YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Davutoğlu'ndan 'Ergenekon' yorumu
Davutoğlu'ndan 'Ergenekon' yorumu
08 Ağustos 2013 11:33
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Ergenekon davasıyla ilgili, "Bir siyasinin herhangi bir şekilde askeri bir müdahaleyi, bir darbeyi, darbe teşebbüsünü masum göstermesi, kendi ayağına kurşun sıkmak gibi birşeydir" dedi.

Davutoğlu, Van Valiliği'ne atanan Aydın Nezih Doğan'a veda yemeği ve Ramazan Bayramı dolayısıyla geldiği Konya'da, Kon TV'de katıldığı programda gündeme dair soruları yanıtladı.

Ergenekon davasıyla ilgili değerlendirmede bulunan Davutoğlu, işin bir siyasi, bir de hukuki boyutu olduğunu söyledi.

''Öncelikle siyasi boyuta bakarsak biz askeri darbelerden büyük acılar çekmiş ve maalesef askeri darbelerin belli gerekçelerle yapıldığını kabul edersek, o gerekçelerin hiçbirini çözemeden yeni problemlere sebep olmuştur" diyen Davutoğlu, "Türkiye'de eğer kalıcı bir istikrar sağlanacaksa demokrasinin sağlam temellere oturması lazım. Yani hiç kimsenin 'halk neyi seçerse seçsin bu ülkede benim dediğim olacak, ya da benim çizdiğim rota üzerinde hareket edilecek' dememesi lazım. Rotayı millet belirler. Bu rotanın da nasıl bir seyir alacağını nereye doğru yöneleceğini gösterecek olan şey, seçimlerdir, demokratik araçlardır" diye konuştu.

Mahkeme süreci nedeniyle kesin hükümler vermelerinin doğru olmadığını vurgulayan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"İşin bir aşaması tamamlandı. Herhalde mahkeme elindeki bütün verilerden hareketle böyle bir darbe teşebbüsünün planlandığını, örgütsel bir yapı içinde organik bir şekilde bunu gerçekleştirilmek için bir grup insanın harekete geçtiği kanaatine vardı ki bu hükümleri verdi. Bu hükümlerin ağırlığı, haklılığı ötesinde, bir kere demokrasiye inanan herkesin önce bu siyasi çerçevede anlaşması lazım. Verilen cezaların yıl hesaplarına dayalı olarak değerlendirilmesi, burada böyle bir teşebbüs olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Demokrasiye saygısı olan herkesin önce 'Bu ülkede bundan sonra kim seçilmiş, meşru bir iktidara karşı herhangi bir eyleme kalkışırsa onun karşısında hep beraber duracağız' deme olgunluğunu göstermesi lazım. Eğer bunu söylemezse hele hele bazı siyasiler bunu söylemezse kendi ayağına kurşun sıkmak diye bir tabir vardır. Bir siyasinin herhangi bir şekilde askeri bir müdahaleyi, bir darbeyi, darbe teşebbüsünü masum göstermesi kendi ayağına kurşun sıkmak gibi bir şeydir.

Siyaset kendi doğası içinde özgürce yapıldığında ve ancak ve ancak halka hesap verildiğinde anlam taşır. Demokrasinin esası bu. Bunda anlaşırsak, diğer konu, yani bu cezaların ağır mı olduğu, hafif mi olduğu teknik bir hukuk meselesi haline dönüşür. Orada o zaman herkes kanaat beyan eder. Derki 'şu hukuki gerekçelerle bu fazladır'. Ya da az olduğu… Bazıları da az olduğunu iddia ediyor, işte savcılar. O andan itibaren siyasal dozundan arındırılmış bir hukuk tartışmasına dönüşür. Orada da değişik kanaatler ifade edilebilir."

"İşin özü, bir darbe teşebbüsü olmuştur"

Bir insan olarak da bir devlet adamı olarak da hiçbir zaman daha önce önemli görevlerde bulunmuş, Türkiye'nin kaderinde etkili olmuş insanların bu kadar ağır cezaya muhatap olmalarını istemediğini dile getiren Bakan Davutoğlu, bundan memnunluk duymadıklarını, insan olarak da ailelerden yıllarca ayrı kalacak olmanın, bir hüküm yemenin, özgürlüğün kısıtlanmasının kötü bir şey olduğuna dikkati çekti.

Bunun memnun olunacak bir şey olmadığını belirten Davutoğlu, eğer ülkenin kaderini milletin elinden alıp bir elitin eline verme iradesiyle harekete geçmiş bir grup, bir kesim varsa ona karşı her türlü tedbirin alınması ve demokrasiyi teminat altına almanın herkesin görevi olduğuna dikkati çekti.

Merhamet hissiyle devlet adamlığından ya da devletin bekasının gerektirdiği soğukkanlılık hissi arasında bir denge kurmanın gerektiğini anlatan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Madem ki biz son 10 yıl içinde demokrasiyi kökleştirerek, derinleştirerek bu ülkeye son 50 yıl içinde yapılan hamlelerin çok daha fazlasını yapma imkanı bulduk. Bunda başta sayın Başbakan olmak üzere bütün siyasi ekibin büyük payı, emeği vardır ama emeği hayata geçiren, sahneye çıkmasını sağlayan, bu emeği etken, aktör haline getiren şey demokrasidir. Eğer demokrasi olmamış olsaydı veya 28 Şubat birilerinin iddia ettiği gibi bin yıl sürseydi herhalde bizler buralarda olmazdık.

Çünkü onların zihinlerindeki dünyada bizlere bırakın bu şekilde görevlerini yürütmeyi, üniversite hayatında da yer yoktu, sosyal hayatta da. Demokrasinin ivme katan bu gücünden istifade etmek lazım. Hepimiz bu konuda mutabık kalırsak, Sayın Kılıçdaroğlu'nun dünkü açıklamaları çerçevesinde söylüyorum, veya Sayın Bahçeli'nin… Hepimiz bir kere demokrasinin dokunulmazlığı ve demokrasiye yönelik her türlü darbenin, kimden gelirse gelsin, hangi gerekçeyle olursa olsun affedilmez olduğu gerçeğinde anlaşırsak, sonra hukuk boyutuna gelir. O zaman çok daha soğukkanlı bir değerlendirme yapılır.

Şimdi Yargıtay aşaması var. Temyiz aşaması. Mutlaka bütün bu değerlendirmeleri Yargıtay'daki hakimler de göz önüne alacaklar. Nihai kararlarını verecekler ama bunun teknik bir hukuk tartışması olması lazım o aşamada. Bu teknik hukuk tartışmasını çığırından çıkaracak olan şey, verilen cezalar üzerinden işin özünü örtme çabasıdır. İşin özü, bir darbe teşebbüsü olmuştur. Kapsamlı bir şekilde darbe teşebbüsüdür. Bu özü unutturmamak, bu özü örtmeye çalışmamak lazım."

Türk demokrasisinin olgunlaşması açısından tüm bu yaşanan süreçleri sağlık işaretleri olarak gördüğüne değinen Davutoğlu, "Siyasi olanla hukuki olanı ayırt etmek, hukuki olanı bir hukuk alanında muhakeme, muhasebe etmek, orada değerlendirmek... Siyasi olanda ise ilkesel bir tutumu ne olursa olsun, çünkü hepimizin kişisel ikballeri geçicidir ama nihai olarak milletin ikbali devletin ikbali esastır. O ikbal için bu kişisel ihtirasların demokrasinin önüne geçmesine izin vermemek lazım" dedi.

Suriye yürekte bir sızı

Suriye'de yaşananları da değerlendiren Bakan Davutoğlu, Suriye'nin birçok açıdan yüreklerinde bir sızı olduğunu söyledi.

Öncelikle insanı boyutu itibarayla 20. yüzyılda büyük acılar yaşandığını, büyük felaketler görüldüğünü vurgulayan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Hep biz şunu düşündük. Herhalde insanoğlu bu felaketlerden ders almıştır. Yani Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, birçok savaşlar ama en son Bosna Savaşı. Bosna Savaşı, savunmasız bir halka karşı yapılan katliamlar silsilesinin ürünüdür. Yüzbinlerce insan öldürülmüş, katledilmiş, evsiz, barksız, yurtsuz kalmış.

Milyonlarca bu acılardan etkilenmiş. Bundan 20 yıl sonra tam da bu acılardan ders alınmıştır diye düşündüğümüz konjektürde Suriye'de 2,5 yıl içinde 100 bin insan katledildi, en az o kadar, sayıları tespit edilemeyen kayıp var. 1,5 milyona yakın insan yurt dışında mülteci. 3-4 milyon insan içeride yerinden edilmiş. En az 10 milyon insanın da acil yardıma ihtiyacı var, ilaç ve gıda yardımına. Şimdi böyle insani bir tablo var."

Bu insanı tablonun 2,5 yıl içinde her gün kötüleşirken, uluslararası sistemin buna bir çare bulamadığına işaret eden Davutoğlu, BM Güvenlik Konseyi'nin tümüyle aciz kaldığını vurguladı.

Önceki gün Başbakan Erdoğan'ın Putin ile görüştüğünü hatırlatan Davutoğlu, "Ona da çok açık bir şekilde ifade etti. BM Güvenlik Konseyi bugün değilse ne zaman bunu çözecek, bu işlev üretecek. Şimdi yük büyük ölçüde Suriye halkına ve Türkiye gibi komşu ülkelere kaldı. Biz bu yükü hamdolsun gururla, iftiharla söylüyorum, tarih ileride bu ayları, bu yılları değerlendirdiğinde milletimizin adını altın sayfa olarak anacaktır" ifadesini kullandı.

Kendisinin ilk iftarını Suriyeli mülteci kardeşleriyle açtığını, orada büyük acılar içinde Türkiye'ye bir ana kucağı gibi sığınmış mültecilerin gözlerindeki acıyla minnet duygusunun nasıl ifade edildiğini gördüğünü kaydeden Davutoğlu, 50'yi aşkın Suriye kuruluşunun uluslararası basında ve Türkiye'de birçok gazetede tam sayfa Türkiye'ye teşekkür ilanı verdiklerini söyledi.

"Biz bu insanı sınavı elhamdülillah büyük fedakarlıklar yaparak... Devlet olarak büyük fedakarlık yaptık. BM standartlarında hesaplandığında 1,5 milyar dolara yakın harcama yapıldı. Halk olarak büyük sınav atlattık" diyen Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Gaziantepli kardeşlerimizin Suriyelilere nasıl kucak açtıklarını gördüğümde gözlerim doldu. İnsani boyutu bu.Alandaki gelişmelere baktığımızda onun için Sayın Ruhani ile görüşmemiz önemliydi, İran ile temasımız. Son dönemde çatışmalar mahiyet değiştirdi. Eskiden rejim büyük bir katliam yapıyor ve acımasız bir şekilde saldırıyordu. Bosna'dan daha acımasızdı. Çünkü Bosna'da hava kuvvetleri kullanılmadı.

Scut füzeleri de kullanılmadı. Top atışları ve keskin nişancılarla saldırıldı. Suriye'de ise bunun üzerine bir de hava kuvvetleri ve füzeler kullanıldı. Onun için geçen hafta Washington Post'ta, Bosna Dışişleri Bakanı ile ortak bir makale kaleme aldık. Bosna'dan niye ders alınmıyor da Suriye'ye yardım edilmiyor diye.

Zaten zor şartlarda ayakta durmaya çalışan Suriye halkı, bir başka tehditle karşı karşıya kaldı. O da Hizbullah'ın fiilen alana girmesi 10-15 bin civarında güçle. Rejim ve Hizbullah'ın birlikte saldırmak suretiyle şehirleri yerle bir etmeleri. Hala bu olanlardan ülkemizi sorumlu tutanlar var Türkiye'de. Bu bombardımanları muhalefet mi yapıyor Ellerinde uçak yok ki, scut füzesi yok ki hava bombardımanı ile bu hale getirmiş olsun. Muhalefetin içinde de yanlış unsurlar varsa ona da karşı çıkarız ama nihayetinde Suriye'nin bu hale gelmesinin müsebbibi Suriye rejimidir. Şimdi o müsebbibin yanına Hizbullah'ın doğrudan müdahil olmasıyla ve İran'dan, Rusya'dan sağlanan destekle...

Bunlar tabi savaşın mahiyetini maalesef çok farklı bir yöne doğru seyretti. Yani dış bir müdahale var Suriye'de. Uluslararası toplumun acziyetine rağmen biz her zaman Suriyeli kardeşlerimizin yanında yer alacağız."

Mısır'daki son durum

Davutoğlu Mısır'daki gelişmelerle ilgili ise son günlerde bazı arabuluculuk girişimleri olduğunu, bazı heyetlerin gittiğini ifade etti.

Buna rağmen istenilen neticelerin alınamadığının altını çizen Davutoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

"Çünkü öyle bir şey talep ediliyor ki, 'bu kitleler gösterilerine son versinler.' Karşılığında ne olacak. 'İşte var olan yol haritası içinde siyasi sürecin parçası olsunlar.' İyi de daha önce siyasi sürecin parçası olmuşlar, bir cumhurbaşkanı seçmişler, o cumhurbaşkanı hapiste iken kim inandıracak bu kitlelere yeni siyasi sürecin parçası olursunuz ve siyasi sistemden pay alınsınız adil şekilde diye.

Kimse inandırıcı olabilir mi 'Daha önce bu siyasi sürecin parçası olduk, oy verdik, kıymeti oldu mu' diye soracak haklı olarak kitleler. Onun için eğer Mısır'ın geleceğini düşünüyorsak, bunu düşünen herkesin öncelikle meşru süreçlerin devreye girmesini savunması ve meşruiyetin Mısır'da ihdas edilmesini savunması lazım. Bu her zamankinden daha öncelikli bir görev."

 

AA

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler