YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"Düğünde dernekte ne işin var?"
CHP lideri Kılıçdaroğlu grup toplantısında Erdoğan'ın sözlerine cevap verdi. Hükümetin terörü bitirmeye niyeti olmadığını ifade eden Kılıçdaroğlu"Cumhuriyeti yasaklandın, koşa koşa düğüne gidiyorsun"dedi.
"Düğünde dernekte ne işin var?"
01 Kasım 2011 / 15:18 Güncelleme: 01 Kasım 2011 / 15:49

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının iptalini eleştirerek, ''Senin maskeni indireceğim. Cumhuriyeti yasakladın, koşa koşa düğüne gittin. Adama sormazlar mı bu iki yüzlülük bu riya nedir  Yasakladıysan evinde otur o zaman, düğünde dernekte senin ne işin var'' dedi.

Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Konuşmasına, tüm yurttaşların 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı kutlayarak başlayan Kılıçdaroğlu, Cumhuriyetin kimsesizlerin kimsesi ve Büyük Atatürk'ün en büyük eseri olduğunu söyledi.

Cumhuriyet Bayramı'nı Eskişehir ve Bursa'da gerçekleştirilen etkinliklerde kutladığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, ''Cumhuriyetin ne olduğunu, şehitlerimizin ne olduğunu, depremi yaşayan yurttaşlarımızın acılarını hep beraber hissettik. Onlar için saygı duruşunda bulunduk, Cumhuriyetin niçin kimsesizlerin kimsesi olduğunu dilimizin döndüğünce anlatmaya çalıştık ve yasakçı anlayışı da şiddetle kınadık'' diye konuştu.

Cumhuriyetin tasada ve kıvançta beraber olmak anlamına geldiğini belirten Kılıçdaroğlu, bu yıl bazı kutlamaların iptal edilmesini de eleştirdi. Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

''Cumhuriyet eğer gerçekten de kimsesizlerin kimsesiyse, hem acı günümüzde hem sevinçli günümüzde Cumhuriyeti unutmamamız gerekiyor. Cumhuriyet Mustafa Kemal'in en büyük devrimlerinden birisidir. Cumhuriyet hepimizin kutlaması ve sahip çıkması gereken bir gerçektir. Cumhuriyet sadece CHP'lilerin değil, bu ülkede 74 milyon yurttaş yaşıyorsa, 74 milyon yurttaşın ortak paydasıdır. Bunun böyle bilinmesi lazım.

Biz 'resepsiyonları niye iptal ettiniz' diye eleştirmedik. Birisi kalkmış diyor ki 'Resepsiyonda elimizde kadeh olacak, Cumhuriyeti öyle mi kutlayacağız' Senin Cumhuriyet anlayışın buysa, biz o anlayışa karşıyız. Onu şiddetle reddediyoruz. Kapalı kapılar ardından belki içki içebilirsin, elindeki kadehi gizleyebilirsin ama Cumhuriyeti gizleyemezsin. Cumhuriyete sonuna kadar sahip çıkacağız. Sonuna kadar sahip çıkmakta zaten bu ülkede yaşayan her yurttaşın görevidir.''

Cumhuriyetin yurttaşları kulluktan çıkarıp özgür birer birey haline getirdiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, kendilerinin eleştirdiği noktanın okullarda Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının iptal edilmesi olduğunu vurguladı.

''Genelkurmay Başkanı senin onay makamın mı ''

Öğrencilerin Cumhuriyetle ilgili şiirler okumak, konuşmalar yapmak üzere hazırlandığını belirten Kılıçdaroğlu, törenlerin iptaliyle bunun yasaklandığını savundu.

Kılıçdaroğlu, kürsüden, Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğünce ilçe milli eğitim müdürlüklerine gönderilen ilgili yazıyı okuyarak, yazıda ''Atatürk Kültür Merkezi'nde yapılacak törenlerin Başbakanlık genelgesiyle iptal edildiğinin'' belirtildiğini aktardı. ''Çocuklar neyi kutlayacak  Cumhuriyeti kutlayacak. Siz bunu yasaklıyorsunuz. Biz bunu eleştiriyoruz. Siz neyi yasaklığınızı farkında mısınız acaba  Biz bunu eleştiriyoruz'' diyen Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bunu yasakladılar ondan sonra koşa koşa düğünlere gittiler. Bunların anlayışı bu. Milleti kandıracaklarını sanıyorlar. Senin maskeni indireceğim. Cumhuriyeti yasakladın, koşa koşa düğüne gittin. Adama sormazlar mı bu iki yüzlülük, bu riya nedir  Yasakladıysan evinde otur o zaman, düğünde dernekte senin ne işin var  Vatandaşa gelince yasak, düğüne derneğe gelince koşa koşa gidersin. Sonra bunların Cumhuriyet anlayışları bu. Bunu şiddetle reddediyoruz.

Diyor ki 'Biz bu kararı Genelkurmay Başkanımızla beraber aldık. Genelkurmay Başkanı senin onay makamın mı  Sen niye Genelkurmay Başkanı'nın arkasına saklanıyorsun. Sen Başbakan değil misin  Yasak kararını bile birilerinin arkasına saklanarak bize anlatmaya çalışıyor. Her şeye karşın bu ülke birliğini koruyor. Bütün yasaklara karşın yine bu ülkede Cumhuriyet kutlandı, törenler yapıldı insanlar ellerine aldıkları bayraklarla sokaklarda gezdiler. Ve biz onların bu sevinçlerini, neşelerini, hüzünlerini paylaştık. Sonuçta tasada ve kıvançta beraber olan güzel bir ülkeyi yaşatmak için çaba harcıyoruz.''

''Senin dinlemeye, bu sorunu çözmeye niyetin yok''

Kılıçdaroğlu, konuşmasında Türkiye'nin önündeki en büyük sorunlardan birinin terör olduğunu belirterek, Bingöl'deki terör saldırısında çocuklarını korumak isteyen masum bir annenin hayatını kaybettiğini hatırlattı. Bu annenin acısının yüreklerde olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, yaşanan olayın terörün ne kadar acımasız olduğunu bir kez daha gözler önüne serdiğini kaydetti.

Teröre karış ortak mücadelenin herkesin ortak görevi olması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, TBMM'de terör konusunda genel görüşme yapıldığını, ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu oturumlara katılmadığını söyledi. Başbakan Erdoğan'ın katılmamasını eleştiren Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

''Buradan soruyorum, terör 30-35 yıldır Türkiye'nin gündeminde. Türkiye'nin en kronik sorunlarından birisi. Bu sorunu 'gel genel görüşme ile görüşelim' diye daveti yapan sensin, 'çözüm üretelim, burada çözümler konuşulsun' diyen sensin. Sonra parlamentoya gelmeyip kaçan da sensin. Parlamentodan kaçan bir başbakan olabilir mi  Parlamentoya hesap vermekten kaçan bir başbakan olabilir mi  Yeri geliyor oturuyor, milletin karşısına çıkıyor 'Efendim bunların çözümleri yok, bunlar laf üretiyorlar'. Gelip dinleseydin orada, çözümlerimizin hepsi sayıldı orada. Ama senin dinlemeye, bu sorunu çözmeye niyetin yok. Terör gibi can alıcı bir konuda hükümet programında Allah rızası için bir cümle olmazsa, sen kimle uğraşacaksın  Terörü nasıl sonlandıracaksın  Senin inandırıcılığına kim, nasıl güvenecek  Bunların hiçbirisi ortada yok.

Sıfır terörle devralacaksın ülkeyi, on yılda kan gölüne çevireceksin ülkeyi, ondan sonra seçimler sırasında kendi özel temsilcini göndereceksin, saygılarını sunacaksın 'terör yapmasınlar, seçime gidiyoruz' diyeceksin, arkasından da milletin gazını alayım diye Mecliste genel görüşme açacaksın ve genel görüşmeye de katılmayacaksın, sonra milletin önüne çıkacaksın 'terör olayını biz çözeceğiz' diyeceksin. Terör olayını bu hükümetin çözme şansı yoktur, iradesi de yoktur. Çünkü gücü yoktur. İradenin olması için çözecek gücün, yolun, yöntemin olması lazım. Yolu yöntemi olmayan bir siyasi iradenin bu sorunu çözmeye gücü de olmaz. Çözüm üretmeyen, parlamentodan kaçan bir siyasal iktidar bütün şehitlerin tek sorumlusudur. Bundan kaçamaz. Varsa terör, terör sonucu hayatını kaybedenler varsa, bunların tek bir sorumlusu vardır, o da AKP hükümetidir. Başka hiç kimse başka bir yerde sorumlu aramasın.''

"BÖYLE REZALET OLMAZ"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,  Hükümetin terörle mücadele politikasını eleştirirken, ''Bu iktidar değil 10 yıl, 50 yıl da kalsa bu sorunu (terör) çözemez'' dedi.

Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, AK Parti'nin terör konusundaki çözüm listesinin, ''Amerika'dan anlık istihbarat alınsın, Barzani bölgesini terör örgütünden arındırsın, bölge ülkeleri terör örgütüne verdikleri destekleri kessin, Türkiye'de muhalefet hiç konuşmasın, terör örgütü ile ilgili hiç yorum yapmasın ve medya bu olayı görmezden gelsin'' şeklinde sıralandığını ileri sürdü.

Burada bütün sorumluluğun hep başkalarına ait olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, AK Parti'nin hiçbir zaman kendini bu konuda sorumlu tutmadığını iddia etti. Kılıçdaroğlu, ''Allah aşkına istihbaratını, gücünü başka ülkelerden beklentilere ayarlayan, tahsis eden bir iktidar, böyle devasa bir sorunu çözebilir mi  Çözemez'' diye konuştu.

AK Parti iktidarının sorumluluğu hep başka yerlerde arayan bir anlayışa sahip olduğunu öne süren Kılıçdaroğlu, ''Böyle rezalet olmaz. Sıfır terörle devralacaksın, ülkeyi terör batağına sokacaksın, sonra çıkacaksın başkalarını suçlayacaksın. 24 şehidimizin olduğu günün sabahı da Başbakan'ın yaptığı ilk iş televizyonlarda muhalefeti suçlamak oldu. Böyle bir anlayışta olan siyasal iktidar bu kadar derin bir sorunu çözemez. Çözemediği için de Türkiye bu noktaya geldi. Bu iktidar değil 10 yıl, 50 yıl da kalsa bu sorunu çözemez. Çözme iradesi, gücü, becerisi yok. İktidar bunu çözemiyor. Bizim çözüm yollarımız var. Nasıl çözeceğimizi de söylüyoruz. AKP bizim çözümlerimizi beğenmeyebilir, yetersiz bulabilir. O zaman kendisine çağrıda bulunuyorum: 'Senin çözüm önerin ne arkadaş  Getir biz sana destek vereceğiz.' Eminim getiremeyecek'' görüşünü dile getirdi.

''Kime inanacağız ''

Van depreminin hemen ardından bölgeye gittiklerini belirten Kılıçdaroğlu, burada siyasi propaganda yapmadıklarını yalnızca sorunları dinlediklerini ve başta çadır ihtiyacı olmak üzere bu sorunları dile getirdiklerini söyledi.

Kendileri Van'dayken Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay'ın, Ankara'dan yaptığı açıklamada, ''Ulaşılmadık hiçbir yer kalmadı. Çadırlar kuruldu. Bugün itibariyle eksik kalmadı'' dediğini iddia eden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

''Ben oradaydım ve vatandaşlar çadır istiyordu. Ama Beyefendi Ankara'da oturuyor, kim bilir birilerine haber vermek için herhalde, Ankara'da ayrılmak istemiyor. 'Hiç eksiğimiz kalmadı' diyor. İki gün sonra Başbakan konuşuyor, 'İlk 24 saatte bir takım eksiklikler oldu, bunu kabul ediyoruz' diyor. İkisi de aynı hükümet. Biri Başbakan biri Bakan. Biri diyor 'eksiğimiz yok' diğeri 'eksiğimiz var' diyor. Kime inanacağız. Kazaen CHP'den böyle iki farklı ses çıksaydı şimdi AKP medyası başlık üstüne başlık atmıştı. Ankara'da oturup ahkam kesiyorlar.

Daha vahimi, Vali eleştiriliyor ve Sayın Başbakan bu konuda, 'Vali mi bu binalara ruhsat vermiş. Kim bilir hangi belediye verdi ' diyor. Ben söyleyeyim, Londra Belediye Başkanı, Erciş'teki binanın ruhsatını verdi. Nasıl bilmezsiniz. Senin belediye başkanın verdi bu ruhsatı.

Açtık bir sabah gazeteleri. Yine bir müteahhit bulmuşlar. Yalova'nın bir müteahhidi. Manşetlerde bu müteahhit. Herkes bu müteahhide saldırıyor. Çünkü, en korumasız adam müteahhit. Peki buna ruhsatı veren kim, denetleyen kim  Bunlar sorgulanmıyor. O Belediye Başkanı kim  Şimdi milletvekili.

Altında 14 tane inşaat firmasının imzasıyla Erciş Cumhuriyet Başsavcılığına verilen bir dilekçe var. Belediye Başkanı'nı suçluyorlar. Dilekçede, 'Yapılan imar tadilatlarının hiç birinin standardının olmadığı, tamamen kişiye ve duruma göre plan değişikliklerinin yapıldığı, son 3 yıl içinde belediyece yapılan tüm imar ile ilgili yapılan tüm işlemlerin incelenmesi gerektiği' yönünde ifadeler var. Cumhuriyet Savcısı da suç duyurusunda bulunuyor. Savcılık herhalde gereğini yapmıştır. Ne yapmıştır  Belediye Başkanı hakkında soruşturma açmak için İçişleri Bakanı'nın izin vermesi lazım. Buradan, Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a soruyorum; savcının yaptığı bu başvuru üzerine sen soruşturma izni verdin mi vermedin mi ''

Deprem vergileri

Vatandaşın haklı olarak deprem vergilerinin nereye gittiği yönünde sorular sorduğunu belirten Kılıçdaroğlu, ''Maliye Bakanı da 'Deprem vergileri ile demiryolları, hava yolları, duble yollar... Yollara gitti' diyor bunlar. Bu Bakan'ın bütçenin ne olduğundan haberi yok. Bütçelerde birlik ilkesi vardır. Bundan haberi yok ama Maliye Bakanı. İthal Maliye Bakanı ama İngiltere'de de bu birlik ilkesi var'' diye konuştu.

Bu ülkenin bağımsız düşünen her yurttaşının, deprem vergilerinin nerelere harcandığını sorması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, ''Eğer sizin vergilerinizin hesabı size verilmiyorsa, o ülkedeki hükümet, hortumcu hükümettir'' dedi.

Bu arada İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in, deprem bölgesinde bir çadırdaki sohbetini eleştiren Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

''İnsanlar can derdinde, bir de İçişleri Bakanı'na bak, Allah akıl, fikir versin. Çadırlarla ilgili sözde espri yapıyor. Millet perişan vaziyette 'Efendim, biz de buraya bir çadır açalım sarayda yaşıyorsunuz' falan... İnsanların acılarıyla, acımasızca alay etmenin takdirini de bu millete bırakıyorum. 'Allah akıl fikir versin' diyorum.

Bununla kalmıyor bizim deprem maceramız. Yurtdışından pek çok ülke yardım etmek istiyor. Biz de böyle durumlarda yardım yaparız. Ancak Hüseyin Çelik, basın toplantısı yapıyor. Van kahramanı Hüseyin Çelik ama Van'a gidemiyor. 'Dışarıdan gelen yardımları neden kabul etmediniz' şeklindeki soruya, 'Hayır biz kabul etmedik. Zira biz kendi imkanlarımızla bu felaketin üzerinden gelebiliriz. Allah'ın izniyle böyle bir şeye ihtiyaç duymayacağız' yanıtını veriyor. Sevgili Hüseyin Çelik, sen bunu söyledin, senin söylediğinden daha beterini kabinenin köstebeği söyledi. Ona sordular, o da 'Öncelikle kendi potansiyelimizi görmek amacıyla arama kurtarma yardım ekipleri bekletiliyor' diyor. İnsan hayatı ile kumar oynamak hangi mantık, hangi inanç... Böyle bir şey kabul edilebilir mi  İnsanlar enkaz altında ölüyor. 'Ben kendi potansiyelimi test etmek için bekliyorum. Orada ölecek mi ölmeyecek mi ' Çıkaramıyorsun, adam geliyor yardım edecek. 'Hayır efendim daha bizim testimiz bitmedi' deniliyor. Depremde ölenlerin vebali işte bu adamların omuzlarındadır.''

AA

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler