YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Birol Akgün: "AK Parti-MHP koalisyonu daha kalıcı olur"
Birol Akgün: "AK Parti-MHP koalisyonu daha kalıcı olur"
22 Haziran 2015 10:21
Stratejik Düşünce Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Birol Akgün, MHP ve AK Parti hükümetinin kalıcı olacağını söyledi.

7 Haziran seçiminin ardından AK Parti'nin birinci parti olması ancak tek başına hükümet kuracak sayıya ulaşamaması koalisyon seçeneklerini gündeme getirdi. AK Parti'nin hükümeti kurması beklenirken, CHP ve MHP ile koalisyon gündeme geldi.

Ancak MHP ile koalisyon giderek ağrılık kazandığı görülüyor. AK Parti'nin MHP veya CHP ile koalisyon kurmasının getirisi veya dezavantajları ne olur, olası bir koalisyon sandıkta partileri nasıl etkiler, bir koalisyon kurulması durumunda Çözüm Süreci nasıl etkilenir, Yeni Şafak'tan Nil Gülsüm HDP'ye AK Parti'den giden oylar emanet mi sorularının cevabını Stratejik Düşünce Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Birol Akgün ile konuştu.

7 Haziran seçimlerinde AK Parti'nin aldığı yüzde 41 oy AK Parti için başarı mı başarısızlık mı?
13 yıllık bir iktidar açısından bakarsak yüzde 41 oy başarıdır. En son İngiltere'de yapılan seçimlerde iktidara gelen David Cameron'ın partisi yüzde 37 oy almıştı. Avrupa ülkelerine baktığımız zaman yüzde 41 oy almak pek çok ülke için artık neredeyse hayaldir. Türkiye'deki partiler açısından da durum farklı değil. En yakın partiye 15-16 puan fark atılmıştır, ancak ortada bir gerçeklik var ki, dört partinin girdiği mecliste bu oy aranı ile tek başına hükümet kurulamamaktadır. Böyle bir durum olduğu için bir başarısızlık duygusu da oluşmuyor değil.

AK PARTİ BİR SONRAKİ SEÇİMDE TEK BAŞINA İKTİDAR OLABİLİR
 
AK Parti tek başına iktidar olma şansını kalıcı olarak mı yitirdi, yeni bir seçimde tablo farklı olabilir mi?

Hala Türkiye'nin ana omurgasının taşıyıcısı AK Parti'dir. Seçim haritasına bakıldığında bütün illerden en fazla oy alabilen parti AK Parti'dir. Bu da bir sonraki seçimde tek başına iktidara gelebilecek potansiyele sahip olduğunun göstergesidir.

SOSYOLOJİK OLARAK EN GÜÇLÜSÜ AK PARTİ

Bu tabloyu AK Parti için sonun başlangıcı olarak değerlendirenler ve ANAP gibi bir çözülme yaşayacağını söyleyenler de var. Bu görüşler için ne söylersiniz?

Bu değerlendirmeyi ve ANAP benzetmesini ben kesinlikle doğru bulmuyorum. Bir kere ANAP en güçlü olduğu dönemde bile yüzde 45 oy almıştı. Tek başına iktidarı 18 milletvekili eksikle kaybetmiş bir partinin aldığı oyu kesinlikle küçümsememek lazım. AK Parti sosyolojik olarak Türkiye'nin en sağlam partisidir. Seçmen tabanından ayrılan bazı Kürt oylar dışında AK Parti seçmeninde kitlesel bir çözülme yok.

SANDIKTAN OYUN KURUCU ÇIKTI

Birinci olmasına rağmen tek başına iktidar olamayan AK Parti ne yapmalı?

Biz nerede hata yaptık sorusunun cevabını aramalı. Söylemlerimizde mi hata vardı, neyi ıskaladık sorularına yoğunlaşmalı ve sosyolojik araştırmalar yapmalı. AK Parti'nin önümüzdeki dönemde Yeni Türkiye'nin inşası konusunda yeniden heyecan oluşturacak yeni fikirlere, projelere sahip olup bunu topluma aktarırsa yeniden tek başına iktidara gelebilir. AK Parti kendisini yenilemeli ve yeni sosyolojiye uygun kadro, söylem ve projelerle sahaya çıkmalı.

Hükümet kurma süreci nasıl olmalı?

Sandıktan çıkan seçmen iradesi görmezden gelinemez. Bu tablo hem siyasal hem se sayısal anlamda bir kamera şakası değil. TBMM'de artık dört parti var. Bu siyaseten parçalı bir yapı ve siyasi liderler bu parçalı kumaştan bir hükümet elbisesi çıkarmak zorundalar. AK Parti aldığı %41'lik oy ve kazandığı 258 milletvekili ile siyaseten oyun kurucu rolünü üstlenecek durumdadır.

DÜNYA ÖRNEKLERİNE UYGUN

Uygun olan koalisyon nedir?

Dünya örneklerine bakıldığında ülkeyi yönetme açısından birbirine yakın olan partilerin koalisyonu daha gerçekçi ve kalıcı olur. Siyasi yelpazenin sağında yer alan iki ana aktör olan AK Parti ile MHP'nin koalisyon hükümeti kurması bu anlamda Türkiye açısından daha gerçekçi bir hükümet modeli olur gibi geliyor.

CHP+AK PARTİ GERÇEKÇİ OLMAZ

CHP ile AK Parti'nin hükümet kurması da gündemde.

AK Parti ile CHP arasında bir koalisyon da diğer seçenek. Bu koalisyon bir uzlaşı doğurabilir, yeni anayasa yapma anlamında bir imkan verebilir yorumları yapılıyor. Ancak siyasal yapıları birbirine bu kadar zıt iki partinin bir araya gelerek uyumlu bir hükümet kurması çok gerçekçi değil. Kamuoyu yoklamaları iki partiye oy veren seçmenlerin de birlikteliğe sıcak bakmadığını ortaya koyuyor. Belki ileride mümkündür ama şu an için taraflar açısından siyaseten gerçekçi görünmüyor. Diğer seçenek de HDP ile bir koalisyondur. Evet HDP de halkın oylarıyla meclise girmiş meşru bir partidir, asla dışlanmaması lazımdır. Ancak bu ihtimal de AK Parti tabanı açısından çok gerçekçi bir senaryo değil. AK Parti'nin dışarıda olduğu senaryolar ise zaten hiç gerçekçi olamaz.

HDP-MHP BİRLİKTELİĞİ SİYASİ İNTİHAR OLUR

Neden?

AK Parti'nin dışarıda olduğu bir formül sayısal olarak yeter ama siyasal olarak yetmez. Türk ve Kürt milliyetçiliğinin zirve yaptığı bir seçimden sonra, iki partiyi ister koalisyon ortağı ister dışarıdan destek verecek şekilde hükümetin bir parçası yapmak mümkün değildir. Özelikle MHP açısından bu senaryonun gerçekleşme şansı yok; zira böyle bir yakınlaşma MHP açısından siyasi intihar anlamına gelir. 1999 sonrasında MHP'nin yaşadığı tecrübeleri en iyi MHP liderliği bilir.

Koalisyon sonraki seçime nasıl etki eder?

Sandıktan çıkan 'uzlaşın' mesajının sonuna kadar çok sahici bir şekilde denenmesi gerekir. En makul olan da AK Parti-MHP koalisyonu görünüyor. AK Parti'nin MHP ile bir koalisyon yapması HDP'ye kayan oyların orada kalıcı olması sonucunu doğurabilir. Ancak CHP ile bir koalisyon yapması durumunda MHP'ye kayacak oylar çok daha fazla olur. Eğer bir sonraki seçim düşünülecekse en az kayıp MHP ile koalisyonda olur.

Kürt seçmen geri kazanılmalı

HDP'ye barajı aştıran oylar hangi partilerden gitti?

Sosyolojik değerlendirmeler esasen AK Parti'den, ikinci olarak da CHP seçmeninden gittiğini göstermekte. AK Parti'den giden oylar daha çok muhafazakar Kürtler, CHP'den gidenler ise solun biraz daha solunda olan bir kesim. 1.8 milyon eski AK Parti seçmeninin HDP'ye oy verdiği görülüyor. Bu ciddi bir kitlesel kaymadır. Yakın zamana dek Türkiye'de yaşayan Kürtlerin yarısı HDP'ye, diğer yarısı ise AK Partiye oy verirken son seçimde Kürtlerin yüzde 20'si AK Parti'ye oy vermiştir.

Giden oylar emanet mi kalıcı mı?

Eskiden insanlar kendilerini sağ-sol olarak tanımlıyorlardı. Bu terimi hala kullanıyoruz ama maalesef giderek artan şekilde seçmen klasik sağ-sol ayrımından ziyade sosyo-politik olarak etnik ve mezhepsel kimlik havuzlarına hapsolmuş gibi görünüyor. Emanet mi değil mi tartışmasını bu yeni durum üzerinden değerlendirirsek, ben bu oyların kalıcı olma ihtimalini yüksek görüyorum. HDP'ye giden oyların son on-on beş gün içinde gitmediğini, bir yıllık zaman içinde geliştiğini görüyoruz. Bu yeni durum bir anda değil, tedricen gerçeklemiştir.

BİRLİĞİ TEMSİL EDEN TEK PARTİ

Ama yine de Ak Partinin özellikle muhafazakar Kürt seçmeni geri kazanmak için stratejiler geliştirmesi gerektiği kanaatindeyim. Zira AK Parti Türkiye'de hala ülkenin tüm sosyolojik dinamiklerinin kesişimi bir siyasi hareket olarak Türkiye'nin birliği ve bütünlüğünü temsil eden tek partidir. Bu özelliğini koruması için Kürtlerden vaz geçmemesi gerekir.

HDP sol kesimi kendisine oy vermeye hangi argümanla ikna etti, gerçekten Türkiye partisi söylemine mi sahipti?

HDP etnik bir parti olmasına rağmen Kürt halkının sorunlarını çözme gibi temalar yerine sadece “Tayyip Erdoğan'ı başkan yaptırmayacağız” söylemiyle sol cenahta oluşan Erdoğan karşıtlığını HDP'ye kanalize edecek bir strateji izledi. Bu ince bir seçim stratejisiydi. HDP bu enerjiyi ileride tekrar bir daha kendisine kanalize etmeyi başarabilir mi bu tartışmalı, ama 7 Haziran'da başardı ve beklediğinin üzerinde yüzde 13'lük bir oya ulaştı.

Çözüm süreci eskisi gibi olmaz

Çözüm Süreci'nin yaşanan olaylara bakıldığında bu şekilde devam etme şansı yok. Bu sadece AK Parti'den kaynaklanan bir durum değil. Kürt aktörlerinin tavrı 2009'da olduğu gibi değil, bunu en son Kobani meseli gündeme geldiğinde gördük. Sanki Türkiye ve Sayın Erdoğan Çözüm Sürecini istemeyen tarafmış gibi gösterildi. Zaten şu andan itibaren Çözüm Süreci yeniden gündeme getirilecekse 2009'daki noktaya geri dönüp, şartları yeniden konuşmak gerekir. Bugün Kandil İmralı'dan daha çok belirleyici bir aktör haline gelmiştir. HDP de İmralı'dan çok Kandil'i dinler gözükmektedir. Çözüm süreci demokratikleşme içinde ve yeni Anayasa tartışmaları bağlamında ele alınmalıdır. Barış sürecinin muhatabı kurumsal olarak HDP değil, tüm Kürt halkı olarak görülmeli. Mevcut aktörlerle bu sürecin işlemesi zora girmiştir, güven kaybolmuştur. Bu nedenle artık yeni bir bakış açısı ve yeni bir yöntem gerekiyor.

HDP kullanışlı enstrüman oldu

HDP'nin barajı aşması kendiliğinden gelişen bir sosyolojik değişimin neticesi miydi diye bakılırsa, sosyolojik zemin olmadan hangi kurguyu yaparsanız yapın başarılı olmaz. HDP, sadece Türkiye'deki Kürt dinamiğiyle hareket eden bir olgu değil. İçeriden ve dışarıdan beslendiği pek çok kaynak var. HDP'yi kullanışlı bir enstrüman haline getiren ise Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesinden itibaren AK Parti'nin tek başına iktidara gelmesini engellemek isteyenler için partinin çıkış kapısı olarak görülmesidir. Bu da Kobani olayları gibi siyasi dinamikler üzerinden AK Parti'deki Kürt oyların Türk oylardan ayrıştırılması ile gerçekleştirildi. Bu anlamda bir üst akıl var. Bu akıl sahipleri için seçimin ana hedefi bir partinin iktidara gelmesi değildi; AK Parti'nin tek başına iktidara gelmesinin önlenmesiydi. Bunun yolu da ne CHP'de ne de MHP'deydi; bu ancak HDP'nin barajı aşması ile mümkün olabilirdi. Buraya odaklandılar ve ortak bir akıl inşa edildi.

Tabloyu genç seçmen belirledi

Türkiye 2001'de ekonomik ve siyasi açıdan dibe vurmuştu. O yıllarda AK Parti'ye oy veren muhafazakar kitle, büyük ölçüde 28 Şubat döneminde biçimlenen özgürlük ve demokrasi taleplerinin karşılanmasını istiyordu. Zaman içinde bu talepler büyük ölçüde gerçekleşti. 50 milyon seçmenin belki yarıya yakını sosyalizasyon açısında 2000'li yıllardan sonraki Türkiye'nin gerçekleriyle yetişti. Yeni neslin oy verirken beklentileri değişti, bu kuşağın değer yargıları farklı. Yeni neslin zihinsel haritasının doğru okunmadığını düşünüyorum. Seçime giderken parti kongreleri ile kadro değişimi yaşandı. Entegrasyon sorunları aşılamadan seçime gidildi. Refah Partisi'nden kalma insan insana çalışma yöntemi terkedildi ve Amerikan tipi kampanya ile medya üzerinden halka ulaşma yöntemi benimsendi. Medya, daha etkin yöntem görülebilir ama bizim seçmenimiz henüz bu tarz çalışmaya hazır değildi. Adaylarla ilgili eleştiriler de gelmeye başladı. AK Parti'nin gücünü aldığı sosyal kesimi daha iyi yansıtacak adaylar olabilirdi deniliyor. Bu durumun da moral motivasyon eksikliğine sebep olduğu düşünülebilir.

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler