YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Bu ülkenin barış destanını birlikte yazmalıyız
AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, ''huzur, barış isteyenlerin, kardeşliğe inananların en az direnç gösterenler kadar inançlı, kararlı ve cesur olması gerektiği bir süreci yaşıyoruz'' dedi.
Bu ülkenin barış destanını birlikte yazmalıyız
02 Mart 2013 / 09:50 Güncelleme: 02 Mart 2013 / 10:47

 

Bağış, Balkan Rumeli Sanayicileri ve İşadamları Derneği'nce (BALKANSİAD) Çelik Palas Oteli'nde düzenlenen ''5. Sinerji Toplantısı''nda yaptığı konuşmada, Balkanlar'dan Türkiye'ye gelen her bir kardeşimizin, bu ülkenin bugün dünyanın 16. büyük ekonomik gücü olmasına büyük katkılar verdiğini söyledi. 
 
Türkiye'nin ve Bursa'nın son yıllarda büyük bir gelişme gösterdiğine dikkati çeken Bağış, AB üyesi ülkelerde Bulgaristan'ın başkenti Sofya'da bir süre önce, resmi temaslar yaptıktan sonra, karayolu ile Kırcaali'ye geçtiğini, oradan da Kapıkule, Edirne ve İstanbul'a gittiğini hatırlattı. 
 
Bağış, Türkiye'nin yaşadığı değişime işaret ederek, ''O yolculuğun sonunda şunu anladım; AB standartlarını biz aslında çoktan yakalamışız. Bugün eğer Bulgaristan AB üyesi ise biz Bulgaristan'dan 30 yıl ilerideyiz'' diye konuştu. 
 
Türkiye'nin içinden geçtiği hassas ama son derece elzem çözüm sürecinde Bursa'nın, aslında çok net bir yol haritası sunduğunu dile getiren Bağış, ekonomik gelişmişlik düzeyiyle Bursa'nın, birlikte çalışınca, ter dökünce, azmedince nelerin başarılabileceğini, Türkiye'ye ve dünyaya çok net bir şekilde gösterdiğini vurguladı. 
 
''AB süreci olmasaydı bu ülkede hala...''
 
Bağış, bugünlerde kendisine en çok sorulan sorunun ''Ekonomik kriz yaşayan AB'ye neden hala girmek istiyoruz '' olduğunu belirterek, şunları kaydetti: 
 
''Çok şükür 10 yıldır Türkiye, etrafında savaşlar gerçekleşirken, Avrupa'da son yüzyılın en büyük ekonomik krizi gerçekleşirken, her geçen gün büyüyor, zenginleşiyor, demokrasisi de güçleniyor, bir yandan da şeffaflaşıyor, tabularını geride bırakıyor. Eğer AB sadece bir ekonomik birlik olsaydı, belki de ekonomik kriz bizim üyelikle ilgili perspektifimizi değiştirmemize sebep olabilirdi ama AB aslında insanlık tarihinin en kapsamlı barış projesidir. Asırlarca, birbirleriyle savaşmış olan Avrupa ülkeleri AB sayesinde kıtada kalıcı barışı sağlamışlardır. Ben bazen Fransız muadillerime takılıyorum; 'İngilizlerle birlikte yaşamayı kabullendiniz de bize mi sorun yaratıyorsunuz  Tarihte bizimle olan hangi savaşınız İngilizlerle olduğu kadar kanlı olmuştu, uzun sürmüştü, can almıştı, gözyaşına sebep olmuştu'. AB gerçekten bir barış projesi, ekonomik, siyasi bir proje olmaktan daha önemli bir özelliği var. Ama insanlık tarihinin en kapsamlı projesi olmasına rağmen hala kıtasal bir barış projesi.'' 
 
Türkiye'nin üyeliği AB'yi kıtasal bir proje olmaktan küresel bir proje olmaya taşıyacak özelliği taşıdığını ifade eden Bağış, şöyle devam etti: 
 
''Bakın bugün Mısır'da, Tunus'ta, Libya'da hayatını riske atarak, daha fazla demokrasi, insan hakları, ifade özgürlüğü, serbest pazar ekonomisi, sendikal haklar, daha iyi okullar, hastaneler, yollar, havaalanları, barajlar, yollar için kendi hayatını riske atan milyonlarca insan var. Kimilerinin 'Arap Baharı', kimilerinin 'Büyük uyanış' dediği çok farklı bir süreç yaşanıyor. Peki bu süreci tetikleyen sebeplerden bir tanesinin Türkiye'nin son 10 yılda elde ettiği başarılar olduğunun farkında mıyız  Çünkü, sıradan bir Mısırlı ya da Tunuslu Türkiye'ye baktığı zaman bu Türkler bizimle aynı değerleri paylaşıyor, aynı kültüre sahip, aynı coğrafyada yaşıyoruz ama Türkiye'de bizde olmayan şeyler var. 'İktidar olduğu gibi muhalefet, sendika, serbest pazar ekonomisi var, bizde niye olmasın  Orada kendi değerlerinden, inançlarından taviz vermeyen liderler 10 yılda vatandaşlarının ortalama gelirini 3 katı artırabiliyor, bizimkiler niye bunu başaramıyor ' sorusunu sormaya başladılar. Peki bu kadar ortak noktamıza rağmen onlardan bu kadar ileride olmamızın en önemli sebebi nedir diye düşünüyorsak, o zaman da AB sürecimizin bizim için de ne kadar önemli olduğunu algılarız. O kadar çok benzer noktalarımıza rağmen o ülkelerden çok farklı bir seviyede olmamızın en önemli sebebi, en önemli yumuşak gücümüz olan demokrasimizdir ve bu demokrasiyi her geçen gün güçlendiren AB sürecimizdir. 
 
AB süreci olmasaydı bu ülkede hala Devlet Güvenlik Mahkemeleri olurdu. Hala insanlar etnik kökenini dile getirmeye korkardı. Hala bu ülkede TRT gibi YÖK gibi kurumların yönetiminde TSK mensuplarının olma şartı devam ediyor olurdu. Hala Türkiye'de 'devletin emrindeki millet' zihniyeti geçerli olurdu. Ama o tabuları kırdık. Bugün Türkiye çok farklı bir noktaya kavuştu.'' 
 
Bağış, bakanlık görevine geldiği gün Başbakan Erdoğan'ın kendisine ''Balkanlardaki bütün ülkelerin AB sürecini de en az bizim sürecimiz kadar önemseyeceksiniz'' talimatını verdiğini hatırlatarak, Türkiye için Arnavutluk'un, Bosna Hersek'in, Makedonya'nın, Kosova'nın, Sırbistan'ın AB süreci de en az bizimki kadar önemli olduğunu, kalıcı barışın buna ihtiyacı bulunduğunu vurguladı. 
 
''Çözüm süreci''
 
AB sürecinin aynı zamanda Türkiye'nin farklı kesimlerinin birbirini anlamasına da vesile olduğunu anlatan Bağış, bu süreçte Türkiye'nin farklı bir kültürü de yakaladığına dikkati çekti. 
 
Bağış, şöyle konuştu: 
 
''İşte bugün içinden geçtiğimiz çözüm süreci de bu yüzden çok çok önemli ve şunu hepimiz gördük; savaşın, çatışmanın kazananı olmaz ama barışta herkes kazanır. İşte Türkiye'nin şu an içinden geçtiği barış, çözüm süreci, bu yüzden çok önemli. Kimileri Türkiye'nin içindeki bu ortamdan rahatsız olabilir, kimi ülkeler Türkiye'nin zenginleşmesinden, kalkınmasından tedirgin olabilir. Hatta terörün sağladığı kargaşadan rant elde eden, insan, uyuşturucu kaçakçılığını çok daha kolay bir şekilde gerçekleştiren o nefret tüccarları da barışın bu ülkede egemen olmasına karşı çıkabilirler. İşte bu yüzden huzur, barış isteyenlerin, kardeşliğe inananların en az o direnç gösterenler kadar inançlı, kararlı ve cesur olması gerektiği bir süreci yaşıyoruz. Bu ülkede birtakım dirençlerin olacağına, dışarıdan da bu sürece birtakım dirençler olacağını gördük, Paris'teki cinayetlerde de gördük. En son kritik bazı görüşmelerin, yalan yanlış tutanaklarla çarptırılma çabalarını da gördük ama bizim hemize düşen bir ortak görev var. Biz bu ülkenin barış destanını, bu ülkenin barış tutanaklarını birlikte yazmak durumundayız. O süreci de aştıktan sonra bizi hiçbir güç tutamaz...'' 
 
Başkanlık sistemi
 
Bağış, Türkiye'nin ortalama 1,5 yıl süren hükümetlerle idare edildiğini, her koalisyon döneminde ülkenin geri gittiğini, güçlü iktidar dönemlerinde ise ileri gittiğini hatırlatarak, istikrarın güvence altına alınması gerektiğini vurguladı. 
 
Başkanlık sisteminde bahsettiklerinde, kimilerinin bunu ''Başbakan için istiyorlarmış gibi'' bir intiba yaratmaya çalıştığını dile getirerek, şöyle konuştu: 
 
''Halbuki bizim genel başkanımız zaten cumhuriyet tarihinin en sevilen, popüler, başarılı başbakanlarından bir tanesi. Onun öyle bir şeye ihtiyacı yok. Ama bizden sonraki Türkiye için istikrarın güvence altına alınması lazım. Bunu en iyi sizlerin, işadamlarının, sanayicilerimizin anlayacağına inandığım için bu konuyu sizlerle paylaşıyorum. Gerçek Başkanlık sistemi diktayı değil, gerçek demokrasiyi güvence altına almak için en önemli sigorta poliçesidir. Bakın ABD'de yasama, yürütme ve yargı arasındaki, erkler arasındaki yetki devri, denetleme mekanizmaları o kadar açık ve nettir ki geçen yıl Başkan Obama Bakü'ye çok istemesine rağmen bir büyükelçiyi atayamadı. Tek bir senatör veto ettiği için o büyükelçiyi çekmek zorunda kaldı. Bu mudur dikta, bu mudur baskı  Ama ülkede bilen bilmeyen herkes maalesef konuları çarptırıyor. Bu ülkede bizim daha da kalkınmamız için istikrarı güvence altına alacak, koalisyon ihtimallerini ortadan kaldıracak, çalışanı ödüllendiren, çalışmayanı milletin vicdanında yargılanıp müebbet muhalefete mahkum olanları da uyarabilecek bir sisteme gerçekten ihtiyacımız var.''
 
 
AA
SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler