YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"Keşke yüzde 47 almasaydık"
AK Parti'nin içindeki muhalif sesti o. Habur açılımını da eleştirmişti iktidarın ekonomi politikalarını da... Son olarak iktidarın hazırladığı Anayasa değişiklik teklifi onu isyan ettirdi. Ve AK Parti Ankara Milletvekili Zekai Özcan partisinden istifa ett
"Keşke yüzde 47 almasaydık"
19 Nisan 2010 / 10:16 Güncelleme: 19 Nisan 2010 / 10:17

Kuruluşundan beri içinde olduğu AK Parti’yle iplerini koparan Ankara Milletvekili Zekai Özcan’ın eleştirileri şöyle: “AK Parti’nin ikinci döneminde yapılanları tasvip etmiyorum. Mazlumu, dindarı istismar ettiler. Başbakan çevresini ve politikalarını değiştirmesi gerek. Parti içi demokrasi işlemiyor, söylüyorsun duvara çarpmış gibi geri dönüyor”

Ankara Milletvekili Zekai Özcan, AK Parti’de Habur açılımını, ekonomi politikalarını eleştiren ve bunu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a söyleyen tek isimdi... Özcan, bir adım ileriye de gitti, İçişleri Bakanı Beşir Atalay hakkında Habur’la ilgili verilen gensoruya “evet” diyen tek iktidar milletvekili oldu... İsmini açıklamayan bir AK Parti Genel Başkan Yardımcısı’nın, “Şerefli bir şekilde istifa etmeleri gerekir” sözü, onun için bardağı taşıran son damla oldu. Özcan, Genel Merkez’den özür ve tatminkâr bir açıklama gelmeyince, kuruluşundan beri içinde olduğu AK Parti ile ipleri kopardı. Özcan istifası sonrasında ilk kez Vatan gazetesinin sorularını yanıtladı:

İstifanız, partinize de sürpriz oldu galiba?

AK Parti’nin ikinci döneminde yapılanları tasvip etmiyorum. İlk dönemde ortalama 7,2 gibi yüksek bir ekonomik büyüme gerçekleşti. Makro ekonomik göstergelerin birçoğu düzeldi. Çalışanların ve emeklilerin maaşlarında reel artışlar oldu. AB sürecinde çok samimi bir gayret gösterildi. “Reform” denebilecek yasalar, muhalefetin de desteğiyle gerçekleşti. O zamanki Genelkurmay Başkanı’nın, AK Parti Hükümeti’ne verdiği e-muhtırayı ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde ortaya çıkan 367 krizini de çok iyi kullanan ve mağdur rolüyle girilen erken seçimde yüzde 47 gibi çok yüksek bir oy alarak tekrar iktidar oldu. Şüphesiz AK Parti’nin başarılı performansını da unutmamak gerekir.

İkinci dönemde ne değişti?

İkinci dönem ekonomi gerçekten kötüleşti. Son 3 senede hiç büyümedik, daraldık. Biz eksi 0.5 daralırken, bize benzeyen ülkeler reel olarak yüzde 17 büyüdü. 2009 yılı sonu itibariyle güncelleştirdiğimizde sağlığa, eğitime, yoksul kesimleri içine alan sosyal korumaya harcamamız gereken 771 milyar TL’yi genel bütçeden borç faizlerine akıtmışız. Bugünkü kurla 510 milyar dolar ediyor. İşsizliği düşürecek yerde, yüzde 14’e yükseltmişiz. İş gücüne yüzde 47 katılım oranı olup da işsizliğin yüzde 14 gibi yüksek oluduğu bir başka ülke olsa, orada sosyal patlama olurdu. Bu o kadar vahim bir durumdur.

Bu eleştirilerinizi ilettiniz mi?

Elbette ilettim. AK Parti çoğunlukla kime hitap edecekti? Yoksul, dar gelirli, dindar, muhafazakâr, mazlum kesimlerden oluşan ağırlıklı bir seçmeni vardı. Son 3 yıl içinde bunların refah düzeylerin olumlu hiçbir gelişme olmadığı gibi, daha da yoksullaştılar. İşsizlik arttı, gelir dağımı bozuldu. Ergenekon davası ve sayılarını karıştırdığımız darbe planları ile halkın meşgul olmasını fırsat bilen AK Parti, toplumun temel sorunlarına yeterince eğilmedi. İçi boş, hamasi söylemlerle toplum meşgul edildi.

Ergenekon’a yönelik iktidara “muhalif isimler sindiriliyor” eleştirileri var?

Ben buna inanmak istemiyorum. Ancak istismar edildiği görülüyor. Ordu üzerinden siyaset yapılıyor ama ordu içinde var olduğu iddia edilen demokrasi dışı unsurlar temizlenmiyor. Orduya yapılan haklı veya haksız eleştirilere Genelkurmay Başkanı cevap vermeye mecbur kalınca, “Ordu niye konuşuyor?” deniyor. Ama birinin cevap vermesi lazım. Ordu ile ilgili bir iddiaya Başbakan veya Cumhurbaşkanlığı cevap vermelidir. Türk Ordusu bizim için peygamber ocağıdır, gözbebeği bir kurumumuzdur. Kimileri bunu nasıl yıkarız, zayıflatırız amacında olabilir. Osmanlı 1826’da Yeniçeri ocağını lağvetmişti. Yeniçeri ocağı halkı rahatsız eden her türlü eşkıyalığa bulaşmış bir ocak haline gelmişti. Düzeltileceği yerde kanlı bir şekilde lağvedildi. Bu olay Avrupa’nın çok hoşuna gitti. Avrupa’nın o zamanki 5 ülkesinin elçileri, Osmanlı Sadrazamını tebrik ettiler ve Hollanda elçisi, “Yeniçeri ocağını lağvetmeniz o kadar güzel oldu ki, 10 Rus ordusunu yenmiş gibi oldunuz” dediği bilinir. Ama sonra ne oldu, hiçbir savaş kazanılamadı ve Osmanlı imparatorluğu yıkıldı. Ben ordumuzun içinde var olduğu iddia edilen kimi demokrasi dışı unsurlardan rahatsız olduğum kadar, Türk ordusunu kurumsal olarak yıpratmak isteyenlerden de çok rahatsızım.

Açılım rahatsızlığınızı dile getirmiştiniz?

Evet. Açılımın içinin boş olduğunu gördük. Aralık ayında 2009’da KCK operasyonu oldu. Diyarbakır Belediye Başkanı “Meşenin dalları nerenize girdi sayın Hükümet” diyebilmiştir. Sonraki sözlerini söylemekten utanıyorum. Açılımın moderatörü olan İçişleri Bakanı hiçbir işlem yapmadı. Samsun’da provakatif bir eylem oldu. Partinin eski Genel Başkanı’na yumruk atılmasını lanetlememek mümkün değil ama provakatif, muhtemel bireysel bir hadise.

Aynı belediye başkanı bu olaydan sonra da ’Hangi şerefsiz benim Kürt halkıma bunu yapabilir’dedi. Bu da gösteriyor ki açılım aslında Türkiye’yi ayrıştırmak isteyenlerin işine yaradığı bir proje haline gelmiştir. Hükümet de bunu seyrediyor, saklamaya gerek yok. Diyarbakır Belediye Başkanının 2 konuşmasını ele aldığınızda bireysel hadiseleri onun diliyle Kürt halkına yapılmış gibi gösteriyor. Hiçbir Kürt kökenli vatandaşımız, milletvekilimiz de çıkıp “Sen kimsin? Bizi Sen mi? temsil ediyorsun, adımıza nasıl konuşuyorsun” diyemedi. Hükümet bu olanlara sessiz kalıyor. Hâlbuki bu belediye başkanı bir kamu görevlisidir. Söyledikleri de suç teşkil etmektedir. Hiçbir savcı da işlem yapamadı. Belli ki baskı var, “Bunlara bir şey yapmayın” görüşü de olabilir. Bir yandan da “Kürtçe televizyon açtık, Türkiye yıkıldı mı?” gibi devlet adamlığına yakışmayan söylemler, AK Parti içinden çıkmaya başladı.

Başbakan’a söylemiştiniz galiba?

Evet. İkinci dönemde yanlış yaptığımızı söyledim. Sayın Başbakanımızdan açılımın durmasını istedim. Ama karşılık bulamayınca benim de böyle bir projenin içinde olmam mümkün değildi. Söylüyorsun duvara çarpmış gibi geri dönüyor. Oysa tabanla hiçbir sorunum yok.

Kırılma noktanız Anayasa değişiklik paketi değil yani?

Hayır, açılım. “1982 Anayasası’na ret oyu verdiğimi, mevcut anayasanın tamamının değişmesinin gerektiğini, bu haliyle yamalı bohçaya döndüğünü” söyledim. Yeni Anayasa’nın “gelecek 50-100 yıla hitap edecek şekilde kısa öz ve sadece özgürleri tanımlayan, toplumla uzlaşılarak yapılması gerektiğini” söyledim. Bu yapılmıyor. Ak Parti yeni paket getiriyor dendiğinde ise “uzlaşarak gelmesini isterim” dedim. Uzlaşma olmazsa ne olur dendiğinde “üzülürüm” dedim. İçeriğini hiç konuşmadık. Bu Anayasa paketinin TBMM’ye kopyalanmış imzalarla sunulması muhalefet itiraz edince de geri çekilmesinin usul yönünden doğru olduğunu kim söyleyebilir.

Anayasa gibi çok ciddi bir meselede, bu kadar özensiz tavır içinde olanların getirdiği değişikliğe toplum nasıl bakar diye hiç mi düşünülmedi? Kısaca AK Parti’den ayrılma nedenim, ikinci dönemde vatandaşın ekonomik sıkıntılarına çare bulunulmaması, Türkiye’yi ayrışmaya götürecek bir projeye sessiz kalınması, hatta projenin desteklenmesidir. Yoksa anayasa paketinin içeriği ile doğrudan bir ilişkisi yoktur.

Bir Genel Başkan Yardımcısı’yla ilgili rahatsızlığınızın da etkisi oldu mu bu ayrılıkta?

“20 kişi bildiri hazırlıyor, Zekai Özcan da var” gibi bir haber çıktı. Başbakan’a o çok yakın milletvekili verdiği demeçte, “Biz bunları tanıyoruz, şerefleriyle istifa etsinler” diyor. Önce gazeteyi aradım, şöyle dedim: “Benim için şerefli adam, ’Önce yeminine sadık olacak ticari ve siyasi rant peşinde koşmayacaktır. Karşılıksız vatandaşa hizmet edecektir. Bunun dışında başka bir şerefli milletvekili tanımı bilmiyorum. O halde bu şerefli olması gereken adam ortaya çıksın.” Ortaya çıkmadı. Abdülkadir Aksu’yu aradım, ’Sayın Başbakan’a yakın isim olmasa ciddiye almam, ancak korkarım ki, bilgisi dahilinde bu kişi konuşmuş olabilir. Üzerinde duruyorum, gerekeni yapacağım “ dedim. Aksu, ” Ciddiye alma, bakarız “ dedi. 15 gün geçti. Parti kurumsal olarak bu demeci yalanlamadı. Arkasından bir milletvekili bir kanalda, ” Zekai Özcan etik olarak istifa etmelidir “ dedi. Sonra özür dilemeye çalıştı, özrünü kabul etmedim.

İbrahim Hasgür, İzmir milletvekili?

Evet. Televizyonda söylediğini yine orada söylemelisin dedim. Bunlar partinin kurumsal kimliğinin olmadığını gösteriyor.

Kim o Genel Başkan Yardımcısı tahmininiz var mı?

Var ama emin olmadığım için gıybet yapmak istemiyorum. O zaten şerefli bir adam olsa şimdiye kadar çıkıp 40 defa ” benim “ derdi.

Çevresinin etkisi altında kalıyor

Başbakan Erdoğan’ın ilk dönem ve ikinci dönemi arasında fark var mı?


Var tabii. İkinci dönemde yüzde 47 oy alınması Sayın Başbakan’a aşırı güven vermiştir. Bu da onu, çevresinin etkisiyle ana konulardan uzaklaşmasına neden olmuştur. Keşke yüzde 47 oy almasaydık. Sadece iktidara gelinebilecek oy alınsaydı belki bu yanlışlar yapılmaz daha özenli davranılırdı.

Muhalefetin ’Tek Adam Erdoğan’fikrine katılıyorsunuz galiba?

Çevresi, Sayın Başbakan’ı bu görüntüye getirdi. Hiç kabul etmediğim bir çevresi var. Sayın Başbakan’a yakın elbette çok değerli arkadaşlar da var. Samimiyetine inanmadığım, Başbakan’ın çevresinde onunla ilişkisi olmaması gereken birçok kişi de var.

Sizin de samimiyetiniz vardı sanıyorum partiye gelirken?

Ben bu partiye davetle geldim. Sayın Başbakanımıza inanarak geldim. Kendisini çok samimi bulduğum için geldim. Bu görüşlerimde de değişiklik olmamasını istiyorum. Hala buna inanmak istiyorum. Ama bence çevresinin çok etkisinde kalıyor. Mesela şunu görüyorum; ” Biz bu açılım projesini yapar, çok iyi oy alırız, iyi şeyler olur “ diyenler olmuştur büyük ihtimalle. Bu işe girişilmiştir. Bu işin moderatörlüğünü yapacak kişi İçişleri Bakanı olmamalıydı. Maalesef dürüstlüğüne güvendiğim Beşir Atalay bu açılım projesini yürütemedi ve kendi sorumluluğunda olan belediye başkanına bile, yasal işlem yapmaktan çekindi.

BDP ile yakınlaşmanın sizi rahatsız ettiği belli oluyor?

Meclis’te bir DTP milletvekili çıktı, ” bizim tutsaklarımızı bırakın “ diyor. Sanki Türk yargısı bunları mahkûm etmemiş, tutuklamamış. Aynı oturumda bir başka DTP’li, Sayın Baykal için ” Seçim ittifakı pazarlığı “ yaptığını söyledi. AK Parti grubundan kimi milletvekilleri bu partinin sözcüsünü sürekli alkışladılar. MHP ya da CHP’li herhangi bir milletvekilinin -ne kadar doğru şeyler söylerse söylesin- AK Parti’den alkış aldığını görmedim. Burada bazı AK Partili milletvekilleri ile DTP arasında sanki gizli bir ittifak görüntüsü var, bu da beni çok rahatsız etmiştir.

BAŞKA PARTİYE GEÇMEK İÇİN İSTİFA ETMEDİM

Özcan, “Başka partilerden davet aldığınız söyleniyor?” sorusuna şöyle yanıt verdi: “Önemli olan sorumluluğumun gereğini yerine getirmekti. Vebalden kurtulmak için itirazlarımı yaptım. Uygulanan politikalara katılmadığım için de partimden kurumsal olarak ayrılmak zorunda kaldım.”

Habur büyük bir kırılma noktası

Gensoruya ’Evet’verdiniz. Açılımı eleştirdiği bilinen tek bir milletvekili aynısını yapmadı. Neden tek kaldınız?


Bence vebal altına giriliyor. Bu projenin sonuçlarını Sayın Başbakan’a söylemeyenler, bana göre vebal ve sorumluluk altındadır.

Fire olur mu?

Bunu değerlendirmek bana yakışmaz. Gensoruda isterdim ki bazı arkadaşlar benimle birlikte evet versinler, bu konu araştırılsın. Çünkü Habur büyük bir kırılma noktasıdır, üzerine gidilmesi gerekir. Ama tek başıma kaldım. Belki Sayın Başbakan, ” Bir tek Zekai Özcan kabul etmiyor, önemli değil “ demiştir. Oysa AK Parti’de 10-15 kişi olsaydık belki bu ciddiye alınırdı. AK Parti en azından Habur’u kendisi araştırmak zorunda kalırdı.

Anayasa’daki tavrınız ne olacak?

Türkiye’nin önemli bir meselesi için, TBMM’de olacağım. Eğer AK Parti’de kalsaydım çok farklı değerlendirildiği için oyumun rengini söyleyecektim. Ama şimdi bağımsızım. Yasa gereği gizli oy vermemiz gerekiyor. Yine farklı yorumlanacağı için oyumun rengini söylememe gerek yok. İnandığım doğrultuda oyumu vereceğim.

Genel Kurul’da nerede oturacaksınız?

Tarafsız kesimde oturacağım (gülüyor).

Ankara ilçe yönetimlerinin istifasını durduğunuz duyumları aldım?

Onlar istifa ettiğimi kabullenmek istemiyorlar. Tekrar döneceğimi düşünüyorlar, kimi kardeşlerim bunda ısrar ediyorlar. Dedim ya tabanla ikiz kardeş gibiyiz.

Yönetimle veya Başbakan’la son defa görüşseniz ne söylemek isterdiniz?

Bana göre Sayın Başbakan çevresini ve uygulanan açılım politikasını yeniden gözden geçirmelidir. Kendisinin samimiyeti konusunda sorgulama yapmak istemiyorum ama bu konudaki politikasına asla katılmıyorum.

Parti içi demokrasi işlemiyor

AK Parti’de parti içi demokrasi işliyor mu sizce?


Hayır işlemiyor. Bir defa ” istişare “ deniliyor, kesinlikle yok. Birikimin, tecrübenin, bilginin fazla önemi yok. Açılıma bakın. Karar organı milletvekili olacaksa önce onların fikri alınır. Siz bunu tek taraflı açıklıyorsunuz. Ondan sonra toplantı yapıyorsunuz. Bir milletvekili farklı bir şey söylüyor dinlemiyorsunuz. Katılmak zorundasınız anlamında söylemiyorum. Ama tek taraflı karar veriyorsunuz, uygulamaya geçiyorsunuz, ondan sonra ” Gelin tartışalım “ diyorsunuz. Bunun bir anlamı yok. Adaleti tam uygulamadığın zaman her şey biter. Bence AK Parti bu yanlışları çok yaptı. (Vatan)

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler