25 Ocak 2017 Çarşamba
  • Altın147,005
  • BIST84.208
  • Dolar3,7769
  • Euro4,0596
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,7314
  • İstanbul5 °C
  • Ankara-2 °C
  • İzmir7 °C
  • Konya-2 °C
  • Adana11 °C
  • Antalya7 °C
  • Diyarbakır1 °C
  • Bursa5 °C
  • Kayseri-2 °C
  • Kocaeli3 °C
  • Şanlıurfa0 °C
  • Gaziantep5 °C
  • İçel13 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"28 Şubat da yargılanmalı"
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, genel merkezde düzenlediği basın toplantısında gündemi değerledirdi. Çelik, darbecilerin, darbeye teşebbüs edenlerin ölüm döşeğinde bile olsa mutlak yargılanması gerektiğini savundu.
"28 Şubat da yargılanmalı"
12 Ocak 2012 / 14:49 Güncelleme: 12 Ocak 2012 / 15:23

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, ''Türkiye'deki bütün darbeciler de, darbeye teşebbüs edenler de, bir şekilde darbenin alt yapısını hazırlamaya çalışanlar da, ölüm döşeğinde de olsalar mutlak şekilde yargılanmalıdırlar'' dedi.

Çelik, AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

12 Eylül Darbesi'ni gerçekleştirenlerin yargılanmaya başlandığını hatırlatan Çelik, muhalefet partilerinin, referandum sürecinde ''12 Eylülcülerin yargılanamayacakları'' iddiasında bulunduğunu, bunun da yargılamanın başlamasıyla geçerliliğini yitirdiğini ifade etti.

Çelik, ''Muhalefetin, halkı aldattıkları, halka doğruyu söylemedikleri için halka bir özür borçları yok mu  Dürüst siyaset bunu gerektirir, bunu kendilerinden bekliyoruz'' dedi.

Yassıada duruşmalarının Türkiye tarihindeki utanç sayfalarından biri olduğuna işaret eden Hüseyin Çelik, 1960 yılında gerçekleştirilen darbeyi halkın yargıladığını belirterek, ''Başta Cemal Gürsel olmak üzere darbenin faillerinin hepsinin, tüm kamu kurumlarından ve yer isimlerinden, isimlerinin kesinlikle silinmesi gerekiyor. 12 Eylülcüler için de aynı şey söz konusu olmalıdır, 12 Mart muhtırasını verenler için de, 28 Şubat Post Modern Darbesi için de, 27 Nisan E- Muhtırasının failleri ile ilgili de bu böyle olmalıdır'' diye konuştu.

''Sanki darbeci olmak, darbeyle suçlanmak çok daha şerefli bir şeymiş gibi...''


Son zamanlarda basında darbecilik, teröristlik tartışmalarının yapıldığını anımsatan Çelik, ''Sanki darbecilik, teröristlikten çok daha şerefli bir şeymiş gibi, sanki bu daha asil bir suçmuş gibi bir tartışma yapılıyor. Bunu da ibretle ve hayretle izliyoruz'' dedi.

Çelik, şunları kaydetti:

''Sonuçta bir insan terörist değilse, değildir. Ona terörist yaftası vurmak kimsenin hakkı değildir. Ama sanki darbecilikle anılmak, darbeci olmak, darbeyle suçlanmak çok daha şerefli bir şeymiş gibi sanki çok hafif bir suçmuş gibi, sanki çok daha asil bir suçla itham edilecekmiş gibi bir tartışma yapılıyor. Bunu gerçekten hayretle ve ibretle izliyoruz. Türkiye'deki bütün darbeciler de, darbeye teşebbüs edenler de, bir şekilde darbenin alt yapısını hazırlamaya çalışanlar da, ölüm döşeğinde de olsalar mutlak şekilde yargılanmalıdırlar. İbreti alem için bu böyle olmalıdır. Bizim kimseyle kan, kin davamız yoktur. Bizim şahıslarla bir derdimiz yoktur. Biz prensipler çerçevesinde meseleye bakıyoruz. Artık darbe söylentisi, muhtıralar, andıçlar bizim hafızamızdan, dünyamızdan çıkarılmalıdır. Bizim sözlüğümüzden bunlar çıkmalıdır. İspanya'nın, Yunanistan'ın, Şili'nin yaptığı gibi bütün Pinochetler hesap vermelidir.''

''28 Şubat bir Gestapo dönemiydi''

12 Eylül'de 1 milyon 650 bin kişinin mağdur olduğunu ifade eden Hüseyin Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Bu karanlık dönem ümit ediyorum ki bu davaların başlamasıyla birlikte tekrar aydınlanacaktır. Bu 28 Şubat için de yapılmalıdır. 28 Şubat bir Gestapo dönemiydi, manevi işkencelerin yapıldığı bir dönemdi. 28 Şubat'ta belki doğrudan kimseye silah doğrultulmadı ama Sincan'da yürütülen tanklar aslında milletin iradesinin üzerinden yürütüldü. Bunlar unutulmaya terk edilmemelidir. 27 Nisan bildirisi de buna dahildir. Sayın Kılıçdaroğlu diyor ki 'Niye bu dönemi yargılamıyorsunuz', biz mi yargılıyoruz. Hükümetler yargılama makamı değildir. 12 Eylül'ü yargılayanlar savcılardır, hakimlerdir, Ergenekon davasında da yargılama yapan bu ülkenin adaleti olduğu gibi, Balyoz davasında bu ülkenin hakimi, savcısı devrede olduğu gibi o meselede ben inanıyorum ki günün birinde bunların da hesabı sorulacaktır. 28 Şubat sürecinde adeta Türkiye'de bir rezillik sergilendi. Telekızların, uyuşturucu baronlarının, zamparaların, irticanın bir aleti olarak ortaya sunulduğu bir dönemde o ve medyamız o zaman bu işin aleti oldu. CHP'liler, diğer muhalefet bize '12 Eylülcüler yargılanıyor da şu niye yargılanmıyor' diye soruyorlar. Yargılamaları biz sıraya koymuş değiliz bu ülkenin adaleti var. 'Yargıyı vesayet altına aldınız, yargı hükümetin talimatıyla hareket ediyor' diyorlar. Bir taraftan da 'şunun, bunun yargılanması için devreye girin' diyorlar. Bu bir çelişkidir, bizim iktidarımız hükümetimiz bu çelişkinin içinde olmayacaktır.''

"Aygün de cezaevien girdi ama başbakan olamadı"

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, ''Sayın Kılıçdaroğlu herkes cezaevine girince Başbakan olmuyor Sinan Aygün de cezaevine girdi, o başbakan falan olmadı'' dedi.

CHP'nin tam bir tüluat tiyatrosu, direkler arası tiyatrosu manzarası sergilediğini belirterek, ''Nedir  Sayın Kılıçdaroğlu için yargıya hakaretten, yargıyı etkilemekten dolayı bir fezleke hazırlanmış. CHP'liler buna o kadar sevindiler ki adeta müsamereye giden çocuklar gibi şendiler. Hatırlayın, görüntüleri görün. Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim'in ölümünden sonra resmi olarak ağlama seansları yapıldı ya. Bugün de bir haber var gazetelerde, buna katılmayanlar, katıldığı halde ağlamayanlar, ağladığı halde çok ağlamayanlar kaplara sürgüne gönderilecekmiş. Dün baktım CHP'li 132 milletvekilinin manzarası buydu. Onlar Kim için, bizimkiler Kılıçdaroğlu için ağlıyorlar'' diye konuştu.

''Peki neden bu mesele bu kadar azaltıldı, Sayın Kılıçdaroğlu'nun fezlekesi çok vahim bir mesele olarak önümüze çıkarıldı. Peki Sayın Kılıçdaroğlu ile ilgili genel başkanlığı döneminde, diğer dönemleri bir tarafa bırakıyoruz. Grup başkan vekilliği, milletvekilliği dönemini bir tarafa bırakıyoruz. Genel başkanlığı döneminde ilk defa mı fezleke hazırlanıyor '' diyen Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Hayır. Ben size Sayın Kılıçdaroğlu ile ilgili hazırlanıp TBMM'ye gönderilen fezlekelerin teker teker tarihlerini söylüyorum. 01.06.2011'de yani 1 Haziran 2011'de Bitlis valisine hakaretten Sayın Kılıçdaroğlu ile ilgili fezleke hazırlanmış, TBMM'ye gönderilmiş. 19.09.2011'de farklı farklı yerlerde Şanlıurfa'da, Sarıyer'de, şurda, burda yaptığı konuşmalarda Bitlis valisine aynı mahiyette hakaretlerde bulunduğu için ayrı ayrı fezlekeler düzenlenip gönderilmiş. 19.09.2011'de iki tane ayrıca fezleke, 20.05.2011'de toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefetten Sayın Kılıçdaroğlu ile ilgili yine fezleke hazırlanıp gönderilmiş. 13.04.2011 tarihinde Rize eski milletvekili Ali Bayramoğlu'da hakaretten hakkında fezleke düzenlenip gönderilmiş TBMM'ye ve tekrar 20.05.2011'de toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefetten Sayın Kılıçdaroğlu ile ilgili olarak fezleke düzenlenip TBMM'ye gönderilmiş.

Peki bütün bu fezlekelerle ilgili olarak Sayın Kılıçdaroğlu ve CHP'li milletvekilleri niye feryat figan etmediler, kıyamet koparmadılar da şimdi ne oldu  Arkadaşlar Yargıtay'a ve Danıştay'a seçilen değerli hukukçulara militan diyeceksiniz. Gideceksiniz Silivri cezaevinin önünde hakimlere, savcılara, yargı mensuplarına ağız dolusu haksızlık yapıp hakaret edeceksiniz. Sonra hakkınızda fezleke hazırlanıp gönderilecek, diyeceksiniz ki 'Başbakan'ın haberi vardı bundan.' Peki Sayın Başbakan'ın kendisi hakkındaki fezlekeye ne diyeceksiniz. Şu anda hükümet üyesi olup da hakkında fezleke olan Sayın Başbakan var, Sayın İdris Naim Şahin var, Sayın Ömer Dinçer var. Son zamanlarda hakkında fezleke hazırlanıp TBMM'ye gönderilen Sayın İsmet Yılmaz var, Milli Savunma Bakanı. Genel Başkan Yardımcımız Sayın Ömer Çelik ile ilgili hazırlanıp gönderilen fezleke var. Bunları da Başbakan mı hazırlatıp gönderdi ''

''Siyasi etik açısından da kesinlikle doğru değil''


CHP'nin kendi içinde kaynadığını ifade eden Hüseyin Çelik, şunları kaydetti:

''Sayın Kılıçdaroğlu'na karşı parti içinde müthiş bir hoşnutsuzluk ve rahatsızlık başladı. Sayın Kılıçdaroğlu mağdur ve mazlum pozisyonuna büründü şu anda. Şimdi bir kahraman edasıyla ortaya çıkıyor. 'Ben asılsam da, kesilsem de, cezaevine gönderilsem de' demeye başladı. Peki diğer fezlekeler geldiği zaman bunu niye demedin Sayın Kılıçdaroğlu  Diğer fezlekeler gelip TBMM'de beklediği gibi bu da gelip bekleyecek. Dokunulmazlığından dolayı orada duracak.  Fakat öyle takdim ettiler ki sanki yarın öbür gün Sayın Kılıçdaroğlu alınacak, tutuklanıp cezaevine gönderilecek. O duymuş ki cezaevine girince insanlar dönüp Başbakan oluyorlar. Sayın Kılıçdaroğlu herkes cezaevine girince Başbakan olmuyor Sinan Aygün de cezaevine girdi, o başbakan falan olmadı. Dolayısıyla sanki hükümet anamuhalefeti sindirmeye çalışıyor. İktidar anamuhalefet liderini cezaevine göndermeye çalışıyor gibi bir algı oluşturmanın gerçekle bağdaşı tarafı da yoktur. Sayın Kılıçdaroğlu'nın ve CHP'nin bu şekilde davranması da siyasi etik açısından da kesinlikle doğru değil. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum.''

'Bu halk darbeseverleri sevmez darbesavarları sever''

MHP Genel Başkanı  Devlet Bahçeli'nin, 'Silivri Cezaevi, Bekirağa Bölüğüne dönüştü' şeklinde açıklamalarda bulunduğunu belirten Çelik, şunları söyledi:

 ''Mahkeme sonuçlanıncaya kadar biz bu insanlara suçlu yaftası vurmayacağız. Ergenekonla ilgili iddiaları burada tekrarlayacak değilim. Yer altından fışkıran silahları anlatacak değilim. bugüne kadar biz Çorum'da Kahramanmaraşta Sivas'ta Türkiye'nin muhtelif yerlerinde hep tetik çekenleri gördük, ama tetik çektiren elleri görmedik. O insanları sokaklara süren organizatörler, 5 yıldızlı otellerde purolarını ve pipolarını tütürmeye devam ettiler. Sonra bir bakıyoruz ki bunun altından derin devlet diye bir şey çıkıyor. Bu insanları eğer sayın devlet bahçeli eğer bu kadar... en azından bu iddialarla yargılanan insanları Süleyman Nazif'e benzetiyorsa ben söyleyecek söz bulamıyorum. sayın bahçeliyi muhafazakar, milliyetçi tabanına havale ediyorum. Tabi MHP yönetimi, MHP'nin milliyetçi, muhafazakar tabanından koptu. Şu anda ulusalcılık konusunda CHP ile aynı safa geldi. Eğer sayın Bahçeli Yassıada tutukluları Bekirağa bölüğüne benzetseydi, gerçek bir benzetme yapmış olurdu. Ama yapamaz çünkü 60 darbesinin asli unsurlarının biriside sayın Bahçeli'nin zihniyetiydi. Bu benzetmeyi talihsiz bir benzetme, tarih bilmeyen, tarihi gerçeklerden bihaber bir benzetme olarak nitelendirdiğimi ifade etmek istiyorum.''

Bu halk darbeseverleri sevmez darbesavarları sever. Bu ülkede artık herkesin darbeseverliği bir tarafa bırakması lazım. Darbecileri masum, meşru gören zihniyet ayaklarımızın altındaki bir zihniyettir. Bunun külliyen terk edilmesi gerekir sayın Bahçeli de bunu yaparsa sağlam bir adım atmış olur''

AA

SİYASET Kategorisindeki Diğer Haberler