YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"Allah'ım sen aklımızı koru"
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Reyhanlı'da gerçekleşen terör saldırısının hem Türkiye içerisinde hem de Türkiye dışında azmettiricileri olduğunu
"Allah'ım sen aklımızı koru"
28 Mayıs 2013 / 07:53 Güncelleme: 28 Mayıs 2013 / 11:19

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Başbakanlık Merkez Bina'da toplanan Bakanlar Kurulu sona erdi. Toplantının ardından Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç kameraların karşısına geçerek, toplantıya ilişkin açıklamalarda bulundu.

Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını cevaplandıran Arınç, bir gazetecinin Reyhanlı'da gerçekleştirilen terör saldırısından 4 gün önce Hizbullah'ın Türkiye'de bir eylem gerçekleştireceğine dair istihbarat alınıp alınmadığını sorması üzerine, Başbakan Erdoğan'ın Reyhanlı ziyaretini hatırlattı. Erdoğan'ın gerçekleştirdiği ziyaretlerden bahseden Arnıç, Başbakan Erdoğan'ın patlamanın olduğu tarihlerde ABD'ye gidecek olmasından dolayı Reyhanlı'ya hemen gidemediğini söyledi. CHP'yi de bu konuda eleştiren Arınç, "Çok haklı ve çok makul bir sebeple Reyhanlı’ya hemen gidememiş olmasını ne yazık ki ana muhalefet partisi lideri vıcık vıcık affederseniz, ciddiyetsiz bir şekilde hala eleştirmeye devam ediyor. Aslında ciddiyetsiz olan kendisinin tavrıdır" diye konuştu.

Reyhanlı'da gerçekleşen saldırının halen soruşturulduğunu belirten Arınç, "MİT'in istihbaratının emniyet yetkilileri tarafından yeterince değerlendirilememiş olması, bu bir iddiadır. Bu iddiayı incelemek üzere Başbakanlık Teftiş Kurulu'na talimat vermiştir. Biraz önce kendilerinden aldığımız bilgiyle henüz bu soruşturmanın tamamlanamadığı, en kısa zamanda tamamlanarak bu konuda eğer sorumlular varsa, yani ihmali veya kötüye kullanması görev olarak iddia edilen kişiler varsa şüphesiz bunlarla ilgili bir soruşturma süreci ayrıca başlayacaktır" diye konuştu.
Arınç, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Sayın Başbakanımızın CHP heyetini Suriye’ye götürenlerle, saldırıyı gerçekleştirenlerin aynı kişiler olduğuna dair geçtiğimiz günlerde il başkanları toplantısındaydı zannediyorum bir açıklaması oldu. Buna karşın Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz'ın da 'Evet bu doğrudur, bizi oraya götürenler aslında Türkiye'den Suriye'ye gitmek isteyenlere yardım yapan veya bir şirket olarak adeta bir turizm görevi yapan kişilerdir. Biz onların kim olduğunu bilemezdik' şeklindeki açıklamaları da dolaylı bir ikrarı içinde taşımaktadır. Ancak bu olay, yani bu kişilerin hangi olayla bağlantısı olduğu konusu Reyhanlı saldırısıyla değil, daha çok Apaydın Kampı’na düzenlenebilecek bir saldırının önlenmesi ve olayın faillerinin yakalanmasıyla ilgilidir. Belki bundan yeterince haberdar değilsiniz, olmayabilirsiniz ama Apaydın Kampı’na da maalesef bir saldırı düşünülmüş ve oradaki sığınmacılara karşı bir hareket planlanmıştır. Bununla ilgili soruşturma devam etmektedir. O saldırıyı planlayanların içerisinde CHP heyetini Esed ile buluşturmaya götüren kişilerin olduğu da bilinmektedir. Ancak soruşturmanın gizliliği esastır. Zannediyorum bittiğinde ve yargı süreci başlandığında bu kişiler hem takma kod adlarıyla hem de bizzat öz isimleriyle hepinizin bilgisine tekrar sunulmuş olacaktır."

Hizbullah'ın Esad'ı desteklemesi

Bülent Arınç, Hizbullah'ın Esad'ın yanında muhaliflere karşı savaşmasını da değerlendirdi. Banyas ve birçok yerdeki katliamların arkasında da Hizbullah'ın olabileceğine işaret eden Arınç, "Bu ölümlerin, bu katliamların arkasındaki gücün büyük bir kısmının onlara ait olduğunu söyleyebiliriz" şeklinde konuştu.

Hizbullah'ın bu tutumunun Arap Birliği, İslam Alimleri Birliği ve pek çok kurum ve kuruluşça kınandığını söyleyen Arınç, bu tür katliamları isminde Allah lafzını taşıyan bir kuruluşa yakıştırmanın mümkün olmadığını ifade etti.

Bülent Arınç, bir gazetecinin Başbakan Erdoğan'ın Gazze ziyaretinin tarihinin netleşip netleşmediğini sorması üzerine, "Önce Mayıs olarak düşünüldü, Mayıs ayının yoğun programı içerisinde buna imkan bulunamadı. Kısmet olursa Haziran ayı içerisinde buna imkan aranıyor. Henüz günü belli değil. Tarih kararlaştırıldığında basınımız mutlaka bunu duyacaktır" diye konuştu.

Arınç, bugünkü toplantıda Gazze ziyaretinin de gündeme gelmediğini belirterek, ziyaret için "Onu sadece Sayın Başbakanımızın kendi programı ve karşı tarafın da şüphesiz uygun bulacağı tarihle sınırlı olarak düşünmemiz gerekiyor" dedi.

"Reyhanlı saldırısında Türkiye içinden ve dışından azmettiriciler var"

Bülent Arınç, gazetecilerin Reyhanlı saldırısıyla ilgili olarak Başbakan Erdoğan'ın Esad rejimini işaret ettiği ve 'Elimizde belgeler var' dediğini hatırlatması ve bu belgelerin neler olduğunu sorması üzerine şunları söyledi:

"Başbakanımızın bu konuşması yanında İçişleri Bakanımız da defalarca bu konuda yakalanan şahısların kimler olduğu, kimlerle irtibatlı olduğu konusunda bazı açıklamalar yaptı. Şu anda yargı süreci başlamış durumda. Bildiğiniz gibi yakalananlardan itiraf edenler var. Bu itiraf edenlerin bağlantıları ortaya çıkarılmaya çalışılıyor. O bağlantılar tamamlandığında soruşturma evresi bitmiş olacak ve yargı süreci başlamış olacak. Bu soruşturma süreci gizli olduğundan ancak iddianame tanzim edildikten sonra kovuşturma sürecinin açık olabileceğinden bahsetmiştim. Ama biz bu bağlantıları şu anda hemen hemen İçişleri Bakanlığımızın verdiği bilgilerle soruşturma safhasında şu ana kadarki ifadeler, ikrar, tutanaklar, mahkeme huzurunda birbirini teyit eden ifadelerden anlıyoruz ki; hem Türkiye içerisinde bu işin boyutu hem de Türkiye dışında bu işin planlayıcıları, azmettiricileri ve tedarikçileri var. En iyi bu konuda soruşturma sürecinin bitmesini beklemek. Ona da çok az bir zaman kaldığını söylüyorum."

Mavi MArmara mağdurlarına ödenecek tazminat

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a, Mavi Marmara saldırısı sırasında hayatını kaybeden vatandaşların ailelerine ödenecek tazminat konusunda İsrail tarafıyla gerçekleşen görüşmeler de soruldu. Ödenecek tazminatın belirlenip belirlenmediği sorusu üzerine Arınç şunları kaydetti:

"Bu konu henüz bitmedi, üzerinde çalışmalar devam ediyor. Bugüne kadarki temaslar sırasında bazı konularda anlaşma sağlanmıştı, yani tazminatın hangi konuları kapsayacağı, hangi parametreler esas alınarak tazminat konusunda bir anlaşma yapılabileceği; ancak bir-iki konu var ki o konular henüz netleşmedi. Biz bunların üzerinde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Üçüncü bir toplantı konusunda da henüz bir yer ve tarih belirlenmiş değil, buna ihtiyaç da kalmayabilir. Ancak sorduğunuz için söylüyorum, şöyle bir paradigma konusunda belki bir iki çalışma daha yapmamız gerekecek. Bildiğiniz gibi 3 sene sonra İsrail açıkça ve alenen özür dilemişti.

Bu özürle bağlantılı olarak da iki konu daha var. Bu tazminat konusudur, bir diğer konu da şüphesiz Filistin'e ve Gazze'ye uygulanan ambargo ve ablukaların kaldırılması konusudur. Bunların üçü de eşzamanlıdır; yani 'biri bitsin öbürüne başlayalım, öbürü bitsin ne zaman bitecekse ondan sonra ona sıra gelsin' böyle bir anlayışın içerisinde değiliz. Özellikle üçüncü konu üzerinde İsrail'in şüphesiz olumlu adımlar atması, bu konuda verdiği taahhütlere de sadık kalması gerekiyor. Evet Sayın Başbakan Gazze ziyaretinde belki gelinen noktayı görebilecektir ama o güne kadar İsrail'in Gazze abluka ve ambargosuna karşı hangi pozitif adımları attığını ve bu konuda verdiği sözlerin ne kadarını uygulayabildiğini görmemiz gerekiyor. İkinci konu da, Mavi Marmara'ya yapılan bir saldırıdır, bir haksız fiildir. 9 yurttaşımız hayatını kaybetmiş, pek çok yaralı ve pek çok mağdur ortaya çıkmıştır. Bu haksız fiili tazminata yol açan bir sebep olarak görüyoruz. Ve dolayısıyla hukuk açısından tazminat taleplerimizi açıkça özür dilenmiş olmasıyla birlikte bunun bir haksız fiil olduğunun da tespit edilmesine bağlıyoruz. Bu hiçbir kişinin 'ya çok kötü olmuş, çok üzüldük, bu üzüntümüzün karşılığında size şöyle bir yardım yapalım da bu üzüntümüzü hafifletelim' demesini beklemiyoruz. Bu bir üzüntünün karşılığı değildir. Bu bir haksız, korsanlık yoluyla yapılan bir haksız fiilin karşılığı olarak mutlaka yerine getirilmelidir. Size iki ipucu verdim, bu iki ipucu pek çok konularda anlaşmış olmamıza rağmen meselenin bu şekliyle kabul edilip edilmemesine bağlı olarak gerçekleşecektir. Bir üçüncüsü de şüphesiz özür, tazminatla beraber hiç zaman kaybetmeden İsrail'in Filistin'e ve Gazze'ye uyguladığı haksız ambargonun biran önce kaldırılması şartına da bağlıdır. Buradan bunu da söylemek durumunda kaldım."

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Mehter Marşı yerine 10. Yıl Marşı çalınmasıyla ilgili sözlerinden dolayı kendisine yapılan eleştirilere cevap verdi. MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'ye "CHP'nin tepkisini normal karşılıyorum da MHP'den tepki verileceği dünya yıkılsa aklıma gelmezdi" diyen Arınç, CHP'ye ise genel merkezlerinde 24 saat aralıksız 10. Yıl Marşı çalmaları teklifini yaptı.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından açıklamalarda bulundu. Toplantıda Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı'nın "Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı" hakkında kurula bilgi verdiğini söyleyen Bülent Arınç, genel ve beklenen bir düzenleme olması sebebiyle tasarının imzalanması ve TBMM'ye gönderilmesi kararı alındığını belirtti. Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını cevaplandıran Bülent Arınç, Manisa'da 10. Yıl Marşı yerine Mehter Marşı'nın çalınmasıyla ilgili sözlerinin hatırlatılması üzerine değerlendirmelerde bulundu. Bu konuda MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin buna tepki gösterdiğini de gazetecilerden öğrenen Arınç, "CHP'nin tepkisini normal karşılıyorum da MHP'den tepki verileceği dünya yıkılsa aklıma gelmezdi. Demek ki konuşacak bir şey bulamamış çok sayın profesörümüz, bugün de bu konuya girmiş. TBMM tarihinde ilk defa oluyor. Hiçbir sıfatı olmayan bir milletvekili, her gün kendisine basın bürosunda bir saat ayırıyor ve o saati doldurmak üzere de aklına ne gelirse konuşuyor. Buradan kendisine saygılarımızı iletelim ama bu kötü bir örnek" diye konuştu.

Manisa'da yaşananları detaylı bir şekilde anlatan Bülent Arınç, mehteran takımının bir buçuk saat sıcakta ayakta bekletildiğini, fakat mehterandan önce 10. Yıl Marşı'nın çalındığını ifade etti. Arınç, şunları söyledi:

"Biz adamcağızları ayakta beklememeleri için bir tarafa alırken, bir de 10. Yıl Marşı başlamasın mı kardeşim. 'Aman Allah'ım aklımı koru' dedim. 'Şu Mehter burada duruyorken, önce bu başlasa, çalsa da sonra sonra gönlünüzce 10. Yıl Marşı'nı söyleseniz ne kadar iyi olur' anlamında bir iki söz söyledim. Şimdi CHP'nin buna hayıflanmasını anlıyorum, çünkü onlar 27 Mayıs darbesini de bir devrim olarak görürler. 27 Mayıs darbesine bugüne kadar hiçbir CHP'linin karşı çıkmadığını çok iyi biliyorum. 27 Mayıs'ın yıldönümünde bize 10. Yıl Marşı'nı çaldırıyorlar. 10. Yıl Marşı'nı bu kadar çok beğeniyorsa CHP, bir teklifim var. CHP Genel Merkezi’nden 24 saat aralıksız 10. Yıl Marşı'nı çalsınlar veya Meclis'te grup toplantılarına mutlaka 10. Yıl Marşı'yla başlasınlar. Cumhuriyet'in 90. yılındayız. 2023'te 100. yıl olacak. Şimdi toplantıların her birinde uzun uzun 10. Yıl Marşı'nı ayakta ellerindeki bayraklarla söylemenin yeri mi güzel kardeşim. Bana göre değil. Ben bunu söyledim. Nezaketle, güzellikle 'Önce mehterle başlarsınız. Ondan sonra da isteyen 10 defa 10. Yıl Marşı'nı söyler’ dedim. Bak buna Özcan Yeniçeri bile tepki göstermiş. Allah'ım aklımızı koru."

Bülent Arınç, İstiklal Marşı'yla ilgili olarak ise, "İstiklal Marşı denildiğinde ayağa fırlarız. Bütün hançerimizle o güzel marşı söyleriz. 10 kıtasının 100 kelimesine de gönülden katılırız. İstiklal Marşı bizim marşımız ama onun dışında Fetih Marşı'nı da severiz. 10. Yıl Marşı'nı da severiz ama her şey yerli yerinde olacak. 29 Mayıs İstanbul'un Fethi'nde sen neyi çalarsın kardeşim. Fetih Marşı'nı mı 10. Yıl Marşı'nı mı?" dedi.

 

İHA

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler