YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Davutoğlu: "Eğer verilen sözler tutulsaydı..."
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Dolmabahçe’de bir araya geldiği Akil İnsanlar Heyeti ile görüşmesinin içeriği netleşti. Gündemi değerlendiren Davutoğlu, en çok izinsiz IŞİD gösterileri ve çözüm süreci üzerinde durdu.
Davutoğlu: "Eğer verilen sözler tutulsaydı..."
20 Ekim 2014 / 08:10 Güncelleme: 20 Ekim 2014 / 09:01

Barış ve kardeşlik projesine yeni bir ivme kazandırmak adına Dolmabahçe'deki Başbakanlık Ofisi'nde Akil İnsanlar Heyeti ile buluşan Başbakan Ahmet Davutoğlu, buradaki konuşmasında çözüm süreci, Kobani provokasyonu ve bölgesel konulara ilişkin çarpıcı mesajlar verdi. 

TOPLANTIDAN KARELER İÇİN TIKLAYIN

PKK üyelerinin geçtiğimiz yıl başlayan sınır dışına çıkış sürecinin kesintiye uğradığını hatırlatan Davutoğlu, bu konuda hükümete verilen sözlerin tutulmadığını kaydetti.

Güven bunalımının yaşandığına işaret eden Başbakan, verilen sözlerin tutulmuş olması halinde bugün Türkiye'nin Kobani'ye ve PKK'nın Suriye'deki kolu PYD'ye yaklaşımının da farklı olacağına dikkat çekti.

Akil İnsanlar Heyeti ile onlarca yıldır devam eden “önemli meselenin” yanısıra toplumsal ve tarihi dönüşüme cevap teşkil edecek çözümler üretmek adına ortak vicdanı harekete geçirmeyi hedeflediklerini dile getiren Davutoğlu, şu mesajları verdi:

Bu sorumluluk yayılmalı

Çözüm süreci, bizim içim bu toprakların en önemli projesidir. Sadece bu ülkenin projesi değil, burada başarılı olduğunda çevre ülkeler için de ilham kaynağı olacak önemli bir tarihi yol ve yöntem tespit etme meselesidir. Aslında son gelişmeler olmamış olsaydı da zaten bu toplantı olacaktı. Ortak bir sorumluluk taşıyoruz. Bu sorumluluğu toplumun bütün kesimlerine yayma çabasında omuz omuza vermek durumundayız.

Kadim geçmiş zarar görür

Son olaylarda, küreselleşme ile ortaya çıkan iletişim araçları kötüye kullanıldı. ‘Silahlanıyoruz’, ‘Herkes silahlansın, şurayı bassın’ şeklinde  tweet’ler atıldı. ‘Türkiye IŞİD’e yardım ediyor’ gibi gerçekdışı bilgiler aktarıldı. Bu tweetler var. Kesinlikle bu tweetlerin hepsi kayıtlarımızda da var. Ortak kadim geçmiş ne olursa olsun, küreselleşmenin getirdiği o basit görünen ama çok etkileyici araçlar, bir anda bizim barışçıl projelerimizi demokrasi çabalarımızı, dumura uğratacak sonuçlar doğurabiliyor.

Deli gömleği çıkarılmalı

Çözüm sürecinin hemen öncesinde iki sene önce bir röportajda, ‘Türkiye Sykes Picot’un bekçisi değildir’ demiştim. Kastettiğim şey bu topraklardaki kadim birlikteliğin ve bugünkü siyasal birlikteliğin ancak ve ancak bize biçilmiş deli gömleklerini aştığımız zaman, tabularını yıktığım zaman gerçekleşeceğine dair olan inancımdır. Son olaylar gösterdi ki Tel Abyad’ı Akçakale’den, Suruç’u Kobani’den Nusaybin’i Kamışlı’dan, Yayladağ’ı Bayırbucak’tan ayırmak mümkün değil.

Ortak kaderi yansıtıyorlar

Bingöl’de şehit edilen Hüseyin Hatipoğlu’nun evini ziyaret ettim. Emin olun o kadar vakur ve bir anlamda o ortak vicdanı harekete. Bir tek öfke, intikam hissi uyandıran bir tek cümle kullanmadı eşi Sibel Hanım, babası İlyas Bey. Çözüm süreci dursun falan da demediler. Ya da 16 yaşında 3. kattan atılan, bu sefer Kürt bir gencin Yasin Börü’nün ailesine gidin bakın. Bu yerlilik ve bu bize aitliktir çözüm sürecini şeye ulaştıracak olan.

Amasyalı Hüseyin ve Diyarbakırlı Yasin ve diğerleri şu anda manevi halleriyle dahi ortak kaderi yansıtıyorlar. Eğer şiddet hakim olursa, eğer vandalizm hakim olursa Türk-Kürt demeden kimlerin ne şekilde katledildiğini gösteren tablolar bunlar. 90’lı yıllarda bunların daha azını görmedik. 80’li yıllarda 12 Eylül şartlarında neler yaşandığını herkes biliyor. Hepimiz bu toprakların çocukları olarak bu yerliliği koruyan bir çözüm sürecine sahip çıkmak durumundayız.

Muhatap milletin ta kendisi

Çözüm sürecinin muhatabı milletin ta kendisidir. Çözüm süreci sadece bir tarafı ikna etmeye dayalı bir süreç değildi. Böyle bir ikna borcumuz da yok. Milleti ikna borcumuz var. Ama nihayetinde bu sürecin getirdiği ortamdan istifade ederek, ‘şurada bir tek ben hakimim burada siyaset yapacak olanlar benden izin alacaklar’ dendiğinde kadim ilişki tehdit edilmiş olur. ‘Benim dışımda kurban dağıtırsa atarım 3. kattan’, ‘Benim dışımda siyaset yaparsa partisini bombalarım’ dediğiniz anda işte en kötü ideolojik zemine dayalı bir başka tek tipçi anlayışa çözüm süreci feda etmiş olunur, buna izin verilemez.

6-7 Eylül olayları gibiydi

1 Ekim’de Selahattin Demirtaş’ı kabul ettim. Takip edilecek yol haritası konusunda her türlü müzakere ve görüşme yapıldı ve belli mutabakatlar sağlandı. Artık çözüm süreci yasal zeminiyle, bakanlar kurulu esasıyla, varılan mutabakatlarla büyük bir ivme kazanacak beklentisi içindeyken Kurban Bayramı’nın üçüncü günü 6-7 Ekim’de, 6-7 Eylül Olayları gibi talanın, baskının, yağmanın, şiddetin, gasbın ve cinayetin her türlüsü yaşandı. Kimse ‘Efendim biz şiddet çağrısı yapmadık, sokağa çıkın dedik’ demesin.

Sizinle irtibatlı olanların o gece ne tür mesajlar attıklarını biliyoruz. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanımız o gece Diyarbakır’dan beni aradı. ‘Şu sokaklarda şu silahlanmayı yapıyoruz herkes silahlı ayaklanmaya kalkışsın’ diye tweet atanlar kiminle irtibatlı? Buna destek veren ana muhalefet partisi genel başkan yardımcısının ‘Ben ona değil şuna destek verdim’ demesi çok zor.

Herkes muhasebesini yapsın

Yaşanan olumsuzluklardan hayır murad eden bir kültürden geliyoruz. Herkesin oturup iyi bir muhasebe yapması gerek. Çözüm sürecinde ne zaman mesafe alsak, şu veya bu unsur devreye giriyor bir anda ortalık toz duman içinde kalıyor, tekrar çatışma ortamı doğuyor. Çağrımız şudur; ‘Gelin, günlük güneşlik bir havada konuşalım. Yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen herkese düşen puslu havayı  dağıtmak. Bu konuda Akil İnsanlar Heyeti’nin desteğine ihtiyacımız var.

Başbakan olmasaydım aranızdaydım
 
Davutoğlu, akil insanların üstlendiği görevin önemine de işaret ederek, “Hasbelkader bu siyasi süreç içinde yer alıp bugün başbakan olarak huzurlarınızda bulunmamış olsaydım ve akademisyenliğim devam ediyor olsaydı, sizlerden biri olarak yine bu meselelere zihnimi yoruyor, gönlümü bu meselelere yoğunlaştırıyor olacaktım ve belki de sizinle birlikte oturuyor olacaktım.

Siyasi otoriteye, toplumsal sorumluluk bilinciyle bir şekilde hitap etmek zorunda olan bir aydın olarak zihnim yine bunlarla meşgul olacaktı. Bu toprakların bir çocuğu, bu ülkenin geleceğiyle ilgili ümitler, idealler besleyen bir insan, bir birey, bir aydın ve bütün insanlık için, bölge için sorumluluk taşıyan, beşerler olarak oturup birlikte konuşacağız.

Akil İnsanlar Heyeti’nin raporlarında yer alan pek çok husus geçen yıl demokratikleşme paketiyle hayata geçti. Haziran ayında yaptığımız yasal düzenlemeyle artık çözüm süreci, Türk hukuk sisteminin bir parçası ve yasama kudretiyle bakanlar kurulunu da bağlayan bir temel esas halini almıştır. Biz Kobani’ye de sessiz kalmadık. Tarih, Türkiye’nin Kobani’ye neler yaptıklarını yazacak” diye konuştu.
 
Süreç dışı etkilerden korunmalı
 
Sürecin dış etkilerden korunması gerektiğini belirten Davutoğlu, “”Uluslararası sistemin şu veya bu aktörlerinin bölge, Türkiye, etrafla ilgili planlamaları da dış etkidir, Suriye ve Irak’ta yaşananların çözüm sürecini etkilemesi de dış etkidir. Bunu söylediğimizde bilinçli olarak yanlış aksettirildi. Biz ‘Kobani ile çözüm süreci arasında irtibat kurulmasın’ derken, ‘Kobani önemsizdir’ demek istemedik.

Suriye’deki hiçbir insanın canını, malını, onurunu diğerinden üstün tutmadık, hiçbirine kayıtsız kalmadık. Ama Türkiye’deki çözüm süreci Suriye’deki Kobani meselesi yokken de vardı. Yeni çıkan konjonktürler nedeniyle Türkiye’nin 100 yıllık projesi yok edilemeyecek. Çözüm sürecinin kısa sürede başarıya ulaşması neticesinde bu sınırlar ötesinde yaşayan diğer halklara da olumlu yansıyacak” diye konuştu.
 
Çekilme sözü tutulsa bugün farklı olurdu

4 Nisan 2013’te toplandıklarını ve mayıs ayında bütün silahlı unsurların Türkiye’yi terk edeceklerini ifade ettiklerini hatırlatan Davutoğlu, “Haziranda raporu sunduğunuzda dahi çok az unsurun sembolik çekildiğini biz biliyorduk ama hiçbir zaman topluma deklare etmedik ki çözüm süreci zaafa uğramasın diye sonra deklare etmek zorunda kaldık. Planlandığı gibi PKK’nın silahlı unsurlarının ülke dışına çıkması gerçekleşseydi farklı bir ortam olurdu.

Bizim Kobani’ye, PYD’ye tutumumuz ve bakışımız farklı olurdu. Suriye’de rejimle işbirliği yapan bir grubun desteklenmemesi durumunda Türkiye eleştirildi. Dışişleri bakanlığı dönemimde Salih Müslim’le görüşülmesi konusunda bizzat talimat verdim. Suriye’deki gruplarla da demokratik bir diyalog sürecinin başlaması için bu yönde bir harekette bulunduk.

Müslim ilk defa muhatap olarak alındı, temel ve ilkesel isteklerde bulunuldu. Suriye’deki demokratik muhalefetle işbirliği yapın, Suriye rejiminin suçlarına iştirak etmeyin ve Türkiye’yle de iyi ilişkiler içerisinde olun’ dedik. O dönemde bize verilen sözler tutuldu mu ki birileri ‘Türkiye sözünü tuttu mu?’ diyebilsin. Aksini yaptılar, gittiler Suriye rejiminin suçlarına ortaklık ettiler” dedi.
 
Her olumlu adımda bir komplo çıktı

Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi dahilinde Oslo sürecini denediklerini hatırlatan Başbakan Davutoğlu, “Acaba Avrupa’da, Türkiye’de o zaman çatışma şartları olduğu için onun dışında bir yerde daha soğukkanlı görüşmeler yapabilir miyiz diye. Bir komployla bütün o süreç dumura uğratıldı. Hatırlayacaksınız 2009 yılında Habur’dan girişleri sağlayacak noktaya geldik. Yine son derece gereksiz bazı adımlarla o süreç de akamete uğratıldı. Bütün o tecrübelerden sonra şu sonuca ulaştık.

Ne olacaksa bu topraklarda, bu toprakların insanları arasında olacak. Hep beraber bu toprakların kaderine sahip çıkma hakkına sahip insanlar ve aydınlar, siyasiler arasında olacak. Bu yol, bu topraklarda hakkı bulunan, bu toprakların çocuklarının elele yürüyeceği bir yoldur” diye konuştu.

 

STAR

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler