YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Uğur Mumcu cinayeti aydınlanıyor mu?
En önemli faili meçhul cinayetlerden birisi olarak üstü örtülern Mumcu dosyası, Ergenekon davası ile yeniden gündemde
Uğur Mumcu cinayeti aydınlanıyor mu?
17 Ağustos 2009 / 23:34 Güncelleme: 00 0000 / 00:00

En önemli faili meçhul cinayetlerden birisi olarak üstü örtülen Uğur Mumcu dosyası, Ergenekon davası ile yeniden gündemde.


Cafesiyaset yazarı Zihni Çakır, Mumcu cinayetindeki esrarlı perdeyi aralıyor.


Türkiye’nin, faili meçhul cinayetler sayısı bağlamında, uluslararası kuruluşların terör listesinde yer alan ülkelerden geri kalır bir yanı yok maalesef.


Vatandaşlarının canını korumak nasıl devletin asli göreviyse, canına kastedilen her bir vatandaşının katil ya da katilleri ile arkasındaki örgütleri bulup cezalandırmak da o derece namus borcudur.


Bunu, geçmişte, sansasyonel anlamda tanımlanan suikastler sonrası, bu ülkenin en üst düzey yetkilileri de ifade etmiştir.


Failleri bulunamamış ya da asıl eylem sahiplerinin beklentileri doğrultusunda faillendirilerek kapatılmış veya kapatılmak istenmiş suikast dosyalarında adı geçen Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Bahriye Üçok, Musa Anter, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu gibi isimlerin hepsinin ortak bir yönü var:


Bu isimlerin tamamı, devletin potansiyel tehdit olarak algılayıp Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne de not düştüğü “irtica ve gericilik” karşıtı söylemlerin en güçlü savunucuları.


Bunlara ek olarak; Madımak ve Danıştay eylemleri de da ortak bir mantığa dayanıyor.


Bu iki vak’ada da irtica ve gericilik temeline dayalı tel’in ve kınama beyanatları ayyuka çıkmış.


“Türkiye İran olmayacak, Mollalar İran’a, Türkiye laiktir laik kalacak” gibi.


Olayların gelişim sürecine baktığınızda ise, ülkede, devlet nizamını düzenleyici tanımlamadan saptırılan, belirli bir kesime yönelik baskı ve sindirmeye dayalı laik ve Kemalist ideoloji uygulamalarının ayyuka çıktığını gözlemliyorsunuz.


Türkiye’deki derin yapılanmalar da, amacından saptırılmış tanımlarla empoze edilmeye çalışılan bu ideolojilerin öğretileri doğrultusunda, toplumda korkuya dayalı yaratılan kaotik ortamda meşrulaşma eğilimine girmiştir.


Bütün bu saptamalardan sonra, Ergenekon soruşturma ve dava sürecinin, aydınlatılmasına dair umut ışığı olacağına inandığım Uğur Mumcu suikastindeki bazı hassas noktalara işaret etmek istiyorum.


Üstelik, devletin, “namus borcu” olan bu suikasti, aradan bu kadar zaman geçmiş olmasına karşın aydınlatacak tecrübe, birikim ve iradeye sahip olduğuna inanarak. 


AŞIK: BİZİ HER ADIMDA SABOTE ETTİLER


Bu suikastin aydınlatılabilmesi, yöntemleri ve taşeron tetikçileri farklı da olsa; diğer faili meçhul suikast ve eylemlere de ışık tutacaktır ayrıca.


Çünkü Mumcu suikastini hazırlayan odakların taşıdığı mantalite, diğer tüm suikast ve terör eylemi adıyla failsiz bir şekilde rafa kaldırılan cinayet dosyalarıyla birebir aynıdır.


Devletin, bazı soruların yanıtlarını bulmadan, bazı gelişmelerin arka planına inmeden bu suikasti çözmesi de düşünülemez elbette


Dönemin İçişleri Bakanı’nın (İsmet Sezgin) basına yansıyan, “Uğur Mumcu, PKK ve APO ile ilgili bir takım çalışmalar yapıyordu (sanırım APO-MİT ilişkisi demek istiyor. Z.Ç), biz de kendisine her türlü yardımı yapıyorduk. Uğur Mumcu’nun çalışmalarını ve araştırmalarını içeren bilgisayar disketleri uzmanlar tarafından incelenmekte” şeklindeki açıklamasına rağmen cinayet soruşturma dosyasında böyle bir incelemenin yapılmadığı görülüyor.


Devlet, böylesine hassas bir konuda görülen iki farklı duruşun sebebini sorgulayacak iradeyi o gün sergilemediyse bugün sergileyebilmelidir.


Dönemin milletvekili Eyüp Aşık, “Yani biz bu işlerle uğraştık, uğraştık cinayeti bir iki sefer çözecek olduk; ama, işte ya Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı bu işle uğraşmayın dedi, ya bilmem emniyetteki adam bizim soruşturmaya çağırdığımız adamı kalktı Reha Muhtar’ın programına götürdü veya Reha Muhtar’a getirdi, bizi sabote etti, bilmem ne. Neticede anladık ki; devlet, devletin bazı adamları bu işin önünü kesiyor” şeklinde açıklamalarla, Meclis’teki komisyon çalışmalarının nasıl baltalanmak istediğini ifade ediyor.


 


ZANLIYI KORUMAK İÇİN TUTANAKLA OYNANDI 


Bu cinayeti çözmeyi namus borcu sayan Cumhurbaşkanları varken, neden bu “ön kesenler”in peşine düşülmemiştir?


Suikast soruşturması sırasında tanık olan Ayhan Aydın isimli vatandaşa sahip çıkmakta bile acze düşen ilgili kamu kurumları, bu şahsın beyanlarının, tahkikat evraklarındaki bazı tahrifatlarla yalanlamaya çalışıldığı iddialarını neden görmezden gelmiştir?


Bu tanığın merhum Uğur Mumcu’nun aracının altına bomba koyarken gördüğünü söylediği Mehmet Ali Şeker ve Ayhan Usta isimli şüphelilerin, İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından, üzerinde oynama yapılmış tutanaklarla suikast günü gözaltında olduğunun ispatlanmaya çalışılması, 26 Ocak 1993 yazılı gözaltı tutanağının tahrifatla 24 Ocak 1993 yapılmış olması ve bu tahrifatların görmezden gelinmesi böylesi bir soruşturmada şüphelileri aklama çabası olarak neden değerlendirilmemiştir?


Abdullah Çetin isimli paralı bir asker(Güneydoğu’da JİTEM operasyonlarında da görev aldığı iddia ediliyor) beyanlarında, Uğur Mumcu Suikasti’nden önce Avusturya vatandaşı Hansen Grillmayer’in Kanadalı Erich isimli bir şahısla Azerbaycan’daki eğitim kamplarına geldiğini ve iki C4 patlayıcı düzeneğinde kullanılan fünye yaptırdıklarını beyan ediyor.


Üstelik suikastte de 2 adet patlama tespit ediliyor.


Bu kişi, Türkiye’de de C4 patlayıcı fünye uzmanlarının da polis ve asker dahil bir elin parmağı kadar olduğunu belirtiyor.


Abdullah Çetin, C4 patlayıcıyla suikast düzenlemenin uzmanlık isteyen kısmının da o dönem fünyesi olduğunu dile getiriyor. Çetin anlatımlarında, patlayıcı yerleştirme ve amaca ulaşmada kullanılan teknikleri de sıralarken, Avusturyalı’ya yaptıkları fünyede ısıya dayanıklılığı dikkate aldıklarını vurguluyor.


Soruşturma dosyasındaysa bu yönde tek bir çalışmanın olmadığı görülüyor.


 


MİT VE ASKERİ İSTİHBARAT’IN BİLGİSİ


Uğur Mumcu suikastinin karanlık kalan yönlerinden biri de bu çerçevede yapılmış istihbari çalışmanın olup olmadığı.


O dönem MİT müsteşarlığı, bu yönde bir çalışmalarının olmadığını açıklıyor.


Oysa konu ile ilişkilendirilen bir itirafçı, kendisinin askeri ve Milli İstihbarat yetkilileri tarafından Uğur Mumcu Suikastiyle ilgili sorgulandığını, yine İslami Hareket Örgütü üyesi olduğu iddia edilen Ekrem Baytap 09 Mayıs 1997 tarihli ifadesinde; MİT ve Askeri İstihbaratın Mumcu olayıyla ilgilerinin olmadığını bildiğini, kendilerini bu hususda emniyetten ayrı olarak bu kurumların da sorguladığını itiraf ediyor.


MİT ise gelişmeler üzerine, müsteşar kanalıyla, bu sorgulamanın kontrespiyonaj (karşı casusluk) kapsamında gerçekleştiğini açıklıyor.


Bu çelişkiler giderilmediği sürece, devlet ne kadar iyi niyetli olursa olsun bu suikasti o gün olduğu gibi bu gün de çözebilecek iradeyi sergileyemez elbette.


Hatırlanacağı gibi, hala açığa çıkarılamayan Sabancı Suikasti katillerinden Mustafa Duyar ile ilgili yapılan sorgu içeriğinin açıklanması gerektiği ifade edildiğinde de MİT, sorgulamanın kontrespiyonaj kapsamında gerçekleştiğini açıklayarak tartışmaları noktalamak istemişti.


Mumcu suikasti sonrasında ortaya çıkan bir başka gerçek de itirafçılar konusudur.


O dönem TBMM’de bilgisine başvurulan itirafçılar, Emniyet Genel Müdürlüğü, MİT ve Jandarma Genel Komutanlığı birimlerince bazı operasyonlarda kullanıldıklarını, cezaevlerinde hükümlü olup cezasını çekmekteyken bile operasyonlara götürülerek cezaevlerinde var gösterildiklerini söylemişlerdi.


Bu bilgilerin bir bölümü itirafçılardan Murat Demir ve Murat İpek tarafından verilmişti.


 KOMİSYON KURULDUKTAN 10 GÜN SONRA SINIRDIŞI EDİLEN KİMDİ?


Ne gariptir ki; bu şahıslar, daha sonra Mumcu suikastiyle ilgili tanık Ayhan Aydın’ın beyanlarını boşa çıkarıcı evrak tahrifatıyla suçlanan İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alınmış, buradaki ifadeleriyle de, söylediklerini tamamen inkar etmişlerdi.


Mumcu soruşturması sırasında adı sık geçen Velit Hüseyin isimli Irak uyruklu itirafçının durumuysa tam bir arap saçıdır.


Bu şahıs, 1992 yılında cezaevinden tahliye olmasına rağmen sınırdışı edilmezken; TBMM Uğur Mumcu Suikasti Araştırma Komisyonu kurulduktan sadece 10 gün sonra ve suikastin yıldönümü olan 24 Ocak 1997 tarihinde, hala açıklanamayan bir sebeple sınırdışı edilmiştir.


Yukarıda sıralanan ve soruşturma dosyasında ilk göze çarpan bu belirsizliklerin aydınlatılması devletin namus borcudur.


Uğur Mumcu suikastinden, kimlerin nasıl bir çıkar sağladığı sanırım Ergenekon soruşturmasıyla beraber havada uçuşan belgelerden sabittir.


Ergenekona inanmayanlara çağrım, ona inanmasanız da onun yarattığı havadan, Uğur Mumcu ve diğer faili meçhul cinayetleri çözecek nefesi solumasıdır.


Bari bunu solumakta ön yargılı olmayın ve çok geç kalmayalım.


 


Zihni ÇAKIR / Cafesiyaset

MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler