YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"Gönderdiği defter değil, kağıt parçası"
Başbakan, grup toplantısında gündemi değerlendirdi. Van'daki depremle sözlerine başlayan Erdoğan, PKK'ya ve BDP'ye sert çıktı. Kılıçdaroğlu'nun gönderdiği mektubun defter değil kağıt parçası olduğunu kayededen Erdoğan"Kılıçdaroğlu bir kez daha çaktı"dedi.
"Gönderdiği defter değil, kağıt parçası"
01 Kasım 2011 / 12:01 Güncelleme: 01 Kasım 2011 / 14:42

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, terörle mücadele ederken güvenlik ve özgürlük dengesinden asla taviz vermeyeceklerini, eskiye dönüşün kesinlikle söz konusu olmayacağını söyledi.

Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan Erdoğan, ''Benim Kürt kökenli kardeşim artık açık yüreklilikle, cesaretle, korkmadan, çekinmeden bu canilere 'yeter artık' diyor. 'Benim adıma öldürme' diyor. 'Elinin kanını bana bulaştırma' diyor. Allah'ın izniyle milletimizin sabır ve dirayetiyle bu kanlı örgütün de ve onun uzantılarının da maskesi artık tek tek düşüyor'' dedi.

Erdoğan, teröre karşı çok yoğun bir mücadele verdiklerini, çok kararlı şekilde terörün üzerine gittiklerini belirterek, terörle mücadele adına ne varsa onu yaptıklarını, atılacak ne kadar adım varsa attıklarını söyledi. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Ancak bunu yaparken demokrasiden, halklardan, özgürlüklerden asla ve asla taviz vermiyoruz., Bölge halkının zarar görmemesi için kılı kırk yaran bir hassasiyetle hareket ediyoruz. Terör ile bölge halkını birbirinden ayırıyor, hiç kimseye en küçük bir zarar gelmemesi için büyük bir dikkat gösteriyoruz. Nitekim güvenlik güçlerimizin bu hassasiyeti bölgede büyük takdir görüyor. Terör örgütü bu hassasiyeti kırmak, sivillerin zarar görmesini sağlamak için her türlü tahriki seriliyor ama güvenlik güçlerimiz sabırla bunların üstesinden geliyor. Şahadete koşarak, aşkla, şevkle bunu çözmenin gayreti içerisinde. Şundan herkes emin olsun; güvenlik özgürlük dengesinden asla taviz vermeyeceğiz. Eskiye dönüş kesinlikle söz konusu olmayacak. 90'lı yıllara dönme kaygısının yersiz olduğunu bugün herkes görüyor. Verilen mücadelenin sadece terör örgütünü hedef aldığını, günlük yaşamı etkileyecek hiçbir olumsuzluğa geçit verilmediğini bugün herkes daha iyi anlıyor. Hamdolsun demokrasiyi ve hukuku zaafa düşürmeden terörle etkin mücadele ortaya konuluyor. Kesinlikle terör örgütünün kurduğu tuzaklara da düşmüyoruz.

Bu noktada şu vurguyu altını kalın çizgilerle çizerek tekrar hatırlatmakta fayda görüyorum. Deprem sonrasında kimi mecralarda ortaya konan ırkçı ve ayrımcı görüş ve imaları şiddetle reddediyor ve kınıyoruz. Nasıl ki terör örgütü ve uzantıları benim Kürt kökenli kardeşimin temsilcisi değilse, benim Doğu ve Güneydoğu'daki vatandaşım da topyekün terör sempatizanı olarak yaftalanamaz. Bunun halkın çok açık net gördüğünü, eğer Türkiye genelinde 80 vilayet Van'da toplanmışsa, bütün imkanlarını Van için, Van'daki kardeşleri için seferber etmişse, bu oyun ne denli bozuk olduğu ortaya konan bir oyundur.''

"

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kendisine mektup gönderen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na, ''Sayın Kılıçdaroğlu, sen bu Kayseri meselesinde çok kötü çaktın. Sen Kayseri'yi artık yargıya bırak da 'yamyamları doyuramıyoruz' diyen kendi belediye başkanının ifadelerine bak'' dedi.

Erdoğan, önceki hafta medya temsilcileriyle yaptığı toplantının anamuhalefet ve muhalefet tarafından sansür girişimi olarak değerlendirildiğini söyledi.

''Tabii bunların dünyadan haberi yok. Terörle mücadele eden ülkelerde terör-medya ilişkisi üzerine yapılan tartışmalardan bunların haberi yok'' diyen Erdoğan, şöyle devam eti:

''O toplantıda çok açık ve net olarak ifade ettik: Propaganda terörün oksijenidir. Bunu söyledik. 'Medya hiç farkına varmadan terörün sözcülüğünü yapabiliyor, terörle bir ortak yaşam kurabiliyor' dedik. Başka ülkelerde yaşanan tecrübeleri anlattık, hassasiyetleri paylaştık. İspanya'yı, İngiltere'yi anlattık. Atılan manşetlerin, ekranlardaki görüntülerin, haber vermenin ötesine geçip, ülkenin doğusuyla batısını, güneyiyle kuzeyini karşı karşıya getirebileceğini, buna dikkat edilmesi gerektiğini ifade ettik. Van depreminin ardından çok daha somut olarak ifade ediyorum; diyorum ki gelin Azra bebeği görelim, gelin Trabzon'dan bisiklet için biriktirdiği parayı Van'a gönderen Muhammed'i görelim. Azra bebeği, Muhammed'i öne çıkarmayıp, ırkçı, ayrımcı imada bulunanlar ne kendilerine ne bu millete ne bu ülkeye hayırlı bir iş yaparlar.''

Terörle mücadeleye destek vermenin bir partiye, bir iktidara destek vermek olmadığını kaydeden Erdoğan, ''Bu siyaset üstü konudur ve yapılan iş, ülkemizin geleceğine destek vermektir. Terör olaylarını Hükümeti yıpratma vesilesi olarak görenler, terör örgütünün ekmeğine yağ sürmekten başka bir iş yapmış olmazlar'' dedi.

Bunu 12 Haziran seçimleri öncesi dönemde de yaşadıklarını dile getiren Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Her türlü başlıklar atıldı. Her türlü yaklaşım tarzı, köşe yazıları yazılıp, çizildi. Ne oldu  Benim milletim ne dedi  Yüzde 50 dedi. Yüzde 50 ile AK Parti dedi. Demek ki milletim bu işi çok yakından takip ediyor. Kendisini kucaklayanları görüyor, hizmeti görüyor, atılan adımları görüyor, verilen mücadeleyi görüyor ve bunu da yeri geldiğinde gayet güzel bir şekilde takdir ediyor. Ben bu noktada AK Parti Grubundan, sağduyulu ve sorumlu açıklama yapan tüm siyasi partilere de şükranlarımı sunuyorum. Irkçılığa, ayrımcılığa prim vermeyen bunu şiddetle kınayan, toplumu 74 milyonuyla dayanışmaya ve kucaklaşmaya çağıran tüm genel başkanlara, siyasilere ve sivil toplum örgütlerine buradan teşekkür ediyorum.''

''Cumhuriyet cumhurundur''

Erdoğan, 29 Ekim'de millet olarak Cumhuriyet'in kuruluşunun  88. yıldönümünü kutladıklarını hatırlatarak, ''Ben de bir kez daha Cumhuriyetimizin kuruluşunun 88. yıldönümünün kutlu olmasını diliyorum. Kurtuluş ve kuruluşta emeği geçen tüm şehitlerimizi, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere gazi ve şehitlerimizi bir kez daha minnetle yad ediyorum'' dedi.

Gerek Van depremi; gerek Çukurca'da 25 askerin şehadetiyle sonuçlanan saldırı nedeniyle Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının abartılı şekilde yapılmaması için Başbakanlık olarak bir genelge yayımladıklarını hatırlatan Erdoğan, bu genelgenin bu anlamda ne ilk ne de tek olduğunu söyledi. Geçmişte de çeşitli afet dönemlerinde kutlamaların vakar ve ağırbaşlılık içinde yapılması, abartılı şenlik havası içinde yapılmaması noktasında kararlar alındığını belirten Erdoğan, 1999 yılında Marmara depreminin ardından DSP-MHP-ANAP Hükümeti'nin bir genelgeyle kutlamaları iptal ettiğini anlattı.

Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Tabii milletin anlayışla karşıladığı bir karar, anamuhalefet partisi CHP'nin geleneksel istismarcı reaksiyonunu bir kez daha hayata geçirdi. Çünkü, bunların bu ülkenin geçmişiyle de ilgileri, alakaları yok. Huylu huyundan vazgeçmez. Can çıkar huy çıkmaz. Kendisini Cumhuriyet'in yegane sahibi, yegane bekçisi gören, cumhurdan kopuk bir Cumhuriyet anlayışını savunagelen CHP, 29 Ekim törenleriyle ilgili olarak o bildik refleksini gösterdi. 

Cumhuriyet'in sahibi şu ya da bu değildir. Cumhuriyet, cumhurundur. Yani 74 milyonundur. 88 yıl boyunca nasıl ki sevinçleri hep birlikte yaşadıysak, hüzünleri de hep birlikte yaşadık. Aynı şekilde sevinci de kederi de paylaşmaya devam edeceğiz. Hiç kimse meseleyi farklı yerlere, farklı mecralara çekme gayretinin içine girmesin. Hiç kimse AK Parti'ye, AK Parti Hükümeti'ne Cumhuriyet dersi de vermeye kalkmasın. Türkiye Cumhuriyeti,  elitlerin, seçkinlerin, zenginlerin, belli zümre ve grupların değil, 74 milyonunu topyekün cumhuriyetidir. Bunu böyle bilecek. AK Parti'nin 9 yıl boyunca kaydettiği en önemli başarılarından biri, Cumhuriyeti cumhurla buluşturmak ve barıştırmak olmuştur. 9 yıl boyunca Cumhuriyeti daha ileri demokrasiyle, hukukla, kalkınmayla, dayanışmayla ve kardeşlikle güçlendirme mücadelesi verdik. Aynı şekilde bu kararlı mücadeleyi sürdürecek ve Cumhuriyetimizi dimdik, en güçlü şekilde geleceğe taşıyacağız. CHP, eğer değişmek iddiasında ise mevcut paranoyalarından sıyrılmak zorundadır. Kendi sahibi olduğu, millete de empoze ettiği korkular da bugüne kadar Cumhuriyeti yüceltmemiş, aksine gelişmenin önünde engel olmuştur.  CHP, eğer değişim iddiasındaysa, eğer değişim arzusundaysa en başta genel başkanının üslubunu sorgulamak zorundadır.''

''Müflis tüccar eski defterleri karıştırırmış''

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun kendisine bir mektup gönderdiğini, bunu da basına verdiğini anlatan Erdoğan, ''Sayın Başbakan diye başlayan, saygılarımla diye biten bir mektup... Ancak, bu iki ifadenin arasında mektubun kalan bölümü, bir Anamuhalefet Genel Başkanı'na yakışmayacak, edep ve adap sınırlarını zorlayan bir üslupla kaleme alınmış. Konu ne  Kayseri ile ilgili iddialar. Neymiş, oraya niye bir müfettiş göndermemişim, orayla ilgili niye inceleme başlatmamışım  Aynı şekilde yine Elazığ ile ilgili iddialar... Müflis tüccar eski defterleri karıştırırmış. CHP Genel Başkanı malzemesiz kaldıkça Kayseri, Elazığ iddialarına sarılıyor, oralardan bir çıkış yapmanın gayreti içine giriyor '' dedi.

Kılıçdaroğlu'nun TBMM Genel Kurulunda konuyu dile getirdiğinde, belgesi ve deliliyle iddiaların yalan olduğunu ortaya koyduklarını ifade eden Erdoğan, ''CHP Genel Başkanı'nın bir kez daha yanıltıldığını, aldatıldığını, sınıfta kaldığını, yani çaktığını hemen oracıkta ispat ettik'' diye konuştu.

Erdoğan, iddialarından dolayı özür dilemesi gereken CHP Genel Başkanı'nın her sıkıştığı anda Kayseri meselesine sarıldığını, ancak ''karşılıksız çekle namı maruf olan kişiyi de milletvekili yapmanın gayretinden geri durmadığını, onu sıkılmadan parlamentoya taşıdığını'' söyledi.

Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Karşılıksız çekleriyle maruf... Böyle biliniyor. Güya kendi partisi içindeki yolsuzlukları, usulsüzlükleri örtme gayretine giriyor. Onuyla ilgili her şey zaten yargıda. Bana gönderdiğini iddia ettiği bir defter değil, bir kağıt parçası. O kağıt parçası da zaten fazlasıyla başka bir çok bilgi ve belgeyle güya yargıya taşınıvermiş durumda. Şüphelinin Emniyet'teki ifadesi saklandı dediler yalan çıktı. Avukatın otel parasını belediye ödüyor dediler yalan çıktı. İki katlı binaya 9 katlı dediler yalan çıktı. Hasılı ne kadar iddia ortaya attılarsa, hepsi yalan ve iftira çıktı. Sayın Kılıçdaroğlu; bak ben buradan açık açık söylüyorum, sen bu Kayseri meselesinde çok kötü çaktın. Sen Kayseri'yi artık yargıya bırak da 'yamyamları doyuramıyoruz' diyen kendi belediye başkanının ifadelerine bak. Böyle bir genel başkanın CHP'ye yakışıp yakışmadığı CHP'nin bileceği bir iştir ama böyle bir anamuhalefet partisinin Türkiye'nin geldiği noktanın çok gerisinde kaldığı aşikardır. Zorla güzellik olmuyor. Başkan demekle başkan olmuyor. Kongreden çıkmakla da lider olunmuyor.''

Erdoğan, Kılıçdaroğlu'na ''biraz daha teferruatlı bir mektupla cevabını vereceğini'' belirterek, bunun da bugün yarın kendisine ulaşacağını kaydetti. Erdoğan, ''Tabii bununla da kalmayacak, bunları devam ettirecek. Çünkü, sermaye yok'' dedi.

"BUNLAR EMİR KOMUTAYLA GELDİLER"

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, terör örgütünün,  sadece vatandaşların yaşamına kastetmediğini, aynı zamanda insani değerlere, demokrasiye, barış, istikrar ve kardeşliğe kastettiğini söyledi. Erdoğan, ''Bu değerleri ağzından düşürmeyenlerin, çıkıp da terör örgütünün bu sabotajlarını, gözü dönmüşlüğünü, bu cinayetlerine ses çıkarması gerekmez mi  Ama bunlar yapamazlar, çünkü sipariş üzerine, emir komutayla geldiler'' dedi.

Erdoğan, geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeden AK Parti Ordu Milletvekili Harun Çakır'a Allah'tan rahmet, ailesi, yakınları ve Ordulular'a başsağlığı diledi. Erdoğan, ayrıca Adnan Menderes'in bakanlarından Tevfik İleri'nin, vefat eden eşi Vasfiye İleri'ye de Allah'tan rahmet diledi.

Van depreminin üzerinden 9 gün geçtiğini, arama kurtarma, hasar tespit çalışmalarında son aşamaya gelindiğini belirten Erdoğan, Van merkezde arama çalışmalarının sona erdiğini, Erciş'te de çalışmaların tamamlanmak üzere olduğunu söyledi.

Deprem anından itibaren bin 792 artçı sarsıntının meydana geldiğini anımsatan Erdoğan, yaptıkları uyarı ve aldıkları önlemlerle artçı sarsıntıların kayba yol açmasının önlendiğini belirtti. Erdoğan, yaraların sarılması, yardımların dağıtılması, depremzedelerin geçici barınaklara yerleştirilmesinin çok büyük ölçüde tamamlandığını bildirdi.

Van depreminde 601 kişinin hayatını kaybettiğini, 4 binin üzerinde vatandaşın yaralandığını ifade eden Erdoğan, 188 vatandaşın enkaz altından canlı kurtarılmasının, bu süreç içinde ayrı bir başarı örneği olduğunu kaydetti. Erdoğan, 3 bin 686 kamu personeli, 762 sivil toplum kuruluşu üyesinin, deprem bölgesinde çalışmalarını sürdürdüğünü belirterek, 7'si hava ambülansı olmak üzere 177 ambülansın bölgede görev yaptığını kaydetti.

Erdoğan, bölgeye 44 bin 164 adet çadır ulaştırdıklarını ifade ederek, 2 bin 310 Mevlana evinin bölgede kurularak, hizmet verdiğini söyledi.

Başbakanlık kaynaklarından depremzedeler için 13 milyon lira gönderildiğini, bunun bir yardım ödeneği olduğunu vurgulayan Erdoğan, Başbakanlık yardım hesaplarında ise 10 günde, Suudi Arabistan Krallığı'ndan gönderilen 50 milyon dolarla birlikte toplam 118 milyon liranın toplandığını bildirdi. Erdoğan, bunların bölge için seferber edildiğini anlatarak, geçici barınakların yapılması, kalıcı konutların planlanması, bölgedeki insanın her türlü ihtiyacının karşılanması için tüm imkanları seferber ettiklerini söyledi.

Yaraları çok hızlı şekilde sardıklarına işaret eden Erdoğan, ''İnşallah Van, Erciş'i de çok daha sağlıklı, çok daha sağlam bir şekilde yeniden inşa edecek ve bu tip afetlere karşı çok daha dayanıklı bir yapıya kavuşturacağız'' dedi.

Erdoğan'dan teşekkür

Erdoğan, başta komşular olmak üzere depremzedelere yardım gönderen, yardım önerisinde bulunan, taziye mesajlarını ileten tüm ülke liderleri ve haklarına da şükranlarını sundu.

Türkiye'nin 74 milyonun tamamıyla Van depremiyle dünyaya örnek oluşturacak bir dayanışma gösterdiğine dikkati çeken Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Buradan desteklerini hissettiğim siyasi partilerimize, sivil toplum örgütlerimize, sanatçılarımıza, spor kulüpleri ve sporcularımıza, belediyelerimize, medyamıza, işverenlerimize, yardımları, katkıları ve destekleri için teşekkür ediyorum. Devletimizin tüm kurumlarına AFAD, TSK, emniyet teşkilatımıza, AKUT gibi sivil toplum kuruluşlarımıza çok çok teşekkür ediyorum. Verdikleri mücadele, her türlü takdirin üzerindedir. Van ile dayanışma içine giren 81 ilimize, oradaki tüm kardeşlerimize, yurt dışından seferber olan vatandaş, kardeş, akraba topluluklarına ülkem, milletim adına sonsuz teşekkür ediyorum. Yayın kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin kampanyalarına katılıp, Van ile dayanışma içine giren vatandaşlarıma teşekkür ediyorum. İstanbul sokaklarında kağıt toplayarak, geçimlerini sağlamaya çalışan ama kazandıklarını Van'a yardım için gönderecek kadar gönlü zengin kardeşlerime teşekkür ediyorum. Sakarya'nın Hendek ilçesinde tekerlekli sandalyesiyle balon satarak geçimini sağlayan, bir günlük kazancıyla aldığı iki battaniyeyi Van'a gönderen Murat Özer kardeşime milletim adına teşekkür ediyorum. Harçlıklarını, biriktirdikleri küçük tasarruflarını Van'daki kardeşlerine gönderen Türkiye genelindeki tüm yavrularımıza şükranlarımı sunuyor, gözlerinden öpüyorum. Silivri'de Van için gönderdiği battaniye arasında 5 bin lirasını unutan kardeşime ve o 5 bini bularak, ileten depremzede kardeşime de teşekkür ediyorum. Trabzon'da yetiştirme yurdunda kalan, bisiklet hayaliyle biriktirdiği 61 lirayı Van'daki depremzede kardeşlerine gönderen Muhammet Demirci'ye, ona bisiklet alarak bu tavrını ödüllendiren işadamımıza teşekkür ediyorum. İşte bu millet, böyle aziz bir millettir.''

''Nasıl bir canavarlıktır''

Başbakan Erdoğan, bu milletin, acının, gözyaşının, mağduriyetin rengine, ırkına, coğrafyasına hiçbir zaman aldırış göstermeyen, onurlu, fedakar bir millet olduğunu belirtti.

''On yıllardır bu milleti birbirinden ayırmak, birbirine soğutmak için yapılan her türlü nifak girişimi Allah'a şükür, Van'da enkazın altında kalmıştır'' diyen Erdoğan, milletin hamurunun, sevgi, hürmet, aşkla karıldığını söyledi. Erdoğan, bu milletin, kardeşlikle, dostlukla birbirine kenetlendiğini, yekvücut olduğunu dile getirerek, milletin bütünlüğü, kardeşliği, birliğinin bir günde, bin günde değil, binlerce yılda oluştuğunu vurguladı.

Erdoğan, yüzlerce olayda bütün bunların test edildiğine işaret ederek, şunları kaydetti:

''Senlik benlik, ayrılık gayrılık bizim aramıza sızamaz. Kimse, bu milletin içinden ötekiler çıkaramaz, düşmanlar üretemez. Van depreminden sonra yaşananlar, bin yıllık kardeşlik hukukumuzun ne kadar sağlam olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Herkesin insani duyarlılıkla, hamiyet elini uzattığı, dayanışma içine girdiği böyle bir günde, tahrikten, fitne fesattan, ayrımcılıktan medet umanların çıkması, deprem acısı kadar yüreklerimizi dağlamıştır. Kimlerin istismarcı olduğu, kimlerin milletin hissiyatını sömürdüğü, kan ve gözyaşından beslendiği, kimlerin de bu ülkede birlik, beraberlik, kardeşlik için mücadele ettiği; Van depreminde açık ve net şekilde ortaya çıkmıştır. Türkiye, Van'da, Erciş'te enkaz altında kalanların acısıyla kıvranırken, örgüt uzantıları, Van Belediyesine ait belediye garajında basın açıklaması yapıyor, Van'da 3 günlük yas ilan ediyorlar. Deprem için yas ilan etmiyorlar, öldürülen teröristler için yas ilan ediyorlar. Bunların, sahte Cuma namazı kıldıran, sahte imamları da bu arada İstanbul'da sahte para operasyonunda tutuklanıyor. Bunların deprem, acı, gözyaşı diye bir derdi yok. Bunlar depremden ne kaldırırız, ne götürürüz, bunun derdi içindeler. Deprem acısını nasıl istismar ederiz, onun peşindeler. Bütün Türkiye, Van'daki enkazı kaldırmak, yaraları sarmak için seferber olurken, Azra bebeğin kurtulmasıyla tüm Türkiye büyük bir sevinç yaşarken, bunlar Van kırsalında güvenlik güçlerine tuzak hazırlayacak kadar vicdandan, izandan, insanlıktan yoksunlar.

Bingöl'deki olayı gördünüz. Bayram alışverişine çıkan Hatice kardeşimiz, oğlu ve kızlarını korumak için canlı bombanın üzerine kapaklanıyor, hayata gözlerini yumuyor. Bir annenin, üç çocuğunun gözleri önünde havaya uçması ne demektir  Oyuncakçı dükkanı önündeki masum sivilleri, küçük bebeleri hedef almak ne demektir  Herkesin can kurtarma derdinde olduğu saatlerde, insanların canına kast etmek nasıl bir canavarlıktır  Çok merak ediyorum acaba terörist taziyesinde boy gösterenler, canlı bombanın çocuklarının gözü önünde anne öldüren, sokaktan geçen Mehmet Çelik'i katleden, Hatice kardeşimizin 16 yaşındaki Veysel'ini ağır yaralayan o teröristin evine de taziyeye gidecekler mi  Acaba bu vahşete, cinayete lanet okuyup, terör örgütüne karşı bir kınama cümlesi kurabilecekler mi  Terör örgütü bugün sadece insanımızın yaşamına kastetmiyor, aynı zamanda insani değerlere, demokrasiye, barış ve istikrara, kardeşliğimize kastediyor. Bu değerleri ağzından düşürmeyenlerin, çıkıp da terör örgütünün bu sabotajlarını, gözü dönmüşlüğünü, bu cinayetlerine ses çıkarması, tepki vermesi gerekmez mi  Herkes gösterdiği tepki, takındığı tavırla asaletini, karakterini ortaya koyar. Ama bunlar, bunu yapamazlar çünkü bunlar sipariş üzerine, emir komutayla geldiler. Dolayısıyla o şekilde gelenler, bu dediğim ifadeleri kullanma cesaretini, asaletini ortaya koyamazlar. Kim nasıl davranırsa davransın, Selahaddin Eyyubi'nin çocukları, Selahaddin'e yakışır şekilde artık katliamlara, hukuksuzluklara, cinayetlere, haksızlığa karşı kahramanca tavır alıyorlar.''

AA

 

 

 

 

 

 

 

 

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler