah bırakma diye akıl veriyor. Köşelerinde terörün bitmesi karşısında üzülüyor. Bazıları alçakça eylemlere girişiyor. İşte partimize yapılan saldırı gibi. Aşırı sol ve sağdakiler de aynı gözyaşını döküyor. Yaptıkları aynı. Onlar da terör biteceği için üzülüyor. Biz bu zavallıların gözyaşından hiç rahatsız değiliz. Anneler ağlamasın da bu terör baronları istedikleri kadar ağlasınlar. Onların kırmızı kitaplarını falan ortadan kaldırdık.

Şu anda bu elitlerin, bu savaş boranlarının, toplum mühendislerinin elinde tek bir bahane var, o da terör. Son sığınakları, son umutları bu. Bu korku biterse bunların da tüm umutları suya düşecek. Bunlar bu ülkede darbelerden, hukuksuzluktan beslendiler. Terör karşıtıymış gibi görünüp terörden beslendiler. Biz bu ülkede demokrasi açığını kapattık. Çetelerle, cuntalarla mücadele ettik, ediyoruz. Terör bataklığını kurutuyoruz.

 

İHA

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler