YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
ANAP MKYK üyesi Koçak'tan çarpıcı açıklamalar
'Bu proje sulanmış ve tavsamış bir proje haline dönüşmüştür'
ANAP MKYK üyesi Koçak'tan çarpıcı açıklamalar
07 Temmuz 2009 / 17:26 Güncelleme: 07 Temmuz 2009 / 00:00

Anavatan Partisi MKYK üyesi Mahmut Koçak ANAP-DP birleşmesine sert tepki gösterdi. Koçak, müzakerelerin meşruiyet sorunu olduğunu ve birleşmede rol alacak aktörlerin siyasi geçmişine bakmak gerektiğini ifade etti.


Mahmut Koçak'ın açıklaması:


İKAZ EDİYORUM.!


( Anavatan Partisi MKYK Üyesi Arkadaşlarıma )


Siyasetçi sadece milletvekilliği ya da elde edeceği iyi bir pozisyon için ilkelerinden, inançlarından ödün veremez. Vermemelidir. İnandıklarını korkmadan yılmadan savunmalıdır.
Bu raporumun ekine Anavatan Partisi Başkanlık divanına seçildiğim günlerdeki birleşme ile ilgili düşüncelerimi de koydum ki, “geçmişte böyle demiyordu diye” birileri kafaları karıştırmasın. O gün de benzeri düşünceleri paylaşıyordum.
Merkez siyasetin yeniden inşası, 22 temmuz 2007 öncesi halkın talebi karşısında siyasetin yapmak zorunda kaldığı ama başaramadığı bir projedir.
Şu an halkın, siyasiler üzerinde böyle baskı kuran bir talebi yoktur. Halkın siyasetten beklentileri farklı noktalara kaymıştır. 
Hal böyle olunca, Anavatan Partisi ile Demokrat Parti birleşiyor mu? Birleşmeli mi? Nasıl birleşmeli? sorularından ziyade asıl soru; bu birleşme ile ortaya çıkacak siyasi oluşumun hedefleri, ilkeleri ve aktörleri ile ilgili olmalıdır.
• Bu bir kadro hareketi midir?
• Hangi fikri temeller üzerinde yükselmeyi amaçlamaktadır?
Fikirler etrafında bir araya gelinir.
Ortada sadece kişiler var. Siyasi aktörler var.



MÜZAKERELERİN MEŞRUİYET SORUNU VARDIR


Genel Başkan merkezde yeniden birleşme konusunu MKYK da müzakereye açmış ama “DP ye katılıyoruz” iltihak ediyoruz” konusunu açmamış üyelerden saklamıştır. Kaldı ki gazete ve televizyonlardan duyduğu kadarıyla yorum yapan üyelerin büyük çoğunluğu “Anavatan’ı kapatıp DP ye iltihak etme”  işine karşı çıkmıştır.
Genel Başkan, İltihak konusunda MKYK dan yetki almamış, müzakere heyetini dahi MKYK’nın seçmediği devam eden müzakerelere, kimse meşruiyeti vardır diyemez.  Anavatan Partisi, partidir.  Dışarıdan “fikir babaları” ile idare edilecek ve güdülecek bir yapısı yoktur. Son zamanlara kadar da olmamıştır.
Birleştiren Aktörler, daha önce Türk siyasetinin tanıdığı isimlerdir ve Türk siyaseti bu isimleri demokratik yollardan siyaset dışına itmiş değil midir? Eski tas eski hamam, hatta tellaklar da eski? Bunu yeni bir hareket, yeni bir umut olarak halka sunabilir miyiz?
Hele geçmişte demokrasi notu kırık karneye sahip kişilerle merkezde demokratik bir yapının oluşturulması ne kadar mümkün olabilir?


Aktörler kendilerini DP çizgisinde, Menderes çizgisinde, göstermekle birlikte bugüne kadarki icraatlarıyla 28 Şubat dahil olmak üzere durdukları çizgi bunun tamamen dışında bir çizgi değil midir?


Projeyi yeniden sahneye koyan arkadaşlar bu birleşme ile neyin değişeceğini, bu birleşmenin 21. yüzyıl Türkiye'si için ne verebileceği sorusuna önce kendi vicdanlarında bir cevap bulabiliyorlar mı?


Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz faktörleri yabana atılamaz. Ancak DP çizgisinde Menderes in varisi sağdır. Ve DP deki bu yönetimi tasvip etmemektedir. Hatta “siyaset dışı amaçlar var” demektedir.  Tansu Çiller, Süleyman Soylu da DP geleneğindeki birçok kanaat önderi gibi yeni yönetimin “gizli ajandası olduğunu ve demokrasiye, Türk siyasetine hizmet edemeyeceklerini” söylemektedirler.


Kısacası halkın olmadığı, partilerin tabanlarının rızası üzerine olmayan bir birleşmeye çatı ya da isim aramakta anlamsız sonucu ortaya çıkmaktadır. ( Siyasi büyüklerin hatırı için birleşme olmaz.)


Öyleyse bu gidiş nereye? KOVADİS?


AB bile birliğe alacağı ülkelere tarama süreci başlatarak mevzuatları, politikaları karşılıklı gözden geçiriyor. Tabi olarak dili, dini, gelenek ve görenekleri farklı bir Türkiye için de bu süreci başlatmıştır. Bunu uyum adına yapmaktadır.


İki köklü parti olarak, yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş ama bugün ayakta durmakta zorlanan bu yapılarla merkezi yeniden inşa etmeyi planlayacaksın, böyle bir uyum taraması yapmayacaksın. Bu iki partinin farklı söylem ve politikaları yok mu?  Olmadı mı?
Hafızasız siyaset, belleksiz Bilgisayar gibidir.


Hafızamızı şöyle bir yokladığımızda;


Bugün itibari ile benzerliği az,  farklılıkları çok olan iki parti. Öylesine’ki Anavatan Partisi’nin kurucu genel başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanımız Rahmetli Özal’a siyasi hayatı boyunca bir defa “iyi biliriz” diyen bir siyasetle masaya oturuyoruz. Yalnızca bir defa!  O da rahmetlinin cenaze namazında; imam efendinin nasıl bilirdiniz sorusuna verilen cevap olarak!


Abartmıyorum, siyasi tarihi incelediğimizde tablo yukarıdaki benzetmeye yakındır.


Merkez gelinen bu noktada,  Menderes-Özal çizgisinde mi gelişecek, Demirel- Mesut Yılmaz çizgisinde mi ilerleyecek?


Görüldüğü gibi merkez siyaset denilince siyasi tarih ve politikaları bakımından ne yazık ki dosdoğru bir çizgiden bahsedemiyoruz. Çizgi kırıklıkları zaten merkez siyaseti milletin gönlünden düşürmüştür. Demokrasiden, sosyal adaletten, milli iradenin üstünlüğünden bahsederken, gün gelmiş masa başı mühendislik çalışmaları ile milli iradeyi hiçe sayarak iktidar elde edilmiştir. O noktaların savunuculuğunu yapanlarda çıkmış ama milletin kulağı artık merkez siyaseti duymaz olmuştur.


Yine böyle bir dönüm noktasındayız.  28 Şubat süreci, bugün yaşadığımız Ergenekon davası için Anavatan Partililer, DP’nin yeni yöneticileri gibi mi konuşacaklar?  Aynı söylemlere sahip çıkılacak mı?  Partililerimizi bu konuda kim bilgilendirecek? 
Çatı, matı bunlar usulü ve şekli tamamlamaktır. Makyajı sona bırakmak esası iyi inşa etmek gerekir.


 Siyasi Partiler Kanunu genel başkan ve yönetime delege profilini değiştirebilme anti-demokratik hakkını vermiştir. Ancak böyle bir yola tevessül etmek partiyi sadece delegelerden oluşan bir iskelet haline dönüştürür. Kurşun askerlerle yapılacak birleşme partilerin ancak cesetlerine sahip olarak tamamlanabilir.


Böyle bir birleşme merkez deki makul, geniş halk kitlelerini de temsil etmez.  62 partiden iki-üç parti eksilse ne olur. Önemli olan milletin dertlerine çare olacak bir çözüm ortaya koyabilmektir.” Uzun’un Anap’ı ile Cindoruk un DP’si birleşti”  denir olur biter.
Uzun’un ekibinin dışında Anavatan geleneğinde çok ekip olduğu gibi Cindoruk başkanlığındaki DP ekibini tasvip etmeyen orada da sayısız ekip ve lider kombinasyonları vardır.
Halkın algılaması merkez siyasetin sivil ve asker bürokrasiye teslim edildiği yönündedir. Bir başka gurup vatandaşta birileri ve bir yerlerle hesaplaşma adına birleşme yapılmamalı diyor. Hesaplaşmalar, düello kültürü bizim geleneğimizde yoktur. Millete de yararı yoktur. Milletin dertlerine çözüm üretmek yerine kendi hırslarımız içerisinde olmayalım.


Toplumdaki algılama bu ve bu algılamalarında kolay kolay değişeceği yoktur.
Merkez siyaset, Hisseli tapudur. Buralar müstakil tapu değildir. Rıza ile ancak müstakil tapuya geçilir. Biz birleşiyoruz gelen gelir mantığıyla merkez yeniden yapılanmaz. Bu anlayışla yapılan merkez olsa olsa imarsız altyapısız gecekondu merkez olur. 



SONUÇ
Sonuç olarak, Anavatan Partisi hafızası olan bir partidir. Biz kimiz? Var oluş gerekçemiz nedir? Nereye gidiyoruz? Sorularını kendine soran ve sorgulayan bir partidir.
Endişelerin odaklandığı, demokrasi dışı, bir çizgiye merkez siyaset bir kez daha kayacak olursa savunulacak hiçbir tarafı kalmaz ve böyle bir sorumluluğa, vebale hiçbir demokrat insan ortak olmaz. Böyle bir siyaset tarzını benimseyenler, Türk demokrasisine ve milletine darbe vurmakla kalmayacaklar, Sürecin yetkilileri tarihe, demokrasi şehitlerine karşı sorumlu olacaklar ve vicdanlarında burukluğuyla hayatlarının sonuna kadar yaşayacaklardır.


Benim endişelerim bunlar. Bunları bile paylaşmamızı istemeyen, “sus” diyen bir siyaset tarzı da var. Telefonlar alıyorum.  Düşünce ve ifade hürriyeti demokrasinin temel taşlarındandır. Demokrasi konuşmayı mecbur kılar. Bu birleşme sürecinde sadece Cindoruk’un konuşma hakkı yok, fikirlerini paylaşmak tüm bireylerin demokratik hakkıdır. Kaldı ki ben Anavatan Partisi mkyk üyesi bir önceki dönemde de siyasi işlerden sorumlu genel başkan yardımcılığı yapmış birisiyim.


Zor günlerinde milletvekilliği yapmış, hatalardan dolayı da sıkıntılarını, üzüntülerini yaşamış birisiyim. Tekrar tekrar hatalar yapılmasına gönlüm razı değil. Nihayetinde Türk Siyaset Ailesinin bir parçasıyız. Birimizin yaptığı hata ve yanlışlar diğerlerimizi de halkın nezdinde yıpratmaktadır.


Merkez siyaset kavgaya, ilkeler yerine isimlerin tartışıldığı, çözüm odaklı değil, hesaplaşma odaklı siyaset tarzına doğru götürülürken, Anavatan Partisi kavgalı eve gelin gidiyor görünümünde hafızalarda şimdiden yer etmeye başlamıştır.
Bu tereddütleri gidermek adına birleşme müzakerelerinde tarafların hangi başlıkları müzakere ettiğini parti kamuoyu ve milletimizle paylaşmalarının hesap verebilirlik ve şeffaflık açısından doğru olacağı kanaatini taşıyorum.( Açık iletişim)


Aksi tutum özellikle parti kamuoyu ile iletişim problemleri yaşatır. Biz partinin yetkili kurullarında tereddütler içerisinde süreci izlerken, vatandaş bilgi kirliliği içerisinde nasıl doğru mesajlara ulaşacak? sorusuna cevap bulmalıyız.
Arkadaşlarımın meçhule sürüklenmesi beni ve benim gibi düşünen parti kamuoyundaki gönüldaşlarımızı yaralar.


Görüldüğü gibi tereddütlerim var. Tereddütlerimi gidermiş değilim. Sürecin baş aktörlerinin açıklamaları da bu tereddütlerimi gidermediği gibi derinleştiriyor.
Analizlerimizi yaparken kastettiklerimiz; kişilerin şahısları değildir. Ülkemize demokrasimize siyasetimize katkısı olmuş herkese saygı duyarız. Analizlerimizde kaynağımız halkın kanaatleridir.  Projeyi ortaya koyan yönetici kadroya halkın güvenidir. Çünkü siyaset halk için halkla beraber yapılır.



ÖNERİ: Derhal Birleşme fikrinden vazgeçilmelidir.


Kamuoyu araştırması ile halkın nasıl bir siyasi beklenti içinde olduğu, hangi isimleri veya isimden ziyade hangi niteliklere sahip insanları siyasette görmek istedikleri araştırılabilir. Halkın önüne şaibesi bulunmayan, denenmemiş, kadrolarla çıkılmalı, bu hareket ciddi bir siyasi program çalışması ile de desteklenmelidir.


AK Parti'nin arkasında TÜSiAD dışında teşkilatlanmış iş çevreleri var ve bunlar AK Parti için çok önemli destek sağlıyorlar. Yakın vadede olmasa bile orta uzun vadede onların desteği NASIL KAZANILACAK? Bu destek önemlidir, kazanılmalıdır.


“22 Temmuz Seçim öncesi, Erkan Mumcu-Ağar bu müzakerelerde Salih Uzun, genel başkan yardımcısı,  Seçim sonrası Süleyman Soylu-Erkan Mumcu, Sn Salih Uzun ve Ben Genel Başkan Yardımcısı, 29 Mart 2009 yerel Seçim Öncesi Salih Uzun Genel Başkan, Bu süreçlere şahitlik etmiş insanlar olarak”
Bu proje sulanmış ve tavsamış bir proje haline dönüşmüştür. İnandırıcılığı yoktur.



Halkın talebi ortadan kalkmıştır.


Merkez siyaset tartışılır hale gelmiştir. Kim merkezdir? Merkezin politikaları nelerdir?
Sadece ekonomik mülahazalarla birleşme olmaz. Şirketleşme olur. Mutlaka maneviyatını oluşturmak gerekir.
ANAVATAN PARTİSİ, derhal politika ve projeleri ile geleceğin Türkiye’sinin sorumluluğunu alacak kabiliyete kavuşturulmalıdır.


Bunun için zaman gerekecektir. Mücadele azmi gerekecektir. Son dönemlerde milli takım için kullanılan tabir"AMANSIZ OLMAK” gerekecektir.


Gerekirse yeniden yapılanma dolayısıyla belli bir süre sadece genel merkez çalışması yapılmalı, eğitimler, projeler tamamlandıktan sonra yeniden halkla kucaklaşılmalıdır.


Yeni bir vizyon, yeni kadroların takviyesi, 21. yüzyıla hitap edecek belki bir isim, ekonomik projelerini de tamamlayarak kendine yeterli, hazine parasına muhtaç olmayan, bir siyasi parti ile yeniden siyasete dönülmelidir.


Saygılarımla.                                                                 


                                                        


Mahmut KOÇAK


                                                                  Anavatan Partisi MKYK Üyesi


 


 


 


 


 


 

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler