18 Ekim 2017 Çarşamba
  • Altın151,481
  • BIST106.991
  • Dolar3,6762
  • Euro4,3196
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,8356
  • İstanbul15 °C
  • Ankara3 °C
  • İzmir11 °C
  • Konya6 °C
  • Adana14 °C
  • Antalya16 °C
  • Diyarbakır9 °C
  • Bursa8 °C
  • Kayseri1 °C
  • Kocaeli4 °C
  • Şanlıurfa13 °C
  • Gaziantep13 °C
  • İçel17 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"Benim ırkımdan diye kimse bir zalime sahip çıkmasın"
Başbakan Ahmet Davutoğlu, bir televizyon programında verdiği röportajda; çözüm süreci ve bölgesel çatışmalarla ilgili olarak; "Sadece benim ırkımdan diye kimse bir zalime sahip çıkmasın" dedi.
"Benim ırkımdan diye kimse bir zalime sahip çıkmasın"
23 Ekim 2014 / 01:59 Güncelleme: 23 Ekim 2014 / 02:04

Başbakan Ahmet Davutoğlu, çözüm süreciyle ilgili olarak, “Eğer sürecin muhatabı olan kesimler üzerine düşeni yaparsa önümüzdeki birkaç ay içerisinde istenilen noktaya gelinebilir” dedi.

Davutoğlu, El Cezire televizyonuna verdiği röportajda, çözüm süreci ve bölgesel gelişmelere yönelik açıklamalarda bulundu.

Türkiye’nin AK Parti iktidarı döneminde belirlediği sadece Ortadoğu’ya dönük olarak değil, Balkanlara, Kafkaslara ve Orta Asya’ya dönük olarak belirlediği bir bölge politikası olduğunu belirten Davutoğlu, Türkiye'nin tek boyutlu bir ülke olmadığını belirterek, şunları söyledi:

"Türkiye, birçok bölgeyle aynı anda temas içinde. Bütün bu bölgelerde, özellikle de Ortadoğu’da, hep şunu savunduk: Yüksek düzeyli siyasi diyalog, ekonomik karşılık ilişkilerle karşılıklı bağımlılık ve ekonomik ilişkileri yoğunlaştırmak, kültürel çoğulculuk ve ortak bir güvenlik havzası. Bunun için bütün komşu ülkelerle ve özellikle de Ortadoğu ülkeleriyle yoğun temasa girdik ve aslında yakın zamana kadar bu konularda çok ciddi mesafeler aldık.

Ancak Arap Baharı sorasında yaşanan gelişmeler maalesef bizim muhatabımız olan ülkelerin birçoğunda ciddi iç karışıklıklara sebebiyet verdi. Ben hep bölgesel politikaları bir yapıcı işbirliğine mi dayalı yoksa rekabete mi dayalı olduğuyla ilgili sınıflandırırım. Türkiye için her zaman yapıcı işbirliğine dayalı politikalar esas oldu. Dolayısıyla bizim, bir tarafta doğru dünyanın en büyük ordularından birine sahibiz ve herhangi bir şekilde Türkiye’ye bir tehdit olduğunda bunu karşılayacak güce sahibiz."

AK Parti döneminde Türkiye'nin ordu gücü kadar yumuşak gücü, diplomasisi, kültürü, en önemlisi de demokrasisi, halk rızasına dayalı yaklaşımı ve ekonomik kalkınmasıyla bölgede bir barış gücü olmaya çalıştığını kaydetti. Türkiye'nin, hiçbir zaman gerekli olmadıkça orduyu kullanmadığını belirten Davutoğlu, "Hep kullandığımız araçlar ekonomi, siyaset, diplomasi ve yumuşak güç araçları oldu.

Şimdi de bence bölgeye yeni askeri araçlarla girmek yerine bu barışçıl araçları kullanma zamanı geldi ve esas itibarıyla buna yönelmek lazım. Başka ülkelerle ilgili tabii hüküm vermek istemem ancak askeri yöntemlerin bölgemizde yaygınlaşması bölgedeki istikrarı da huzuru da güvenliği de olumsuz yönde etkiliyor. Şimdi hep beraber bölgede kalıcı bir barışı inşa etmenin yollarını denemeliyiz" diye konuştu.

Türkiye'nin yükselişi

Davutoğlu, Türkiye’nin yükselişinden, Türkiye’nin takip ettiği siyasetten rahatsız olan taraflar olabileceğini belirterek, bu tarafların Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak da isteyebileceklerini ifade etti. Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Ancak burada bugün Suriye’ye dönük olarak, IŞİD’e, DEAŞ’a dönük olarak, oluşan koalisyonun bu taraflarla doğrudan ilgisini kurmak doğru değil. Bu tür kanaatlere sahip olan çevrelerle ama Türkiye’nin bu yükselişinden bazı çevrelerin, özellikle de eskiden beri bölgenin bütünleşmesinden, Türkiye’nin oluşturduğu başarı hikayesinin, yani halkın rızasına dayalı yönetim.

Bunlar bir dönem, özellikle Davos’tan ve Mavi Marmara’dan sonra özellikle Batı’da İsrail yanlısı çevrelerde böyle bir kanaat yaygın bir şekilde yer aldı. İsrail’e yakın batılı basın yayın organları çok ciddi kampanyalar yürüttüler. Hatta bu kampanyalar Arap dünyasında bile etkili oldu belli ölçülerde.

Türkiye’nin benimsediği ve ilkesel olarak savunduğu fikirler -ki bunda hiçbir zaman biz sözümüzü sakınmadık- bu tür çevrelerde bir rahatsızlıklar doğurdu. Türkiye’ye dönük mesela son dönemde Türkiye’nin DEAŞ’la işbirliği yaptığına dair iddialar, hiçbir delile dayanmayan bu iddialar, o kadar çok Batı basınında işlendi ki yanlış bir algı oluşturulmaya çalışıldı. Burada hedef açıktı."

IŞİD'e destek iddiaları

Türkiye'nin IŞİD'e destek verdiği yönündeki iddialarında kesinlikle gerçeği yansıtmadığını ifade eden Davutoğlu, "Herkes bilir ki DEAŞ benzeri ülkelerden en fazla rahatsız olacak ülkeler komşu bir ülkedir. Türkiye’nin DEAŞ’den ne menfaati olabilir ama bunu yayarak Türkiye’nin ve Türkiye’de halkın iradesiyle iktidara gelmiş bir yönetimin uluslararası alanda meşruiyetini sarsmaya çalıştılar ve bu tür algı operasyonları hep gündeme geldi" değerlendirmesinde bulundu.

Bu tür olayların Türkiye için yeni olmadığını belirten Davutoğlu, 2003’ten bu yana AK Parti iktidara geldiği ilk andan itibaren bugüne kadar birçok kez içeride ve dışarıda bu tür hesaplar içinde olanlar, bu tür komplolar içinde olanlarla mücadele ederek bu günlere geldiklerini vurguladı. Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Ama burada önemli olan bizim başarı hikayemizin temel sırrı halkın hükümetimize verdiği destek ve halkımızla birlikte gerçekleştirdiğimiz büyük kalkınma, ekonomik kalkınma, uluslararası itibarımızdaki yükseliştir. O bakımdan birileri belki Türkiye’yi hedef listesine koyabilir veya bu yönde çabalar sarf edebilir ama kendi halkına güvenen bir yönetimi ve halkla bütünleşmiş bir yönetimi herhangi bir şekilde etkisiz kılmak mümkün değildir. Dediğim gibi bunların Suriye’de oluşan veya  Suriye’de IŞİD’e, DEAŞ’ye karşı oluşan koalisyonlarla ilgisi olduğu kanaatinde değilim."

Bölgesel çatışmalar  

Davutoğlu, bölgedeki etnik ve mezhep çatışmalarına değinerek, bütün sıkıntıların kaynağının bu sorunlar olduğunu belirtti. Ortadoğu bölgesinde o kadim kültürden gelen, çok eski kadim kültürden gelen bir özellik olduğunu vurgulayan

"Bizim bölgemizde hiçbir şehir, hiçbir mahalle tek ırka, tek mezhebe dayanmaz. Her şehrimizde ister bu İstanbul olsun, ister Bağdat olsun, ister Kahire olsun, ister Şam olsun, ister Kudüs, çok değişik ırkların, değişik kültürlerin bir arada yaşadığı şehirlerdir. Bu yüzyılda böyle olduğu gibi geçen yüzyılda da böyleydi, bin yıl önce de böyleydi" diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Şimdi Batı'daki kavmiyetçilik ve tek tip ulus oluşturma çabası maalesef bizim şehirlerimizi, ülkelerimizi, bizim bölgemizi böldü. Buralar Türklerin, buralar Arapların, buralar Kürtlerin diye birçok bölge, İranlıların birçok bölge aslında birbirleriyle iç içe geçmiş şehirler birbirlerinden koparıldı. Bu şehir Sünni yoğunluklu, bu şehir Şii yoğunluklu, bu şehir Arap şehri, bu şehir Türk şehri diyerek asırlarca bir arada yaşamış olan kavimler, milletler, ırklar birbirlerinden koparıldı."

Türkiye'nin idealinin tekrar bu çok kültürlü Ortadoğu bölgesini oluşturmak ve korumak olduğuna dikkati çeken Davutoğlu,  "Bizim zenginliğimiz burada. Batıda hiçbir zaman Avrupa’da bu tarz kadim eski şehir gelenekleri olmadı" dedi.  Bugünlerde yazdığı bir kitabın Kahire bölümü üzerinde çalıştığını anımsatan Başbakan Davutoğlu, şunları söyledi:

"Bizde ise her zaman Kahire’ye baktığınızda, bugünlerde bir kitap yazıyorum Kahire bölümünü bitirmek üzereyim, bugün sabah Kahire’yi yazdım. kültürleri medeniyetle ilişkisi bağlamında ele alıyorum. Bir bölümünde İstanbul, bir bölümünde ise Kudüs’le Kahire’yi birlikte ele aldığım bir bölüm var. Şimdi Kahire’de hangi ırkı öne çıkarabilirsiniz? Kahire’de her ırkın katkısı var. Hatta Kahire’ye ilk bakan olarak gittiğimde El-Ahram’a bir makale yazmıştım.

El-Ahram’daki o makalede 1517 tarihine de atıfta bulunmuştum. Böyle bir televizyon programında bana şunu sordu çok aydın bir sunucu: ‘Siz nasıl cesaretle 1517’den bahsettiniz. Halbuki 1517 bizim için işgal tarihidir’. Dedim, ‘Eğer 1517 sizin için işgal tarihiyse Kahire’nin tarihi kalmaz’ çünkü ben Kahire aşığıyım, Kahire’yi çok severim. Osmanlılar’dan önce orada Memlükler vardı, Kahireli değildi, Mısırlı değildi. Osmanlılar’dan önce Eyyübiler vardı Mısırlı değildi.

Biri Kürt, biri Türk, biri Çerkez, ondan önce Fatimiler vardı Mısırlı değildi, ondan önce Tolunoğulları vardı Mısırlı değildi, ondan önce Abbasiler vardı Mısırlı değildi, ondan önce Bizans vardı Mısırlı değildi, Roma vardı Mısırlı değildi. Böyle gidersiniz geriye doğru. Bu şey için de böyledir, Bağdat için, Şam için, İstanbul için. Bizim tarihimiz çok kültürlüdür. Bir müsamaha tarihidir. Şimdi bizim bu kültürü tekrar inşa etmemiz lazım. Halbuki dediğiniz gibi şehirleri bu şehir Sünni şehridir, bu şehir Şii şehridir, Basra Şii’dir, Musul Sünni’dir dediğinizde Basra’nın da Musul’un da ruhuna ihanet etmiş olursunuz."

Bu duruma karşı herkesin isyan etmesi gerektiğini, hiçbir şehrin tek bir ırka münhasır kılınmaması gerektiğini vurgulayan Davutoğlu, Türkiye'ye 2002 yılında bir milyon Arap turist geldiğini şimdi ise bu rakamın 4,5 milyona yaklaştığını söyledi.

Davutoğlu, "Biz İstanbul’u hepimizin şehri olarak görüyoruz. Buyursunlar bütün Araplar bütün şehirlerimize gelebilirler. Nasıl Şam, Kudüs, Bağdat, Kahire hepimizin şehriyse. Bakın İstanbul’un kapalı en büyük pazarlarından birinin adı Mısır Pazarı’dır, Mısır Çarşısı’dır. Asya tarafındaki en büyük caddenin adı Bağdat Caddesi’dir ve Bağdat’a kadar gittiği düşünülür. En büyük saraylardan birinin adı Hidiv Kasrı’dır" dedi.

Mezhep ve ırk ayrımcılığı

Mezhep ve ırk ayrımcılığının Arap ülkelerini yönetir hale geldiği noktasına değinen Davutoğlu, burada Türkiye'de bir vizyon farkının bulunduğunu belirtti. Söz konusu ayrımcılığın büyük bir tehlike olduğuna işaret eden Davutoğlu, "Bakın 5 sene önce biz Suriye ile vizeleri kaldırdığımızda, hala hatırladıkça üzülürüm, çok büyük bir hüzün dolar içime, Velid Muallim’le imzaladık.

Geldik sınırda sınır taşını kaldırdık. Sınır kapısını açtık. Benim düşüncem şuydu: Bütün Suriyeliler kimlik bile göstermeden Türkiye’ye girebilsin. Bütün Türkler de kimlik bile göstermeden Şam’a gidebilsin ve bu kurulmuştu. Ta ki Beşşar Esed kendi halkına zulmedene kadar" diye konuştu.

Aynı kapıdan mültecilerin Türkiye'ye geldiğini kaydeden Davutoğlu, bir tek mülteciye bile kapıda, "sen Arap mısın, Kürt müsün, Türkmen misin, Sünni misin, Şii misin, Hristiyan misin" diye sorulmadığını vurguladı. Davutoğlu, şunları söyledi:

"Çünkü bizim içi o sınır iki devletin sınırıdır ama Antep’le Halep tarih olarak kardeştir. Hatay’la Lazkiye tarih olarak kardeştir. Kobani, Ayn el-Arap ile Suruç kardeştir. Biz bu sınırlara saygı gösterelim, hep bunu ben anlattım Arap dünyasında, her yerde, bu sınırlara saygı gösterelim ama aynen Avrupa’da olduğu gibi, nasıl bir Alman Berlin’den Paris’e hiç pasaport göstermeden gidiyor, Türkler ve Araplar da gitsinler gelsinler. Bakın biz bunu Gürcistan’la yapıyoruz.

Gürcistan’dan Türkiye’ye girenler pasaport kullanmıyorlar Karadeniz’de. Batum’dan Trabzon’a geliyor, Trabzon’dan Batum’a giderken kimlikle geçiyorlar. Biz bunu Ortadoğu’da yapabilirdik ama şimdi maalesef bizim siyasi olarak yapamadığımız bu olayı terör grupları, milisler böyle geçer hale geldiler."

"Artık bölgeye vizyoner liderler gerekiyor"

"Hep beraber gelelim bu bölgeye yeni bir şekil verelim ama sadece şu mezhepten diye kimse bir zalimi desteklemesin. Sadece benim ırkımdan diye kimse bir zalime sahip çıkmasın. Benim ırkımdan değil diye mazlumu sahipsiz bırakmayalım. Benim mezhebimden değil diye mazlumu merhametsiz şefkatsiz bırakmayalım.

Burada ilkeleri tekrar ortaya çıkarmak gerekiyor. Bizim tarihimiz, ortak tarihimiz ne kadar zengin ve güzelse cemilse sizin dediğiniz gibi, geleceği de yine biz kendimiz kuracağız. Başkası bize bir gelecek kuracak değil. Biz kardeşiz, tartışsak, kavga etsek bile nihai kertede omuz omuza vermek zorundayız."

 

AA

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler