YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
'MİT Müsteşarlığı mı, TIR Müsteşarlığı mı?'
'MİT Müsteşarlığı mı, TIR Müsteşarlığı mı?'
23 Ocak 2014 14:54
CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç, TBMM'de basın toplantısı düzenledi.

Koç, "MİT Müsteşarlığı mı, Tır Müsteşarlığı mı ? 200 milyon dolarlık silah sevkiyatı iddiaları var. Türkiye uluslararası çevrelerde suçlanır hale geliyor" dedi.

"Esad'dan daha iyi geleceği Suriye'ye vaat eden bir muhalefet görmedik" diyen Haluk Koç, "Suriye'deki işkence görüntüleri insanlık vahşetidir. Biz bu vahşetleri kınıyor ve insanlık adına reddediyoruz. Bu savaşın ilerlememesi için elimizden geleni yaptık. Suriye'de kimsenin kazanamayacağı bir savaş var. Türkiye, kimsenin kazanamayacağı bu savaşın en günahkar ortaklarından biri" dedi.

Başbakan'ın Brüksel ziyareti ile ilgili olarak Koç, "Başbakan'ın orada anlattıkları diplomatik nezaket nedeniyle dinlendi. Başbakan oraya yönetme kabiliyetini kaybetmiş, yara bere içinde, demokrasi zararlısı olarak gitti. Giden kişinin tarifi ortada. Çuvallardan bahsetmiş. Peki dört bakanın fezlekelerinde nelerle suçlandığından, hukuk devletini iğdiş ettiğinden, AKP yargısından bahsettin mi? Beyefendi akıllı, dünya saf. Başbakan artık Avrupa sahnesinde yüzündeki demokrasi maskesi düşmüş siyasi bir kimlik olarak bulunuyor" diye konuştu.

Koç, "Başbakan yakasında AKP rozeti taşıyan hakim, savcı peşinde HSYK düzenlemesi, Başbakan ve AKP elitlerinin yolsuzluk hırsızlık iddialarının örtülmesi ve hukuk devletini yok etme girişimidir. Başbakan iktisatçıyım diyor ama iktisat bilgisi para sayma makinesine takılmış durumda. Başbakan ve Bakanlar işlenen suçtan size özel değil, standart hukukla yargılanıp hesap vereceksiniz. Su bitti, kuyu kurudu. Arpa bitti, torba boşaldı. Bunlar beyhude çırpınışlar" dedi.

Koç, "MİT Müsteşarlığı mı, Tır Müsteşarlığı mı ? 200 milyon dolarlık silah sevkiyatı iddiaları var. Türkiye uluslararası çevrelerde suçlanır hale geliyor" dedi.

Koç, "Gırtlaklarına kadar rüşvete boğulanların fezlekeleri Meclis'e gelmiyor. Hırsızlık, rüşvet, yolsuzluk, arsızlık gizlenmeye çalışılıyor. Getirseler 30 Mart öncesi görüntüler, tapeler, kol saatleri içi dökülecek. Zamanlaması çok manidar. Hırsızlığın zamanlaması manidar olur mu? Yol her taraftan tıkanıyor. Çıkış yok. Arınç ağlamayı severdi, içten ağlıyor herhalde" diye konuştu.

CHP Basın bürosundan gönderilen konuyla ilgili basın bülteni ise şöyle;
"CHP Sözcüsü ve Genel Başkan yardımcısı Haluk Koç TBMM’de düzenlediği basın toplantısında güncel gelişmeleri şöyle değerlendirdi;

“Çok önemli bir soru soracağım Başbakan’a ve bir belge çerçevesinde soracağım. Değerli arkadaşlarım biliyorsunuz, Suriye’deki son işkence fotoğrafları Sezar kod adlı biri tarafından Katar kaynaklı ama Londra’daki bir hukuk bürosu tarafından dünyaya duyuruldu.

Şimdi ben açıkça sormak istiyorum bu hukuk bürosuyla adını da söyleyeyim körter rack firmasıyla Sayın Başbakanın bir ilişkisi var mı acaba? Sayın Başbakan Londra merkezli bu hukuk bürosuyla daha önce bir alışverişe girdi mi? Müşteri – hukuk bürosu bağlamında? Bu soruya ne cevap verecek hazret bilmiyoruz. Ama ben bir tarih hatırlatayım. Zihnini biraz zorlasın. 15 Eylül 2010 İngiltere’de The Daily Telegraf Gazetesinde bir haber çıkıyor İran AKP’ye 25 milyon dolar verdi diye. Başbakan Türkiye’den çok sert cevaplar veriyor. Erdoğan adına haberin kaldırılması ve özür dilenmesi için bu gazetenin Daily Telegraf Gazetesinin editörüne bir mektup gönderildiğine dair işte bu fotoğrafları çıkartan firmanın sayfasında avukatında adını veriyim. Başbakan olayların ağırlığı altında zihnini o bölüme ayıramayabilir. Avukat Cameran Doley’in kısa bir açıklaması bulunuyor. Gazete 2011’de yanlış bilgilendirildik diye bir açıklama yapıyor. Bakıyorsunuz bu büroya kimler müşteri olarak başvurmuşlar? Başbakan Recep Tayyip Erdoğan. Başka? Yasin El Kadı. Başka? Yusuf El Kardavi ve El Kaide ile bağlantılı başka kişiler.

Değerli arkadaşlarım, katliamlar kim tarafından yapılırsa yapılsın kuşkusuz kınanmalı bunu vurguladım. Ama bir şeyler nasıl tezgahlanıyor bazı görüşmeler öncesinde ve siyasete nasıl taşınıyor, nasıl, neler ne şekilde mahkum ediliyor. Bunların bağlantıları da oldukça ilginç ilişkiler karşımıza çıkartıyor.

Sayın Başbakan ve her şeye maydanoz olmayı bilen basındaki AKP sözcüleri, Yasin El Kadı, Recep Tayyip Erdoğan, El Kardavi gibi El Kaide bağlantılı diğer isimlerinde burada müşteri olarak bulundukları bu firma hakkında şu kamuoyunu bir aydınlatın bakalım aydınlatın.

Değerli basın mensupları, öz olarak söylüyorum. Nerede, kimin tarafından ne gerekçeyle yapılmış olursa olsun bütün şiddet olaylarını, hareketlerini, işkenceyi ve yargısız infazı Cumhuriyet Halk Partisi adına kınıyoruz. Bunu yapanların tespit edilerek cezalandırılması gerektiğine inanıyoruz. Suriye meselesinde de daha fazla kan dökülmeden yabancı silahlı unsurların saldırılarıyla değil, Suriye halkının özgür iradesiyle çözümlenmesini bekliyoruz. Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunarak en kısa zamanda laik ve demokratik bir rejime geçmesi için Suriye halkının kardeşliğini, barışını, huzurunu talep ediyoruz. Bu kadar açık söylediklerim.

İkinci konu; değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz Sayın Başbakan 5 yıl aradan sonra Brüksel’e bir sefer düzenledi. AB organları ve Avrupa parlamentosunun yetkilileriyle masaya oturdu, görüşmelerde bulundu. Tabi şunu baktığınız zaman şimdi yönetme kabiliyetini kaybetmiş, pusulasını şaşırmış, itibar sorunu yaşayan, sağı solu çizik, yara bere içerisinde demokrasi zararlısı olarak dünyanın gündemine oturmuş bir Başbakanın Brüksel’de demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti ekseninde yapılanan Avrupa organlarına ne anlatacak bizlerde merak ettik. Çelişki ortada. Giden kişinin tarifi ortada. Avrupa organlarının demokrasi, insan hakları ve özgürlükler bağlamında çalışma nirengi noktaları ortada. Çok çelişkili bir durum.

Sayın Başbakan ağzını ilk açarak paralel devlet, çete, şudur, budur benzer şeyleri burada topladı. Kefen giyen vatandaşlara anlattığı gibi orada da anlatmaya kalkıyor. Anlat anlat heyecanlı oluyor diye diplomatik bir nezaketle büyük bir ihtimalle dinlendi. Manzara bu. Efendim 25 torba belge var ağzını açmadan savcı daha torbaların içini açmadan bize karşı bu tezgahın içine girdi. Sayın Başbakan açılanlardan bahsedebildin mi orada? Açılan kutulardan bahsedebildin mi? Açılan çuvallardan, belgelerden bahsedebildin mi? Fezleke düzenlenen 4 bakanın fezlekesinde nelerle suçlandığından bahsedebildin mi? Hukuk devletini nasıl iğdiş ettiğin, burada yargıyı bir AKP iktidar yargısı haline dönüştürme gayretlerinden bahsedebildin mi? Beyefendi akıllı, dünya alem saf. Bizimkilerin yaklaşımı böyle. Çünkü kendilerini zorla toplayıp oraya naklettikleri mitinglerine naklettikleri kitleler gibi dinleyen insanlar olduklarını zannediyorlar.

Değerli arkadaşlarım, manzara çok vahim. Yani Başbakan artık Avrupa sahnesinde yüzündeki demokrasi maskesi düşmüş bir siyasi kimlik olarak bulunuyor. Nasıl düşmesin ki, 2011 seçimlerinden sonra hoyrat ve baskıcı bir yönetim anlayışının temsilcisi kendisi. Algılama bu. Kendi kafasındaki doğruları bütün topluma dayatan bir siyasi obje. Avrupa’dan algılanışı söylüyorum. Hukukun üstünlüğünü rafa kaldırmaya çalışan, bunu da elindeki parmak gücüyle parlamentoda dayatan biri Başbakan. Bölgesinde komşularındaki gelişmelere radikal unsurlara destek verdiği kuşkusuyla yaklaşılan bir kişi Başbakan. Güven vermeyen, itibar zafiyetine uğramış, artık inandırıcı olmaktan çıkmış, muhataplarının diplomatik nezaket cümleleriyle dinlediği ama yargılarını verdikleri bir konumda maalesef kendileri. Yani Başbakan ne söylediyse söylesin, ne söylerse de söylesin. Kendisine sadece nezaket çerçevesinde yaklaşılmış, tüm görüşmelerde, yapılan açıklamalarda siyasi yorumlama getirecek olursanız da bütün bu incelik ortaya konmuştur.

Değerli arkadaşlarım, aynı Başbakan giderayak iktidarının son demlerinde Türkiye’de ortaya dökülen büyük rüşvet ve yolsuzluk, hırsızlık suçlamalarını engelleyebilmek için çırpınmaya devam ediyor.

Şimdi yolsuzlukların, hırsızlıkların üzerini örtebilmek için vurguladım mecliste sizlerde izliyorsunuz bugünde devam edecek AKP milletvekillerinin de iradelerine ambargo koyarak özel hukuk düzenleme gayretleri içerisindedir. Yani Başbakan yakasında AKP rozeti taşıyan hakim ve savcı peşindedir. Arzusu budur. Bana dokunmasın, mahduma dokunmasın, bakanıma dokunmasın, bakan mahdumuna dokunmasın, bürokratıma dokunmasın. Bu düzen böyle devam etsin.

Arzusu budur. HSYK yasa teklifi ne pahasına olursa olsun Başbakanın ve AKP elitinin, bu deyimi de ilk defa kullanıyorum. AKP elitinin karşı karşıya olduğu yolsuzluk ve hırsızlık iddialarının örtülmesi demokrasi ve hukuk devletini yok etme girişimdir. Bunun için oraya bir uçak dolusu yandaş gazeteciyle gidip insanların vaktini alması gerekmemektedir. Bir cümleyle fotoğraf budur. Tablo acıdır vurguladım, vahimdir vurguladım. Kendisini iktisatçı olarak tanımlıyor. Ama iktisat bilgisi para sayma makinalarına takılmış biri biliyorsunuz. Başkaca bir iktisat bilgisi olduğunu zannetmiyorum. Siyaset bilgileri ve yetenekleri de Türkiye Cumhuriyeti tarihinin gördüğü en sığ ve yetersiz bir Başbakan düzeyinde ne yazık ki karşımıza çıkıyor. Ve bu kimlikte ihtiraslar, saçma sapan iddialarla da kaçınılmaz sona doğru sürüklenen bir Başbakan fotoğrafı karşımızdaki. Paralel devlet, çete, komplo, faiz lobisi, İsrail, ABD, dış mihraklar. Tabi olmazsa olmaz bir tane daha var bunların arasında. CHP zihniyeti. Bütün bunlar, bütün bu söylemler Başbakanı yakınları ve etrafında kümelenmiş AKP’nin kaymak tabakasıyla beraber siyasi tükenişten ne yazık ki kurtaramayacaktır.

Unutmayın değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan ve işlediği her suça iştirakten sorumlu olan tüm bakanlar, tüm zevat sizler sizler için kurulacak özel yetkili mahkemelerde değil. Standart hukukla yargılanacaksınız ve hesaplarınızı bu millete bağımsız yargı önünde vereceksiniz. Bundan kurtuluşunuz yok, bunun uçarı, kaçarı yok.

Değerli arkadaşlarım, şimdi bunu geciktirmeye çalışıyorsunuz. Korkunun ecele faydası yok. Artık su bitti, kuyu kurudu, arpa bitti, torba boşaldı. Türkçede değişik deyimler var bu manzarayı tarif etmek için. Çalanın, çırpanın, kul hakkı yiyenin, haramı helalmiş gibi geçer kılmaya çalışanın kendisini Allah’la eş tutanları bile gizli gizli içinden alkışlayanların, teşvik edenlerin bu milletin geleceğinde yeri yoktur, hiçbir zamanda olamaz. Beyhude çırpınışlar bunlar Sayın Başbakan. Çırpınış. Öküz öldü, ortaklık bozuldu sende bu akibeti mutlaka yaşayacaksın.

Suriye’yle başlamıştım, son zamanlarda birde devlet tırları çıktı. MİT’e sahiplenme gönderildi. O zaman sormak lazım Başbakanlığa bağlı MİT müsteşarlığı var. Acaba MİT müsteşarlığında bir isim değişikliğine mi gidildi? Tır müsteşarlığımı oldu burası? MİT müsteşarlığımı, tır müsteşarlığımı? Nedir bu değerli arkadaşlar?

Bir gazete köşesinde Başbakanın iç dünyasını da analiz ettiği ifade edilen bir gazeteci 200 milyon dolarlık Suriye’ye tırlarla silah sevk edildi diyor. Bugün var bir gazetemizin manşetinde. Son dönemlerde Adana – Hatay bölgesinde yakalanan ve ortaya çıkartılan tırlar sadece Türkiye’de değil bakın, bütün dünyada tartışma konusu olmaya devam ediyor. Bu tırların MİT’in görev kanunu dışında bilgisi ve lojistiğiyle denetlemelerinin engellenerek Suriye’ye çeşitli savaş malzemeleri taşıdığı iddiaları Türkiye için sıkıntı yaratıyor. Başbakan ve Parti Sözcülerinin açıklamaları bu telaşı, bu sıkıntıyı ve belki de bu girişimlerin ardındaki suçlanma gerçeğini gündemden düşürmeye dönük açıklamalar halinde algılanıyor. Türkiye BM ve bağlı kuruluşlarında ve çeşitli uluslararası çevrelerde ciddi şekilde sorgulanır ve suçlanır hale getiriliyor. Ne var bu tırlarda kardeşim? Benim iznim olmadan arama yapılamaz. Çünkü MİT, MİT’in Başbakanın talimatıyla verdiği bu tür görevlerde soruşturulması için Başbakanın izni gerekiyor. Biliyorsunuz MİT Başbakanın koruma kanatları altına alınan bir kurum.

Değerli arkadaşlarım, şimdi bakın, Sayın Sözcüleri de bu şekilde bir ifade veriyor. 2010 yılı, Sayın Hüseyin Çelik savcı TSK’nın kozmik odasına giremezmiş, araştırma yapamazmış. Kimse kusura bakmasın savcılar millet için her yere girer, herkesi soruşturur. Sene 2014 aynı Hüseyin bey. Savcı Adana’da Jandarma polis ile birlikte MİT’in tırlarını durdurup arama yapıyor. Ey savcı sen kimi taşeronusun, tırda ne olduğu seni ilgilendirmez, haddini bil. Sefalet bu değerli arkadaşlar. Sefalet siyaseti bu. 2010 model AKP söylemleri. Paralelle iç içe. Kim çete, kim değil. Dün Sayın Emine Ülker Tarhan’ın dediği gibi hepiniz oradaydınız hepiniz aynıydınız. Sene 2014, sen kimsin? Ne oldu Sayın Çelik? Ucu dokundu mu? Acı var mı acı? Dilin yanmıyor mu senin? İkiyüzlü siyaset, milleti anlamaz hale getirmek, kumpas çevrilirken savcı her yere girer. Savcıya dokunulmaz. Savcı sizi teşhir etmeye çalıştığı zaman sen kimsin, ne haddine? Böyle demokrasi olur mu değerli arkadaşlarım? Böyle yargı olur mu? Böyle hükümet anlayışı olur mu? Çırpınış dediğim bunlar. İtibarsızlık dediğim bunlar. Sürükleniş dediğim bunlar. Çöküş dediğim bunlar.

Değerli arkadaşlarım, bu soruda önemli. MİT müsteşarlığı tır müsteşarlığı haline maalesef getirildi. İçinden ne çıktığı ortada. Şimdi Brüksel’dekiler söylüyor anlat anlat heyecanlı oluyor diyorlar. Yakında başka hukuksal kurumlarında sorgulamasında anlat anlat diyecekler. Olan Türkiye’ye oluyor. Olan Türkiye’nin itibarına oluyor.

Son değineceğim konu değerli arkadaşlarım, fezlekeler. Şimdi biliyorsunuz 17 Aralık adını iyi koymak lazım. Büyük yolsuzluk, rüşvet ve hırsızlık soruşturmasının sonucunda adları geçen istifa eden ve ettirilen. Çünkü bir tanesi bayağı direndi biliyorsunuz. Çete reisini işaret etti. Talimatı aldığı kişiyi söyledi. Bu 4 bakan hakkında fezlekeler düzenlendi. Adalet Bakanlığına geldi. Meclise gelmiyor. Kürsüde anayasanın 83. Maddesini görmezden gelerek Ana Muhalefet Partisi Grup Başkanvekiliyken yaptığım iki konuşmadan dolayı hakkımda ceza davası açıp buraya aynı gün fezleke gönderenler gırtlaklarına kadar rüşvetin içinde boğulanların fezlekelerini meclise getirmiyorlar. Ben herkes adına soruyorum bunun siyaseti yok.

Sevgili yurttaşlarıma da seslenmek istiyorum. Hırsızlık örtülmeye çalışılıyor, yolsuzluk, arsızlık örtülmeye, gizlenmeye çalışılıyor. Milletvekillerinin fezlekesiyle bakanların fezlekesi ayrı ayrı işlem görüyor mecliste biliyorsunuz. Milletvekillerininki anayasa - adalet ortak komisyonuna gidiyor. 100. madde olduğu sürece dönem sonuna bırakılıyor. Bunu Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri çok dile getirdi. Bende söyledim, Deniz beyde söyledi, diğer arkadaşlarımızda söylediler. Getir kardeşim bizim dosyamızı getir. Ne söylemişsek verelim hesabını. Bakanlarınki öyle değil. Bakanlarınki anayasa komisyonuna geliyor ve 55 milletvekilinin teklifiyle de soruşturma komisyonu kurulması sonunda gizli oylama ile yüce divana gidip gitmeyeceği kararlaştırılıyor.

Şimdi fezlekeyi getirseler 30 Mart öncesi fezlekenin içi dökülecek ortaya. Kim ne almış, ne vermiş, hangi marka elbise kılıfı içerisinde kaç milyon dolar gitmiş o görüntüler gelecek, tapeler yine çıkacak ortaya. Kol saatleri devreye girecek. Kasalar, ayakkabı kutuları, para sayma makinaları, örtülmeye çalışılanlar tekrar didiklenecek. Canım çok manidar bir zaman. Manidar biliyorsunuz şimdi çok moda bir deyim. Zamanlaması çok manidar. Zamanlaması mı var kardeşim? Hırsızlığın zamanlaması olur mu? Ahlaksızlığın zamanlaması olur mu? Manidarlığı, manidarsızlığı olur mu? Yüce divana giderse gizli oylamayla karar verilecek. E? Bizim içimizde de rahatsız olan, bu tür olaylar karşısında vicdanı kanayan milletvekilleri olabilir. Nasıl ben disiplini sağlayacağım? Yol her taraftan tıkanıyor.

Buradan bunlar için değerli arkadaşlarım çıkış yok. Şimdi iddialar hem vahim, hem ağır. Yolsuzluk hükümetin merkezinde. Çevre Şehircilik Bakanı söyledi. Talimatı veren kişiyi de söyledi suça teşvik eden.

Değerli arkadaşlarım, öyle bir ülke oluşturduk ki artık, öyle bir ülke haline geldik ki her şey terse dönmüş durumda. Şuanda hırsızlar polisleri kovalıyor. Yolsuzluk yapanlar savcıları kovalıyor. Rüşvet alanlar, verenler hakimleri kovalıyor. Terse dönmüş durumda görev kapsamı. Normalde ne yapar? Polis hırsızı kovalar. Şimdi hırsızlar Türkiye’de polisleri, savcıları, yargıçları kovalıyor.

Değerli basın mensupları, ve bu yolsuzluk, rüşvet iddiasında olanlar doğrudan Başbakan tarafından da koruma kalkanı altına alınıyor. Olay bu kadar açık. Onun için çırpınıyorlar. Sayın Arınç Hükümet Sözcüsü olarak, Sayın Çelik Parti Sözcüsü olarak fezlekelerle ilgili kıvır kıvır kıvranıyorlar. Yüzlerinden düşen binparça. Çok ağlamayı severdi Sayın Arınç artık içinden ağlıyor herhalde. vicdan varsa, kaldıysa kendi içlerinde değerlendiriyorlardır. Nereye kadar öteleyeceksiniz, nereye kadar gizleyeceksiniz, nereye kadar saklayacaksınız, nereye kadar uyutmaya devam edeceksiniz. Bunların üzerine Cumhuriyet Halk Partisi olarak parlamentoda bu yasa görüşmelerinde de çok daha şiddetli bir muhalefetle karşı çıkmaya devam edeceğiz ve tüm toplumun bu haksızlıklara karşı, bu oldubittilere karşı sesini de yükseltmesi gerekiyor. Demokratik kurallar içerisinde Türkiye’nin hırsızlara, arsızlara, yolsuzlara, savaş kışkırtıcılarına teslim olmayacağını, olmayacak bir ülke olduğunu ifade etmek gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, sizlerin sorusu varsa alabilirim. Benim toparladığım, tartıştığımız gündemdeki ana başlıklar bu çerçevede. Yalnız Başbakanın bu Londra’daki hukuk bürosuyla, El Kaide, Yusuf El Kardavi ve diğer El Kaide bağlantılı kişilerle nasıl bir ortak müşterilik temeli oluşturduğunu açıklaması gerekiyor. Yani çok yabancı değil o büro Başbakan için. Bunun üzerinde durulması gerekiyor.

Sorularınız var mı? Çok açıklayıcı oldu o zaman. Başarılar diliyorum, iyi çalışmalar. "

 

DHA

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler