YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"Milli iradenin aydınlığından kaygı duyuyorlar"
"Milli iradenin aydınlığından kaygı duyuyorlar"
"Milli iradenin aydınlığından kaygı duyuyorlar"
11 Ocak 2009 / 12:37 Güncelleme: 11 Ocak 2009 / 00:00

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin 5 büyükşehir belediye başkan adayını açıkladı.


Samsun Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Yusuf Ziya Yılmaz


Sakarya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Zeki Toçoğlu


Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Recep Altepe


İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Taha Aksoy


Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Prof. Dr. Hasan Gönen


Kırklareli Belediye Başkan Adayı Cengiz Bağdan


Edirne Belediye Başkan Adayı Mustafa Hatipler


BAŞBAKAN ERDOĞAN'IN KONUŞMASINDAN BAZI BAŞLIKLAR:


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, siyasetini o dönemin eski parametrelerine göre kuranların şu anda telaş içinde olduklarını, karanlık dehlizlerde yol almaya alışanların, gölgelerin gücüyle ayakta kalmaya çalışanların büyük bir tedirginlik yaşadığını belirterek, ''Milli iradenin aydınlığından, hukuk devletinin ışıltısından karanlık hesapları bozulanlar kaygı duyuyorlar'' dedi.


Başbakan Erdoğan, Altındağ Belediyesi Karapürçek Spor Salonu Tesisleri'nde partisinin belediye başkan adayları tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin emniyet içinde hukuka, insan haklarıyla, temel hak ve özgürlüklerle büyüyüp gelişmesini sağladıklarını söyledi.


''Çetelere, mafyaya, hukuk dışı örgütlere asla taviz vermediklerini, asla göz yummadıklarını'' belirten Erdoğan, şunları kaydetti:


''Ülkemizi, şehirlerimizi, milletimizi çetelerin ve mafyaların tasallutundan kurtarmak kurtarmak için kararlı ve cesur duruş ortaya koyduk, önemli mesafeler aldık. Aksi takdirde Türkiye'de kararı çeteler, mafyalar veriyordu. Böyle bir ülkeyi temsil almıştık.


Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyetimizin bu dört temel ilke üzerinde büyüyüp gelişeceğini, her vesilesiyle vurguladık, dile getirdik. Bunlardan yalnızca birini ön plana çıkarıp, diğerlerini görmezden gelirseniz Türkiye'yi bir ufuk çizemezsiniz, Türkiye'yi bir adım dahi ileri taşıyamazsınız dedik. Nitekim önceki dönemlerde bunu tecrübe ettik. Demokrasinin ötelendiği, sosyal develetin hatırlanmadığı, hukukun işlenmediği dönemlerde bu millet çok ağır faturalar ödedi.


Şimdi lütfen dikkat ediniz. Siyasetini o dönemin eski parametrelerine göre kuranlar, şu anda telaş içindeler. Karanlık dehlizlerde yol almaya alışanlar, gölgelerin gücüyle ayakta kalmaya çalışanlar, büyük bir tedirginlik yaşıyorlar. Milli iradenin aydınlığından, hukuk devletinin ışıltısından, karanlık hesapları bozulanlar kaygı duyuyorlar. Sosyal devlet ilkesi hayata geçtik geçtikçe kaygı duyuyorlar.


Demokrasi güçlendikçe, geliştikçe, istismar zeminlerini kaybediyorlar. Hukuk işledikçe, ülkenin savcısı, hakimi her türlü baskıdan, yönlendirmen, tehditten uzak bir şekilde özgür, bağımsız hür vicdanıyla hareket ettikçe, yasaları uyguladıkça bazıları rahatsız oluyorlar.


Buradan bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Türkiye'de hukuk var, demokrasi var, yerleşmiş bir sistem, oturmuş kurumlar var, kurallar var. Bu ülkede fikri hür, vicdanı hür savcılar var, hakimler var. Hiç kimse kendisini yasaların, hukukun, adaletin üzerinde görmemeli. Hiç kimse kendisini ayrıcalıklı, seçkin, imtiyazlı, hukuk alanı dışında bir pozisyonda görmemeli.


Erdoğan, fena sinirlendi!


Türkiye değişiyor ve değişecek. Türkiye, ilerlemesine, kalkınmasına, gelişmesine, huzuruna ve güvenliğine takılmış prangalardan kurtuldu, kurtuluyor. Ama bir de bakıyorsunuz ki birileri de çıkıyor, 'Korku imparatorluğu'ndan bahsediyor. Evet, kimlerin bu ülkede korku imparatorluğu kurmaya çalıştığını, gayret ettiğini bize şu son aylar gayet iyi gösterdi. Çukurlardan nasıl el bombalarının çıktığını, nasıl tüfeklerinin, af edersiniz bir yerleri yok etmenin gayreti içerisinde planlarının çıktığını çok iyi görüyoruz. Ve bütün bunlarla beraber, bu ülkede hepsinin ötesinde, binlence on binlerce mermilerin acaba birilerinin evlerinde çıkmasının acaba bir anlamı yok mu, bunun üzerinde durulmayacak mı, bunlara seyirci mi kalacağız? Bunları yapanlar, bunları takip edenler, korku imparatorluğunu temsil edecek, bunların avukatlığına soyunanlar ise korku imparatorluğunu değil, bu ülkede barışı konuşacak.''


Türkiye'nin muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma hedefi doğrultusunda, değişip, geliştiğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:


''Biz ülkemizi tertemiz görmek istiyoruz. Bu ülkede sevginin, saygının egemen olmasını istiyoruz. Bu ülkede gece rahat, gündüz rahat olan milletimizin yaşam tablosunu hatırlamanın gayreti içerisinde koşturuyoruz ve bu süreci hukuka olan güveni sarsarak, hukukun bağımsızlığına ve tarafsızlığına gölge düşünerek, işleyen demokrasiyi hafife alarak kıyasıya eleştirmeye kalkanlar, önce kendilerini gözden geçirmelidirler.


Yargıya müdahale anlamına gelen söylemlerden herkesin ama öncelikle siyasetçilerin şiddetle kaçınması gerekir. Bunun yanında yasama organının içerisinde siyasetçiler tabii ki kaçınması gereklidir derken, yürütme içerisinde varsa onların da kaçınması gerekir, yargıda varsa onların da kaçınması gerekir. Bu yasaları, Anayasayı çiğnemektir ve aleni suçtur. Demokrasiye, hukuka, adalete, yasalara ve Anayasaya asgari düzeyde dahi saygısı olan herkes, hele hele de mesuliyet mevkinde olanlar söylediği sözün ne anlama geldiğini ölçer, biçer, tartar öyle söyler. Yargının siyasallaşmasından dem vurup, yargıyı siyasetin kıyasıya eleştirenler öncelikle hukuka saygı duymalı, hukuk sistemimize inanmalı güvenmelidir.


Doğrusu ana muhalefet partisinin telaşını anlamaktan güçlük çekiyorum. Bazı medya kuruluşlarının panik hallerini anlamakta, gerçekten güçlük çekiyorum. Türkiye'nin şeffaflaşmasından mı korkuyorsunuz? Kirli ilişkilerin açığa çıkarılması çabasından mı korkuyorsunuz, karanlık olayların aydınlatılması girişimlerinden mi korkuyorsunuz? Türkiye'ye demokrasinin, hukukun, Türkiye'ye millet iradesinin egemen olmasından mı korkuyorsunuz? Neden korkuyorsunuz, nedir bu telaşınız, bu öfkeniz, bu saldırganlığınız, bu pervasızlığınız neden? ''


Kurum ve kuralların işlediğini, çalıştığını, bu sürecin hukuka, demokrasiye, ülkenin ve milletin menfaatlerine hizmet edecek bir titizlikle devam etmesinin önemini vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:


''Şu hususu da iyi bilmemiz lazımdır. Kişilerin hataları kurumları bağlamaz. Yanlış yapan kişi yaptığı yanlışın hukuki sorumluluğu şahsi olarak yüklenir. Kimse kurumlarımızı yıpratma, tartışmaya açma noktasında, rencide etme lüksüne sahip değildir, olamaz. Önemli olan sabırla, hassasiyetle hukukun adil bir şekilde tecelli etmesini beklemektir.


Bu süreci olumsuz etkileyecek tavır ve davranışlardan, söylemlerden kaçınmak her vatandaşımızın yükümlülüğüdür. Şu çok bilinen ilkeyi bir kez daha hatırlatmak istiyorum: 'Aksi ispat edilene kadar herkes masumdur'. Biz hükümet olarak da siyaset kurumu olarak da tüm gelişmelere bu gözle, bu anlayışla, bu yaklaşımla bakıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası madde 138. 'Hakimler görevlerinde bağımsızdırlar. Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz. Görülmekte olan bir dava hakkında yasama meclisinde yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.' Bırakın hukuk işlesin, bırakın savcılar, hakimler rahat bir şekilde görevlerini yapsınlar.''


İSRAİL'İN GAZZE SALDIRISI


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''BM Güvenlik Konseyi kararlarının bağlayıcılığının olmasına rağmen takınılan bu tavır karşısında, buradan tüm ülkelere sesleniyorum: Acaba bu takınılan tavır böyle mi kalmalı? Ne borcunuz veya ne borcumuz var? Bunlar karşısında nasıl böyle sessiz durulabilir? BM Güvenlik Konseyi'nin ve BM teşkilatının bu noktadaki yaptırımı neyse, bu yaptırımı BM teşkilatının ve Güvenlik Konseyi'nin gerçekleştirmesi lazım'' dedi.


Erdoğan, Altındağ Belediyesi Karapürçek Spor Salonu Tesisleri'nde partisinin belediye başkan adayları tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada, İsrail'in Gazze'de başlattığı operasyonun dün ikinci haftasını doldurduğunu anımsattı.


Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:


''İki hafta içinde dün itibariyle aldığım rakam 835 civarında Gazzeli ne yazık ki hayatını kaybetti, 3 bin 300 civarında yaralı var. Hayatını kaybedenlerin içerisinde o masum çocukların, annelerin, yaşlıların özellikle bulunması gerçekten bizleri yürekten yaralıyor. Ne yazık ki iki haftadır canlı yayınlarla tüm dünyadaki televizyonlara yansıyan, dünyada hemen her haneye ulaşan vahşet görüntüleri, uluslararası toplumun ortak bir tavır almasına yetmiyor. Okulların, hastanelerin, camilerin, ambulansların, altyapının hedef alınması, Birleşmiş Milletler'e ait tesislerin, yardım konvoylarının vurulması dahil vicdanların harekete geçmesine yetmiyor. Bütün insanlık, film seyreder gibi bu acımasız katliamı seyrediyor. Akan kanı durdurmak için ciddi bir girişimde bulunmuyor.


Türkiye olarak, Filistin'in geçmişinden bugüne tarihini çok iyi bilen ve bu tarihi paylaşan bir ülke olarak, bölgesel barışa uzan yıllardır katkı sağlayan bir ülke olarak, bu dramın son bulması için ilk andan itibaren büyük bir gayret gösterdik, hala da gösteriyoruz. Gazze'de savaşın durması, kan ve gözyaşının dinmesi için ilk günden itibaren samimi bir çaba içindeyiz.''


Erdoğan, ateşkesin sağlanması ve insani yardımların bölgeye ulaşabilmesi için öncelikle Suriye, Ürdün, Mısır ve Suudi Arabistan'da temaslarının olduğunu, ardından birçok Batılı ve Ortadoğu ülkeleri olmak üzere tüm ülkeleri telefonla aramak suretiyle bu konuları müzakere ettiğini söyledi.


Dışişleri Bakanı Ali Babacan ve özel temsilcisinin mekik diplomasisiyle önemli temaslar gerçekleştirdiğini, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün farklı ülkelerin cumhurbaşkanları ile görüştüğünü anlatan Erdoğan, BM Güvenlik Konseyi'nin Gazze'de kalıcı ve acil bir ateşkesin sağlanması için çağrıda bulunduğunu anımsattı. Erdoğan, şöyle devam etti:


''Amerika'nın çekimser oy kullandığı 15 üyesi olan, 5'i daimi 10'u geçici üye, 14'ünün az önce ifade ettiğim kararı almış olduğu toplantıdan sonra, İsrail, bu kararı tanımayacağını söyledi. BM Güvenlik Konseyi kararlarının bağlayıcılığının olmasına rağmen takınılan bu tavır karşısında, buradan tüm ülkelere sesleniyorum: Acaba bu takınılan tavır böyle mi kalmalı? Ne borcunuz veya ne borcumuz var? Bunlar karşısında nasıl böyle sessiz durulabilir? BM Güvenlik Konseyi'nin ve BM teşkilatının bu noktadaki yaptırımı neyse, bu yaptırımı BM teşkilatının ve Güvenlik Konseyi'nin gerçekleştirmesi lazım. Bugüne kadar onlarca kez İsrail bunu yaptığı için bu bir alışkanlık haline gelmiştir. Kusura bakmasınlar, acaba BM yarın Türkiye ile ilgili aldığı bir kararda biz de bunun aksini ifade eder de böyle bir yaptırıma gidersek, bunun örneği olarak İsrail ortada kalacaktır. Bunu böyle bilin.


Türkiye olarak, barış ve ateşkesin sağlanması girişimlerimizi sürdürüyoruz. Ambargonun sona erdirilmesi, Gazze'ye temel insani ihtiyaçların ulaştırılması için de girişimlerimiz sürüyor. Başta Türk Kızılayı olmak üzere yardım örgütlerinin örnek bir gayret içinde bölge için seferber olduklarını görüyoruz. Birçok yardım kampanyası düzenlendi. Halkımızın da bu yöndeki gayreti tüm dünyaya örnek olacak niteliktedir. Bölgedeki bazı siyasi liderlerin, kraliçe, bunun yanında cumhurbaşkanı eşleri, başbakan eşleri olmak üzere dün İstanbulumuzda yapılan toplantıyla da gerek ülkemizdeki sivil toplum örgütleri, iş kadınları, medyasıyla, dünya medyasını tekrar ayağa kaldırmak ve dünyaya bir çocuk anne ilişkisini ve annenin hıçkırıklarını duyurma görevini gayet anlamlı bir şekilde gerçekleştirdiler.


Bu vesileyle bir kez daha acilen saldırıların durması, ateşkesin sağlanması, ambargonun kalkması yönündeki çağrımı dile getiriyorum. Şu anda özel temsilcim, ekibiyle beraber Mısır'daki toplantıya katıldılar. Şu anda orada toplantı devam ediyor. Bakalım ne gibi bir karar çıkacak ve bu karara göre adımlarımızı atacağız.''


 

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler