YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Üzmez'in dost sohbetlerine kimler oturmamış ki!
Üzmez'in dost sohbetlerine kimler oturmamış ki!
02 Kasım 2008 13:38
Üzmez'in dost sohbetlerine kimler oturmamış ki!

Böyle bir kişilik işte...


Biliyorum, izledikleriniz midenizi bulandırıyor. Muhtemelen yüzünü görmek istemiyorsunuz; ne kendisinin, ne de karısının... Fakat hangi kanala baksanız karşınıza o 'muhteşem ikili' çıkıyor...


Mahkemeyi etkileyenin kendisine verilen rapor olduğunu, raporu da siyasi yandaşlarının kefaletiyle aldığını mı düşünüyorsunuz? Peki, ama hangi 'siyasi yandaşlar'? Vaktiyle yazdığı gazeteye veya katıldığı programlarda ettiği lâflara bakarak kanaat oluşturduysanız, size bir imkân daha tanıyorum. Aşağıdaki satırları okuyun ve -eğer öyle bir durum söz konusuysa- kendisine kimlerin arka çıkmış olabileceğini bir daha düşünün...


Alıntıladığım satırlar 7 Nisan 1995 günü gazetedeki köşesinde çıktı Hüseyin Üzmez'in. Başlığı 'Dostlar Meclisi' olan yazıda yazıhanesinde sıkça verdiği yemekli davetlerden birini anlatıyordu. Renkli kişiler olduğu anlaşılıyordu dostlarının... Şaşırmış ve âdetim olmadığı halde yazının bütününü Kulis'te alıntılamıştım.


Aşağıdaki her sözcük Hüseyin Üzmez'in kaleminden çıkmadır.


“Ankara'da bizim büroda zaman zaman toplanırız. Yeğenim İsmail Gündüz çok güzel çiğ köfte yapar. Dostlar toplanır, sohbet muhabbet ederiz. Herkes fikrini rahatça savunur. Anlaşırız, ya da anlaşamayız. Ama sonunda mutlaka kucaklaşarak ayrılırız.


27 Mart akşamı yine öyle oldu. Bu sefer Adalet Bakanlığı'ndan, Yargıtay'dan Yüksek Hakim dostlarımızı çağıracaktık. Ben biraz direndim. İstanbul DGM'si, İBDA örgütünün 'propagandasını' yaptığım gerekçesiyle hakkımda soruşturma başlatmıştı. Beş yıla kadar ağır hapisle mahkumiyetim isteniyordu. (..) İsmail Gündüz'e, 'Yapma dedim, belki yanlış anlaşılır. Dostlar zannederler ki kendilerinden adalet dışı yardım istiyorum.' Konuyu açmamak kaydıyla misafirleri çağırdık.


Adalet Bakanlığı'ndan Bekir Yılmaz, Yargıtay'dan Hamdi Doğan ağabeylerimiz geldiler. İkisi de Malatya'nın has evlatlarıdır. Sayın Mehmet Moğultay Bakanlar Kurulu'ndaymış. Çıkınca bizi aradı. 'Partinin Merkez Yürütme Kurulu var'mış. Oraya katılacağını, onun için bu seferlik gelemeyeceğini, ama bir dahaki sefere mutlaka aramızda bulunacağını söyledi.


Sayın Moğultay'la tâ fakülteden arkadaşız. Aramızda temel fikir ayrılıkları var. Buna rağmen dostluğumuz en küçük bir yara almadan devam ediyor. Uygar, efendi ve kibar bir insan... Çok da vefalı... Kendisine teşekkür ettim.


İşçi liderleri, sendikacılar, işadamları, ilim sahipleri... Birçok dost geldi. Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Yekta Güngör Özden'i de çağırdık. Sağolsun evinde misafir olmasına rağmen hiç ikilemedi. 19.30'da geleceğini söyledi ve tam saatinde geldi. (..)


Sayın Özden medyadan şikayetçiydi. 'Söylemediklerimi yazıyorlar. Tekzip gönderiyorum, yayınlamıyorlar. Ben ne yapayım?' diyordu. Ben de 'Dı gel de şu gazetecileri vurma...' gibi yeri geldikçe espriler yapıyor, ciddi havayı dağıtıyordum. Sayın Özden devam ediyordu: 'Ben eskiden Cuma namazlarını hiç kaçırmazdım. Şimdi iki senedir gitmiyorum. Birisi kalkar bir terbiyesizlik yapar, gazeteler bunu alırlar ele, çıkarlar yola...' diyordu. Ben yine espri yaptım. 'İşte Papaza kızıp pehriz bozmak' diye buna derler. Yine hep birlikte gülüştük.


Yekta Bey 1952'de yazdığı bir şiiri okudu. 'Bravo dedim; Peygamber için ancak bu kadar güzel bir şiir yazılabilir.' Halbuki şiir Atatürk için yazılmıştı. Bilerek anlamazlıktan geliyordum. Her zaman söylerim, Sayın Özden samimi bir Atatürkçü'dür. O'nun dindar olduğuna da yürekten inanır.


Bir ara çoğu Hacı, Hoca, Müftü ve Müderris olan ailesinden bahsetti. Rahmetli Babası bir gün rakı sofrasından kalkmış, birkaç dakika kaybolmuş. Sofra arkadaşlarından biri bakmış ki içerde namaz kılıyor. Sayın Özden 'Müslüman böyle samimi olmalıdır' demek istiyordu. Ben kendime göre bir yorum yaptım: 'Rahmetlinin Müslümanlığı Muhammed'den, rakıcılığı da Atatürk'ten geliyormuş' dedim. Tabii ki 'Rakıcı' derken sarhoşluğu kastetmiyordum. Sarhoş adam namaz kılabilir mi?... Yine hep birlikte gülüştük.


Sonunda bir teklifte bulundum. 'Sayın Başkanım dedim, gelin siz Atatürk'ü sahtekarların elinden kurtarın; biz de Cennet ve Cehennemi bazı inhisarcıların elinden almaya çalışalım. Herhalde o zaman daha güzel anlaşırız...' Malûm 'Sizin dininiz size, benim dinim bana...'


Yekta Bey 'Ben sahte Atatürkçülerden de, sahte dincilerden de nefret ederim' diyor ve devam ediyordu: 'Ben her zaman 'Dinimiz... Kur'anımız... Allahımız...' diyorum. Siz niye 'Atatürkümüz' demiyorsunuz?..' (..)


Sayın başkan herkesle tek tek tokalaşarak, kimileriyle de kucaklaşarak ayrıldı. Çok güzel bir gece, çok güzel bir sohbet olmuştu. Bütün dostlar son derece memnundu.”


Hüseyin Üzmez deyip geçmeyin, dostları muhkem biri o...


TAHA KIVANÇ/YENİŞAFAK

MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler