YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Erdoğan'dan bir açılım daha...
Din Şurası'ndan konuşan Başbakan 'Her alanda olduğu gibi dini ilimler alanında da eski bilinenleri gözden geçirme, güncelleme, bugünün taleplerine göre çözümler üretme zamanı var' dedi
Erdoğan'dan bir açılım daha...
13 Ekim 2009 / 08:18 Güncelleme: 13 Ekim 2009 / 08:18

Başbakan Tayyip Erdoğan, yeni bir açılımın işaretini verdi. Erdoğan, “Her alanda olduğu gibi dini ilimler alanında da eski bilinenleri gözden geçirme, güncelleme, bugünün dünyasına ve taleplerine göre çözümler üretme zamanı var” dedi. Dinde değil bilim dilinde reformu kastettiğini belirten Erdoğan, Diyanet mensuplarını meydanı medyatik hocalara bırakmayın’ diye uyardı.

Diyanet İşleri Başkanlığınca Bilkent Otel’de düzenlenen ‘4. Din Şûrası’nın dünkü açılışında konuşan Erdoğan şunları söyledi:

KÜRT AÇILIMI VE DİN:
Oğlunu, her ne sebeple olursa olsun kaybeden annelerin, cenaze başında aynı Yasin’i okuduklarını, aynı Fatiha’yı okuduklarını ve cemaatin aynı kıbleye yöneldiğini ifade ediyorum. Bu örneğimi, çok tipik bir refleksle karşılayanlar, alışılmış tepki verenler oldu. ‘Başbakan demokratik açılımı, din üzerinden mi gerçekleştirecek’ şeklinde fikir yürütenler çıktı. Dinin istismarı ne kadar yanlışsa, dinin toplumsal problemleri çözmede oynayabileceği sosyal rolü görmezden gelmek de o denli yanlıştır.

DİLDE REFORM: Her alanda olduğu gibi dini ilimler alanında da eski bilinenleri gözden geçirme, güncelleme, bugünün dünyasına ve taleplerine göre çözümler üretme zamanı var. Yalnız altını çiziyorum; yanlış anlaşılmalara vesile olmasın, kastettiğim asla ve asla dinde reform değildir. Ancak bilim dilinde özellikle de ilahiyat biliminin dilinde bir reformun kaçınılmaz olduğu da bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır. Elbette din kamildir ancak bizim dinden anladıklarımız, dini anlayışımız ve düşüncemiz tekamül etmek, gelişmek durumundadır.

MEDYA VAİZLERİ:
Halktan, halkın ihtiyaçlarından, taleplerinden, güncel meselelerden kopuk bir bilim dili halk arasında boşluk doğuracaktır. Bu boşluk da bugün ibretle şahit olduğumuz gibi medya vaizleri tarafından doldurulacaktır. Bugün bizde olduğu kadar tüm dünyada da spor, siyaset ve din konusunda herkes kendini ehil olarak görüyor. Onun için ben gerek şûranın mensuplarından, burada olan veya olmayan değerli hocalarımdan ‘lütfen bu alanda boşluk bırakmayın’ diyorum. Eğer sizler boşluk bırakırsanız, ortaya net tavırları koymazsanız, ne istikameti belli, ne de herhangi bir birikimi olan bu tipler gelip oraları dolduracaktır.

LAİKLİK FARKLI YORUMLANDI:
Laiklik evrensel bir kavram olmasına rağmen Türkiye’de farklı bir şekilde yorumlanabilmiştir. Laikliğin uygulanmasına ilişkin birçok tartışma bilimsellikten uzak bir şekilde, bilim adamlarını dışarıda tutarak siyasi bir yaklaşımla sürdürülmüştür. Herhangi bir dinin istismarını dinin kendisine saygısızlık olarak görürüm. Aynı şekilde laikliğin istismarı, bilimsellikten, toplumsal gerçeklerden ve evrensel uygulamalardan uzak bir şekilde yorumlanması ve uygulanması da doğru değildir. Türkiye on yıllar boyunca bu tartışmaları son derece sağlıksız bir zeminde yapmıştır ve buna çok ağır bedeller ödemiştir.

Bardakoğlu’ndan laiklik tanımı

Erdoğan’dan sonra söz alan Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, günümüzde din konusunun her zaman laiklik tartışmasıyla birlikte ele alındığını hatırlatarak şunları söyledi: “Öncelikle laiklik tüm dinleri hesaba katan bir denge arayışının nitelikli bir ürünüdür. Laiklik, devletin herhangi bir dinle kendi gerekliliklerini karşılayacak bir talepkârlık içerisinde ilişkiye geçmemesini, toplumun dinle kuracağı bağlara müdahale etmemesini öngören, hatta bu sınırları garantiye alan, din de kamusal hayatı bütünüyle kuşatan siyasi proje kılınmasını önleyen bir kontrat olarak okunmalıdır. Bu çağda laikliğin, dinle toplum, dinle devlet arasında sık sık tekrarlanan tartışmaların parçası ya da dine karşı tutumların referansı olmaması gerekir.”

Devlet Bakanı Faruk Çelik ise Türkiye’de dinin, ‘demirbaş tartışma konuları arasında’ yer aldığını anlatırken şunları söyledi: “Cumhuriyet kurulurken dinin ve Diyanet’in statüsü tam bir açıklıkla belirlendi. Buna rağmen süreç içinde din, ya hiç yokmuş gibi davranılarak zayıflatılmaya çalışıldı ya da kendi doğasına ters bir şekilde kullanıldı. Bütün bunlar, başta din ve Diyanet olmak üzere pek çok kişi ve kurumun kendini mağdur hissetmesine ve dinin temsil makamlarının itibar kaybına uğramasına neden oldu.”

(Radikal)
 

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler