YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Bülent Arınç'tan 'özgür basın' açıklaması
Bülent Arınç'tan 'özgür basın' açıklaması
03 Şubat 2014 16:04
Başbakan Yardımcısı Arınç internette sansür iddialarına dair "Böyle bir şey yok. Dünyada pek çok ülkeden özgür ve basın hürriyetine sahip bir ülkeyiz" dedi.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, AK Parti İl Başkanlığını ziyaret ederek, partililer ile bir araya geldi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım'a seçim çalışmalarında başarılar diledi.

Daha sonra basın toplantısı düzenleyen Arınç, gazetecilerin internette sansür iddialarıyla ilgili soruları üzerine, bu konuda pek çok şeyin bir birine karıştığını ve bilgi kirliliği yaşandığını, kimin ne söylediğinin, bunların ne kadarının doğru olduğunun bir kısmının nasıl hayali şeyler konuşulduğunun farkına varılamadığını ifade etti.

Her meseleyi net olarak ortaya koymak gerektiğini vurgulayan Arınç, denetim yollarından birinin soru önergeleri olduğunu hatırlattı. Yılda 700 civarında soru önergesi geldiğini ve bunların hepsine cevap verdiklerini, her birini cevapsız bırakmadıklarını anlatan Arınç, şunları kaydetti:

"Yeter ki soru olsun. Ama soru sormayı bilmeyenler de soru sormakla hakaret etmek arasındaki farkı bilmeyenlerle de zaman zaman karşılaşıyoruz. Şimdi bir soru önergesinin sansürlenmesi mümkün değil. Bir defa birisi bir isim koyuyor ve basın onun üzerine her şeyi inşa etmeye kalkıyorsa bu çok yanlış olur. İnternette sansür iddiası... Kesinlikle böyle bir şey yok. Nereden çıktı, anayasadaki madde basının sansür edilemeyeceği, özgür olduğudur. Biz de buna gönülden inanıyoruz ve Türkiye'de Basın Kanunu ile RTÜK ile şununla bununla meşgul olan bir arkadaşınız olarak söylüyorum. Dünyanın pek çok ülkesinden daha özgür ve basın hürriyetine sahip bir ülkeyiz. 'Efendim 60 tane cezaevinde insan var.' 49 tanesi Terörle Mücadele Kanunu'na aykırı hareket etmekte. Eğer bunu da siz serbest kalsınlar diyorsanız o zaman Terörle Mücadele Kanununu kaldırmamız lazım, inşallah o da kalkacak. Ama oradaki hükümlerin bir kısmı Türk Ceza Kanunu'nda. Bu sefer Türk Ceza Kanunu'na aykırı hareket etmekten bazı insanlar yargılanacak."

"Kimsenin suç işleme imtiyazı yok"

Başbakan Yardımcısı Arınç, kimsenin suç işleme imtiyazı olmadığını söyledi.

Bugün bir televizyon kanalını izlerken rastladığı haberde yer alan ifadelere dikkati çeken Bülent Arınç, "Şöyle bir haber yapıyorlar. 'Kadıköy'de AK Parti bir stant kurmuş. Üye kaydı yapıyormuş, oraya basmaya gelen bir grup olmuş. Aralarında bir tartışma çıkmış, kavgaya dönüşmüş'. Şimdi bir televizyonunun verdiği habere bakın. 'AK Partililer ile yolsuzluk ve rüşvet karşıtı olan grup arasında tartışma yaşandı'. O kadar kurnaz bir ifadedir ki esasen bir süreden beri başlayan işte adına operasyon denilen şeyde yolsuzluk ve rüşvet ön plana çıkarılmak isteniyor. Halbuki bir iddia var. Bu iddia araştırılacaktır. Bir soruşturma yapılacaktır. Bakanların istifası ayrı bir konu. Hükümet kabinede bir görev değişikliğine gitmiştir.

Sayın bakanımız aday olduğu için görevinden ayrılmıştır bir başka bakan da hakkındaki iddiaların açığa çıkması bakımından siyasi etik konusunda örnek bir davranışta bulunmuştur. Başbakanımız onların yerine başka bir arkadaşımızı getirmiştir. Şimdi AK Parti ile yolsuzluk ve rüşvet karşıtı olanların kavgasını söylerseniz gizliden gizliye zihinlerde bir algı meydana getireceksiniz. 'Bu tarafta yolsuzluk yapanlar var bu tarafta onların karşıtları var, kavga etmişler'. Halkın yüzde 50'sinin oyunu almış bir siyasi partinin ve 11 yıldan beri aralıksız devam eden bir iktidarın yolsuzlukla mücadeleyi varlık sebebi sayan bir hükümetin böylesine utanmasızca suçlanmasını ben kabul etmiyorum" şeklinde konuştu.

Yasa dışı dinlemeler

Bülent Arınç, Sabah ve ATV'nin satışı ve internette yer alan ses kayıtlarının sorulması üzerine, böyle bir ses kaydını dinlemediğini, nerede, ne zaman nasıl olduğunu bilmediğini vurguladı.

İnternette bazı ses kayıtlarının yer aldığını, bunların gerçekleri ne kadar yansıttığı, montaj olup olmadığı konusunda bilgisinin bulunmadığına işaret eden Arınç, şöyle devam etti:

"Ama çok iyi bildiğim ve çok üzüldüğüm bir konu var ki bu sayın bakanımızın (Binali Yıldırım) da uzun süren bakanlık döneminde en çok uğraştığı ve hukuka uygun bir şekle getirmeye çalıştığı ve belki de bunların mağdurlarından hepimiz olduğumuz için bu konuda insanların özel hayatlarına, kişilik haklarına saldırı olmasın diye gecesini gündüzüne kattığı bir konudur. Dinlemeler konusu isterseniz mahkeme kararıyla olsun çünkü savcılar talep edebilir. Mahkemeler de belli bir süre içerisinde organize suçları belki ortaya çıkarabilmek için bazı kişilerin dinlenmesini karar verebilir. Bunun süresi bellidir, bunun ne şekilde sona ereceği bellidir. Ne şekilde sona erdikten sonra hangi işlemin yapılacağı bellidir. Hukuk bunu tanzim etmiş. Ancak böylesine ince bir konuyu yine hukuk alanında dinleme altına aldıktan sonra bunu uzatan, bunun dışarıda yayınlanmasına izin ve imkan veren, bunun üzerinden bazı spekülasyonları güçlendirmeye çalışanlar da olabilir. Yargının içinde olabilir, emniyetin içinde olabilir, bunların medya uzantısı olabilir, bunlar yanlıştır, hukuka aykırıdır. İnsanların özel hayatları ve kişilik haklarına büyük bir saldırıdır.

Hakimle ve savcıyla işbirliği yapılarak bir dinleme kararı alınmış olmasına rağmen 3 aylık bir dinlemenin 13 aya çıkarılabildiğini, ilgisiz kişilerin dinlenebildiğini, hatta topluca dinleme kararları verilebildiğini son gelişmelerle biraz daha yakından görmüş durumdayız. Hakim kararının bile ihlal edildiği Türkiye'de bu dinleme rezaleti hepimizi rahatsız ediyor. Bununla ilgili Türk Ceza Kanunu'nda bazı hükümler var. Biz bu ceza maddelerinin daha da arttırılması, ve caydırıcı hale gelmesi için bizzat benim takip ettiğim bir yasa çalışması olmuştu 2 sene önce. Fakat sonradan denildi ki 'bu cezalar yeterlidir, arttırılmaya gerek yoktur'. Öylece kaldı. İkinci konu çok daha çirkin. O  da teknolojinin geldiği son noktada insanlar yurt içinden yurt dışından dinleme cihazları temin ederek çok küçük şeyleri bile bazı yerlerde saklamak suretiyle insanların ve hatta büyük bir alanın dinlemesini yapabiliyorlar. Savcı kararı yok, hakim kararı yok. Tamamen insanların kötü niyetle yaptıkları dinleme, bu son yıllarda iyice çığırından çıkmış durumda. Kimin yaptığını bilemiyorsunuz, nasıl bunu elde ettiğini bilemiyorsunuz. Dost sohbetlerinde, bir insanın çay içerken, aile ortamında bile yaptığı konuşmaları 'yarın bir gün bize lazım olur' diyerek birileri dinlemiş ve kendilerine göre zamanı geldiğinde de servise koymuşsa bu bir insanlık suçudur. Bırakın özel hayatı, kişilik hakları ama bir insanın hayatına böylesine müdahale edilmesi ve bunun çirkin amaçlar için kullanılabilmesi fevkalade kötüdür. Bu da son zamanlarda veya son yıllarda hepimizin şikayet ettiği konular. Başbakanımız bile 'beni bile dinlemişler' dediğine göre bizim gibi sizin gibi insanların kimler tarafından ne şekilde dinlenildiğini, bu alçaklığı kimin yaptığını doğrusu bildiğimiz zaman bunun bir cezası var şüphesiz. Ama bulmak ve tespit etmek noktasında zorluklar yaşıyoruz."

"Dinleme rezaletine ciddi bir şekilde son verecek tedbirleri alacağız''

Mahkemelerde ve Yargıtay içtihatlarında, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuralar üzerine verdiği kararlarda yasa dışı dinlemelerin suç delili olmayacağının karara bağlandığını anımsatan Arınç, "Mahkeme kararıyla dinlenmiş olanların bir ağırlığı var eğer suistimal edilmemişse. Ama yasa dışı dinlemelerle bir yere varmak mümkün değildir, bir insanı suçlamak hatta ne bileyim hükümeti, bakanları sizi beni, onu, bu yasa dışı dinlemelerle mümkün değil. Bu konuda sayın bakanımızın (Binali Yıldırım) bakanlık döneminde başlattığı çalışmayı ümit ediyorum ki diğer arkadaşlarımız devam ettirecek ve toplumda endişeye, tereddütlere, paniğe yol açabilecek bu dinleme rezaletine bir gün ciddi bir şekilde son verecek tedbirleri alacağız.''

Mavi Marmara olayı

Bir gazetecinin Mavi Marmara gemisiyle ilgili olarak Türkiye ve İsrail arasında bir mutabakata varılıp varılmadığına yönelik soru üzerine Arınç, şöyle devam etti:

"Sayın Başbakanımız hükumet içinden ben bu müzakereleri koordine etmek görevini verdi. Biz teknokratlarla bu işi bilen insanlarla bir müzakereyi yürüttük. Bazen Ankara'da bazen İsrail'de Tel Aviv'de bu görüşmeler konusunda önemli müzakereler yapıldı ve sadece bir iki pürüz kalmıştı. Henüz bu pürüzler çözülmüş ve sonucunda bir anlaşmaya varılmış değil. Ancak çözümün yakın olduğunu ben de hissediyorum. Evet bu iş tamamdır dediğimizde ne yapacağız. İsrail ve Türk hükumetleri arasında bir uluslararası sözleşme imzalanacak. Sonra bizim anayasamız gereğince bu uluslararası sözleşmeyi TBMM'ye getireceğiz. Orada kanun haline gelirse, o zaman ödemeler yapılacak ve aramızdaki ikinci şart da yerine gelmiş olacak. Şüphesiz bu ikinci şart, birinci şart birbirinin arkasına geliyor değil ama Gazze'ye ve Filistin'e uygulanan ambargoların da kaldırılması veya en azından insani geçişler için yumuşatılması gerekli. Bu konuda İsrail adım attı. Mal geçişlerine, ilaç geçişlerine izin verdi. Ancak ambargo ve abluka tamamen kaldırılmış değil. Eğer tazminat konusu çözüme bağlanırsa arkadan diplomatik ilişkilerin kurulması, eskiden olduğu gibi büyükelçilik düzeyinde atamaların yapılması ve bununla ilgili çalışmaların başlaması gerekiyor. Bunu takiben de İsrail ve Türkiye bu ambargoların, ablukaların kaldırılması konusunda birlikte çalışacaklar. Umarız ki Filistin, Gazze halkı için de çok önemli saydığımız, insani ölçüler içerisinde süratle yerine getirilmesini arzu ettiğimiz çabalar, tazminat konusunun halledilmesini müteakip hızlıca yerine gelmiş olacaktır. Bahsettiğiniz haberi ben de okudum. Bu konuda bir gelişme var ama henüz imza atacak düzeyde değiliz. ABD de, İsrail de bu konuda Türkiye'nin bir an evvel anlaşma yapmasını umut ediyor. Biz de doğrusu o 3'lü özürden sonraki aşamaları süratle yerine getirmek istiyoruz."

"Kimlik siyaseti yapmıyoruz, hizmet siyaseti yapıyoruz"

Başbakan Yardımcısı Arınç, İzmir Manisalılar Derneği'ni ziyaretinde ise "Esasen 76 milyonu kucakladığımız tüm Türkiye'yi dost ve kardeş bildiğimiz, ayrımcılık yapmadığımız için çok güzel iş yapıyoruz. Millet bundan o kadar memnun ki sandığa giden iki seçmen biri AK Parti'ye oy veriyor. Bölücülük yapmıyoruz, kimlik siyaseti yapmıyoruz, hizmet siyaseti yapıyoruz. Bizim işimiz millete, ülkemize hizmet etmek" diye konuştu.

Hemşehrilik bilincini sıkı tutmanın önemine değinen Arınç, AK Parti'nin başarılı olmasının sırlarından birinin bu olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

"İkincisi de biz dedikodu üretmiyoruz, çıkarcılık üzerine, bölgecilik, mikro milliyetçilik üzerine siyaset yapmıyoruz. 76 milyonu kucaklayan, Anadolumuz'un her köşesine hizmet götürmeye çalışan bir iktidarız. Bunu propaganda olsun diye söylemiyorum, bu hikmet bizi başarılı kıldı. 2002, 2007, 2011 tek başımıza iktidar olduk, mahalli seçimlerin ikisinde de evet bazı yerleri kazanamamış olabiliriz ama belediyelerin biz yüzde 65'ini kazandık. 16 büyükşehrin 12'sini kazandık. 40'tan fazla il, 570 ilçe, bin 400 belde belediyesini kazandık. İki referandum oldu 'evet' kazandı Türkiye'de. İzmir 'hayır' demiş olabilir. Önemli olan AK Partisinin 'evet' dediğine milletimizin de 'evet' demesidir. Son siyasi tarihimize bakın, çok partili siyasi hayatımıza bakın ondan sonra üç dönem grafiği yukarıya giden, tek başına iktidar olan parti bulunmuyor. Avrupa'da da dünyada da yok."

 

İHA

 

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler