YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
''Bu doğmadan ölen bir projedir''
İşte Bahçeli'nin açıklamasının tam metni
''Bu doğmadan ölen bir projedir''
25 Ağustos 2009 / 17:22 Güncelleme: 25 Ağustos 2009 / 00:00

MHP Lideri Devlet Bahçeli, demokratik çözüm süreci ile ilgili çok sert açıklamalarda bulundu. İşte Bahçeli'nin o açıklaması...


 


Aziz Türk Milleti,


Değerli Dava Arkadaşlarım,


Bugün ecdadımızın, anayurdumuz Orta Asya’dan başlayarak asırlarca süregelen yurt edinme ülküsünün tarihi bir dönüm noktası olan Malazgirt Zaferinin 938. yılını gururla kutluyoruz.


Yine bugün, Anadolumuzu işgale yeltenen düşmanın yurdumuzdan atıldığı Büyük Taarruzun başladığı günün 87. yıl dönümündeyiz.


Ne tesadüftür ki, Anadolu’yu Türklere açan ve bu toprakları vatanlaştıran savaş ile bu tarihten tam 851 yıl sonra aynı gün başlatılan ve zaferle sonuçlanan savaş ebedi yurdumuzu Cihana tescil ettiren tarihi dönüm noktalarıdır.


Bu bin yıllık süre, sahip olunan toprakların stratejik önemine uygun olarak kendi jeopolitiğini ve beşeri zenginliğini geliştirmiş, Selçukludan Osmanlıya ve oradan da Cumhuriyetimize köklü bir maddi ve manevi veraset olarak intikal etmiştir.


Türkiye Cumhuriyeti, bu bin yıllık stratejik var olma mücadelesinin tarihi mirasını devralmış, çoğunluğu Anadolu'da, bir bölümü Trakya'da bulunan bugünkü sınırlarımızı esas alarak Türk milletine dayalı milli ve üniter bir devlet yapılanmasını vazgeçilmez öncelik kabul etmiştir.


Değerli Dava Arkadaşlarım,


1923 yılında, bedeli bitmez tükenmez göçlerle, meşakkat ve kahramanlıklarla ve şehit kanlarıyla ödenerek kazanılmış Cumhuriyetimizin ve aziz milletimizin varlığı, bütünlüğü ve geleceği bugün büyük tehdit altındadır.


Bu, ecdadımız Osmanlı’yı parçalayan tarihi Şark Meselesi’nin günümüzdeki uzantısı, Lozan’da hevesleri yarım kalmış devletlerin milli varlığımızı ve var olma azmimizi kırmaya yönelik oyunun bir parçasıdır.


Türkiye’de öteden beri sinsice uygulanan küresel operasyonun son aşamalarına, işbirlikçi AKP iktidarının tam teslimiyete dayanan zihniyeti sonucu gelinmiştir.


Hükümetin taşeronluğu ile yürütülen sistematik ve yıpratıcı yıkım projesiyle;


Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel değerlerinin direnci ve dayanakları birer birer çekilmeye çalışılmakta;
Asırların kardeşlikle yoğurduğu Türk milletinin bekası kimlik, kültür ve kardeşlik istismarı ile karartılmak istenmekte;
Devleti ve milleti ayakta tutan değerler sistemi aşındırılarak,  toplumun ve kurumların duyarsızlaştırılması için, milletin kendini savunma ve var olma refleksleri köreltilmeye çabalanmaktadır.
Durdurulamaması halinde, kapatılması asla mümkün olmayacak kadar ölümcül yaraların açılacağı ve geri dönüşün mümkün olamayacağı bir fetret dönemi AKP ile Türkiye’nin önüne konulmuştur.


Tekraren ifade ediyorum ki, bu gelişme Sevr’e boyun eğen, Mondros’u imzalayan son Osmanlı hükümetlerinin girdiği küresel sarmalın benzeridir.


Türkiye yaklaşık bir asır sonra, yine uluslararası iktisadi ve siyasi mahkûmiyetin neden olduğu stratejik denklemin içine hapsolmuş durumdadır.


Gelişmeler devlet, millet ve ülke birliğinin bir yol ayrımına sürüklendiğini ortaya koymaktadır.


Bu karanlık gidişe son verilemez ise,


Ülkemiz önce iki dilli ve iki milletli can çekişen tek devlete;
Sonra çok dilli ve çok ortaklı bir federal devlet yapılanmasına doğru yol alacaktır.
Sürati teslimiyetin dozuna ve hızına bağlı olarak değişecek bu aşamadan sonra ise Türkiye iki seçenek arasına sıkıştırılacaktır:
Bunlardan birincisi; ayrı ayrı kimlik oluşturmuş ve milletten ayrılmış kardeşlerin ve coğrafyaların da birbirinden uzaklaştığı parçalanma ve küçülme sürecidir.
Diğeri ise, küresel gücün öncelik vererek dayatacağı model olan Irak’ın Kuzeyi’ni içine alacak ve aşiret reislerini kucaklayacak şekilde çok devletli ve milletli konfederal Devlet yapılanmasıdır.
AKP tarafından ülkemizin sokulmaya çalışıldığı karanlık tünelin ve yıkım sürecinin başka izahı ve istikameti yoktur.


Sahibi Amerika Birleşik Devletleri olan ve Eşbaşkanlığını övünerek Başbakan Erdoğan’ın yaptığı Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye’ye dayattığı ve Başbakanı arkasından ittiği uçurum budur.


Bu vesile ile ispat edilmezse namussuz olmakla suçlayan Başbakan Erdoğan’a 2004 yılında bir televizyon kanalında yaptığı konuşmayı hatırlatarak teslimiyet anılarına bakmasını öneriyorum.


Başbakan Erdoğan, bu söyleşide sarfettiği ‘‘Diyarbakır... İstiyorum ki şu anda Amerika'nın da ‘Büyük Ortadoğu Projesi' var ya ‘'Genişletilmiş Ortadoğu', yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir yıldız olabilir, bir merkez olabilir. Bunu başarmamız lazım.’’ (18.02.2004 - HÜRRİYET) sözüyle yakayı ele vermiştir.


Kimin emrine girmek istediği, kime çalışmayı arzuladığı, hangi coğrafyalara yanaştığı, hangi yörelerimizi ayrıştırmak istediği gayet açıktır.


Buradan sormak lazımdır: İslam dünyasına zulüm getiren kanlı Amerikan Projesine talip olmak nasıl bir namus anlayışıdır?


Bu çürümüşlüğü yıllarca eşbaşkan ünvanını taşıdıktan sonra 13 Ocak 2009 tarihinde “doğmadan ölen bir proje” olduğunu söylemesi zelil olmuş namusunu asla geri getiremeyecek, lekelenmiş sicilini aklamaya kesinlikle yetmeyecektir.


Açılımın kimin projesi olduğuna dair bu örnek, namusu kurtarmaya yetmediyse, Kuzey Irak’a yönelik kara harekatını durdurmak için ABD Savunma Bakanı’nın Hindistan’dan yaptığı siyasi çözüm çağrısını hatırlaması belki kafi gelecektir. (28.02.2008 - RADİKAL)


Genel esaslar talimatlandırılıp dayatılmaktadır, ayrıntıları fırsat ve açılım adı altında hükümete bırakılmakta ve Başbakan tarafından tıpış tıpış yapılmaktadır.


Buna rağmen açılım adı verilen yıkımın küresel bir projenin dayatmaları olduğunun hala görülememiş olması, işbirlikçi mihrakları saymazsak aydınların ve toplumun tam bir akıl tutulmasına, vizyon körlüğüne, vicdan kararmasına maruz kaldıklarını işaret etmektedir.


Elbette ki bir coğrafyanın beşeri, ekonomik, sosyal, kültürel politiğini oluşturmak ve yükseltmek, sahip olunan stratejik imkân ve şartların yanı sıra, mevcut devlet ve yaşayan millet yapısını hesaba katan gerçekçi bir analizin sonucu olacaktır.


Bu itibarla, resmileşmiş ayrı diller üzerinden uyanmış alt kimlikleri bir arada tutacak bir milletleşme modeli ve üniter devlet yapılanmasını insanlık henüz icat edememiştir.

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler