YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Başbakan Davutoğlu son noktayı koydu
Başbakan Ahmet Davutoğlu katıldığı bir televizyon programında, paralel yapı ile ilgili olarak; "Bir daha hiç kimse, şu veya bu gerekçeyle insanların mahrem alanına giremeyecek, bir korku tüneli oluşturamayacak" dedi.
Başbakan Davutoğlu son noktayı koydu
05 Eylül 2014 / 03:23 Güncelleme: 05 Eylül 2014 / 03:30

Başbakan Davutoğlu, TRT Haber ve Spor Yayınları Dairesi Başkanı Nasuhi Güngör'ün moderatörlüğünde gerçekleşen özel yayına katıldı.

"Bir daha hiç kimse mahrem alanlarına giremeyecek"

Başbakan Ahmet Davutoğlu, paralel yapıya ilişkin, "Bu mesele, halktan ve çoğu belki o kitle içindekilerin de oylarıyla iktidara gelmiş olan ve meşru bir siyasi güç kullanan otoriteye karşı yargı ve emniyet etkileşimi üzerinden demokrasinin kılıcını bu otoriteye karşı kullanmak isteyen güçlerdir ve bu konuda herkes, kesin olarak emniyet içinde olsun. Bir daha hiç kimse, şu veya bu gerekçeyle insanların mahrem alanına giremeyecek, bir korku tüneli oluşturamayacak" dedi.

Davutoğlu, Diyanet teşkilatının başta dini hayatın devlet tarafından kontrol edilmesi amacıyla ulusal bir yapı olarak örgütlendiğini, ama dini hayatı bu kalıp içinde tutmanın mümkün olmadığını dile getirerek, dini hayatın bugünkü küresel ve bölgesel ihtiyaçları karşılayacak şekilde düzenlenmesi veya belli bir özgürlüğe kavuşturulması açısından Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yeni statüsüyle çok ciddi mesafe alınacağı kanaatinde olduğunu dile getirdi.

Gazeteci Mehmet Barlas'ın, aynı derecede mütedeyyin olmayan insanlar üzerindeki mahalle baskısının Türkiye'deki kamplaşmanın nedenlerinden biri olduğunu, bu durumun AK Parti'nin kıyı kentlerinde geri kalmasının sebeplerinden biri de olabileceğini söylemesi üzerine Davutoğlu, "Tabii tek sebep mutlaka o değil ama önemli olarak göz önüne alınması gereken unsurlardan biri" diye konuştu.

Ülkenin çevresinde dini hayatla ilgili ve din-siyaset ilişkisinde bu kadar dinamik ve gerilimli bir ortam yaşanırken Türkiye'de dini hayatın hem özgürleşmesi, hem özerkleşmesi ve karşılıklı saygının daha da kökleşmesine ihtiyaç duyulduğunu belirten Davutoğlu, "Bu, toplumsal barışın olmazsa olmaz şartıdır" ifadesini kullandı.

"Bu oyunu bir daha Türkiye'de oynayamazlar"

Davutoğlu, hukuk ile silahlı güç arasında doğabilecek ilişkinin en tehlikeli yatay ilişkilerden biri olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Bu sefer emniyet içinde bir yapıyla yine silah gücüne sahip olan yargı içindeki bir yapı arasında yatay bir iletişim, etkileşim doğmaya başladı. Biz bunu açıkçası başta doğal bürokratik seyir içinde bir abnormalite olarak görülmüyor, normal bir etkileşim, bunlar nihayetiyle birbiriyle ilişkisi olan... İlişkisi olmak ayrı bir şey, karar verirken birbirleriyle etkileşim içinde, bir ortak projenin parçası haline gelmek ayrı bir şey. Ben geçen gün Yargıtay Başkanı, Danıştay Başkanı ile, bugün de Sayıştay Başkanıyla görüştüm. Bütün üst yargıyla konuştum ve Yargıda Birlik Platformu ile görüştüm. Onların her birine şunu söyledim, 'Hakimin ve savcının hükmünü verirken yalnız başına ve vicdanı ile kalabilmesi lazım'. Eğer hakim veya savcılar, savcı bir soruşturma yürütürken, hakim bir karar verirken bir networkün parçası olarak vermeye başladığında kendi vicdanıyla baş başa kalması mümkün olmaz. Biraz önce Mehmet Bey'in söylediği mahalle baskısı bir başka türlü işlemeye başlar."

"İstikrarlı tutumumuzun sebebi, geçmişi bilmemizden"

Su terazisini anlatan bir risaleden çok etkilendiğini, bu risalede bir varoluş felsefesinin anlatıldığını aktaran Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Dediği şey şu, 'Senin zihninde bir adalet mefhumu yoksa, bunun varoluşsal bir değeri yoksa, bunun toplumsal bir karşılığı yoksa o terazinin bir faydası olmaz. Şimdi teraziyi eline alan hakim, ona bakmak, onu tutmak yerine kendisine şu veya bu şekilde mesaj gönderen bir başka ağabeyi, imamı ne derseniz deyin adına ya da emniyetteki bir dosyayı veya kendisine karşı dinleme üzerinden yapılabilecek bir şantajı düşünmeye başladı. Bu olduğu anda adalet, devlet kalmaz.

Bizim bu konuda kararlı ve istikrarlı tutumumuzun sebebi, geçmişi bilmemizden. Böyle bir etkileşimin Osmanlı'yı nasıl çökerttiğini, Halaskaran Zabitan'dan 12 yıl içinde nasıl bir devletin bittiğini görüyoruz biz. Bu oyunu bir daha Türkiye'de oynayamazlar. Nasıl ki geçmişte silahlı kuvvetlerin, bütününü tenzih ederiz ama içindeki bir cunta veya yapılanma, yargıyla işbirliği içinde değişik darbelere meşruiyet zemini oluşturmuşsa bu sefer, polis üzerinden dinlemeler suretiyle insanların en mahrem alanına girerek, yargıyla iletişim içinde böyle bir korku ülkesi yaratılmasına izin veremezdik. Bu networkü fark edip, hissettiğimizde Sayın Başbakanımızla aralık ayından sonra, hatta bu o zaman da başlamadı. Biz 7 Şubat'ta alarm aldık. O gün ben, Sayın Hakan Fidan çağrıldığında Başbakanımızla İstanbul'da birlikteydim. Haber geldiğinde, ilk istişaremizde şunu demiştik, 'Bugün eğer Başbakanlık makamına bağlı olarak çalışan, siyasi iradenin talimatıyla hareket eden MİT Müsteşarı, gidip bir savcının önünde hesap vermek durumunda bırakılırsa bir daha siyasi güç kullanamayız'. Çünkü oraya çağrılan MİT Müsteşarı değildir, oraya çağrılan MİT Müsteşarı'na o görevi veren Başbakan'dır."

Davutoğlu, o günden itibaren kararlı bir tutum sergilediklerini hatırlatarak, "Öylesine bir network, kendi içinde işleyen bir mekanizma kurulmuştu ki, 17 ve 25 Aralık süreçlerine kadar gelindi" ifadesini kullandı.

"Ya otorite ayakta kalır, ya çeteler"

"Bizim meselemiz, cemaat, camia, hizmet ne derseniz deyin... Böyle bir yapıyla bizim meselemiz yok" diyen Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Onların kitlesiyle, bir kitle tabanı ve oradaki samimi insanlarla iç mesele, savaş değil bu. Bu mesele, halktan ve çoğu belki o kitle içindekilerin de oylarıyla iktidara gelmiş olan ve meşru bir siyasi güç kullanan otoriteye karşı yargı ve emniyet etkileşimi üzerinden demokrasinin kılıcını bu otoriteye karşı kullanmak isteyen güçlerdir ve bu konuda herkes, kesin olarak emniyet içinde olsun. Bir daha hiç kimse, şu veya bu gerekçeyle insanların mahrem alanına giremeyecek, bir korku tüneli oluşturamayacak. İki sene önce neredeyse turlar düzenleniyordu Pensilvanya'ya gitmek için. Çok mu sevdiklerinden? Şimdi anlıyoruz ki herkes, 'Acaba benim hakkımda bir dosya mı var? Acaba bir gün, bir polis benim kapıma dayanır mı? Acaba polisin topladığı bir materyal, dinleme üzerinden yargıya bir şey intikal eder de bir şeyle karşı karşıya kalır mıyım' diye kendini teminat altına almak için Pensilvanya'ya gitmeye başladıklarını şimdi görüyoruz. Bir daha bu ülkede kendini teminat, emniyet altına almak isteyenler, yurt dışına gitme ihtiyacı hissetmeyecek."

Esas meselenin bir devletin varoluşu olduğuna dikkati çeken Başbakan Davutoğlu, "Dış politika alanında da MİT tırları vesaire... Bir ülke kendi ulusal çıkarları için aldığı kararları uygularken, eğer dışarıdaki bir yapı içerideki işbirlikçileriyle bu uygulamaların önüne set çekerse ya o siyasi iradeyi kullanan otorite ayakta kalır ya bu çeteler ayakta kalır. İkisinin iç içe yaşaması mümkün değil. Bu kararlılığı söylerken, Sayın Cumhurbaşkanımız da dile getirirken, şahsi bir meseleyi taahhüt ediyor değil. Biz de herhangi bir şekilde öfkeyle bunu söylemiyoruz. 'Ya biz, ya onlar' demiyorum, ya bu devlet ve bu devleti halktan aldığı iradeyle yöneten siyasi iktidar ayakta kalır ya bürokrasiyi bu şekilde ele geçirenler ayakta kalır. Bunu ben Yargıtay Başkanı'na da Danıştay Başkanı'na da ifade ettim" diye konuştu.

 

AA

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler