22 Eylül 2017 Cuma
  • Altın145,627
  • BIST104.123
  • Dolar3,4910
  • Euro4,1702
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,7266
  • İstanbul21 °C
  • Ankara17 °C
  • İzmir21 °C
  • Konya20 °C
  • Adana25 °C
  • Antalya25 °C
  • Diyarbakır30 °C
  • Bursa17 °C
  • Kayseri21 °C
  • Kocaeli17 °C
  • Şanlıurfa28 °C
  • Gaziantep24 °C
  • İçel27 °C
Doğu - Batı savaşında zihinlerin işgali
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"Göstericilere polisin müdahalesine devlet izin vermemeli"
"Göstericilere polisin müdahalesine devlet izin vermemeli"
29 Ekim 2014 01:00
TBMM İçişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Ersoy, İç Güvenilk Yasası'na neden ihtiyaç duyulduğunu, yasayla nelerin değişeceğini anlattı.

Kanal A'da yayınlanan ve Fatin Dağıstanlı'nın sunduğu 'Trükiye'nin Seçimi' programının bu haftaki konukları TBMM İçişleri Komisyon Başkanı Mehmet Ersoy ve CHP Konya Milletvekili Atilla Kart idi.

İç Güvenlik Yasası'nın tartışıldığı programda, Mehmet Ersoy yasaya ne amaçla ihityaç duyulduğu konusuyla konuşmaya başladı:

Eylemci ile provokasyoncuyu ayıracağız. Bir olay için toplanmış insanlara müdahaleye devletin izin vermemesi gerekir. O da onların hakkı. Devlet onları koruyacak. Ama devlet sadece onları korumayacak, onların protestolarına katılmayan, onların eylemlerinde olmayan can ve mal güvenliğini sağlayacak. Yani bu istismara, vandalizme dönüşmeyecek. İnsanlar neyi bahane ederse etsin başkalarının canına kıyamayacak.

Maske takıp, kıyafetlerle kimliklerini gizleyerek, ellerine molotof kokteylilerini alarak yaptıkları hırsızlıkları, kıydıkları canları, yaktıkları araçları, binaları protestolarının bir parçası haline getiremeyecekler.

"'Nerede bu devlet?' sorusu çoğalırsa tehlikeli olur"

Kobani eylemleri vesilesiyle sokaklara dökülen eylemcilerin tamamını 'vandalist' olarak kabul etsek bile İçişleri Bakanlığı verilerine göre 120 bin kişi katılmış. 38 ilde hayatı zindan ettiler. Şimdi siz onların toplanma, protesto haklarına saygı duyacaksınız. Ama bu 120 bin kişinin 'hepsinin istismar ettiğini' varsaysak bile, milyonlarca insanın hayatını çekilmez yapmalarına göz yumacaksınız. O zaman da 'Nerede bu devlet?' sorusunu sorarsınız. Bu çok tehlikeli bir sorudur. Vatandaş bunu çok sık sormaya başladığında kendisi önlem almaya başlar. Bu demokratik devletlere uygun değildir.

İç barışımızı daha güven altına almak, hepimiz için gerekli olan kamu düzenini daha iyi sağlayabilmek için birtakım önlemler aldık.

"İlk kez sivil iktidar döneminde temel hak ve özgürlükler kısıtlanıyor"

Atilla Kart ise konuyla ilgili olarak şöyle konuştu:

Sivil iktidar döneminde yani son 60 yıl içerisinde, Türkiye temel hak ve özgürlükler konusunda ciddi bir yapılanmaya girdi. O zaman özgürlük ve güvenlik önleminde 1971 muhtırasında 'Bu özgürlükler fazla geliyor' denildi. Sıkı yönetim altında güvenlik düzenlemeleri getirildi.

80 darbesine bakmaya gerek yok. O zaten darbe, demokratik yapıyı yok eden bir düzenlemeydi.

İlk kez sivil iktidarlar döneminde Ekim 2014 tarihinde olağanüstü bir hal, muhtıra ya da sıkı yönetim dönemi olmadığı halde Türkiye'de güvenlik gerekçesi ile temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmaya başlandığını görüyoruz.

Toplantı, gösteri, yürüyüş hakkı demokrasinin özüdür. Elbette barışçıl olmak kaydıyla, başkasının hak ve özgürlüğüne, kamu malına zarar vermemek kaydıyla. İnsanlar toplantı, yürüyüş, gösteri haklarını hiç kimseye sormadan ki demokrasilerde böyledir, diledikleri zaman bu haklarını kullanabilirler, kullanmalıdırlar.

"Göstericiler ötekileştiriliyor"

Atilla Kart konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

Bin kişi çıktı, gösteri yapıyor. Onların içerisinde 20-30 kişi şiddete başvuruyor. İşte güvenlik gücü odur ki orada o bin kişiyi hedef almadan o 20-30 kişiyi enterne edecek, izole edecek, onları tespit edecek ve onlar hakkında yasal işlem yapacak. Bugün çağdaş demokrasilerde yaşanan bu. Ama biz bugün doğrudan o bin kişiyi hedef alan şiddet uygulamasını yaşıyoruz.

Gencecik kişileri polis yapıyoruz. Onlara da haksızlık yapıyoruz, onlar da çok ağır yükün altında. Ama ne oluyor biliyor musunuz?  O ayrımcı uygulamalar sebebiyledir ki, o gösteri hakkını kullanan o çocuklarımız, gençlerimiz o polislerin gözünde 'öteki, bertaraf edilmesi geren kişi' olarak görülüyor.

Gezi'de doğrudan gençlerimize polis vücutlarını hedef aldı.

İç Güvenlik Yasası'nın amacı

Konuyla ilgili olarak Ersoy şunları söyledi:

Müdahaleler sırasında gösterilerde polisin yaptığı yanlış, insani olmayan, orantısız olarak kullanılan güçleri tasvip etmemiz ve bunların doğru olduğunu söylememiz kesinlikle mümkün değil.

Bu kardeşlerimiz toplantı yapmak istiyorlarsa, miting yapmak istiyorlarsa, gösteri yapmak istiyorlarsa, Ankara'nın sekiz tane meydanı var, nereye isterlerse oraya gitsinler. Ama siz yol kesenlerin önüne yatarsanız, Kızılay Meydanı'na çadır kurmak isteyenlerin o çadırları kurmalarının 'hak' olduğuna inanıp, polisler onlar için mücadele ederseniz biz bu insanlara hukuk içerisinde haklarını kullanmalarını sağlayamayız ki. Devletin görevi herkesin can güvenliğini korumak, hakkını korumak.

Sonuçta hayat devam edecek. Siz 4 milyon nüfuslu Ankara'da her aklınıza geldiğinde, düdüğü çaldığında Kızılay Meydanı'nda toplanırsanız ve orada 5 bin kişi gösteri yapacaksa milyonların hakkına hukukuna tecavüz etmiş olmuyor musunuz? Seyahat, ticaret vd haklarına engel oluyorsunuz.

Devletin amacı vandalizm ile mücadele etmek. Hükümetimizin düzenlemeyle getirmek istediği şey, maske takmamaları, molotof kullanamamaları, gösteri yapacak olanlar taşla, sopayla, silahla gösteri alanına girmemeleri.

"Polis zaten müdahale edebilir"

Araya giren Kart; "Zaten yasaya göre maske ağırlaştırıcı bir sebep. Polis onu tespit edip hakkında yasal işlem yapacak. Polisin bunu yapmasına engel teşkil edecek bir hüküm yok. Sanki muhalefet molotof atılmasını, maske takılmasını destekliyor gibi algı yaratılmak isteniyor. Böyle bir şey yok." dedi.

 

KANALAHABER.COM/ÖZEL İÇERİK

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler