YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Davutoğlu operasyonu anlattı
Başbakan Ahmet Davutoğlu, katıldığı bir televizyon programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Davutoğlu operasyonu anlattı
23 Eylül 2014 / 09:40 Güncelleme: 23 Eylül 2014 / 09:41

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Amerika'nın, herhangi bir ülkenin veya koalisyonun Musul Başkonsolosluğu çalışanlarının Türkiye'ye getirilmesi operasyonuyla alakasının bulunmadığını belirterek, "Elimizden gelseydi ilk gün alırdık, elimizden gelseydi bir ay önce alırdık. Bir an bile onları orada bırakmazdık" dedi.

NTV-Star ortak yayınında soruları yanıtlayan Davutoğlu, IŞİD tarafından alıkonulan Musul Başkonsolosluğu çalışanlarının Türkiye'ye getirilmesiyle ilgili sürecin ayrıntılarını paylaştı.

Davutoğlu, IŞİD'in Irak, Suriye kanadı olduğunu, Erbil'e dönük ABD operasyonları ve çatışmalar yoğunlaştığı zaman çevre şartlarını kontrol etmekte zorlanmaya başladıklarını söyledi.

''Bomba isabet ederse, istenilmeyen bir sonuç doğarsa'' gibi noktaları hesap etmek gerektiğini anlatan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Bütün bunları gece gündüz düşünmenin ne kadar zor, ne kadar çileli bir şey olduğunu yaşayanlar bilir. Bugün, içimizdeki çoşkunun sebebi, bütün o ızdırabı, çileyi hep beraber yaşadığımız için. Bu rehinelerin ya da ailelerinin yaşadığı bir süreç değil. Bir taraftan da Türkiye'de böyle bir psikoloji yönetiminden bihaber ya da bihaber olmadığı halde sırf bize muhalefet olsun diye iki güne bir rehineleri riske etme pahasına, 'Süleyman Şah'a pazarlık yapıldı, onunla böyle oldu' diye sorumsuz yayın yapan bazı basın yayın organları oldu ki çoğu, bütün yayın organlarına müteşekkirim, sorumlu yayın yapan, bu konuda uyarılarımızı, tavsiyelerimizi dinleyen.

Ama bunun yanında neredeyse her gün Meclis'te çıkıp bu konuda bizi açıklamaya zorlayanlar oldu. En kritik dönemde gensoru verdiler. Gitmişim genel başkanları bilgilendirmişim, 'ayrıca Meclis'i bilgilendirsin, açık oturumda bilgilendirsin' diyor. Neyi konuşacağız açık oturumda, neyi söyleyeceğiz. Bir de bir taraftan siyasi olarak bunları göğüslüyorsunuz."

"Onların başına en ufak bir şey gelse Türkiye türbülansa girebilir"

"Hükümetin IŞİD ile anlaştığı, çalışanların cumhurbaşkanı seçimi için kaçırıldığı, seçimden önce bırakılacağı, sonra da kongrede Davutoğlu için bırakılacağı" yönünde spekülasyonlar yapıldığını hatırlatan Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Bu, akıl, izan alır bir şey mi. Buna ahlaki vasıflarımız zaten izin vermez de siyaseten de birisi bombalar sürerken o vatandaşları orada tutmanın, bizim kongre ya da seçimi, yüz binde bir bile olmaz ama onlar orada dururken onların başına en ufak bir şey gelse bütün Türkiye türbülansa girebilir, toplumsal psikoloji anlamında söylüyorum. Nihayet onu da kontrol ederdik belki ama bütün bu şeyleri tek tek kontrol edeceksiniz, bu taşları. Sadece siz kontrol etmeyeceksiniz. Siz talimat veriyorsunuz, MİT Müsteşarlığımız yapıyor, ama oraya giden eleman da bu psikolojiyi bilecek, konuşan, temasları sağlayan."

Davutoğlu, süreçte, din adamlarını, Arap aşiretlerini devreye soktuklarını belirterek, hava bombardımanlarıyla zor şartlar oluşunca konsolosluk çalışanlarının bu kez Irak değil, Suriye üzerinden salıverilmelerine yönelik yöntemler üzerinde durduklarını anlattı.

"Operasyon için illa kan dökülmesi gerekmez"

Böylesine önemli bir olayda tabirler üzerinden tartışmalar yürütüldüğünü aktaran Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Neredeyse birileri bu vatandaşlarımızın başına bir şey gelmedi diye ağıt yakacak şekilde dün televizyonda gördüm, şu MİT'e operasyon yapanlar kimlerse aynı çevreler, şimdi de yok 'Davutoğlu temas demiş de Cumhurbaşkanı operasyon demiş.' Bundan bir şey çıkarmaya çalışıyorlar. Şimdi çok istiyorlarsa 'operasyon' diyorum. Operasyon için illa kan dökülmesi falan gerekmez. O gün benim temas demem, sabah 6'ya kadar bir dakika uyumamışız ve ben o şartlarda televizyona açıklamaya çıkıyorum, yine hiç uyumadan Şanlıurfa'ya iniyorum, hiç uyumadan Ankara'ya geliyoruz ve bu şartlarda kelime oyunlarına bakıyorlar. Bu kadar basitlik olur mu? Evet, bu bir operasyondu, eğer tatmin edecekse burada söylüyorum. Diplomaside 'operasyona başlıyoruz' dediğimizde bu, bazen bir büyükelçiyi çağırıp nota vermek olabilir. Bazen bir tahliye operasyonu olabilir. Bunların kafası hep polisiye kafa olduğu için, onların hep anladığı operasyon illa kan dökülecek, bu muydu arzuları. Yine de bunları da önemsemiyorum. iki gündür sokaktaki insanların yüzündeki tebessümü, gözlerindeki ışıltıyı görmek bize yetiyor. Büyük bir iş başarıldı. Emeğe geçenlere tekrar tekrar teşekkür ediyorum."

Konsolosluk personelinin, süreçte onurlu bir şekilde görevlerini yerine getirdiklerini, ailelerin de vakur şekilde beklediğini vurgulayan Davutoğlu, sonunda herkesin bayram yaşadığını dile getirdi.

"Sadece üçümüzün bildiği..."

Sonuçta önem taşıyanın söz konusu vatandaşların ülkelerine dönmeleri ve ailelerine kavuşmaları olduğuna değinen Davutoğlu, şunları söyledi:

"Şimdiye kadar, demin söylediğim olayların her birinde ayrı yöntem uygulandı. Bunlar belli bir mahremiyet içinde yürütülür, bazı şeyler var ki çok sınırlı bir şey içinde verilir. O gün yürüyen süreçte, sadece Cumhurbaşkanımız, benim ve MİT Müsteşarımızın bildiği hususlar var. Sadece üçümüzün bildiği. Genelkurmay Başkanımızın, silahlı kuvvetlerimizin görevi gereği bildiği zaten güvenlik toplantısında da detaylı olarak ele aldığımız, her türlü planlamaları da içeren konular var.

Operasyonun neticesi önemli. O kardeşlerimizden birinin bir saç teline zarar geleceğini bilsek biz, bildiğimiz her şeyi unuturuz. Burada bizim için önemli olan en doğru zamanlamayla en doğru araçları kullanarak neticeyi elde etmek. Bunun da hiçbirini zikretmeyiz. Zikrettiğim tek şey var dikkat ederseniz, fidye ödemedik, ödemeyiz. Bu, milli bir operasyondur. Birileri, 'CIA yardım etti de Türkiye aldı' diyor. Hayır, alakası yok. Bu zamanlamanın, Amerika'nın veya herhangi bir ülkenin, koalisyonun buradaki operasyonla alakası yok. Elimizden gelseydi ilk gün alırdık, elimizden gelseydi bir ay önce alırdık. Bir an bile onları orada bırakmazdık."

Davutoğlu, süreçte, konsolosluk çalışanlarını almaya çok yaklaştıkları anlar olduğuna işaret ederek, şunları söyledi:

"Hatta temmuz ayının başıydı. Ramazan öncesinde getirebilmek için Türk Hava Yollarını özel olarak arayıp, 'iki uçağı hazır tutun her an bir şeye ihtiyaç olabilir' diye Genel Müdüre söyledim. Ama o gün alamadık. Hareket mobilize edildiğinde yön değiştirdiler. Yani bunların hepsi geçmiş olan hususlar.

Birçok kere çok yaklaştık. Her yerle ilgili, sekiz yer için de ayrıca planlamalar yapıldı. Olağanüstü durumda ne yapılır, ne edilir. Bunlar da yapıldı ve iftihar ederek söylüyorum, Dışişleri Bakanı olduğum dönemde, Sayın Başbakanımızın talimatıyla bu koordinasyonu bizzat sağlıyordum. Başbakan olduktan sonra bizzat çözüm süreci ve güvenlik mekanizmalarını kurarak her ikisini de bu konuları da ele aldık. Cumhurbaşkanımıza arz ettiğimiz hususlar da oldu. Ama herhalde cumhuriyet tarihinde istihbarat, diplomasi ve silahlı kuvvetler koordinasyonunun bu kadar etkin olduğu çok az dönem vardır.

Bütün kurumlarımıza teşekkür ediyorum. Burada öncü rolü doğası gereği istihbarat teşkilatımız aldı ama diplomasi de silahlı kuvvetler ayağı da son derece etkin şekilde devreye girdi. Diğer ilgili bütün ayaklar devreye girdi.

Başka bir senaryoda, belki başka unsurlar öne çıkardı. Ona ihtiyaç kalmadan, yani silahlı kuvvetlerin şeyine ihtiyaç kalmadan çözülmüş olması da aslında en sağlıklı, en az zararla yapılacak bir şeydi, ne gerekiyorsa o yapıldı ve neticeye ulaşıldı. Devlet olmanın gereği her ihtimali göz önüne almaktır. 8 yer için de her yer değişiminde her türlü ihtimal. Nihayette bu tür operasyonlar her zaman risk barındırır. Hep biz böyle bir ihtimale gerek olmadan, sabırla, metanetle çalışmaya önem verdik."

"Bir eşe yersiz ümit veremezsiniz ama ümitsiz de bırakamazsınız"

Başkonsolos Öztürk Yılmaz'ın eşi Özay Yılmaz ile geçen hafta görüştüklerini, durumun aileler için zorluğunu bildiğini anlatan Davutoğlu, "Evlerine ben gittim. Birbirinden tatlı 3 kızı var. Onlarla daha önce oturduk, gönüllerini aldık. Israrla soruyor 'ümit var mı' diye. Yaptığınız çalışmaları biliyorsunuz ama bir eşe ve üç çocuğa bu kadar zor şartlarda sahip çıkan bir eşe, 'şunu yapacağım' diyemezsiniz, yersiz ümit veremezsiniz ama ümitsiz de bırakamazsınız. Bu, o kadar zor bir şey ki. Bizi eleştirenlerin bir kere bu şartlardaki bir eşle konuşmalarını hayal etmelerini rica ediyorum. Bir hafta, 10 gün sonra olacakları biliyorum ama bir şey söyleyemiyorsunuz. Ama o eş sizden bir şey duymak istiyor. Bir taraftan ümit vereceksiniz, şu gün olabilir dediğiniz anda o insan uyumayacak'' ifadesini kullandı.

Başbakan Davutoğlu, konsolosluk çalışanlarının Türkiye'ye getirildiği geceyle ilgili de ayrıntıları paylaştı. Azerbaycan ziyareti dolayısıyla Bakü'de olduğunu hatırlatan ve tetikte beklediklerini belirten Davutoğlu, şunları kaydetti:

"O gece Türkiye saatiyle 23.23'te Hakan Bey aradı beni. Sürekli bir haber gelecek diye zaten tetikteydik. Hatta Azerbaycan ziyaretini ertelemeyi düşündüm. Ama tam ayarlamalar nasıl olacak, bir de ertelendi niye ertelendi, o sinyal gitmesin diye. Zamanlamasını o günlerde bekliyoruz ama. Gece Hakan Bey, 'Sayın Başbakanım, beklediğiniz müjdeyi kısa zaman içinde verebileceğimi ümit ediyorum' dedi. Ne kadar yaklaştılar, takribi şeyini aldık. Süreci zaten biliyorduk. Teşekkür ettimve 'Türkiye sınırına girdikleri anda haber edin' dedim.

Ondan 6-7 dakika sonra Öztürk aradı. Bizim süreci takip edip etmediğimizden tam emin olmadıkları için şüphe içinde olanlar varmış. Acaba bizi devlet mi götürüyor, nereye gidiyoruz. Sınıra yaklaştıklarını hissedince Öztürk, haber etmek için 'geliyoruz' diye arıyor. Daha 'Sayın Başbakanım' dediğinde 'Hoşgeldiniz Öztürk' dedim. O anki ses tonunu, sesindeki mutluluğu hissettim. Onları da idare ediyor, mikrofonu açık, onlara da 'devletimiz bu operasyonu yapıyor' diyormuş.

Ona 'hoşgeldiniz Öztürk' dediğim anda o bir kere şunu biliyor, bu operasyonun arkasında Türkiye Cumhuriyeti devleti var. Bu devletin unsurları onların yanı başlarında beraber gidiliyor. Bu şeyler de bazen MİT elemanlarımız bazen sonuna kadar kimliklerini gizlerler. Yanlarında MİT elemanlarımızın konuşmamasından şüphe ediyor. Etrafındakilere söylüyor, devletimiz kurtarıyor. Bu hissi verebilmek bize büyük güç veriyor. Sonra belli bir teslim alma, nihai olarak sınırımızdan geçmek için saatler geçti. Devamlı konuşuyoruz.

Saat 5,5 civarı Hakan Bey aradı 'Tamam Başbakanım, bizim tarafa geçtiler, artık tamamıyla emniyetteler' dedi. Onun üzerine Sare Hanım, Özay Hanımı aradı telefonla. O anda onu yaşamak, dünyada verilecek en güzel hediye. O saatler içinde Öztürk'e rica ettim, 'aman ha kimseyi aramayacaksın, telefonda benimle konuştun, bir daha kimseyle konuşmayacaksın ta ki bizim sınırdan geçene kadar.'.Çünkü o anda biri bombalayabilir. Türkiye'yi gereksiz yere provoke edilip, çatışmaya sokmak için başka unsurlar provoke edebilir."

 

AA

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler