YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Velev ki, Erdoğan başbakan olmasın!
Velev ki, Erdoğan başbakan olmasın!
Velev ki, Erdoğan başbakan olmasın!
14 Temmuz 2008 / 12:07 Güncelleme: 00 0000 / 00:00


Hükümet, ‘topal ördek’ olur mu?



Bilgi kirliliği sebebiyle herkesin kafasına göre Ergenekon ve Gladyo tanımı yaptığını “Ergenekon ne, Gladyo ne?” başlıklı önceki yazımda kaleme almış ve basına yansıyan senaryoların doğruluğunu varsayarak,  Ergenekoncular’ın Türkiye’de darbe şartlarını hazırlaması durumunda dahi ilk önce kendilerinin tasfiye edileceğini ileri sürmüştüm.


Kapatma davası ve Ergenekon operasyonunun öznesi olan cunta, Ak Parti’nin kapatılması veya bölünmesini hedeflese de yerine ikame edilecek parti bulunmuyor. Son bir yıldır yayınlanan anketler bunu açıkça gösteriyor. Bu durumda en vahim (kimilerine göre en iyi) sonuçta bile Ak Parti veya devamı parti yine bir şekilde iktidarda kalacak. Velev ki; lider koltuğunda Tayyip Erdoğan resmen oturmasın!


Peki bunca siyasi kaos ve çalkalanmalar niyeydi?


Bu sorunun cevabını yazarken, Taraf gazetesi, “Darbenin siyasi hedefi AKP’nin dağıtılmasıydı. Ayışığı kodu da bu partiyi tanımlıyordu. Çok sayıda milletvekilinin ‘Gemi Aslanı’ kod adı verilen Erdoğan’ı terk etmesi sağlanacak, bunlara hemen yeni bir parti kurdurulacak, başına da Namık Kemal Zeybek ve Ahmet Vefik Alp geçirilecekti” spotuyla bir haber yayınladı.


Emekli Oramiral Özden Örnek’in günlüğü ve Ergenekon operasyonunda ele geçirilen dökümanlara göre Sarıkız ve Ayışığı serisi darbe girişimleri, Şener Eruygur’un emekliye sevk edilmesiyle akim kaldı. Jandarma Genel Komutanı Org. Eruygur’un görevi sırasında oluşturduğu Cumhuriyet Çalışma Grubu bunun üzerine darbe yumruğuna ‘Eldiven’ giydirmeye karar verdi.


Yeni plan uyarınca, siyasi çalkantılar ve suikastlarla kaos oluşturularak, Ak Parti’den koparılacak milletvekilleri Sinan Aygün’ün başında olduğu partiye bağlanacaktı. Anti parantez Aygün’ün, gözaltında, “Belgede (Eldiven darbesi planı) adımın geçtiğini ilk kez görüyorum” cevabını verdiğini kaydedelim.


Önce de yazdım. ABD destekli darbeler dönemi bitti. Darbeciler artık arkalarında ABD’yi göremeyeceklerini iyi biliyor. Nitekim medyaya da sızan darbe senaryolarında, cuntanın NATO’nun patronu ‘büyük biraderi’ destek vermeye zorlama planları da var. ‘Sırtlan’ olarak adlandırılan ABD ve ‘çıyan’ lakaplı AB’yi yanlarına çekebilmek için Irak’taki direniş ve El-Kaide’nin el altından desteklenmesini dahi tasarladıkları yazıldı.


Demokrasi tarihimiz darbe arası onyıllık periyotlarla yazılmıştır. ABD, cuntacılardan işine geleni desteklemiş, Talat Aydemir gibi beğenmediklerini de darağacına çıkmasına sessiz kalmıştı.


ABD’nin darbeleri desteklememesi, hükümet krizleri çıkarmayacağı ve siyasi kaos oluşturmayacağı anlamına gelmez.


Zaten Türkiye’nin NATO üyeliğinin askıya alınması, AB’den tamamen dışlanması hatta mihver (yörünge) değiştirme riskini doğurabilecek bir darbeyi omuzlaması de akıllıca olmayacaktır.


ABD’nin İran operasyonu arafesinde ve Türkiye’nin desteği olmadan başaramayacağını anladığı Irak’ın işgal sürecinde, yeniden 1 Mart tezkeresi benzeri kazık yeme korkusu yaşamayacağı bir iktidara ihtiyacı var.


Diplomasiyi takip eden hemen herkes Amerikan yönetimi ile Ak Parti hükümetinin arasının iyi olmadığını bilir. İç politikaya yönelik klasik ‘Amerikan uşağı’ yahut tam karşısında ‘bağımsızlık kahramanı’ türünden sloganları bir yana bırakarak düşünelim.


ABD’nin koalisyon hükümetleri dönemini arzuladığı aşikar. Yekpare olarak yönlendirmekte zorlandığı hükümeti kısmen de olsa kontrolüne almaya çalıştığını söyleyebiliriz. 28 Şubat’ta, İran’la doğalgaz ve Libya ile terörle mücadele anlaşmaları imzalayan Refah-Yol hükümetinden nasıl intikam aldıysa aynı şekilde istediği zaman dengelerle oynayacağı ve istikrarı bozabileceği bir hükümeti özlediğini öne sürebiliriz.


Tek parti hükümetini zayıflatmanın da iki yolu var: Birincisi ekonomik kriz çıkarmak. Bu alternatifin faturası epeyce yüksek. 30 yıl önceki Türkiye için 30 milyon dolar büyük paraydı. Şimdi yılbaşından beri bin katı (30 milyar dolar) sıcak para piyasadan çekilse bile bırakın ekonomik kriz çıkmasını borsada kıpırdanma dahi yaşanmıyor…


28 Şubat sürecinde ve sonrasında borsadan dönem dönem çekilen 5’er milyar dolar civarındaki döviz aynı gün başka ülkelerden giren paralarla dengelenebildi. Anlayacağınız ekonomik kriz çıkarmaya niyetlenenlerin kendi ekonomilerini de riske atmayı göze almaları gerekiyor.


Krizin ikinci ve en ucuz yolu ise Ergenekon soruşturması kapsamında ele geçirildiği ileri sürülen ‘eldiven’ türü senaryoların sahnelenmesi. Böylece ekonomik kriz ve siyasi kaos güya memleketi kurtaracağım diye yola çıkanların saflıklarıyla üretilecek…


Sonuçta alternatifsizliği ve yakın vadede halkın sempatisi ve oyunu alabilecek başka siyasi parti de kurulamayacağı için Ak Parti iktidarı devam edecek fakat yanında ayağına her an çelme atabilecek bir koalisyon ortağı ile yürümek zorunda kalacaktır.


Amerikalıların ifadesiyle söyleyelim; Ak Parti, ‘topal ördek’ durumuna düşürülecektir.


Aklınıza yatmadıysa, kapatma ve Ergenekon davalarının en radikal sonuçlarına göre iki sorum var:


1) Kapatma davasında en ağır yaptırım kararı çıksa bile, Abdullah Gül cumhurbaşkanlığı görevini koruyacak ve siyaseten yasaklanmayan milletvekilleri yeniden Ak Parti’nin devamı bir hükümet kurmayacak mı?


2) ‘Karargahı, komutanına ihanet eden’ sözde Ergenekon cuntası son çare olarak siyasi suikastlar ve kitle eylemleriyle siyasi ve ekonomik kaos çıkarsa dahi Ak Parti veya ardılı partiyi birinci parti olmaktan uzaklaştırabilecek güçte miydi?


Yukardaki sorularıma ‘hayır’ cevabı verenler (çoğunlukta olacağını sanıyorum) yeniden düşünmelidir. Bütün bu siyasi çalkantıların hedefinde sadece hükümeti yıpratmak ve Türkiye’ye zaman kaybettirmekten başka bir maksat var

MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler