YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Gıdada teşhire devam
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, gıda güvenliği konusunda kesinlikle taviz vermeyeceklerini belirterek, “Bu oyuncak falan değil, çok ciddiyiz.Tüketici sağlığına dikkat edeceğiz. Lamı cimi yok. Yönetmelik ne diyorsa o olacak” dedi.
Gıdada teşhire devam
11 Haziran 2012 / 07:43 Güncelleme: 11 Haziran 2012 / 07:45

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, gıda güvenliğinden Uludere’ye kadar VATAN’ın tüm sorularını yanıtladı. İşte Bakan Eker’in açıklamalarından bazı satırbaşları şöyle:

YILDA 450 BİN DENETİM YAPIYORUZ: Gıda güvenliği konusunda Türkiye genelinde yılda 350-450 bin arasında denetim yapıyoruz. Bütün imalethaneler, üretim, satış yerleri, marketler, lokantalar hepsi denetimden geçiyor. Bunların bazıları periyodik, bazıları rutin, bazıları şikayet üzerine denetleniyor. Ürünler piyasadan alınıp, labaratuvarlarda analiz ediliyor. Bakanlığın, 40 tane laboratuvarı var. Vatandaşın şikayeti üzerine de analiz yapıyor.

OYUNCAK FALAN DEĞİL, ÇOK CİDDİYİZ: Eskiden de denetimler yapılıyordu. Eskiden firmalara para cezası veriyor, savcılığa veriyorduk. 2010 yılında kanun çıkardık. O kanunla bugünkü atacağımız adımların yasal zeminini oluşturduk. Sonra yönetmelik çıkardık. Yönetmeliklerle, ‘Gıda yönetiminde Türkiye eskisi gibi olmayacak. Yönetmeliklere uymayan firmaları teşhir edeceğiz. Herkes buna göre tedbirini alsın’ dedik. Teşhir etme de ilave bir tedbir. Biz şaka yapmıyoruz. Biz ciddiyiz. Oyuncak falan değil. Bir şey söylüyoruz, bunu yapacağız. Gıda denetimlerimiz devam edecek.

3 YILDA 500 BİN ÇAĞRI GELDİ: Şubat 2009 yılında, ‘Alo 174’ adıyla ‘Alo Gıda’ hattını hizmete açtık. Bu merkez, 7 gün 24 saat, band kaydıyla değil çalışanların telefona çıkmasıyla hizmet veriyor. Türkiye’nin neresinde olursanız olun şikayetinizi söylüyorsunuz.3 yıl içinde, bir ay öncesine kadar 500 binin üzerinde çağrı geldi. Bu hat kurulması, bizim kendi başlattığımız bir uygulama. Dünyada örneğini bilmiyorum. Bununla denetimlerimize halk desteğini de katmış olduk. Bu rakamın 90 bini şikayet ve değerlendirme. Bunların sonuçları da insanlara bildiriliyor. Buraya her türlü gıda için şikayet geliyor. Ben, bakan yardımcım, müsteşar, genel müdürler ve il müdürlerinin hepsinin bilgisayar sisteminde bu hattın şifresi var, girip takip ediyoruz. Daha ne yapalım ya...

TEŞHİR İÇİN TEST SONUÇLARINI BAŞKA TESTLE TEYİT EDİYORUZ: Vebal duygusu taşıyorum. Makamlar, mevkiler geçici. Allah’a, vicdanıma hesap vereceğim. Arkadaşlarıma verdiği talimat şu, ‘Beni vebal yüklenecek durumla karşa karşıya asla getirmeyin. Haksızlık yapmayın, zulüm olur. Ama toplumun sağlığı kişilerin ve şahısların menfaatinden önce gelir. O da ayrı bir vebal. Dönüp de, ‘pardon demeyeceksiniz. Diyen en ağır şekilde bedelini öder. O yüzden firmaların bağırması hiç beni ilgilendirmiyor. Biz sadece PCR yöntemi sonucuna göre firmaları teşhir etmedik. Sadece bu sonuç değil. PCR binde bir de olsa, sonuç veriyor. ‘Üretim hattında tavuk yaptın, iyi yıkamadın, temizlemedim, sonra danayı koydun, bıçağın arasında, makinen içinde kaldıysa PCR sana onu verir. ‘Bunda tavuk eti’ var der. Ama ben sadece onunla teşhir etmedim. Ben onu biliyorum. ELISA testini yaptım. Siz bunu bilmezsiniz. ELISA testi, daha büyük miktarlardaki , yüksek orandakini de size veriyor. Onlar bu testini yaptığımızı bilmiyordur. Ben, hukuka karşı olduğumdan vicdanen daha fazla sorumluluk duyarım. Çünkü, bunlar benimle birlikte yaşayacak. ELISA testini de doğrulandıktan sonra firma teşhir olmuştur. Firma dikkat edecek. Lami cimi yok, etiketinde ne diyorsa o olacak. Yüzde yüz dana eti diyorsan yüzde yüzde dana eti olacak arkadaş. O zaman üzerinde yazma. De ki kardeşim, bunun içinde yüzde 80 dana eti, yüzde 20 tavuk eti. Öyle de. Yüzde yüz dana eti deyip de tavuk varsa...

TÜKETİCİ SAĞLIĞINA DİKKAT EDECEĞİZ: Bundan sonraki süreçte bu dikkat daha da artacak. Gıda güvenliği uygulaması çok yararlı, bundan sonra da devam edecek. Hiçbir sorun yok. Hepimiz de kendimizi, standartlarımızı, bu denetim sistemine göre dikkate alacağız. Bu konuda daha şeffaf olacağız, tüketici sağlığına daha fazla dikkat edeceğiz. Gıda güvenliğinde bir husus daha var. Teşhir edilen firmaların listelerine baktığınızda büyük firmalar da var. Ama çoğunluğu çok yaygın olmayan çok bilinmeyen firmalar. Burada sosyo ekonomik yapı faktörü de var.

Pankart cezasına karşı

Ben Türkiye’de demokrasinin güçlenmesinden yanayım. İnsanlar bir söz söyledi diye insanların ceza almasından gönlüm elbetteki razı değil. İnsanlar ne düşünüyorsa söyleyebilmeli. Ama nereye kadar? Bir başkanın özgürlüğüne, kişilik haklarına hakaret ve fiziki saldırıya dönüşmediği sürece, şiddet içermediği sürece insanlar düşüncelerini en iyi şekilde, rahat ve şık şekilde söyleyebilmeli. Bu bir demokratikleşme, sivilleşme süreci.

‘Çözerken Türk sorunu çıkarmayalım’

Biz AK Parti olarak, gelin bu sorunu hep beraber barış içinde çözelim diyoruz. Kürtler vardır. Kürtlere yapılmış olan haksızlığın giderilmesi gerekiyor. Bunun için de Kürt kimliğinin varlığınıın kabul edilmesi ve tanınması, sorunun tarif edilmesi, sorunun çözümü yönünde demokratikleşme ve sivilleşme yoluyla adımları atılması, Türk ve Kürt’ün birarada tekrar yaşama ortamının hazırlanması bizim gayemiz. Ama çözümdeki bizim farklılığımız, bunun barış içinde yapılmasını istememiz. Kürt sorunu çözerken bir de Türk sorunu çıkarmayalım. Çünkü bir tarafta da bunu kaşıyanlar var. Bir tarafta kart kurt demişsin, bu insanları yok saymışsın. Ama buna inanmış insan var. Bir tarafta, 30 senedir haksız yere hayatını kaybetmiş vatandaşlarımız, şehit olmuş insanlarımız var. Bunların acısı var. Bunların yarasını barış içinde saralım. Acıları yarıştırmayalım. Senin gözyaşın daha çok benim daha çok bunu bırakalım.

Atlara fısıldayan Bakan

“Atları ve ata binmeyi çok seviyorum. Ata binmeye, titiz bir eğitimden sonra başladım. Son seneler ata çok bindim” diyen Bakar, Veliefendi Hipodromu’nda, pazar günü sabah saatlerinde ata binerek stres attı. Şampiyonlukları, birincilikleri olan 12 yaşındaki Arap cinsi Cicibey adlı ata uzun dakikalar binen Bakan, köyde yetişmesi nedeniyle atla çocuk yaşta tanıştığını, babasının da atı olduğunu anlattı. Atların özelliklerini de sıralayan Eker, “Atlar, hırslanır, kıskanır, utanır ve sancılanır. İnsana benzeyen bu özellikleri var. Bu spor, başka bir canlıyla yapılan tek spor. Diğer sporların hiçbirisini başka bir canlıyla yapamıyorsunuz. Ata bindiğinizde, hem duygudaşlık, hem refleks anlamında onunla sekronize olmanız gerekiyor. Ata binerken, çok kalori yakıyorsunuz, enerji sarfediyorsunuz” dedi. Eker, hükümet de başka atan binen bakanın olmadığını, kendisinin ata bindiğini ise diğer bakanların bilmediğini de sözlerine ekleyerek, ‘Binen olursa çok sevinirim” dedi. 3 yıl önce verdiği kiloları da almamaya dikkat ettiğini söyleyen Bakan Eker, ‘Fazla 10 kiloyu, ‘hepsinden yedim, hepsini yemedim’ prensibiyle verdiğini de hatırlattı. Eker, ‘Vücudumuzu korumamız lazım. O bize emanet. Sporumu da yapıyorum” diye de ekledi.


‘Uludere’de kimin talimat verdiğine yargı karar verecek’

YARGI ÇÖZECEK: Uludere olayında niyet önemli. Daha nasıl özür dilesin. Şart mıdır yani. Hükümet ilk günden itibaren, ‘trajik, üzücü bir olaydır’ tavrını gösterirken, ailelerin mağduriyetinin giderilmesi yönünde her türlü gayreti, çabasını sergiledi. Ben, başbakan yardımcıları, başbakanın eşi, kızı ailelerle görüştü. Bunlar nedir yani? Bu safhada hükümet olarak yapılması gerekenler yapıldı. Hükümetin yapabileceği, bu işin aydınlanması ve hukuki olarak bir karara varılması için yargıya destek sağlamak. Yani, her türlü bilgi, delil ve bulguyu temin edip, yargıya teslim etmesi lazım. Burası bir hukuk devleti ise buna karar verecek olan hükümetin kendisi değil. Ortada eğer bir kasıt, ihmal, hata, yanlışlık varsa, böyle birşeyin sonucundaysan bunun netliğe kavuşması lazım. Bu nasıl olacak, buna yargı karar verecek. Hükümet elindeki polis, emniyetle, istihbarat, jandarmayla, valilikle bunlar aracılığıyla edindiği bilgileri hiçbirinin üstünü örtmeden, önyargı içinde olmadan bunu alıp yargıya vermesi lazım. İkincisi, şahısların mağduriyetleriyle ilgilili ailelerle ilgili desteğin ve yardımı yapmaktır. Kimin talimat verdiği konusuna da yargı karar verecek.

KONUŞULMASIN DEMİYORUZ: İnsanlar bu meselenin açığa kavuşturulmasını istiyor. Söyledikleri bu. İnsanlar, hükümetin bunu kasten yapmadığını veya bu hükümetin doğrudan kendisiyle, tavrıyla ilgili olmadığını biliyor. Ama bunu istismar edip, aleyhimize kullanmak isteyenler var. Bölgedeki siyasi rakiplerimiz, BDP bazen CHP bunları alıyor, işliyor, kullanıyor. Bunun üzerinden muhalefet, istismar yapıyor. Biz bunu insanlar hiç konuşmasın demiyoruz. İnsanların bunu başka bağlamda tartışmasını haksız buluyoruz. Bu şekilde tartışma biçimi yanlış. Geçen hafta Diyarbakır, Şırnak’ta esnafla, vatandaşla görüştüm. Öyle denilen gibi bir kırılma yok. Vatandaş bunu biliyor.

BU SÜRECİ MİLLET DESTEKLİYOR: Kürdüm, o bölgenin evladıyım.Eskiden devletin bakış açısını devlet adına iş yapan, karar alan uygulama yapan, yöneten mahalli temsilcilerin tutumlarını davranışlarını da, o zaman ki, merkez hükümetin tutum ve davranışları bilen birisiyim. Vatandaş onun neyin düşündüğünü, bugün neyi düşündüğünü biliyor. Millet gelişmelerin farkında, millet bu süreci destekliyor. Süreci desteklemeyen PKK. Neden? Çünkü işine gelmiyor. Siyaset yaptığı argümanları elinden alıyoruz. Varoluş nedenleri ortadan kalkıyor. O yüzden bize saldırıyorlar. Farklı yöntemi olan, farklı metodu olan, farklı birşeye inanan sonuçta bir örgüt. Marksist, Leninist kodlarla düşünen, o yöntemleri benimseyen zihin yapısına sahip. Politik çıkarlarım var, ‘Sen kürt sorunun barış içinde çözeceksin, benim yaptığım boş mu yani’ diyor. AK Parti olarak kucaklıyoruz, geçmişte devletin yaptığı hatalara sahip çıkıyoruz. ‘Hata, yanlış yapılmıştır’ diyoruz.

KÜRT KARDEŞİMİN MARMARİS’TE TAPUSU VAR: Bugün Türklerin de Kürtlerin de 74 milyonun hepsinin cebinde 780 bin kara alanında tapusu var. Şırnaklı Kürt kardeşimizin Marmaris’te Bodrum’da İstanbul Yeşilköy’de Ataköy’de tapusu var. Kastamonulu’nun Mersin’de var, Kars’ta tapusu var. Bu kadar herkesin cebinde her yerin tasupu varken sen kalkacaksın Şırnaklı’ya sadece orada kal diyeceksin. Devlet aygıtında artık insanların bekledikleri şeyler farklı. Bireyler artık devlet aygıtına fonksiyonellik, sağladığı yarar açısından bakıyor. Bölünme iddiası gündeme getirenlerin kendi düşünceleridir. Türkiye bölünürse Kürtler’in faydasına mı olur? Sonra bu ne sağlayacak.

MHP VE BDP SINIRLI ALANDA KALIYOR: Ne kadar kapsayıcı, kucaklayıcı olursanız o kadar iyi. Ne kadar dışlayıcı, içe dönük siyaset izlerseniz, kendinizi o kadar daraltırsınız. Bizim üzerimizdeki tarihsel sorumluluk, hem de bizim sahip olduğumuz imkan ve avantajlarla, herkesi kucaklayabilme herkesle diyalog kurmabilmek, herkes tarafından benimsenebilme durumumuz var. Bunu nasıl yapıyoruz. Ayırım yapmadan, insanları kategorilere, belirli gruplara, ayırmayarak. Hangi katmanda, hangi grupta yer alıyorsa alsın, bizim kardeşimiz. Rengi, dini, dili ırkı, inancı ne olursa olsun hiç ilgilendirmiyor. Nerede yaşarsa yaşasın. Ama böyle değil de, birtakım kodlarla, diğerlerini dışlayan, diğerlerinin tamamını içine almayan bir yaklaşımla meselelerin yorumlamaya çözümler geliştirmeye kalkışırsanız o zaman sınırlı alanda kalırsınız. BDP ve MHP’nin problemi de bu. Bu sizi taassuba götürür. Taassup da asabiyete götürür.

CHP, KÜRT SORUNUNU BESLEMİŞTİR: CHP’nin zihniyeti Türkiye’de Kürt sorununu oluşumunu besleyen zihniyettir. Kürt sorunu varsa tarihsel olarak son yüzyıllık süreçte, bu sorunun beslenmesi büyümesi gelişmesi bu noktalara taşınıp boyut değiştirmesinde CHP’nin sahip olduğu zihin kodları, politikaları var. Bugünkü yönetimde de belirli şekillerde devam ediyor. CHP’nin kemik yapısında o hala var. Olmasaydı, mecliste Genel Başkan Yardımcısı Dersim’le ilgili neler söyledi. Hala orada o yapı var. Hatta yer yer 2007 ve sonrasında seçimlerde CHP ile MHP arasında yerel ittifaklar, bölgesel ittifaklar olduğunu da biliyoruz.

İKTİDAR VE MUHALEFETİN GÖRÜŞMESİ HAYIRLI BİR ŞEY: Hükümet ve muhalefetin Kürt sorunu için görüşmesine, Sayın Başbakan ‘Biz yapıcı her türlü öneriye açığız, kategorik yaklaşımımız yok. Nereden geldiğine de bakmayız’ dedi. Burada doğruysa kimin söylediği önemli değil. Sonuçta Türkiye’nin bir sorunu var. Eğer insanlar sorun için siyasi çözüm önerisi getiriyorsa bunu değerlendirmek lazım. Bu da güzel, doğru ve hayırlı bir şey. Bu ne kadar fizibil ne kadar değil şartlar ortaya koyar. Önyargımız yok.

ŞAHİN’İN SÖZLERİ KENDİSİNİ BAĞLAR: İdris Naim Şahin’in Uludere’yle ilgili sözlerini, ona sorun. İnsanların kanaatleri, kendi düşüncesidir, kendisini bağlar. Ondan sonra kendisiyle hiç görüşmedik. Hiç biraraya gelip konuşmadık.

SAĞLIK Kategorisindeki Diğer Haberler