YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Davutoğlu: Çocuklarınızı polisle korkutmayın
Başbakan Ahmet Davutoğlu, anne ve babalara seslenerek, çocuklarını polisle korkutmamalarını, polisin abi, kardeş kucağı olduğunu söyledi..
Davutoğlu: Çocuklarınızı polisle korkutmayın
04 Nisan 2016 / 11:59 Güncelleme: 04 Nisan 2016 / 13:04

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Polis Teşkilatı'nın kuruluş yıldönümü töreninde konuştu.

İşte Davutoğlu'nun açıklamalarından satır başları:

BU MİLLET SİZİN VARLIĞINIZLA KENDİNİ GÜVENDE HİSSETMELİ

Polis teşkilatı temel arayışa cevap olarak doğmuştur. Güvenliğin olmadığı yerde kutsal mesleklerin ifa edilmesi imkansızdır. Bu millet sizin varlığınızla kendini güvende hissetmelidir. 

POLİS HALKIN ÜSTÜNDE BİR GÜÇ KAYNAĞI DEĞİLDİR

Kudretin ve şefkatin halk nezdidinde en görünür olduğu meslek polis mesleğidir. Sizler halk nezdinde devletin kudret ve şefkat yüzünü göstermek için yola çıkıyorsunuz. Devletin itibarını siz temsil ediyorsunuz. İfa ettiğiniz görev toplum nezdinde en görünüdür.

Birincisi, bizim polis teşkilatımız milletten çıkmıştır. Halkın üstünde bir güç kaynağı değildir. Bazı devlet yapıları vardır ki, belli bir kesimden, belli bir inançtan gelmiş olabilir. O devletlerin güvenliği sağlamaları da, halkın bütününü kuşatması mümkün değildir. 

NE OLUR ÇOCUKLARINIZI POLİSLE KORKUTMAYIN

Siz 78 milyonu hep beraber temsil ediyorsunuz. Polis teşkilatımıza bölgesel tarafgirlik yakışmaz, söz konusu da olmaz. Vatandaşı sadace vatandaş olarak göreceksiniz, kendinizi de 81 ildenmiş gibi görevinizi ifa edeceksiniz. 

Suriye'de ya da Irak'ta güvenlik yapıları etnik temele dayandığı için güvenliğini koruyamıyorlar, koruyamazlar. Halkın içinden çıkmakla sorumlu olmakla birlikte, halka verdiğiniz imajla da sorumlusunuz. Vatandaşlarımıza seslenmek isterim ki, ne olur çocuklarınızı polisle korkutmayın. Abi, kardeş kucağıdır.

POLİS AMCANIN ELİMDEN TUTUŞU HALA AKLIMDA

Herkesin polisle ilk tanışması vardır. Konya'dan İstanbul'a geldiğim zamanlar. Okuma yazmayı öğrenmişim, Yenikapı Sahili'nde yürüyüruz. Yerde gördüğüm gazeteyi okuyorum. Başımı kaldırdığımda ailemden kimse yoktu. 

Anne, baba diye bağrışımı duyanlar dükkana götürdü beni. Apartmanın da sadece adını hatırlıyorum. Bakkal amca karakola götürdü. O polis amcanın elimden tutuşu hala aklımda. 

Bir baba sıcaklığını hissetmek... Beni götürdüler, şeker ikram ettiler. Sonra babamı bulmuşlar, eve gittik. O iltibaa polise bakışımı oluşturdu. Gençlere, çocuklara muhabbetle bakın. Sizin gözünüzde güven hissetsinler.

KAMU DÜZENİNİ İKAME EDECEKSİNİZ

İkinci misyonunuz, kamu düzenini mutlak suretle ikame edeceksiniz. Sadece devlet otoritesi demedim. Israrla kamu düzeni diyorum. Kamu düzeni hepimizin içinde olduğu düzendir. Devlet ile vatandaş birbirinden ayrı değildir. Devletin esası insanın onurunu korumaktır. Devlet otoritesi demeye başladığınızda, otorite kullanma hakkını kendinde görürsünüz.

Kamu düzeni dediğinizde, hiçbir vatandaşın birbirinden ayırt edilmeyen bir düzen ortaya konulur. Kamu düzenini kim tehdit ediyorsa, 78 milyonu tehdit ediyordur. 

SİZİN GÖREVİNİZ VATANDAŞI GÜÇ KAYNAĞI OLARAK GÖRMEK

Bizim görevimiz, sizin göreviniz bulunduğumuz makamı güç kaynağı olarak görmek değil, vatandaşımız için güç kaynağı olarak görmektir. Sizler başkaları uyuyabilsin diye uyumayanlarsınız. Sizler kendi güvenliğinizi, canınızı ortaya koyanlarsınız. 

Bugün terörle mücadele sınavından geçiyoruz. Bir vatanın birliğinin, beraberliğinin mücadelesidir. 

BÜYÜK TARİHİN EŞİĞİNDEYİZ

Sizden beklentilerimiz çok. Terörle mücadele konusunda da bazı hususları paylaşmak istiyorum. Terör tüm dünya için en büyük tehditlerden biridir. Paris, Brüksel de İstanbul ve Ankara gibi terör saldırılarına maruz kaldı. 

Bizim bir farkımız var, biz ateş çemberi içinde mücadele ediyoruz. Büyük tarihin eşiğindeyiz. Bir milletin bekaa, istiklal mücadelesi için bu mesleği seçtiniz. Güçlü bir demokrasi, sağlam bir ülke bütünlüğü için göreve başlayacaksınız. 

Terörle mücadele konusunda gün geldi büyük fedakarlıklar yaptık, gün geldi ihanet şebekelerine karşı mücadele ettik. Bir bahara giriyoruz ama baharı karartmak isteyenler var. Sayın Cumhurbaşkanımızın başbakanlığı döneminde başlayan, ülkemizde kalıcı bir barışın egemen olmasını istediğimiz dönemde, 7 Haziran'da birileri Türkiye'yi zaafa uğratmak istedi. 

Suruç'ta DAEŞ, PKK Adıyaman'da askerimizi şehit etti, DHKP-C İstanbul'da silahlı gösteri yapmaya çalıştı, ertesi gün Ceylanpınar'da iki polisimiz şehit edildiler. O gün tarihi bir eşikte, tarihi bir karar vermek durumundasınız. Geçici bir hükümetin bir başbakanı olarak 23 Temmuz'da Türkiye çapında güvenlik operasyonlarını başlatma talimatı verdim. 

SİZLERE GÜVEREK BU MÜCADELEYİ NETİCELENDİRECEĞİZ

Biz böyle mücadele ederken, bu kararlılığı gösterirken, terör örgütü hakkımızda değişik ifadeler kullanırken, rahatsız olan başka bir kesim daha çıktı. 

Terörle mücadele konusunda hükümet olarak, şahsen, güvenlik güçlerimiz olarak üstlendiğimiz risklerin binde birini üstlenmemişler, ahkam kesmeye kalkıyorlar. 

Biz o talimatı, 3 günü değil, 3 asrı hesap ederek verdik. Türkiye Cumhuriyeti topraklarının her bir şehri, her bir dağı, her bir santimetrekaresi terörden temizlenene kadar mücadele edeceksiniz. 

Bu kararlılığımızdan bir adım geri atmadık. 28 Ağustos'ta kırsal alanda daha etkili mücadele etmemiz söz konusu olduğunda kolordulara talimat verirken siyasi ve hukuki riski aldım. Sizin nezninizde tüm milletime seslenerek ifade ediyorum, terörü bu topraklardan temizleyecek bir hükümet, bir silahlı kuvvetlerimiz ve emniyet teşkilatımız var. 

Güvendiğim tek şey milletmiz ve silahlı kuvvetlerimiz ile emniyet teşkilatımızdı. Sizlere güverek bu mücadeleyi neticelendireceğiz. 

Üçüncüsü de güvenlik bir bütündür, devletin güvenlik yapıları arasındaki koordinasyon. Devlet tek bir yapıdır. Devlet paylaşılmaz. Güvenlik kurumlar arasında paylaşılarak riske edilemez. Bizim son operasyonlarda en çok gurur duyduğumuz şeylerden birisi asker ile polisin yakın işbirliği oldu. Polisimiz, askerimiz omuz omuza bu ülkenin ortak kaderini şekillendirdiler. 

TERÖRLE MÜCADELE KONUSUNDAKİ KARARLILIĞIMIZI SORGULAMAYA KALKTILAR

Terörle mücadele konusunda bizim hükümet olarak şahsen ve bütün bir Emniyet Teşkilatı, Türk Silahlı Kuvvetleri olarak üstlendiğimiz risklerin binde birini dahi üstlenmemişler, ahkam kesmeye kalktılar. Terörle mücadele konusundaki kararlılığımızı sorgulamaya kalktılar.

Ben bunların hepsini takip ediyorum. Kimin ne düşündüğünü biliyorum. Bu sorgulama yapmaya çalışanların arkalarında kimlerin olduğunu da biliyorum.

Ama onlar da bilsin ki, ben 23 Temmuz'da Silahlı Kuvvetleri'ne, Emniyet Teşkilatı'na yaptığımız güvenlik zirvesinde talimat verirken yaşadığımız üç günü değil, gelecekteki üç asrı hesap ederek talimat verdim.

BAŞBAKANIN MAHREM TOPLANTISINI DİNLEMEK İHANETTİR

Halkın oylarıyla iktidara gelmiş ve tabiri caizse yedi düvele karşı bu memleketin menfaatini koruyup, kollamak için gece gündüz çalışan bir başbakanın odasına böcek koymak...

O zaman ben Dışişleri Bakanıydım, Dışişleri Bakanının odasına böcek koyarak, Dışişleri Bakanı, MİT Müsteşarı ve Genelkurmay İkinci Başkanının son derece mahrem toplantısını dinlemeye çalışmak ihanetin, casusluğun ta kendisidir, vatana, devlete, millete, demokrasiye, mesleğe ihanettir.

GERİ DÖNMEK, GERİ ADIM ATMAK YOK!

Ceylanpınar'da polisimizin şehit edilmesi, Adıyaman'da askerimizin şehit edilmesi, Suruç'ta vatandaşlarımızın ve sınırda bir askerimizin DEAŞ tarafından şehit edilmesi sonrasında açık ve net bir talimat verdim;'Türkiye Cumhuriyeti topraklarının her bir şehri, her bir ilçesi, her bir dağı, her bir vadisi, her bir santimetrekaresi terörden temizleninceye kadar mücadele edeceksiniz.

Bir adım dahi geri dönmek, geri adım atmak yok'. O gün ne kadar kararlıysak bugün de aynı ölçüde kararlıyız. Kimse bu kararlılığımızı sorgulayamaz.

Eğer birileri memuriyet görevini ifa ederken, 'Dışarıda bir başka otoriteden de emir alabilirim, hatta bu emri uygularken İçişleri Bakanına, Başbakana bile hesap vermeden uygularım derse' kendisini kapının dışında bulur. Devlete, demokrasiye ve mesleğine ihanet etmiş olur.

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler