YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Bülent Arınç'tan 'ananas' yorumu
"Ananas" konusundaki tartışmaları değerlendiren Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Ananası, Uganda’yı dile dolamamak lazım" dedi.
Bülent Arınç'tan 'ananas' yorumu
30 Ocak 2014 / 15:20 Güncelleme: 30 Ocak 2014 / 20:58

Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, NTV'de Oğuz Haksever'in gündeme ilişkin sorularını yanıtlıyor.

Arınç röportajından öne çıkan başlıklar:

- Dün parlamentoda yaptığınız görüşmelerden başlayalım. Önce serbest bırakılan beş milletvekilini ziyaret ettiniz geçmiş olsun diye.

Dün BDP’li beş milletvekili tahliye edilmişti. And içtiler. Ve kendime verdiğim bir söz vardı hangisi serbest kalıp ant içtiğinde onları ziyaret edip geçmiş olsun diyeceğim ve başarılar dileyeceğim diye. Önce sayın Haberal’ı hastanesinde ziyaret ettim. Geçmişten bu yana tanıdığım ve saygı duyduğum bir insandı. Daha sonra sayın Balbay’ı Cumhuriyet gazetesindeki yerinde ziyaret ettim. Geçmişten bugüne tanışıklığımız vardı.

Bu beş BDP’li milletvekilini tanımıyordum ama onlar da çileli bir tutukluluktan sonra tahliye edilmişlerdi. Onları da dün BDP grubunda ziyaret ettim. Ben iki üç yıldan bu yana bu milletvekili arkadaşlarımızın içerde tutuklu kalmasını hazmedemiyorum. İtirazım son yıllarda yapılan yargılamalarda bir adil yargılama olup olmadığı konusu beni ilgilendiriyor. İkincisi de uzun tutukluluk süreleri.

Burada sivil asker ayrımı da yapmıyorum. Bir soruşturma evresi başladıktan sonda delillerin toplanmış olması, sorguların yapılmış olmasını takiben eğer şartları oluşmuşsa o insanların tahliye edilmesi lazım. Çünkü bizim hukukumuzda tutukluluk istisnaidir ama serbest kalmak asıldır. Bunları söyledik ama kimse dinlemedi.

Özellikle milletvekilleri de halkın oylarıyla seçildikten sonra beğensek beğenmesek kime kabahat bulacağız halk seçmiş.  Geçmişte de milletvekili seçildikten sonra bu insanların serbest kaldığını gördük. Biz Adalet Bakanlığı olarak 4 yargı paketi çıkardık. Bunların özellikle üçüncüsünde tutuklamaların artık son bulması açısından önemli hükümler koyduk. Onları da hiç umursamadılar. En sonra 2010 referandumundan Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkını getirmişiz bu kişilerden bazıları bu yola gittiler. Sanıyorum önce Balbay’la başladı, arkasından da ben bunun bir emsal olması gerektiğini ayrıca herkesin bireysel başvurusuna da gerek olmadığını söyledim.

Fakat mahkemeler özellikle Diyarbakır ve çevresinde görev yapan mahkemeler herkesin kendisinin başvuru yapması gerektiğini söylediler. Sonunda o da yerine getirildi ve bu kişiler tahliye edildiler. Siyasi düşünceleri çok önemli değil milletin seçtiği isimler parlamentoda görev yapmalı. Bu ziyaretlerim sırasında kendilerine 'Geçmiş olsun' dedim. Kemal Aktaş’ın 1980’den sonra neredeyse 20 yıl cezaevinde kaldığını öğrendim 3 yıldan bu yana da KCK veya başka sebeple tutukluydu.

Mesela genç bir bayan olmasına rağmen Selma Irmak’ın neredeyse 9 yıla yakın tutukluluk sürtesi olduğunu öğrendim. Diğerlerinden de öğrendiğim özellikle cezaevi şartları bakımından yargılamaların adilliği konusunda inanın bilmediğim pek çok şeyi öğrendim. Mesela bir tanesi Faysal Sarıyıldız ve Selma Irmak bahsettiler.

Artık cezaevinde kalması sağlık şartları bakımından çok zorlanan bazı tutuklu ve hükümlülerin tahliye edilmesi gerekir. Biz ikinci yargı paketinde bunu çok kolaylaştırdık. Fakat adli tıbbın şu veya bu sebeplerle bu raporu vermemesi içerde bazı kişilerin hayatlarını oldukça zor bir noktaya getirmiş. Adli tıp raporu da olmasına rağmen bazı savcılar bir not düşmüşler.

Sağlığı bakımından çok zor durumdadır, tahliye edilmesi gerekir. Ama tahliye edildikleri taktirde dışarı çıkarlarsa, dışarıda çevresindeki insanlar huzur ve güvenlik bozucu bir eyleme kalkışabilirler veya buna benzer bir cümle. Bu hukuki değil. 'Bu yazılı olarak varsa bana ulaştırın biz de takip edelim' dedim. İnsan hayatının söz konusu olduğu bir yerde hiçbir mütealanın söz konusu olmaması gerekir. Ben de kendilerine meclis başkanıyken yaşadığım bir olayı anlattım. O tarihte biliyorsunuz 1994’te DEP’in kapatılmasıyla 4 milletvekili cezaevine alınmışlardı.

Selim Sadak, rahmetli Orhan Doğan, Hatip Dicle ve Leyla Zana. Benimle görüşmek istediler ve ben kendilerine bir yemek verdim. O yemekte 4-5 saat geçmişi bu günümüzü ve geleceğimizi konuştuk ve çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Dün de arkadaşlarıma çözüm süreci için ne yapmaları gerektiğini onlar da bana hükümetin ne yapması gerektiğini anlattı.

Cezaevinde sağlık açısından zor durumda olanların altını çizdiniz. Bu konuda bir şeyler yapılabilir mi?

Tabi ki yapılabilir. Son dönemde özellikle Adalet Bakanımız Sadullah Ergin’in döneminde çok iyi noktaya getirildi cezaevlerimiz. Hükümlüleri içerde de korumak zorundayız. Dolayısıyla bu cezaevlerinin şartlarının da Avrupa Birliği standartlarına uygun hale getirilmesi lazım. Son yıllarda bu yapıldı. Tabi müebbet, ağır hapse mahkum olanlar, ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum olanların infazları başka bir statüye bağlı. Bu statüde de şartların mutlaka düzeltilmesi lazım.

Bütün bunların şartlarının da iyileştirildiğini biliyorum eskiye göre. İçerde kalmalarının mahsur görüldüğü her tutuklu ve hükümlünün serbest kalması lazım. Sadece hastane şartları önemli değil. Bir insanın evine gitmesi, arkadaş ortamı içinde bulunması, aynı zamanda tedavisinin de devam etmesi gerekiyor. 1 yıl mı 2 yıl mı oldu Güler Zere isminde bir bayan tutuklu veya hükümlü vardı.

Hükümetimiz harekete geçti ağır bir hastalığı olduğu biliniyor ve ölümcül bir sonuçla da karşılaşacağımızı yazıyorlar. Bağırmamız, çağırmamız yalvarmamızla bir ay son tahliye oldu ama 3 ay sonra da vefat etti. Aynı durumda başka kişiler, başka tutuklu ve hükümlüler bulunabilir. Bu çığlığa hiç kimsenin kulağını kapatmaması lazım. Hükümet olarak yaptığımız yeterli değilse mutlaka yeni hükümler getiririz. Yazılı olarak nerede kim var, ne durumda bunu da bugünden itibaren toplamaya çalışıyorum.

Yargı düzenlemeleri, bir takım haberler var 'Sahte dijital delil varsa ve gizli tanık, hukuka aykırı dinlenmişse bu davanın yeniden görülmesine gerekçe sayılacak' diye... Böyle bir düzenleme geliyor mu?

Bu tartışma sanıyorum bir ay önce başladı. Bir milletvekili arkadaşımızın yazdığı makalesinden alırsak ‘Orduya da kumpas kuruldu’ şeklindeki bir sözünün bunun üzerine yargılamanın iadesi daha güncel hale geldi. Bir defa 25 sene biz bu avukatlığı yaptık yargılamanın iadesinin ne olduğunu az çok biliriz. Bu bizim hukukumuzda var. Bitmiş bir mahkeme, hüküm veya karar karşısında şartlar oluşmuşsa yeniden mahkeme istenebilir, bu var zaten. Ortaya çıkan yeni bir delil olabilir, mahkemenin kabul ettiği bir delilin sahteliği de söz konusu olabilir.

Şahitlik yapmışsa o karanın verilmesine vesile olmuş birisinin daha sonra yalan şahitlikten mahkum edildiği de ortaya çıkabilir. Bu varken yeni olarak ne yapılabilir? Ben yeni bir şey yapılmasının ve mevcut hukuk sistemine bunu adapte etmenin mümkün olmadığını düşünüyorum. Ancak üzerinde konuşmamız lazım. Bu konuda inisiyatif alan Türkiye Barolar Birliği oldu.

Sayın Feyzioğlu Sayın Başbakanımız'ı ziyaret etti, Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyaret etti bir tur yaptı. Şöyle şöyle yapalım bitmiş davalar yeniden görülsün diye. Doğrusu ben ilk planda baktığımda bugünkü mevcut hukuk sistemi içinde buna çok imkan olmadığını gördüm. Sayın Feyzioğlu diyor ki bugüne kadar bitmiş davaları öncelik alarak söylüyor 'Bir karar çıkartalım hepsini geçersiz sayalım. Ondan sonra da herkes hakkında beraat kararı verilsin yeniden bir yargılama yapılsın' Bir defa yargı üç erkten biriyse onun verdiği kararların yasamanın verdiği şeyler ortadan kaldırılması nasıl mümkün olabilir? Bir af çıkartırsa bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırabilir.

Af çıkarmanın da anayasa içinde yeri belli. Ben Feyzioğlu’nun düşüncelerinin saçma olduğunu söyleyemem, tartışılması gerekir. Bu yüzden Sayın Başbakanımız da Adalet Bakanımız'a 'Bu konu üzerinde çalışın' dedi. Ama bana sorarlarsa şurası eksik burası fazla diyebileceğim. TÜBİTAK’tan bilirkişi istenmiş, bu bilirkişilerde bir davada önemli bir belge veya delil olan harddisk’le ilgili bir karar vermiş.

Bu gerçekse mahkeme de bu rapora itibar edecekse kendi içinde gereğini yapar. Çok önemli bir delildi biz buna dayanmıştık kararı da buna göre vermiştik demek ki bizim kararımız sakat derse mesele yok. Yargılaması devam eden davaysa o delilden vazgeçer başka delillerle devam eder.

Özel yetkili mahkemelerle ilgili Sayın Başbakanımız sanıyorum İran’a giderken bahsetti daha çalışma halinde olan bir düşünce. Biz Bakanlar Kurulunda da daha kendi içimizdeki çalışmalarda da terörle mücadele kanunu üzerinde mutlaka bir şey yapmamız gerektiğine inanıyoruz. Ben mesela basın ve medyadan sorumlu bir Başbakan Yardımcısı olarak hem yurt içinde hem yurt dışında 'Niçin gazeteciler içeride' sorusuna muhatap kalıyorum. Bizde boynumuzu bükerek diyoruz ki 'Gazetecilik mesleğini ifa ederken yazısından, kitabından, karikatüründen dolayı cezaevinde olan insanlar değil' Bir iki kişi böyle oldu onlar da çıktı.

Hepsinin isim isim ve karşılığında hangi ceza maddesi ile sorgulandığına dair belgeler veriyoruz. Onların tamamı Terörle Mücadele Kanunu'na muhalefet etmekten, terör örgütü propagandası yapmaktan, örgütün eylemlerine katılmaktan, örgüt adına hareket etmekten vesaire. Bu sefer ben soruyorum; bu kanun mevcut oldukça bu gazeteci kimliğiyle bilinen insanların yargılaması da olacaktır, hüküm de alacaklardır, cezaevinde de kalacaklardır.

O zaman Terörle Mücadele Kanunu bence sorumlu. İlk maddemizi bazı yayın yoluyla işlenen, düşünce eve fikri açıklaması sebebiyle propaganda unsurundan dolayı ceza giyenler üzerinde geçtiğimiz yıl yaptık. 5 yıla kadar erteleme getirdik sadece bildiri okuyan bildirisinde de propaganda yaptığı sabit görülen insanların hepsini dışarı çıkardık. Ve propaganda unsuruna şiddete yöneltme unsurunu ekledik.

Örneğin Sayın Öcalan demek bir zaman terör örgütünü de örgüt elebaşını da övmek suçuydu. Sonra Yargıtay bunun tek başına suç olmayacağına karar verdi. Bizce de öyle. O yüzden onun resmiyle, posterleriyle mitingleri dolduran insanlara kovuşturma yapılmıyor. Propaganda içine silah ve suç unsuru koyulmuşsa bu suç olacaktır o zaman. Bu yeterli değil tabi.

İçim acıyarak söylüyorum, öyle bir maddemiz var ki bizim kim akıl ettiyse üstün bir zeka. Terör örgütünün üyesi olmamakla birlikte, yine de yaptığı eylemlerle örgüt lehine faaliyette bulunana da ceza veriyor. Bir belediye başkanı hakkında dava var hala içerde kendisi. Nevroz dolayısıyla bir bildiri okumuş. O bildiri içinde de örgütü öven şeyler söylemiş.

Propagandadan vermişler, ikincisi örgüt üyesi değil ama örgüt lehine hareket etti diye toplam 8 yıl. Bu maddeyi de değiştirmemiz lazım. Terörle mücadele kanunu çok eski bir kanun değil 91’lerden geliyor. İlk başlangıcı da benim bildiğim 141-142 ve 163.maddeler rahmetli Özal’ın girişimleriyle kalktığı zaman terörle mücadele kanununu onun yerine ikame etiler. 2005’te yeni ceza kanunu yapılırken terörle mücadeleyi de içine alacak kanun içine maddeler konuldu.

O zaman TMK’ya ihtiyaç kalmadı ama bugüne kadar geldi. En basit sebebi çözüm sürecini bir yılını yeni doldurduk. Bir yıl öncesine kadar karakollar basılıyor, mayınlar patlıyor, sokaklarda canlı bombalar kadınları karınlarındaki çocuklarla havaya uçuruyordu. Böyle bir ortamda caydırıcı olması açısından terörle mücadele kanununa ihtiyaç olmuş olabilir. Çözüm süreciyle birlikte bizim bu fazlalıktan vazgeçmemiz lazım. Hapşıran bir insana idam cezası vermeye kalkarsanız bu caydırıcı olmuyor  daha da teşvik edici oluyor. Bu kadar uzun tutukluluklar karşısında hiç kimse inandığından vazgeçmiyor belki de daha çok bilenerek ilerisine hazırlanma ihtiyacı duyuyor.

Arınç, Başbakan'ın TÜSİAD'a yönelik sözleriyle ilgili "TÜSİAD bizim nazarımızda geçmişten bu yana yanlışları olan ama önemli bir kurum. Bu kurumun dostane ilişkiler kurmadığını, muhalefet partisi gibi partimize tavır aldığını biliyorum.

AK Parti kurulduğunda önce küçümsediler, sonra sessiz kaldılar. Bize karşı dostane olmadılar. Bir kurumun AK Parti'yi eleştirmesi elbette normaldir. 17 Aralık sonrasında ekonomik açıdan Türkiye'nin itibarını sıfırlamaya yönelik çabalar olduğunu gördük. 100 milyar dolar kaybımız oldu. Büyük bir yabancı sermaye yatırımı gelmişti. Biz devşet otoritesini yerli yerine oturtma kavgası veriyoruz. Syın Başbaknımız fevkalede üzgün ve kızgın. Bu kadar hizmet ediyoruz. Geçen Mayıs ayındaki tabloya bakın, biz bu tablonun bpzulmasından fevkalede üzülürüz.

TÜSİAD'ın Türkiye'de hukuk kalmadı, bundan sonra size hiçbir şey gelmez sözü elbette Başbakanımız'ı yaralmıştır. Sen ateşe benzin dökeceğin yerde Türkiye'de ekonomik istikrarı nasıl koruruz bunu söyle. TÜSİAD'ın bu tavrı geçmişten beri alınmış bir tavır olduğu için Başbakanımız tepki gösterdi.

Ama ben Muharrem Bey'i tanırım, kendisi vatanperverdir biridir. O da üzüldü" dedi.

Arınç, ananas sorusuna "Uganda'da ananas beni biraz ilgilendiriyor. Türkiye'den birisi telefon ediyor. Koç'un ismi geçiyor, Hocam Uganda'dan ananas geldi diyorlar. Hakperest olmak lazım, birine kızabiliriz, ama bir gerçeği de insanın yeri geldiğinde ifade etmesi lazım.

2010'du sanırım ben 5 ülkeden sorumluyum. Afrika'da Uganda bende. Karma ekonomi kurul toplantıları ekonomik ilişkileri geliştirmek içindir. O amaçla Uganda'da toplantı yapamaya karar verdik. İlk kez gidiyoruz. Uganda ile diplomatik ilişki kuralı 3 yıl olmuş. Büyükelçi gitmiş ama oturacak yeri yok. 40'a yakın iş adamıyla gittik, çok güzel görüşmeler yaptık. Ama biz gittiğimizde bizi karşılayacak büyükelçi yoktu, kalacak yer yoktu. Bizi karşılayanlar oraya okul kuran öğrencilerdi. Yemeğe onlar götürdü, cumhurbaşkanıyla görüşmeye onlar katıldı. 11 yıl önce bu gönüllü insanlar okul kurmuşlar, cumhurbaşkanıyla iç içe çalışıyorlar.

Dolayısıyla bu ananası, bu Uganda'yı dile dolamamak lazım. İş adamlarını yurt dışında yatırım yapması konusunda ayıplamamak lazım" diye yanıt verdi.

Arınç, Erdoğan'ın tabanı ayırarark cemaate örgüt demesine ilişkin "Son grup toplantısında ben de vardım. Bu cemaatin onbinlerce sempatizanı var, canla başla çalışan var. Onların hepsi saygın bizim nazarımızda, onlar bizim ailemiz aynı zamanda. Ancak biz de burdanız diyerek hukuk dışı faaliyetler gösterenleri ayırmak lazım.

Hukuku kim ihlal ediyorsa elindeki belgeleri kim birilerini yıkmak için kullanıyorsa bunlar nereye müntesip olursa olsun onlar haksızdır, suçludur, onları bir yana koymak lazım. Aradaki farkı göstermek lazımdı, Sayın Başbakan da bunu yaptı. Sayın Başbakanımızın başka benzetmeleri de oldu. Ben kimsenin üslubuna hakim olamam. Herkes fikirlerini ortaya koyabilir, ama önemli olan bu ayrımın yapılmasıdır" dedi.

17:05
 // Oktay D
Iste mantıklı,vicdanli,tecrübeli bir devlet adamı!Sn Arınç sözleri dikkatle takibedilmesi gereken nadir siyasetçilerden birisidir!...
30 Ocak 2014 17:05
SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler