YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
'Herkesin sandığa gitmesi lazım, en önemli şey bu'
'Herkesin sandığa gitmesi lazım, en önemli şey bu'
30 Ekim 2015 16:26
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Çelik, seçime katılımın demokrasimizin gücünün göstergesi olduğunu belirterek, "Herkesin sandığa gitmesi lazım, en önemli şey bu" dedi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Herkesin sandığa gitmesi lazım, en önemli şey bu. Kime oy verirse versin vatandaşlarımız, tabii ki ben tek başına iktidar çıkarabilecek bir tabloya oy vermelerini isterim ama katılımın yüksek olması demokrasimizin gücünü gösteriyor” dedi.

Seçim çalışmalarıyla ilgili olarak AA’nın sorularını cevaplayan AK Parti Sözcüsü Çelik, 7 Haziran seçiminden bugüne kadar geçen süreci değerlendirdi.

Çelik, CHP ile yürütülen "istikşafi" görüşmelerin siyaset kültürüne önemli katkılar sağladığını ancak özellikle dış politika ve eğitim konularındaki derin görüş ayrılıkları sebebiyle CHP ile koalisyon kurulamadığını ifade etti.

AK Parti’nin, "Türkiye’yi seçime götürmek üzere kısa süreli reform hükümeti kuralım" önerisinin de CHP tarafından kabul görmediğini hatırlatan Çelik, AK Parti-MHP koalisyonu kurulamamasında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin tutumunun etkili olduğunu kaydetti. Bahçeli’nin, 7 Haziran akşamı, "Biz herhangi bir şeyin içinde yer almayacağız, diğerleri kursun" dediğini hatırlatan AK Parti Sözcüsü Çelik, şöyle devam etti :

"Bu ifade, MHP'yi tamamen seçimin bir parçası değilmiş gibi konumlandırdı. Burada birtakım argümanlar öne sürdü. Süreç içinde görüldü ki Kılıçdaroğlu, Bahçeli’ye, 'beraber kuralım' dedi. Ona da 'hayır' dedi. Hatta Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Bahçeli’ye 'istiyorsan sen başbakan ol' dedi, ona da 'hayır' dedi. AK Parti açısından CHP’yle yapılan istikşafi görüşmeler kendisine de teklif edildi, kabul etmedi. 'Bazı görüşmeler olsun ama istikşafi görüşmelere gerek yok' dedi. Halbuki CHP ile yaptığımız gibi MHP ile de bu tip bir görüşme yapılabilseydi çok daha geniş bir tablo ortaya çıkacaktı."

"Bahçeli, tüm seçenekleri reddediyor"

"Türkiye tek adam yönetimine gidiyor" eleştirisini en fazla dile getiren Devlet Bahçeli'nin Türk siyasetinde tek adam yönetimiyle partisini yöneten kişi olarak öne çıktığını söyleyen Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ben net olarak şunu gördüm, Sayın Bahçeli, 'Yanımda çanta vardı, çantada koalisyon belgeleri vardı' diyor ama bunları orada neden göstermedi. Sayın Başbakan 2 kere ziyaret etti kendisini, 2 kere bu konular uzun uzun konuşuldu. Benim gördüğüm şu oldu, 40-50 yıllık ülkücü milliyetçi siyaseti de takip eden biri olarak söylüyorum bunu, her parti, her siyasi akım iktidar olmak için siyaset yapar, fakat Sayın Bahçeli'nin son birkaç yıllık tutumunun, geleneksel ülkücü-milliyetçi siyaset tarzıyla çatışan bir tutum olduğunu görüyorum. Mesela terörle mücadele konusu, geleneksel olarak ülkücü-milliyetçi siyaset açısından çok asli bir konudur, devletin terörle mücadelesi söz konusu olduğunda şartlar ne olursa olsun, siyasi mülahazalar ne olursa olsun, siyasi değerlendirmeler ne olursa olsun, ülkücü-milliyetçi taban anında terörle mücadeleye destek verirler. Bu onların siyasetinin ana unsurlarından biridir. Ama şimdi Sayın Bahçeli, Türkiye terörle mücadele ederken, azınlık hükümetine dışarıdan destek verme, bir hükümetin parçası olma ya da bir koalisyon kurma gibi tüm seçenekleri reddediyor. Türkiye'nin belkide tarihinin terörle mücadele açısından en hassas dönemlerinden bir tanesinde Sayın Bahçeli kenara çekilip seyrediyor. İkincisi şu var, şunu söylemek gerekir, niçin ülkücülerin, milliyetçilerin önüne bu kadar uzun zaman sonra, 15 sene sonra bir iktidarın parçası olma, iktidar ortağı olma fırsatı çıkmışken Sayın Bahçeli bunu reddediyor? Bunu hangi gerekçeyle yapıyor? Yani bizim gerçekleştirmemiz gereken prensipler var, umdeler var, bundan bahsediyor, işte bunun için iktidar iyi bir fırsattır."

MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin, seçim hükümetine Anayasal zorunluluk gereği HDP'nin girmesini eleştirdiğini hatırlatan Ömer Çelik,  “Ama Sayın Bahçeli koalisyonun parçası olsaydı ya da bir azınlık hükümetine dışarıdan destek verseydi veya bir seçim hükümetinin parçası olsaydı, eleştirdiği şeyler olmayacaktı. Tüm bu çerçeveden baktığımızda Sayın Bahçeli'nin ülkücüleri ve milliyetçileri iktidar yapmamak üzere bir siyaset izlediği, eğer iktidar olurlarsa başka yeterlilik ve kapasite sorunlarının tartışmaya açılabileceği gibi bir korkuyla hareket ettiği ve ülkücü-milliyetçiler kaç oy alırsa alsın bunları iktidarın dışında tutacak şekilde bir siyaset çizgisinde ısrarcı olduğu görülüyor” diye konuştu.

"MHP'nin genel başkanı olarak topluma ne söylüyorsunuz?”

Devlet Bahçeli’nin MHP’yi, “küçük olsun, benim olsun” anlayışıyla yönettiğini ifade eden Çelik, “Bahçeli, Akşener'i niçin tasfiye ettiğine ilişkin insanların kafasına berrak bir değerlendirmede bulunamıyor. Sadece şunu söylüyor, ismi çok öne çıktı, tasfiye ettim. Her siyasi parti, kendine güvenen liderler, partilerinden çok sayıda ismin öne çıkmasını isterler ama biri biraz öne çıktı, birisi siyaset yapıyor diye böyle yapıldığı zaman o zaman orası siyasi parti olmaz” dedi.

MHP’nin, kampanya afiş ve reklamlarında "gelecek ve umut vaadi" bulunmadığını kaydeden Çelik, “Sadece AK Parti'nin vaatlerini söylüyor, ondan sonra da 'yalan' diyerek negatif bir siyaset gerçekleştiriyor. Bırakın AK Parti'nin vaatlerini tartışmayı. MHP'nin genel başkanı olarak topluma ne söylüyorsunuz” dedi.

 MHP tabanının beklentileriyle MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin söylemlerinin birbirine zıt olduğunu söyleyen Ömer Çelik, “Bahçeli, 7 Haziran'da iktidar ortağı olmayı, iktidarın bir parçası olmayı reddetti. Şimdi diyor ki ‘1 Kasım'da benzer bir tablo çıkarsa biz sorumluluktan kaçmayız.’ O zaman 7 Haziran'da neden kaçtınız sorumluluktan. Üstelik şu anda Türkiye terörle mücadele konusunda bu kadar dar bir koridordan geçerken, bu kadar güçlü bir mücadele verirken niçin destek vermediniz? Bu dönemde ülkücü-milliyetçi siyasetin terörle mücadeleye desteği çok önemliydi" ifadesini kullandı.

MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin, "5. Parti” iddialarının hatırlatılması üzerine Ömer Çelik, “Bu çok eski bir Ankara siyaset numarası. Bahçeli, ‘Eğer MHP'den bir kopuş olursa bu MHP'yi güçlendirir’ diyor. Bahçeli sürekli olarak kopuşlar olsun, birileri tasfiye edilsin, ‘küçük olsun benim olsun’ dediğimiz tarzda siyaset alanı tahkim ediyor. Çok uzun yıllardır izliyorum ilk defa MHP'nin tabanının, ülkücü-milliyetçi siyaset damarıyla sayın Bahçeli'nin genel başkanın siyasi tutumu arasında bu kadar açık bir zıtlık ve çatışma görüyorum" diye konuştu.

"Doğuda elinde silah, batıda elinde gitar"

HDP yöneticilerinin 7 Haziran akşamı aldıkları oylar için “ödünç oy” tanımlaması yapıp, değişik kesimlere teşekkür ettiğini ancak hemen ardından PKK yöneticileri tarafından, “HDP’ye verilmiş ödünç bir oy yok” açıklaması yapıldığını hatırlatan Çelik, şunları söyledi :

“Bir siyasi partinin kendi aldığı oyla ilgili değerlendirmesi bile Kandil'den veto edildi, 'Hayır, öyle değil bu şekilde' diye. Zaten o gün itibarıyla buna bir cevap verilmediği andan itibaren tablo açığa çıkıyor. Siz siyasetçisiniz, siyasetçinin görevi nedir? Siyasetçi toplum odaklı çatışmasızlık odaklı silaha mesafeli alanda toplumsal beklentileri siyasi temsilciler dönüştürmeye çalışır. Bunu yapmak yerine, bunun arasında melez bir siyaset kurmaya çalıştığınız zaman, yani doğuda elinde silah, batıda elinde gitar şeklinde bir tablo ortaya çıkarmaya çalıştığınız zaman bunu bir seçim idare edebiliyorsunuz. Nihayetinde Türkiye'de herkes çok sağduyulu, Mecliste siyaset yapıldığı zaman belki batıdaki pek çok demokrasiden daha ileri şeylerin söylenmesine de herkes tahammüllü davranıyor. Ama geldiğimiz noktada böyle bir tablo var.”

HDP yöneticilerinin, 7 Haziran’dan bu yana Türkiye’nin aleyhine açıklamalar yaptığını, çevre ülkelerin başkentlerinin işine yarayacak açıklamalarda bulunduğunu vurgulayan Ömer Çelik, şöyle devam etti :

“Çok basit bir argümana sarılıyorlar. ‘Fırat'ın batısında IŞİD var, PYD oraya geçerse onunla mücadele edecek...’ Bizim için fark etmiyor. PYD'nin bize dönük tehdidi ile IŞİD'in bize dönük tehdidini eşit değerlendiriyoruz. Bunun karşısında da şöyle bir uslüp kullanabiliyor. Sayın Başbakanın eline kelepçe takmakta en son PYD Fırat'ın batısına geçecek, sizde şöyle böyle bakacaksınız gibisinden son derece çirkin hiçbir şekilde Türk siyasi hayatı içerisinde telaffuz bile edilmemesi gereken kendisi açısından da ancak kendisinin üzerine yapışabilecek bir söz söyledi. Şimdi her türlü başkente uyumlu sözler söylüyorsunuz bir devremülk şeklinde, uyumlu siyasetler üretebiliyor. Bir tek kavga ettiği yer var, Ankara. Bir tek kavga ettiği yer var, Türkiye.” 

AK Parti Sözcüsü Çelik, Kürtlerin çevre ülkeler içinde demokratik standarda en yüksek oranda kavuştuğu ülkenin Türkiye olduğunu belirterek, “Türkiye Cumhuriyeti, Türklerin, Kürtlerin, Çerkeslerin, Abazaların herkesin ortak devleti. Şimdi buradan baktığınızda kendi tabanını, bu demokratik süreçlerden kopararak silah gölgesinde bir sürecin içerisine sokmaya çalışmak demek, bu coğrafyadaki Kürt çocukların daha iyi eğitim alması, daha iyi sağlık hizmeti alması, daha iyi üniversitelerde okuması şeklinde bir siyasetin peşinde koşmak değil. Onu, bölgedeki büyük güçlerin vekalet savaşlarında, bu PYD, PKK gibi örgütlerin birtakım işlevlerine kurban etmek demek” ifadelerini kullandı.

“Kürt'e en büyük zararı veriyor”

“Kim ki Suriye'de ya da başka bir yerde kantonlar oluşturarak, Türkmen'in, Arap'ın ve Kürt'ün kaderini birbirinden koparmaya çalışıyorsa o Türk'e, Kürt'e, Türkmen'e ve Arap'a da düşmandır” diyen Ömer Çelik, şunları söyledi:

“Türklerin kaderi Arap'ın kaderinden, Arap'ın kaderi Kürt'ün kaderinden bağımsız değildir. Bunları birbirlerinden ayrıştıranlar bunu Kürt adına yapıyorsa Kürt'e en büyük zararı veriyor. Türkmen adına yapıyorsa Türkmen'e en büyük zararı veriyor. Bunların birbirlerinden kopmaması gerekiyor. Büyük bir demokratik perspektifle büyük bir refah perspektifine baktığınızda Anadolu'nun Mezopotamya'nın çocuklarının önünde yepyeni demokratik perspektifler, siyaset alanları, özgürlük ve refah alanları var. Bunu sabote etmeye çalışıyorlar. Şimdi HDP'nin siyasetçilerine baktığınızda bu kanton siyaseti üzerinden bunu sabote etmenin bir parçası haline geldiklerini görüyorsunuz.”

Türkiye’nin 7 Haziran’dan sonra “büyük bir türbülans” yaşadığını dile getiren Çelik, “Türkiye ekonomik ve siyasi olarak büyük bir belirsizliğin içine girdi. Etrafımızda bir sürü gelişme oluyor. Bu gelişmelere karşılıklı hızlı iyi sağlam kararlar alabilen bir devlet refleksiyle cevap verilmesi gerekiyor. O nedenle istikrarın ne kadar kıymetli olduğu bir kere daha görüldü” dedi.

“Bu seçimin tek gündemi var”

“AK Parti iktidara geldiği zaman 6 yaşında olan ilkokula yeni başlamış bir çocuk, bugün üniversitede. O bütün hayatı boyunca, hep istikrarlı bir Türkiye gördüğü için istikrarsızlık nasıl bir şey ancak anne babasının anlattığı ve ona hikaye gibi gelen konulardan biliyor. Ama şimdi görüldü” diyen Çelik, şöyle devam etti :

“ Bu tabloyu aşmamız gerekiyor. Ben diğer partilerin ne oy alacağıyla hiç ilgilenmiyorum. Bu seçimin tek gündemi var. AK Parti tek başına iktidar olacak mı, olamayacak mı? Burada meseleyi AK Parti meselesi olarak koymuyorlar. Mesele AK Parti meselesi değil. Mesele, biz istikrarlı bir tablo ortaya çıkarabilecek miyiz? Dünyadaki bu ekonomik sarsıntılar karşısında Türkiye gemimizi sağlıklı bir şekilde yüzdürebilecek miyiz? Etrafımızda çok dinamik güvenlik konuları yaşanıyor, bu güvenlik karşısında vatanımızı, memleketimizi bütün bu sıkıntılardan koruyarak, yönetebilecek bir tablo çıkarabilecek miyiz? Mesele, AK Parti'nin tek başına iktidar olması meselesi... Bütün bunlara verilecek olumlu karşılık ile ilgili bir meseledir. Yoksa tek başına AK Parti davası, parti davası, partizanca bir tutumdan bahsetmiyoruz. Burada AK Parti'nin tek başına iktidar olmasıyla Türkiye'nin bu büyük meselelerinin çözümü ve Türkiye'nin önündeki yeni gelişmelere ayak uydurabilmesi, yeni krizleri yönetebilmesi ve yeni ufuklara yelken açabilmesi özdeşleşmiş durumdadır."

“Herkesin sandığa gitmesi lazım, en önemli şey bu”

Çelik, “Yüzde 4 civarında bir kararsız seçmen olduğu ifade ediliyor. Kararsız seçmene bir çağrınız olacak mı?” sorusuna şu cevabı verdi:

“Herkesin sandığa gitmesi lazım, en önemli şey bu. Kime oy verirse versin vatandaşlarımız tabii ki ben tek başına iktidar çıkarabilecek bir tabloya oy vermelerini isterim ama katılımın yüksek olması demokrasimizin gücünü gösteriyor. Bu bizim için çok kıymetli bir şey.”

Kararsız seçmenin beklentilerini, isteklerini çok iyi analiz ettiklerini anlatan Çelik, şöyle konuştu:

“Diğerleri sadece söylem olarak kararsız seçmene ve diğerlerine sesleniyorlar. Ama biz söylediğini yapmış, arkasına iş koyabilmiş, eylem koyabilmiş bir iktidarız ve 13 sene boyunca hiç duraksamadan nefes almadan yorgunluk ve yılgınlığa düşmeden yapabilmiş bir partiyiz. Bu çerçeveden bakıldığında partilerle ilgili bir kararsızlık söz konusu olsa bile Türkiye'de bir tek başına iktidarın çıkmasıyla ilgili bir kararsızlık söz konusu olmaması gerekir. Bu mesele, Türkiye'nin büyük meselelerini yönetmek açısından sadece AK Parti meselesi değildir, bu partizanca değerlendirme değildir, bu mesele Türkiye'nin büyük meselelerini yönetme ve Türkiye'nin yeni ufuklara sağlıklı bir şekilde yelken açabilmesiyle özdeşleşmiş bir meseledir.”

"Sandığa kimse ipotek koyamaz"

“Sandık meselesi demokrasinin namusudur. Sandığa kimse ipotek koyamaz. Sandığın kimyasıyla kimse oynayamaz. Hiç kimse sandığa genetik bir müdahalede bulunamaz” diyen Ömer Çelik, “Güvenlik operasyonlarıyla da sandık bölgelerinde hakimiyet kuran vatandaşları tehdit eden, vatandaşları taciz edene vatandaşın oyuna ipotek koymaya çalışanlara karşı ciddi tedbirler alınmıştır. Vatandaşlarımız da bunu hissediyorlardır. Hiçbir sandıkta problem olmayacak. Herkes özgürce güven içerisinde hür tercihini yansıtacak biçimde gitsin oyunu kullansın” diye konuştu. 

AK Parti Sözcüsü Çelik, önceki seçimlerde AK Parti’yi desteklemesine rağmen, 7 Haziran seçiminde AK Parti’ye oy vermeyen seçmenlere seslenerek, “Vatandaşlarımızın çeşitli değerlendirmeleri, küskünlükleri, kızgınlıkları, beğenmedikleri hususlar vardır. Bunları 7 Haziran'dan bu yana bir mikro cerrahiyle en ince ayrıntısına kadar değerlendirdik, adını koyduk. Bütün bunlara baktığımızda, vatandaşlarımız neden hoşnut değil, ne tür konularda yetersiz kalıyoruz, ne konuda yanlış yaptığımızı düşünüyorlar, yeni siyasetler üretmemizi, yeni buluşlar ortaya çıkarmamızı bekliyorlar. Tüm bunları değerlendirdik. Bütün bunların neticesinde de bir seçim beyannamesi ortaya çıktı” dedi.

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler